ŞİİRİN ŞAİRLERİ, ŞAİRLERİN ŞİİRİ[*]

“Biz bu kitapları ne zaman okuduk ve niçin
her satırını çizip notlar düştük kıyılarına”[1]


“Herkes gider, şiir kalır,” der İbrahim Tenekeci.
Doğrudur; öyledir…
Şiirin tarihi şaire doğru akarken; “Şiir kelime kaynar. Bir kazandır, dumanlar tüter içinden,” der Ahmet İnam…
İnsan ruhunun ve yaşamın derinliklerine nüfuz eden şiir ölmez, öldürülemez; çünkü ölümsüzdür…
Hayır; ‘Buz’[2] başlıklı yapıtı ile ‘2011 Turgut Uyar Şiir Ödülü’ne değer görülen Osman Özçakar’ın, “Şiir biraz da sözcüklerle manipülasyon yapma işidir,” tespitine katılmak mümkün değil.
Leonardo da Vinci’nin, “Şair, görünür şeyleri betimlemekte ressamla boy ölçüşemez; ama görünmez şeyleri betimlemekte de müzisyenle aşık atamaz”; Plutarkhos’un, “Simonides, resmin suskun şiir olduğunu söyler, şiirin de konuşan resim” diye betimledikleri “Şiir ne işe yarar sorusuna afili yanıtlar arar dururuz ya çoğu zaman. Bu gereksiz. Bir şiir gelir bir gün, evet, buydu ve ben bunu unutmuşum, dedirtir. Şiir iyileştiricidir ve iyiliktir; ışıktır, ışığa doğrudur. Ölümün değil, hayatın istikametindedir çünkü…”[3]
Baudelarie’e, “Her zaman şâir ol, düzyazıda bile”; Bedri Rahmi Eyuboğlu’na, “Şairim zifirî karanlıkta gelse şiirin hası ayak seslerinden tanırım. Ne zaman bir köy türküsü duysam şairliğimden utanırım,” dedirten şiirin anlamı yaşamdır; sonsuz devinimidir.
* * * * *
Bunun böyle olduğunu “Düşünüyorum da biz,/ büyüyerek çocukluk etmişiz…”
“Ve oturuldu bir takım şeyler söylendi./ İmla kurallarıyla mutsuzluk üstüne…”
“Herkes bıraksın/ senin için ölürüm laflarını./ Önce kendiniz için yaşamayı öğrenin,/ sonra başkası için ölürsünüz,” dizeleriyle Turgut Uyar’da bulursunuz…
Onun; “Kendi kuyusundan çektiği serin suların lezzetindedir umudu. Rağmen umudu, kimselerin vermediği, hep kendinin bulduğu.
“Şimdi biz sımsıkı bir dönemdeyiz/ doğrusu haketmiştik bunu denebilir/ ama hiçkimse inciri durduramaz/ o her zaman büyür ve tadla yenir/ ve örneğin kara kuru bir adam/ göklere bakabilir durmadan/ keza bir akasya göklere doğru büyür/ gece gündüz ayırmadan/ örneğin yaşınız kaç der birisi/ yani kaç yaşındasınız demek ister/ siz göğe bakarsınız o kadar// birisi bir camı açar ve haykırır/ sen de varsın ey hayat/ tıpkı ölüm gibi,” derken acının ortasında bize güç verir.”[4]
Söz elden güç hayata, aşka mündemiçtir…
* * * * *
Tam bunlardan söz ederken Cemal Süreya dikilir karşınıza…
Hani “Yalnızlık bir ovanın/ düz oluşu gibi birşey…”
“Cevap veriyorum/ ‘Zamanla herşey geçer’ diyen akıllılara;/ ‘Geçen tek şey zamandır’ anlayan,/ anlatsın anlamayanlara…”
“Hep kazanırsın ey çözümsüzlük!”
“Mutluluk nasıl dayanıksız!”
“Kim istemez mutlu olmayı/ ama mutsuzluğa var mısın?”
“Gözleri göz değil, gözistan.”
“Şimdi sen kalkıp gidiyorsun. Git/ Gözlerin durur mu onlar da gidiyorlar. Gitsinler./ Oysa ben senin gözlerinsiz edemem bilirsin.”
“Güzelsin sevgilim,/ Ama çok yakından!”
“Biliyorsun, ben hangi şehirdeysem/ yalnızlığın başkenti orası,” dizeleriyle Cemal Süreya…
“Sevmek, ne uzun kelime” dizelerinin Cemal Süreya’sı bir Kürt Alevidir…
