O; CENGİZ GÜNDOĞDU’DUR…[*]

“Çağ atlatacak
bir iş yapmak için,
bir ağaç dikmek gerekir.”[1]


Seyrani’nin, “Ehl-i kemâl ile cefa çekmesi yeğdir/ câhil ile safa sürmeden,” dizelerini içtenlikle telaffuz eden biri olarak; O’nu tanımayı; O’nunla aynı kesitte yaşamayı önemli bulurum.
Hayır, O’nu övecek değilim; çünkü O övgüye ihtiyaç duymayacak kadar has biridir; insandır; ağaç dikenlerdendir.
“İnsan olmak (ve kalmak)” deyip geçmeyin; yaşa(tıl)dığımız çağın en zor işidir bu.
O’nun; “insan olmak (ve kalmak)” ısrarı,  her şeye katlanıp, göğüsleyen yaşama nedenidir. Çünkü O’nun yüreğinin aklı ve aklının, gözden yüreğe giden düşleriyle süslenmiş yolu vardır. Ayrıca da büyük düşlerinin, “olağan”ın mantık(sızlık)ıyla alışverişi yoktur.
Emma Goldman’ın, “Artık hayal kuramadığımızda ölürüz,” saptamasına büyük önem atfeden O’nun “Devrimci romantizm[i] için amaç geçmişe bir dönüş değil, geçmişe dönerek hayali bir geleceğe yönelmektir.”[2]
Büyük düşleriyle iddialı ve başkalarını küçük görmenin cehaletten geldiği bilinciyle mütevazıdır. O’nun alçakgönüllü cömertliğinin, çalışkanlığının sonu yoktur.
İncil’in, “Ekmeğini terine banıp yiyeceksin” önermesini, “İşleyen demir ışıldar,” diyen atasözünü anımsatan O, kendini yenileyen çalışkanlığıyla, daima, durmadan hep yeni baştan başlamak özelliğiyle betimlenir.
Yeri geldi hatırlatayım: O’nun yapıtlarına dair, “Okuyorum” denemez; olsa, olsa “Yeniden okuyorum” denilebilir…
O’nun yapıtlarını her okuyuşunuzda, daha önce okuduğumuz bir şeyi yeniden okuduğumuz duygusunu kaplar içinizi…
Her satırında, “Ateş olmayan yerden duman çıkmaz” diyen bir eleştirellikle, Francis Bacon’ın, “Kesinlikten yola çıkarsanız, kuşkuya varırsınız; ama kuşkuyla yola çıkarsanız, kesinliğe ulaşırsınız,” saptaması yatar.
“Sanatta Star Sistemi”nin kapsama alanı dışındaki yapıtları, devrimci duruşunun en katıksız özüyken; İkbal’in, “İnci deniz dibinde/ Çör çöp çıkmış sâhile,” dizeleriyle betimlenmesi mümkün olan “Gösteri Toplumu”nun orta yerinde O’nun gücü, taşı delen damlayan su misali, çok ısrarlı, tutku dolu sürekliliğindedir.
O’nu okumak, yalnızca neler söylediğini öğrenmek değildir. O’nunla birlikte yollara düşmek, O’nun eşliğinde yolculuğa çıkarak, yüzyılların en güzel, en isyancı insanlarıyla diyaloga benzer. Bilgeliği, zamana dayanıklı sabrının yoldaşıdır; Lev Tolstoy’un, “En güçlü iki savaşçı, sabır ve zamandır,” sözündeki üzere…
Karl Marx’ın, “Herkesten yeteneğine göre, herkese yeteneği kadar…” ülküleriyle mücehhez yeteneği, özgüveni ile yenilmez bir orduyu andırırken; “Hayvanların aksine insanlar yalnızca yaşamakla kalmaz, var olurlar; içinde konumlandıkları dünyadaki etkinliklerinin farkındadırlar, kendilerine koydukları hedeflere yönelik eylemde bulunurlar. Kararları kendi içlerindedir; dünya ve diğerleriyle ilişkilerinde yaratıcı varlıklarıyla, onda gerçekleştirdikleri değişim aracılığıyla dünyaya nüfuz ederler,”[3] gerçeğini anımsatanlardandır…
Yaşamın estetize edilmesinden fazlasında gözü olmayan bir yalınlıkla nefes alan O’nun için hayattan başka zenginlik yoktur. Etkinliği, estetik insanî eylemleri birleştirip, örgütleyerek, ortak bir ereğe yönlendirmede ifadesini bulurken elindeki tek “sermaye”si, erdem ve bilgeliktir. Hayata sevgisinin kanıtıysa, ondan eleştiriyi esirgememektir.
