ŞAİBELİ “YARGI PAKETLERİ”NDEN FAYDALANMAK İSTEMİYORUM![*]


“Her kim hukuk amacına
ulaşmayı hedefliyorsa
hukukla yol almak zorundadır.”[1]
28 Mayıs 2009 tarihinde Malatya III. Ağır Ceza Mahkemesi (Cmk. 250. Maddesi ile Görevli) tarafından hakkımda verilen “mahkûmiyet hükmü”nde, Sanığın sabit olan suç ve suçluyu övme suçundan eylemine uyan 5237 S.TCY.nin 215. maddesince suçun işleniş biçimi, kastının yoğunluğu, suç işlenmesindeki ısrarlı davranışları, suçun işlendiği yer ve zaman unsurları birlikte nazara alınarak takdiren teşdiden 6 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına,”ibaresi kayıtlıydı…
Suçu ve suçluyu övdüğü”mden söz ediliyordu…
Daha sonra Yargıtay IX. Ceza Dairesi tarafından “Sanığa yüklenen suçun tarihi, işlenme yöntemi ve temel şekli itibariyle gerektirdiği cezaların süresine göre; hükümden sonra 05,07.2012 tarihli Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 6352 sayılı Kanunun geçici 1. maddesi kapsamında kaldığı ve anılan maddenin birinci fıkrasının ‘b’ bendinde yer alan ‘kovuşturma evresinde, kovuşturmanın ertelenmesine karar verilir’ şeklindeki düzenleme karşısında; hükmün sair yönleri incelenmeksizin öncelikle bu sebepten dolayı BOZULMASINA, dosyanın aynı Kanunun geçici 2. maddesinin birinci fıkrası uyarınca hükmü veren mahkemeye gönderilmesine, 24.01.2013 tarihinde oybirliğiyle karar verildi,” ifadesiyle karar kurumunuza rücu etti…
Mahkemenizde yaşadıklarım (ve savunmalarım) ‘Hak(sızlık), Hukuk(suzluk) mu? ‘Suçumuz İnsan Olmak’!..’[2] başlıklı, 365 sayfalık bir kitaba dönüşmüşken; şimdi bir kez daha huzurunuzdayım…
NE OLDU YA DA NEREDEN?
VII. Munzur Kültür ve Doğa Festivali’nin üçüncü gününde (11 Ağustos 2007) Belediye Konferans Salonundaki “Türkiye’nin Geleceği, Siyasal Krizler ve Demokrasi” başlıklı panelde yaptığım konuşmadan hareketle, terör örgütünün propagandasını yapmak suçlaması”yla hakkımda açılan davadan ötürü (Dosya No: 2008/86 Esas) Malatya III. Ağır Ceza Mahkemesi Başkanlığı’na 7 Mayıs 2008 tarihinde “Gökyüzünden Başka Sınır Yok” vurgusuyla yaptığım önsavunmamda, bana yöneltilen “suçlamalar”a ilişkin olarak:
“Üç sayfalık ve altında 190132 ve 220325 nolu imzaların bulunduğu ‘Kaset Çözüm Tutanağı’nda tam 74 KEZ (ANLAŞILAMADI) kaydı var…
Bu kadar ANLAŞILAMAYAN bir metinden ‘terör örgütünün propagandasını yaptığım’ nasıl çıkarıldı?” diye sorup eklemiştim:
“Cumhuriyet Savcısı Ömer Tetik’in (37168), sürrealist bir öznellikle kaleme aldığı ‘iddianame’yi alıntılayıp, beni ‘suçladı’ğı bölümlerde de 9 ADET (ANLAŞILAMADI) ibaresi var!”
Mesnetsiz “iddialar” konusunda avukatım Şiar Rişvanoğlu da, 7 Mayıs 2008 tarihli savunmasında “İddianamenin mantığı ya da mantıksızlığı” kişiliğinde “… ‘delil’ olmayan ‘delil’ler”e dikkat çekmişti…
Yani mahkemenin hakkımda aldığı karar, “anlaşılamayan zorlamalar”a dayanıyordu…
Söz konusu irrasyonellik sadece bunlarla da sınırlı değildi.
Örneğin bunlardan başka Cumhuriyet Savcısı Tetik, dediklerimi “tevilli ikrar” kapsamında ele almaya kalkışıyordu.
Daha önce de işaret ettiğim gibi “Te’vil: Sözü çevirme, söze ayrı mânâ vermiye kalkışma”dır.