1931’de Erzincan’da doğan 185 çocuktan biridir. Bir doğum günü yoktur, ama sonradan kendisine bol bol seçer. Kimi gün 10 Ağustos der, kimileyin biriyle birlikte kutlamak amacıyla 4 Mart’ı seçer.
Annesi Alevi bir Zaza kızıdır: Gülbeyaz. Babası yakışıklı bir adam: Hüseyin… Yüzünü hiçbir zaman anımsayamayacağı annesini altı yaşında kaybeder. Edebiyat ile ilgilenmesinin bir nedeni de annesidir; çünkü “Kerem ile Aslı”yı ezbere okur. Babası ile tuhaf bir ilişkisi vardır. Hiçbir zaman dayak yemediği babası bir trafik kazasında feci şekilde ölmüştür. Dört yaşında kardeşi Kemal’in öldüğünü öğrenecektir.
İlkokulda adından, soyadından, okulundan, mahallesinin ve sokağının adından utanır. İlkokula da hastalığı nedeniyle bir yıl geç başlar, ama okuyup yazmayı biliyordur, hatta amcası beş sıfırlı rakamlarla matematiği dahi öğretmiştir.
Yıl 1938. Dersim Katliamı sonrasında Bir Kürt aile, kendileri gibi kılıç artığı birçok aile gibi bir tren vagonunda Bilecik’e sürgün gidiyor. Çocuklardan birinin adı Cemal Süreya… Yaş yedi.
Yıllar sonra kendisi anlatır o yolculuğu; “Günlerce yolculuktan sonra bizi bir köye attılar. Tarih öncesi köpekler havlıyordu. Aklımdan hiç çıkmaz o yolculuk, o havlamalar, polisler. Duyarlığım biraz da o çocukluk izlenimleriyle besleniyor belki.”
‘Ben bir yük vagonunda açtım gözlerimi’ dizesi, gözlerini bir sürgüne açmasını da içeriyordu. Bu yolculuktan başlayarak çocukluğu travmalarla geçti.
“Hangi taraftan esse rüzgâr/ Zonklatır, sonra ortaya çıkarır/ Kayalara sıkışmış bir tarihi,/ Bir isyanı, bir dostluğu, bir yenilgiyi.”
Sürgün yerleri yetmiş yıl zorunlu ikamet olarak Bilecik şehridir. Aile kendilerine verilen tek odalı eve yerleşir. Babası onu, zorunlu ikamet yerinden ayrılması yasak olmasına rağmen, okuması için İstanbul’daki akrabalarının yanına gönderir. Herhangi bir tepki gelmeyince aile de İstanbul’a taşınır. Ancak bu uzun sürmez, bir gece evi polis basar. Suç, zorunlu ikamet yerini izinsiz terk etmektir. Bütün aile Sansaryan Han’da sabahlar.
Şairin kendisi anlatıyor; “O sıra küçük kız kardeşim daha beş yaşında, büyük annem ise en az altmış beş. Kafese konmuş, saçı sakalı uzun dev gibi bir adam anımsıyorum. Tahta sıranın üzerinde uyumuştuk. Ertesi gün jandarma refakatinde sürgün yurdumuz olan Bilecik’e posta edildik. Ben kaç yaşındayım? On birin içinde. Utanıyordum sürgünlüğümden. Hep gizledim.”[5]
Çocukken öperek uyutan bir anneden yoksun kaldı. Sürgünlüğünün altıncı ayında annesini daha sonra da babasını kaybediyor; “Annem çok küçükken öldü. Beni öp, sonra doğur beni” dizeleri, yüreğindeki anne özleminin dışavurumudur bir bakıma.
1988’de yaptığı bir söyleşide bunu şöyle açıklamakta; “Anılarımın kökeninde yer etmiş. Küçükken, altı yedi yaşımda doğduğum yerlerden, evimizden, bahçemizden kopartılmıştım. Ardından aileme felaketler gelmişti. Annem ölmüş babam yoksul düşmüştü. Bunlar yer etmiş bende, bir yerde sanatçı duyarlılığını etkilemiş demek. Silinmezler.”
Hem doğulu hem batılıydı…