O, bana hep, “Ateş ateşi söndürmez,” atasözü ile W. Goethe’nin, “Güzellik doğru yolda yürütür,”[4] deyişini anımsatırken; alışılmış şeylerin coşku yaratmayacağının farkındalığıyla, alışkanlıkların zincirlerine kelepçelenmemiştir.
O’nu önemli kılan iradesidir. Henrik Ibsen’in, “İnsanın ilk görevi nedir? Bu sorunun yanıtı açık: Kendisi olmak,” yanıtındaki üzere…
O’nun akıl sarkacı, doğru ile yanlış; anlamlı ile anlamsız arasında gidip gelirken; cesaret ve cüretimiz geliştirir…
Öğretirken öğrenenlerdendir. Aklı, gönlünün ya da hırs ve önyargıların oyuncağı değildir.
Tepeden tırnağa, insanî değer ve ülkülerle silâhlanmıştır karakteriyle; doğru yerde doğru şeyi söyleyendir.
William Blake, “Aşırılık yolu bilgelik sarayına varır,” der ya; tam da öyle işte…
“Neden”, “Nasıl”, “Niçin” mi?
O’nu biçimlendiren çağımızdaki insan(lık) durumudur da ondan…
Hani; “Bu dünyadaki temel sorun nedir, biliyor musunuz? Ahmakların kendilerinden son derece emin, akıllıların ise sürekli kuşku içinde olmaları,” sözlerindeki üzere Bertrand Russell’ın…
O, insan(lar)a köprü(ler) kurar, üzerinden binlerce insanın geçtiği.
Ahlâkı, konuşmadan, yaşayandır; yapandır.
Hiç durmadan, öğrene öğrene/ öğrete öğrete “yaşlanan” O; yapandır, yıllarını hareketle, yapmakla doldurmuştur.
“Ya olduğun gibi görün, ya da göründüğün gibi ol,” kesinliğinden malûl yaşamı, serüven dolu, vicdani bir yolculuktur.
Nihayet O; Aristoteles’in, “Felsefe kişilerin yaşamı merak etmesinden doğar. Yaşamı en çok merak eden çocuklardır…”
Epiktetos’un, “Felsefenin ilk işi nedir? Kendini beğenmişliği bir yana bırakmak. Çünkü hiç kimse bildiği bir şeyi öğrenmekle başlayamaz…”
Blaise Pascal’ın, “Felsefeyle alay etmek, felsefe yapmanın daniskasıdır…”
Alain Badiou’nun, “Zaten felsefenin meselesi düşünmeyi düşünmektir…”[5]
Albert Camus’nün, “Yaşamın yaşamaya değer olup olmadığına karar vermek, felsefenin temel sorusunu yanıtlamak demektir…”
Ludwig Wittgenstein’ın, “Felsefenin amacı nedir? Şişeye düşen sineğe çıkış yolunu göstermektir…” saptamalarını anımsatan iyi bir felsefecidir…
Özetin özeti Epiktetos’un, “Kimseyi övmeyen, kimseyi kötülemeyen, kimseden yakınmayan, kimseyi suçlamayan olgun insandır,” diye tarif ettiğidir O…
İnsan(lık)ın mahkûm edildiği “çaresizlik” karşısında Nâzım Hikmet’in, “Dünyada kiracı gibi değil,/ yazlığına gelmiş gibi de değil,/ yaşa dünyada babanın evi gibi…/ Tohuma, toprağa, denize inan,/ insana hepsinden önce./ Bulutu, makineyi kitabı sev,/ insanı hepsinden önce,” dizelerini yüksek sesle telaffuz eden cürettir O…
Tanıdınız değil mi? O, Cengiz Gündoğdu’dur…


11 Nisan 2014 08:41:50, Ankara.


N O T L AR
[*] İnsancıl: Kuşatmaya Karşı 25 Yıl, Hazırlayanlar: Özden Özütemiz-Gülay Yeşilipek-Hüray Kılıç-B. Sadık Albayrak-Deniz Demirdöğen-Nurşen Aydoğan-Mustafa Tabak-Neriman Çelik-Mehmet Karakelle, İnsancıl Yay., 2014… içinde yayınlandı.
[1] Caecilius Statius.
[2] Michael Löwy, Walter Benjamin: Yangın Alarmı, Çev: U. Uraz Aydın, Versus Yay., s.7.
[3] Paulo Freire, Ezilenleri Pedagojisi, çev: Dilek Hattatoğlu, 9. baskı, Ayrıntı Yay., 2013, s.76.
[4] W. Goethe, Goethe Der ki, çev: Gürsel Aytaç, Kültür ve Turizm Bakanlığı Yay.: 534, 2. baskı, 1986, s.294.
[5] Alain Badiou, Başka Bir Estetik, Çev: Aziz Ufuk Kılıç, Metis Yay., İst., 2010, s.30.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s