İkrâr da, “1. Saklamayıp söyleme. 2. Dil ile söyleme, bildirme. 3. Tasdîk, kabul. 4. Birinin, başka birinin, kendisine olan hakkını, alacağını haber vermesi.”[3]
Ortaya çıkan sonuç, sözü çevirerek, Tetik’in “iddiaları”nı kabul ettiğim yönündeydi!
Yani açık bir çarpıtma ve zorlamadan malûldü…
Bu hukuki olabilir miydi? Hukukun böyle bir yönteme başvurması mümkün müydü?
Elbette değil!
Yeri geldi bir kez daha hatırlatayım: Ben hayatımda hiç söz çevirmedim! Çünkü aydın ahlâkı ve sorumluluğu diye bir şeye inanırım…
Malum “Entelektüel iktidara hakikâti söyler”; “Tanrılar hep iflâs eder,” der Edward Said…
Söz konusu tespiti bir yaşam tarzı olarak savunurken; hep O Endülüslü köylünün, “Gökyüzünden başka sınır yok,”[4]
“Gökyüzünden başka sınır yok” diyenlerin “te’vil”e yani “kaçamaklı kabul”e ihtiyacı yoktur; olamaz da…
Şurası çok açıktır ki daha önceki yargılamada hukuk keyfi biçimde zorlanmıştır.
Bilindiği üzere: Hukuk direnme hakkına saygı duyan özgürlüktür; “korku + otorite = hukuk” denklemi, “işlevsel” olsa da “doğru” ve “insanî” değildir!
Kaldı ki 29 Mayıs 2008’de tarihinde Malatya III. Ağır Ceza Mahkemesi Başkanlığı’na Gerçek (B)ilgi Rahatsız Edicidir!” vurgusuyla sunduğum Düşünce ve İfade Özgürlüğü” konulu savunmamda da “(B)ilgi, Eleştiri ve İtiraz Ele Avuca Sığmaz” diyerek eklemiştim:
(B)ilgiden, (B)ilginin paylaşılmasından, çoğalıp büyütülmesinden ve nihayet (b)ilginin ‘olmazsa olmazı’ olan eleştiri ve itirazdan korkulmaması gerekiyor.
(B)ilgi, eleştiri ve itiraz, elbette isyancıdır, ele avuca sığmaz; bu onun doğallığıdır.
Ve bir şey doğallığından ötürü, egemen boyunduruğa ‘Hayır’ dediği için cezalandırılmamalıdır.
Unutulmamalıdır ki ‘Haksızlığı her kabul ediş, daha büyüğünü doğurur,’ Ahmet Hamdi Tanpınar’ın deyişiyle…
Nihayet Malatya III. Ağır Ceza Mahkemesi’ndeki 3 Kasım 2008 tarihli savunmamda, “74 Kez Anlaşılamayan Kanıt(sızlık)ın Yargılaması (mı?)”konusunda; “Savcılıkça ‘Terör örgütü propagandası yapmak’ üzerine kurulmuş ‘iddia’, 27 Ağustos 2008 tarihli celsede, ‘Suç ve suçluyu övmek’ noktasına geri çekildi,” deyip ekledim:
“Demek ki, savcı ‘iddianame’de yansıyan ‘ilk’ görüşlerini tashih etmiştir…
Her yargılama gibi, ‘yargılanmam’da da ‘Vicdan ve adalet sorunu’nu[5] kilit önemde olduğuna inanıyorum…
Adalet, sadece adalet değildir; vicdansız adalet, adalet olamaz; adaletin vicdana olan ihtiyacı büyük ve belirleyicidir…
Burada, tanıdığım, sevdiğim, ‘oğlum’, ‘arkadaşım’ dediğim insanlara ilişkin kanaatlerimi ifade ettiğim yani vicdani gerekliliklerimi yerine getirdiğim için ‘yargılanıyorum’; bunun böyle olması ne kadar da elem verici bir şey…
Hiçbir kanun ya da ‘kanuni olduğunu iddia eden’ bir düzenleme benden, vicdani kanaatlerimi ifade etmememi isteyemez!
Hakikât anlatıcılığı, ne pahasına olursa olsun, susmaz, susturulamaz…
Michel Foucault’nun tanımıyla, dürüstlüğünün kanıtı cesareti olan hakikât anlatıcılığıdır. Yani Yunan felsefesindeki ifadesiyle bir parrhesiastes olmak, özgür düşünce ve ifadeyi vazgeçilemez yani ‘olmazsa olmaz’ ilan eder.