Üç anayasa arasında büyüse de onun için “şiir anayasaya aykırı”ydı. Düzyazılar yazsa da başat olan şiirdi onun için;
“Jandarma daima nesirde kalacaktır/ Eşkıyalar silahlarını çapraz astıkça türkülerine/ Ve bu dağlar böyle eşkıya güzelliği taşıdıkça”
İlk dergisini bir arkadaşı ile ilkokulda çıkarır ve bir kuruşa kızlara satarlar. Lise yıllarında aruz vezniyle şiirler yazar, kendi kendine eski yazıyı öğrenir. İlk şiiri “Şarkısı Beyaz” adıyla, 8 Ocak 1953’te Mülkiye dergisinde çıkar.
Belleğine çok güvenmektedir. Bu nedenle telefon numaralarını bile deftere yazmaz, belleğinde tutar. Bir arkadaşı ile iddiaya girecek ve kaybedince adından bir harfi atacaktır.
26 yılda 28 ev değiştirmiştir. Kitaplara ve çiçeklere sadıktır. Çiçekler susuz kalmasın diye uzun süre evden uzak kalamaz. Evlenince mutluluğun bittiğine inanmaktadır. Kendisine sorarsanız birkaç kez evlenmiştir, oysa onu tanıyanlar yetmiş kez evlendiğini sanır.
Utangaç bir adamdır, hem de son derece. Bir dükkâna girip bir şeyin fiyatını soramaz, sorunca da almak zorunda kalır. Satıcı kızacak diye bir şeyin yarım kilosunu da almaz.
Asıl adı Cemalettin Seber idi, Cemal Süreya diye bilindi. Zor zamanlarda Bazil Nikitin’in ‘Kürtler’ adlı kitabını Türkçeye çevirdi. O dönemin koşullarında biraz çekindiği için olsa gerek, kitaba sadece ad ve soyadının baş harflerini yazdı. Yazdıkça açıldı yaraları, zaten yazdığı şiir, yaralı (ve yararlı) bir şiirdi… Bulunduğu yere şiirinin hakkıyla geldi. Şiire aşkla bağlıydı:
“Yıkıcı bir aşk bu,/ Yıkıyor milletin ortasına/ Tutku yükünü.
Bölücü bir aşk,/ Ekmeği suyu bölüyor/ Günde üç öğün…”
1990 yılının ocak ayında, böyle bir kış gününde “Üstü kalsın” diyerek ayrıldı bu dünyadan. Şiiri kaldı.
Gerçekten de ‘Kehanet 1985’ başlıklı şiirinde şöyle diyecektir: “Lokman şair senin hayatın/ Yedi kırlangıcın hayatı kadar/ Altısını ardı ardına yaşadın/ Bir kırlangıcın daha var.” Ve Cemal Süreya “kehanet”ini tutturamasa da ölüm vaktini bilecektir, “Tanrım, üstü kalsın” diyerek…
Engin Turgut için “Cemal Süreya tek başına büyük bir şiir uygarlığıdır. Kimi zaman dertleri ve defterleri arasında sıkışıp kalmışsa da papirüsün sıcaklığı, üvercinkanın rüzgârıyla uçurumda açan bir çiçek gibi hayata ve aşka gülümsemesini bilmiş, iştahlı bir yağmur ve bir güneş sağanağıdır…”
Haydar Ergülen’e göreyse, “Türkçenin büyük şairlerindendi…”
Doğan Hızlan’ın tespitiyle de, “Siyasal kimliğini, etnik konumunu şiirinin içine yedirdi, düzyazılarında bu çizgi daha belirgin, daha keskindi… O; İkinci Yeni’de Garip Hareketi’nin yaptığını tek başına yapan isimdi!”
Nihayet Sennur Sezer’in deyişiyle, “Nedense Onu daha çok aşk şairi olarak anımsarlar. Aşk şiirinin arkasında bütün bir coğrafya, Anadolu’nun çaresizliği, ahlâk anlayışının ikiyüzlülüğü irdelenir. Buna dikkat etmeyen okur, iyi bir okur değildir elbet…”
* * * * *
Benzer acılarla aşkı ve hayatı savunmuş bir diğer Kürt ozan Arjen Arî de “Demirci Kawa’nın sesini günümüzün Kawaları ile buluşturmuştu: ‘Hayatımıza girdi, oldu davamız/ bizimle ölümsüz Kawalarımız/ onlar Seîd, Rizo ve Bedir-Xan/ onlar Qadi, Mahmûd ve Barzan/ bizlerle yaşayan…’ (…)
Arjen Arî, klasik Kürt şiirinin birikimini ve formlarını reddetmeden modern Kürt şiirinin güçlü bir sesi olabilmeyi başarmıştır. O yüzden onun şiiri sadece Kuzey’in değil bütün Kürdistan coğrafyasının şiiridir. Geçmişin birikimiyle, kendine özgü söyleyiş ve imgeleriyle sınırları aşmış bir şairdir.”[6]
Çağdaş Kürdistan edebiyatının seçkin şairlerindendi Arjen Arî.
Tedavi gördüğü akciğer kanserinden kurtulamadı.
Ölümünden kısa bir süre önce Kürtçe kaleme aldığı birkaç paragrafın başlangıcının Türkçesi şöyleydi:
“Her yazar, Gılgamış Destanı’ndaki gibi ölümsüzlük iksirinin peşine düşmez…”
1956’da Nusaybin’in Çele köyünde doğan Arjen Arî, 12 Eylül döneminde İsveç’te yaşamak zorunda kalmıştı.
1992’de yani Musa Anter’in katledildiği yıl ona da silahla saldırılmış ve ölümle pençeleşen şair, kurşunlara yenilmemişti.
Ne var ki, 20 yıl sonra, ilerlemiş kanseri fark edildiğinde iş işten geçmişti.
Ondan geriye, “Ve sor kendine kimdir bu yurdun sahibi?” diye haykıran dizeler ile sadece gerillayı değil, savaşa gönderilen askeri de düşünen enternasyonalist duyarlılığı kalmıştır.
Örneğin ‘General’ başlıklı dizelerinde şöyle seslenir bir askerin ağzından: “Senin iki gözün var generalim/ ben onları ve iki elimi kaybettim/ sen beni gönderdin ve bana demedin/ bu gittiğin savaş gözleri de yer/ bana gözlerimi ver generalim…”
Arjen Arî için oğlu Behra Arî’nin ifadesiyle, “Babam bir şair değil de, şiirin kendisi”ydi… “Modern Kürt edebiyatında kendine özgü imgeleri olan ender şairlerden biriydi” O; A. Hicri İzgören’in deyişiyle de…
Arkadaşı, dostu şair Berken Bereh, onun şiirini değerlendirirken; Arjen Arî’nin sesi ve üslubu, ilk kitabı ‘Ramûsanminveşartin li Geliyekî’den son şiir kitabı ‘Şêrgele’ye kadar hemen hemen hiç değişmez. O söyleyişte coğrafyasının bütün özellikleri yerini bulmuş ve harmanlanmıştır; içten, gür, yalın ve en üst perdeden. Şiirini oluşturan kelimeler bir devimcinin sözlüğü gibi yoğun, anlamlı ve direkt yüreğe seslenenlerden oluşur. Bu da Arjen Arî’nin kendine has ve halkının folklorik öğelerine olan bağlılığını dile getirir,” diyordu.[7]
Aslı sorulursa “üç damarın kusursuz bileşkesi”ydi O…
“Bir kolu klasik Kürt şiirinin kurucuları ve en önemli temsilcileri Baba Tahirê Uryan, Elî Herirî, Melaya Cizirî, Ehmedê Xanê, bir kolu dengbej geleneğinin efsanevi ustaları Evdalê Zeynikê’den Qarapetê Xaço’ya, bir kolu da Qedrican, Cegerxwîn, Osman Sebrî ve Tîrêj gibi modern Kürt şiirinin temellerini atan Hawar kuşağının birleştiği bir nehirdir Arjen Arî. Birbirinden beslenen bu üç damarın kusursuz bir bileşkesidir Mamoste Arjen. O hem Modern Kürt şiirinin en önemli temsilcilerindendir, hem de klasik Kürt şiiri ile modern Kürt şiiri arasında bir köprüdür. Tek bir yapay sözcük, tek bir gereksiz sözcük yoktur şiirinde. O şiirde, bilmediğiniz bir sözcük eğer sözlüklerde yoksa bilin ki o sözlük eksiktir. Kürtçe sözcükler -hani o bir zamanlar şehirde konuşulduğunda para cezası kesilen köylü sözcükler-, sesler ahenk içinde rakseder O’nun şiirinde.”[8]