Bu bağlamda ‘Parrhesiastes’, ‘Konuşmacı özgürlüğü kullanır[ken]: kandırma yerine dürüstlüğü… Sahtelik ya da sessizlik yerine hakikâti… Hayat ve emniyet yerine ölümü… Yaltaklanma yerine eleştiriyi… Kendi çıkarlarını koruma ve ahlâki kayıtsızlık yerine ahlâki ödevi tercih eder’![6]
Yaptığım bu; ve ben de bunun için yargılanıyorum…
Düşüncelerimi ifade etmem ‘suç’ olabilir mi?”
“HAYIR”
Bu soruya o gün de, bugün de “Hayır” yanıtını verdim, veriyorum…
Eğer “Eşitlik adaletin kilit taşıdır. Adaleti çoğunlukla böyle tanırız. “Tüm insanlar özgür, onurda ve haklarda eşit doğarlar,”[7]dediğimizde bu, her şeydir: Adalet, barış, hukuk… Hukuk barışı, bu temel ilkeyle yapılmış yasaların herkes için ayrıcalıksız geçerli olacağı güvencesinden başka bir şey değildir… Adorno’nun dediği gibi, en küçük azınlık insan bireyidir. Tüm kategorilerin oluşumunda onun korunması gereğini en temel veri olarak almalıyız,” diyen Hayrettin Ökçesiz gibi “tanımlıyorsanız”; düşüncelerimi ifade etmem asla “suç” değildir; olamaz da…
Bundan bir an dahi şüphe duymuyorum.
Bu nedenle de hakkımda, kovuşturmanın ertelenmesi kararı” verilmeyerek; beraat ya da mahkûm edilmemi talep ediyorum…
TCK 301 ve TCK 216’dan yargılandığım davada Ankara 2. Asliye Ceza Mahkemesi Hâkimliği’ne sunduğum 19 Şubat 2013 tarihli savunmamda da aynen şunları demiştim:[8]
Dostum, kardeşim Hrant Dink’in İstanbul’da katledilmesi üzerine 20 Ocak 2007 tarihinde Ankara’da Yüksel Caddesi İnsan Hakları Anıtı önünde düzenlenen protesto gösterisinde yaptığım irticalî konuşma ile ilgili olarak hakkımda TCK 301/2. ve 216. maddeye istinaden açılan davadan yargılanmamın, ‘3’üncü yargı paketi’ kapsamında ertelenme ihtimaline ilişkin olarak itirazımı yazılı olarak makamınıza sunmak istiyorum.
Mahkemenizde sürdürülen davamın neticelendirilmesini; yani ya beraatimin ya da mahkûmiyetimin kesinleştirilmesini talep ediyorum.
Davamın ‘3’üncü yargı paketi’ kapsamında ertelenmesini şiddetle reddediyorum!
Bu ‘düzenlemeden’ faydalanmak istemiyorum!”
Evet, bu sefer de şaibeli “yargı paketleri”nizden (ne III.’cü ne de IV.’cüsü) kesinlikle faydalanmak istemiyorum…[9]
Yargılanmama yol açan söylediğim hiçbir sözden, fikirden kesinlikle pişman olmadığım gibi, hâlâ hepsinin de arkasındayım, arkasında olmakta da ısrarlıyım…
Yeri geldi belirteyim: Ben hâlâ İbrahim Kaypakkaya’yı, Kızıldere’yi, 6 Mayıs ve Nurhak’ı anıp, ona sahip çıkanlardan ve imzamı koyanlardanım! Bu gizli, saklı değil; ayan beyan herkesin bilgisi dahilindedir…
“KATLEDİLİŞİNİN 40. YILDÖNÜMÜNDE İBRAHİM KAYPAKKAYA’YI ANIYOR
VE SAHİPLENİYORUZ!”[10]
İbrahim Kaypakkaya’nın Amed zindanında katledilişinin 40. yıldönümündeyiz. Bu süreci eylem ve etkinliklerle karşılıyoruz. “Katledilişinin 40. Yıldönümünde İbrahim Kaypakkaya’yı Anıyor Ve Sahipleniyoruz!” şiarıyla başlattığımız imza kampanyasına destek verenler günden güne artıyor.