“Açılacak rengarenk/ Gülümseyen bir güneşin ardından, gökkuşağı/ Bahar yüzlü bi sabahtır umudum/ Işık gülüşlü, kırmızı perçemli gündüz/ Ha doğdu ha doğacak!” derken; hayata ve doğaya ne kadar tutkunsa, “Ateş düşmüş köküne/ etrafında dönüyor/ ne yapmıştı/ günahı neydi bu palamut ağacının/ o da benim gibi savaş istemiyordu/ çocuklar/ çiçekler/ yeni yetme kızlar/ ardımdan boynu bükük kaldılar/ ve gözü yolda// savaş aldı en güzel hayallerimizi” dizelerindeki insanî haykırışındaki üzere sanatçı duyarlılığını dizelerine olanca zenginliğiyle yansıtan Arjen Ari’den bize kalan yapıtlar şunlardır: i) Min Vesartin li Geliyekî, Şiirler, Avesta Yay., (2000.); ii) Ev çiya rûspî ne, Siirler, (2002.); iii) Destana Kawa, Roman, Elma Yay., (2003.); iv) Eroûtîka, Şiirler, Lis Yay., (2006.); v) Bakûrê Helbestê/ Antolojiya Helbesta Bakûr (Kuzey Kürdistan Şiirleri Antolojisi) Duhok Yay., (2008.); vi) Sêrgele, Şiirler, Avesta, (2008.); vii) Çil Çarîn, Wesanên Enstîtuya Kurdî ya Amedê, Şiirler, (2009.)
Ve de “bir söz ustasını, bir dil emekçisini, bir mısra dizgecisi” diye anılan, geçenlerde yitirdiğimiz Şêrko Bêkes, Türkçe anlamıyla “Kimsesiz Dağ Aslanı”…
Yusuf Erdem’in deyişiyle, “O, zalimlere başkaldıran mazlum ve acılı bir halkın en yiğit, en duyarlı ve en yetenekli oğullarından biri, Kürt halkının en soylu özlem ve düşlerinin yoğunlaşmış ifadesiydi. Peşmerge olarak Saddam’a karşı savaştığı günlerinde şöyle yazıyordu: Bu gece burada/ dağ şairdir/ ova kâğıt/ silah kalem/ ırmak virgül/ Ve taş da noktadır/ Ben de Ünlem’im…”
Vasiyeti, “Beni Azadî Parkı’na Şehit Anıtı’nın yanına gömün” olan O “ünlem”, hep yerli yerinde duruyor, yaşıyor…
“Eğer benim şiirimden/ Gülü çıkarırlarsa/ Yılımın bir mevsimi ölür,/ Eğer şiirimden sevgiyi çıkarırlarsa/ İki mevsimim ölür,/ Eğer Ekmeği çıkarırlarsa/ Üç mevsimim ölür,/ Eğer Özgürlüğü çıkarırlarsa/ Bütün yılım ölür, bende ölürüm,” diye haykıran Şêrko Bêkes’in dizeleri “Kürdistan’ın ortak kimliği”ydi…[9]
* * * * *
“Söylenemiyor çok şey/ susmadan…”
“Bilir misin, bilir misin sen/ Korkmasını, korkuyu, korktuğunu,/ Söyleyebilir misin korkmadan./ Kavgadan, aşktan, umuttan,/ Dönüp susabilir misin sen./ Sen, hayvanların en güç’lüsü insan!”
“Her korkan kaçmaz./ Ama her kaçan, korkaktır…”
“Rüzgâr yelkensiz de olsa/ yine rüzgârdır./ Ama rüzgârsız yelken/ bir bez parçasıdır…”
“… ‘Sana gitme demeyeceğim./ Gene de sen bilirsin./ Yalanlar istiyorsan yalanlar söyleyeyim,/ İncinirsin…”
“Ve bazen hayattır sevmek;/ Birini çok uzaktayken bile, yüreğinde taşıyabilmek…”
“Yalnızlık paylaşılmaz/ paylaşılsa yalnızlık olmaz…” gibi seslerin raksettiği dizeleriyle belleklerimize kazınan Özdemir Asaf, “Ölüm; ben onu çiçeklerle giderken gördüm./ Ölüm; ben onu yaşamları bilerken gördüm./ Obur doymazlıkların obur açlıklarında,/ Ölüm; ben onu, varlıkları silerken gördüm./ Ama bir de yokluğun ve yüreğin önünde;/ Ölüm; ben seni utanç içinde titrerken gördüm,” diyerek 28 Ocak 1981’de aramızdan ayrılmıştı.
“Özdemir Asaf; sevdanın, özlemin ve ayrılığın şairi”di.[10]