İşte şimdiye kadar “Katledilişinin 40. Yıldönümünde İbrahim Kaypakkaya’yı Anıyor ve Sahipleniyoruz!” diyenler:
KURUMLAR
Partizan… Demokratik Haklar Federasyonu… Yeni Demokrat Gençlik… Yeni Demokrat Kadın… Partizan Şehit ve Tutsak Aileleri… Munzur Kültür Derneği… Devrimci Hareket… Alınteri… Çağrı Dergisi… Kaldıraç… DEDEF… Tüm Hapishanelerdeki Tutsak Partizanlar… Munzur Çevre Derneği… Avrupa Türkiyeli İşçiler Konfederasyonu (ATİK)… Yüz Çiçek Açsın Kültür Merkezi… Demokratik Gençlik Hareketi… Demokratik Kadın Hareketi… Avrupa Demokratik Haklar Federasyonu… Yeni Demokrasi Aile Birliği… Pir Sultan Abdal Kültür Merkezi İstanbul Şubeleri… Gülsuyu-Gülensu Güzelleştirme Derneği… Yaşam Ağacı Derneği… Atılım Gazetesi… Ezilenlerin Sosyalist Partisi… Nor Zartonk… Ovacık Köy Dernekleri Komitesi… Sosyalist Demokrasi Partisi… Emekçi Hareket Partisi… Yeni Dünya İçin Çağrı… Sorun Yayınları Kolektifi… Devrimci 78’liler Federasyonu… Divriği Kültür Derneği… ÖDP İstanbul İl Örgütü… ATİK YDG… Sosyalist Yeniden Kuruluş Partisi… Sosyalist Dayanışma Platformu…
SENDİKALAR
Türk-İş İstanbul Şubeler Platformu (Yol-İş 1no’lu şube… Petrol-İş İstanbul 1no’lu Şube… TÜMTİS İstanbul Şube… Selüloz-İş İstanbul Şube… Haber-İş İstanbul Şube… TEZKOOP-İş 3 ve 5 no’lu Şube… Deri-İş Tuzla Şube… Belediye-İş 2 no’lu Şube… Hava-İş İstanbul Şube) Deri-İş Sendikası Genel Başkanı Musa Servi… Hey Tekstil işçileri… NGG Sendikası-Dortmund Selahattin Yıldırım
AYDIN-YAZAR-SANATÇILAR
Yazar Hasan Kiyafet… Yazar Haluk Gerger… Prof. Dr. Mehmet Bekaroğlu… Yazar Fikret Başkaya… Yazar Cafer Demir… Mehmet Ekici… Yazar Temel Demirer… Yazar Sibel Özbudun… Beyhan Aksoy… Yazar Hasan Basri Aydın… Yazar Metin Kayaoğlu… Yazar Ragıp Duran… Pınar Aydınlar… Hasan Sağlam… Cengiz Sağlam… Engin Sağlam… İsmail İlknur… Arzu… Ruhan Mavruk… Nur Sürer… Erdal Bayrakoğlu… Erdoğan Emir… Keremo… Şair Mehmet Özer… Yazar-Şair Hicri İzgören… Yazar-Şair Adil Okay… Gazeteci-Yazar Şaban İba… Gazeteci Uğur Vardan… Ali Sait Çetinoğlu… Hekim Şebnem Korur Fincancı… Hakan Yeşilyurt… Ferhat Tunç… Suavi… Grup Munzur… Kadir Demir… Şenol Akdağ… Yazar Deniz Faruk Zeren… Yazar Tacim Çiçek… Ali Osman Abalı / Tiyatro Ve Fotoğraf Sanatçısı… Ahmet Telli… Agire Jiyan… Yönetmen Umur Hozatlı… Ahmet Aslan… Ressam Ali Zülfikar… Mikail Aslan… Aşkın Ayrancıoğlu… Yazar Ragıp Zarakolu… Zeynep Hayır… Mehmet Çetin… Yazar İsmail Beşikçi… Hilmi Yarayıcı… Mesut Kol… Murat Ateş… Mustafa Baki… Dost Berbati… Vedat Aldemir… Serap mutlu Barak… Mehmet Özcan… Musa Baki… Enver Çelik… Kibar Aslan… Vedat Baran… Turabi Saltık… Kazım Öz…
MİLLETVEKİLİ-BELEDİYE BAŞKANLARI
BDP İstanbul Milletvekili Sırrı Süreyya Önder… BDP İstanbul Milletvekili Sebahat Tuncel… BDP Agirî Milletvekili Halil Aksoy… BDP Wan Milletvekili Aysel Tuğluk… BDP Amed Milletvekili Nursel Aydoğan… Dersim Hozat Belediye Başkanı Cevdet Konak… Dersim Nazımiye Belediye Başkanı Cafer Kırmızıçiçek… Dersim Mazgirt Belediye Başkanı Tekin Türkel… Dersim Pülümür Belediye Başkanı Mesut Coşkun… Amed-Xani Belediye Başkanı Abdurrahman Zorlu…
AVUKATLAR
Açılım Hukuk Bürosu… Ezilenlerin Hukuk Bürosu… Av. Züleyha Gülüm… Av. Aynur Şengül… Av. Zeycan Balcı Şimşek… Av. Murat Yılmaz… Av. Seyit Nusret Öztürk… Av. Burhan Kızılgedik…
“KIZILDERE KATLİAMI’NIN 41. YILINDA DİRENİŞİN VE DAYANIŞMANIN ONURLU TARİHİNE BİRLİKTE SAHİP ÇIKIYORUZ”[11]
Kızıldere, devrimciler için her zaman onurlu bir mücadele tarihinin en kritik eşiklerinden birisi oldu. Kızıldere bizler için nice mücadelelere ışık, nice türkülere konu olan bir direniş örneğidir.