Kızı Seda Arun naklettiğine göre, “R’leri ‘ğ’ olarak söyleyen babamın bir gün matbaadan çıkıp Karaköy’e gitmek için bindiği taksinin şoförü sorar: ‘Neğeye biğadeğ?’ Babam utancından ‘Kağaköy’ diyemez, ‘Eminönü’ der. İner. Karaköy’e kadar yürür. Can Yücel de babamın cenazesinden dönüşte bir şiir yazar: ‘Anlaşıldı bu/ R’lerin intikamı/ Onlar yuttu Özdemir Asaf’ı’…”
Özetin özeti Onun hakkında; Memet Fuat, şiirlerinin “bütün akımların dışında” olduğunu vurguluyor, şiiri “düşüncelerin, duyguların yoğunlaştırılmasında” aradığını söylüyordu.
Behçet Necatigil’e göre “şairdeki ‘ikinci kişi’ problemini, ikinci kişi ile kendi arasındaki bağıntıları çeşitli yönlerden derinleştir”miş, “davranışları soyutlaştırarak bir düşünce planına yükselt”mişti…[11]
* * * * *
Nihayet “Yaşanır yalnız bu aylak güzlerde/ Gelecekten geçmişe doğru…”
“Ah, okumaya başlamadan önce/ Çiçeklere su vermek lazımdır…”
“Ve yukarda,/ Uzak bir göğün altındaydı deniz./ Bulutlar, martılar ve deniz…”
“Paris’te eski bir evde oturdum,/ Bilmem mi, yalnızken bir tuhaf olurum,/ Çileği kokulu İstanbul’da doğmuşum,/ Sardalyanın pulları yapışmış elime…”
“Hayvanlar konuşmadıkları için/ Kimbilir ne güzel düşünürler,/ Tıpkı ellerimiz gibi,” dizeleriyle Melih Cevdet Anday…
O; Ayşegül Yüksel’in deyişiyle, “… “Zaman” konusuna kafasını ve yüreğini adamış bir düşün ve yazın insanıdır. “Zaman” ve “ölümsüzlük” olgusuna verdiği şiir emeği kitaplar boyunca incelense yeridir.”
Kolay mı?
Melih Cevdet’in kültürel altyapısının temelini eskiçağ dünyası oluşturuyordu. Yunan, Mısır, Sümer uygarlıklarını yakından tanıyor, bir konuya ya da tartışmaya gireceği zaman söze buradan başlıyordu…
Hazır düşünceleri yoktu. Her konuda sorular sorup yanıtlar aramayı severdi. Bu yöntemi yalnız yazarken değil, günlük hayatında da uygular; bulunduğu ortamlarda o sırada kafasında taşıdığı soruları ortaya atar, hep tartışmak isterdi. Anlamanın, bilinmeyeni sezmenin, değerlendirmenin yani düşünmenin simgesiydi. Hep soruları vardı ama hiç hazır yanıtları yoktu…
Ömrünce şiir yazmış, şiir düşünmüştü…
“Garip’le başlayarak, Melih Cevdet’in şiirinde birkaç dönem geçip gitmiş. Bazı dönemlerini yadırgayanlar çıkmış. Aklın, sadece aklın yordamıyla yetinmesini yadırgayanlar. Mitologyadan zaman zaman çokça esinlenmesini de…”[12]
Mıhçıhaliloğlu Yılmaz Mızrak’ın ifadesiyle, “Garip’ şiirinin şairi olarak ünlenen ama benim için büyük bir ‘filozof şair’, usta romancı, oyun yazarı, bilge bir ‘deneme’ci olan” Onu, “Evrensel ve hümanist” diye betimler Ferit Edgü…
“Ağaç, gökyüzü onun için bir sonsuzluk simgesiydi. Bütün şiirlerinde, bütün yazı hayatında bu sonsuzluğu aradı ve buldu.”
Nasıl mı?
Gılgamış’ın ağzından şöyle diyor Anday: “Ölümsüzlüğü aramışım, laf, nasıl yaşardım/ aramasam; o ölümsüz denen yaşıyor mu sanki”… Ozan, müthiş bir tersinlemeyle, “yaşama” eylemini “ölümsüzlük” olgusundan daha değerli kılıyordu.
Kolay mı? Pablo Neruda, “Nâzım Hikmet’ten sonra çok büyük bir Türk şairi daha buldum. Bütün gece gözüme uyku girmedi” demişti Anday’ı ilk okuduğunda…