Bugün bu tarihe hep beraber sahip çıkıyoruz. Mahir’in fotoğrafını evine asmanın, kitabını okumanın ve On’ları anmanın devletin çeşitli baskılarıyla karşılaştığı bugünlerde Kızıldere’nin anlamı daha da önem kazanmaktadır. Kızıldere bu baskılara teslim olmamaktır.
Kızıldere devrimci dayanışmadır. Siyasal iktidarın tüm devrimci değerlere ve kişiliklere saldırılarını yoğunlaştırdığı bu dönemde devrimci dayanışmayla tarihimize sahip çıkıyoruz. Darbelere karşı onurlu direnişlerle dolu devrimci tarihin ve devrimci önderlerin; Mahir’in, Deniz’in ve mücadele arkadaşlarının “darbeci, Ergenekoncu” suçlamalarına maruz bırakılmasına, kısaca devrimci mücadele tarihinin egemenlerin eliyle kirletilmek istenmesine ve yeniden yazılma çabasına karşı hep birlikte “tarihimize dokundurtmayız” diyoruz.
Tarihin defalarca gösterdiği gibi, halkın kendisi için hayatını feda edenleri asla unutmadığını ve hiçbir gücün unutturmaya yetemeyeceğini Kızıldere’nin 41. yılında siyasal iktidara bir kez daha hatırlatmak istiyoruz.
30 Mart’ta Kızıldere’nin 41. yıldönümünde On’ların şahsında, faşizme ve emperyalizme karşı boyun eğmeyen direnişlerle dolu devrimci tarihimize devrimci dayanışmayla sahip çıkıyoruz.
 “Direnişin ve dayanışmanın tarihi onurumuzdur” diyen herkesi bu çağrıya kulak vermeye ve 30 Mart 2013 Cumartesi günü saat 14.00’de Taksim tramvay durağından başlayacak yürüyüşümüze katılmaya çağırıyoruz.
Abdullah Aydın… Abdullah Aysu… Abdurrahman Atalay… Adnan Bostancıoğlu… Adnan Caymaz… Ahmet Abakay… Ahmet Göksay… Ahmet Kartalkanat… Ahmet Kesik… Ahmet Telli… Ahmet Tonak… Akın Dirik… Ali Balkız… Ali Çolak… Ali Rıza Cihan… Ali Yiğit… Alper Taş… Arzu Çerkezoğlu… Atilla Özsever… Avni Gündoğan… Aydın Çubukçu… Aydın Gelmez… Ayhan Erdoğan… Aylin Aydoğan… Ayşe Düzkan… Berkay Aydın… Beyza Üstün… Burhan Sönmez… Bülent Forta… Bülent Uluer… Cahit Akçam… Celalettin Can… Cengiz Bozkurt… Cengiz Göltaş… Cenk Yiğiter… Cumhur Yavuz… Çağrı Kaderoğlu Bulut… Çetin Erdolu… Çetin Uygur… Doğan Halis… Doğan Tılıç… Düşbaz… Emin Koramaz… Emine Ayna… Eriş Bilaloğlu… Erkan Baş… Ersin Vedat Elgür… Ertuğrul Kürkçü… Ertuğrul Mavioğlu… Fadik Temizyürek… Fatin Kanat… Fevziye Sayılan… Funda Başaran… Gökhan Bulut… Gökhan Günaydın… Gülsüm Kav… Gültan Kışanak… Güray Kılıç… Gürcan Bahadır… Hakan Öztürk… Hakan Tahmaz… Hakkı Zapçı… Hamiyet Kızıler… Handan Koç… Hasan Aslan… Hasan Hüseyin Aksoy… Haşim Aydıncak… Hatice Can… Haydar İlker… Hilmi Yarayıcı… Hürriyet Demirkan… Hüseyin Demirdizen… Hüseyin Kargın… Hüseyin Soylu… Hüseyin Yeşil… Işıkhan Güler… İbrahim Aydın… İlhami Aras… İlkay Demir… İlknur Birol… İnönü Alpat… İrfan Gürler… İsmail Hakkı Tombul… İsmet Demirdöğen… Kader Çeşmecioğlu… Kadir Gökmen Öğüt… Kadir Tamkan… Kamil Kartal… Kamil Tekin Sürek… Kasım Akbaş… Kazım Genç… Kemal Okuyan… Kemal Ulusaler… Korkut Boratav… Köksal Aydın… Köksal Şahin… Levent Yakış… M.Kemal Kaçaroğlu… Mahir Sayın… Mahmut Temizyürek… Mehmet Ali Yılmaz… Mehmet Özer… Mehmet Soğancı… Melih Pekdemir… Metin Bakkalcı… Metin Özuğurlu… Mithat Can… Mustafa Akçelik… Mustafa Atalay… Mustafa Kahya… Mustafa Sönmez… Mustafa Yalçıner… Nazmi Algan… Necla Kurul… Necmi Demir… Nezih Kazankaya… Nihat Uçukoğlu… Nuray Sancar… Nusret Dogruak… Oğuzhan Müftüoğlu… Oktay Etiman…Onur Hamzaoğlu… Orhan Örücü… Osman Biçer… Osman Öztürk… Oya Ersoy… Ömer Güven… Önder Atay… Önder İşleyen… Önder Özdemir… Özgür Müftüoğlu… Özgür Tüfekçi… Pakrat Estukyan… Hüseyin Demirdizen… Güray Kılıç… Gürcan Bahadır… Pınar Aydınlar… Ramazan Pektaş… Rıdvan Turan… Sabahat Tuncel… Sadık Gürbüz… Sedat Bozkurt… Sedat Göçmen… Sedat Kesim… Selçuk Candansayar… Sema Solaklı… Sevilay Çelenk… Sevinç Eratalay… Sibel Özbudun… Sibel Uzun… Siyami Erdem… Sungur Savran… Süleyman Deniz… Süleyman Solmaz… Şaban İba… Şahika Yüksel… Şebnem Oğuz… Şenel Uçar… Şükrü Erbaş… Tayfun Mater… Temel Demirer… Tuba Özkan… Turhan Feyizoğlu… Ünsal Yıldız… Yalçın Gülerman… Yalçın Yusufoğlu… Yaşar Kambur… Yıldırım Derya… Yılmaz Onay… Yunus Bircan… Yücel Gül… Yüksel Mutlu… Zafer Ayden… Züber Akgöl…
Tüm bunlar böyleyken; bu durumda neyi “erteleyecek”siniz ki?
Yeniden vurgulayayım; İbrahim Kaypakkaya’yı, Deniz Gezmiş’i, Kızıldere’de katledilenleri vb. anmak ve sahiplenmek “suç” ise eğer, ben bu “suç”u işlemeye devam edeceğimi burada açıkça beyan ediyorum. Bu durumda yapılabilecek iki şey var: beni ya beraat ya da mahkûm etmek. Çünkü cezayı ertelemek, benim düşünce özgürlüğüne yönelik olarak nitelediğim fiilimin, devlet tarafından “suç” olarak nitelenmesi halinde bir değişiklik yapmıyor.
Yani soruna bir çözüm getirmiyor.
İFADE (VE DÜŞÜNCE) ÖZGÜRLÜĞÜ PRANGALANAMAZ!
Uluslararası Af Örgütü’nün, Türkiye’de ifade özgürlüğü ile 4. Yargı Paketi tasarısına ilişkin, ‘Türkiye: İfade Özgürlüğünün Tam Zamanı’ başlıklı 40 sayfalık raporunda “Düşünce özgürlüğü kısıtlanıyor”; Sevilay Çelenk’in, “İfade özgürlüğümüz hep yaralı,” diye betimlediği koordinatlarda yeri gelmişken, bir kez daha belirteyim: İfade (ve düşünce) özgürlüğü prangalanamaz; bunun mümkün olmadığını herkes kavramalıdır!