20 Ağustos 2013 18:25:22, Çeşme Köyü.


N O T L A R
[*] Güney Dergisi, No:66, Ekim-Kasım-Aralık 2013…
[1] Ahmet Telli
[2] Osman Özçakar, Buz, Bencekitap, 2011.
[3] Asuman Susam, “Şiir Bize ‘Şifa’dır”, Radikal Kitap, Yıl:12, No:664, 10 Mayıs 2013, s.13.
[4] Karin Karakaşlı, “Doğmaz Ölmez Bir Şair”, Radikal İki, 11 Ağustos 2013, s.8.
[5] Cemal Süreya, Günler, YKY Yay., 2002, s.300.
[6] Yusuf Karataş, “Ölümler Ülkesinin Ölümsüz Sesi Arjen Arî”, Evrensel Pazar, 4 Kasım 2012, s.15.
[7] A. Hicri İzgören, “Kürt Şiirinde Bir Çınar Devrildi”, Gündem, 1 Kasım 2012, s.15.
[8] Mehmet Aslanoğlu, “Bir Serhildan Günü Kaybettik Büyük Şairimizi”, Evrensel, 1 Kasım 2012, s.6.
[9] “Bêkes Kürdistan’ın Ortak Kimliği”, Gündem, 13 Ağustos 2013, s.15.
[10] Ali Deniz Uslu, “Arkadaşlarımın Babalarına Hiç Benzemiyordu”, Cumhuriyet Pazar, No:1401, 27 Ocak 2013, s.1-3.
[11] Sennur Sezer, “Özdemir Asaf’a Mektup”, Evrensel, 19 Temmuz 2012, s.10.
[12] Selim İleri, “… ‘Romancı’ Melih Cevdet Anday”, Radikal Kitap, Yıl:10, No:544, 19 Ağustos 2011, s.23.

Reklamlar

ŞİİRİN ŞAİRLERİ, ŞAİRLERİN ŞİİRİ[*]” üzerine 4 yorum

  1. Merhaba, yazılarınızı sürekli takip eden birisiyim. Bağcılar yerelinde çıkacak 'Özgür Bağcılar' gazetesinde yazılarınızı değerlendirmek isterim eğer izniniz olursa. 3 bin adet basılacak ve reklam gelirli olduğu için ücretsiz dağıtılacak. sizden yanıt bekliyorum.. saygılar

  2. SEVGİLİ DOST(LAR)

    ÖNERİN BENİ SEVİNDİRDİ. TEŞEKKÜR EDERİM.

    ELBETTE İSTEDİĞİN YAZIYI, OLDUĞU GİBİ, 'ÖZGÜR BAĞCILAR'DA BASABİLİRSİN.

    BUNUN İÇİN BANA BİR E-POSTA ADRESİ YOLLARSAN, YAZILARIMI SANA DA BENİM GRUBUM ÜZERİNDEN YOLLAYABİLİRİM.

    ANCAK SENDEN BİR RİCAM OLACAK. YAZILARIMIN ÇIKTIĞI 'ÖZGÜR BAĞCILAR'DAN BİR ADET ARŞİVİM İÇİN BANA GÖNDERMENİ RİCA EDİYORUM.

    ADRES ŞU (bizim ev adresine yollanan postalar elimize ulaşmadığı için):

    ÜTOPYA YAYINEVİ
    ATAÇ 1. SOK. No:33/15
    YENİŞEHİR – ANKARA

    Bu arada benim e-postam: demirertemel@gmail.com

    YANITINIZI BEKLİYORUM

    DOSTLUKLA

    temel demirer

  3. Teşekkür ederim…
    Tabi ki her sayıyı mutlaka yollayacağım size; gazete 20 Kasım'da çıkacak, çıkar çıkmaz yollarım…
    Kaleminize sağlık, sağ olun var olun…

Bir Yanıt Bırakın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s