Uluslararası Af Örgütü’nün raporunda “Türkiye’de ifade özgürlüğünün saldırı altında olduğu”nun belirtildiği raporda, AİHM davaların yüzde 11’ini Türkiye hakkındaki yargılamaların oluşturduğu, bu itibarla Türkiye’nin 47 üye ülke arasında Rusya’dan sonra ikinci sırada geldiği de vurgulanırken; ‘İnsan Hakları Federasyonu’ (FIDH) Başkanı Souhayr Belhassen “Ülkenizle ilgili kaygılarımız var” diyerek ifade özgürlüğü, din özgürlüğü, kadın hakları, azınlık hakları, uzun tutukluluk ve adil yargılama sorunlarının kaygılarının başlıca nedeni olduğunun altını çiziyor.
Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesi, AİHM kararı ve 4. Yargı Paketi’ndeki düzenlemeleri yok sayarak, “cebir ve şiddet içermeyen düşüncelerin de terör örgütü propagandası sayılabileceğine” hükmedip, kararında Varşova Sözleşmesi olarak kabul edilen Avrupa Konseyi Terörizmin Önlenmesi Sözleşmesi’ni esas aldığı[12] coğrafyamızda kolay mı?
Gazeteci-yazar Sevan Nişanyan, ‘Nefret Suçları ile Mücadele Etmeli’ başlıklı yazısında, “Hz. Muhammed’e hakaret ettiği” gerekçesiyle 13 ay 15 gün hapis cezasına mahkûm edilip, cezanın ertelemediği ülkemize ilişkin olarak ‘Avrupa Gazeteciler Federasyonu’ Başkanı Barry White, basın özgürlüğünün iyiye gitmediğini, 2002’ye göre Türkiye’de basın özgürlüğünün daha da kötü olduğunu söylerken; İHD de, 2012 raporunda, Türkiye’de ihlâllerin arttığı, hükümetin “otoriter”, “polis devleti” uygulamalarının devam ettiğinin altı çizerek, “Toplum yargı baskısı altına alınıp, susturulmak isteniyor” dedi.
Bu kadar da değil!
Piyanist Fazıl Say Twitter’da paylaştığı bir yazı nedeniyle “dini değerleri alenen aşağıladığı” gerekçesiyle 10 ay hapis cezasına çarptırılması üzerine; Başbakan Tayyip Erdoğan’ın, mahkûmiyetle ilgili görüşünü soran gazetecilere, “Onlarla bizi meşgul etmeyin” karşılığını verdiği aymazlık, “Düşünce özgürlüğü, sarsıcı, kırıcı, şaşırtıcı fiilleri de korur” ilkesini unuturken; “Düşünceler doğrudur, yanlıştır, beğenirsiniz ya da beğenmezsiniz, benimsersiniz, benimsemezsiniz. Beğenmek zorunda olmadığınız gibi, sizi rahatsız edişini bir yasaklama hâline getiremezsiniz.”[13]
Eğer bunu yaparız diyorsanız; bir an bile duraksamadan beni mahkûm edip, cezalandırın…
Sizin bu tutumunuz benim için, olsa olsa bir onur vesilesi olur!Çünkü sizin ve benim hukuktan anladığımız şeyler çok ama pek çok farklı…
Benim için “Hukuk, egemen sınıfın çıkarlarıyla örtüşen ve onun sistematik şiddetini/ iktidarını muhafaza eden bir toplumsal ilişkiler sistemi ya da düzenidir,” P. İ. Stuçka’nın ifadesiyle…
Veya “Sınıf egemenliğinin ve dışa karşı savaşın örgütlenmesi olarak devlet, hukuksal yorumlanmaya ihtiyaç duymadığı gibi buna kesinlikle olanak da tanımaz,” dediği şeydir E. B. Paşukanis’in…
Nihayetinde sınıflı-sömürücü hukukun fazla geliştiği yerde de, hukukun hiç gelişmediği yerde de, adalet yoktur aslında.
Çünkü hukukun gelişmediği yerde, yalnızca açık zulüm vardır; hukukun fazla geliştiği yerde ise örtük zulüm hükümfermâdır. Dolayısıyla her iki yerde de hukuksuzluk hükümrandır yalnızca. Özetle sınıflı-sömürücü hukuk, “hükmetme”nin dayanağıdır “Türk(iye) Hukuk(suzluk)u”nda olageldiği üzere…
BELGELERİYLE, KANITLARIYLA “TÜRK(İYE) HUKUK(SUZLUK)U”
“Yargı bağımsızlığını yitirdi”[14]denilen “Türk(iye) Hukuk(suzluk)u” konusunda yargıç Mustafa Talat Kutlu, “Yargının Meşruiyeti”ni tartışırken; Taha Akyol da, “Bizden yana yargı”; ‘Demokrat Yargı’ Başkan Yardımcısı Hâkim Faruk Özsu, “Otoriter hukuk anlayışı” ile “Kutsal yargı miti” ve de “Yargıdaki ‘tek’lik” gerçeğinin altını çizer.
Mevcut iktidara sempatisiyle ma’ruf Murat Belge bile, “Bu yargıya ‘Yargı’ denilebilir mi?” notunu düşerken, kolay mı?
Adalet Bakanı Sadullah Ergin’in, “Suçsa, ben bu suçu işliyorum burada” derken; Başbakan Tayyip Erdoğan’ın da Silivri’de yaşanan protestolar konusunda, “Yargı zaten gereğini yapacaktır. Biz de yapacağız” diye eklediği koordinatlarda hangi “yargı bağımsızlığı”ndan söz edebilirsiniz ki?
Zeynep Oral’ın da işaret ettiği üzere: “Elinde silah değil kalem tutanı, duvara afiş asanı, Grup Yorum konserine bilet satanı, 1 Mayıs yürüyüşüne katılanı içeri tıkarken ‘Yargıya karışamam’ diyecek; işinize geldiği zaman yargıyı parmağınızın ucunda döndüreceksiniz! Hoşunuza gitmeyen her durumda ‘Yargı gereğini yapacaktır’ diyerek işaret fişeğini yakacak, yargıya yol göstereceksiniz! Al sana ahlâk!
Hukuksuzluğa göz yumacak, hukuksuzluğu dile getireni işinden kovduracak, süründürecek, cezalandıracaksın!
Haksızlığa, hukuksuzluğa karşı haykıranlara tazyikli su, biber gazı!
Haksızlığa, hukuksuzluğa direnene polis copu! Gözü dönmüş polisleriniz ne bebek, ne çocuk, ne de yaşlı demeden kıyıma girişecek, siz de ellerinizi ovuşturup ‘Efendim provokasyon var!’ diyeceksiniz. Sonra bir de utanmadan ‘Eğer orantısız güç kullanılmışsa icabına bakılır’ diyeceksiniz! Al sana ahlâk! Sanki bugüne dek işkencecisinden sadistine herhangi bir polis cezalandırıldı da bu ülkede!
Hem barış süreci diyeceksiniz, hem de her gün bir meydan savaşı!
Bu ne yaman çelişkidir! Bu ne tutarsızlık! Bu ne ikiyüzlülük! Siz buna ahlâk mı diyorsunuz?”
Benden böyle bir “yargı”ya, “hukuk(suzluk)”a, “adalet(sizlik)”e inanmamı beklemeyin!
‘Bilge Adamlar Stratejik Araştırmalar Merkezi’nin anketine göre, “yargıya güven”in yüzde 38.5 ile en alt sırada yer aldığı coğrafyamızda; ‘Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi’ tarafından izlenen, Türkiye’nin uygulaması istenilen, icra edilmemiş 1854 ihlâl kararı varken; ‘Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nde Türkiye’den yapılan 16.900 şikâyet de sırada bekliyorken; alın size “Türk(iye) Hukuk(suzluk)u” belgelerinden, kanıtlarından birkaç kare:
i) Maoist Komünist Parti (MKP) davasından yargılanan tutuklu kadınların plajda çektirdiği fotoğrafların, yasadışı örgüt üyeliği iddiasında delil olarak gösterildiği ortaya çıktı…[15] Öğrenciler, gazeteciler, vekiller ve askerlerden sonra plaja gidip denizde yüzen, mayolu fotoğraf çektiren de terörist oldu. CHP Cezaevi Komisyonu, Şakran Kadın Cezaevi ziyaretinde, MKP davasında iddianame bekleyen tutuklu kadınların mayolu fotoğraflarının yasadışı örgüt üyeliği iddiasına delil olarak gösterildiğini ortaya çıkardı![16]
ii) 1 Mayıs 2013’le ilişkili olarak Terörle Mücadele ekiplerinin “anarşist avı”nda ‘Yeryüzüne Özgürlük Derneği’nin yedi üyesi ve üyelerden birinin 8 aylık hamile eşi de gözaltına alındı. Şiddet karşıtı, vegan/ vejeteryan hayvan hakkı aktivistlere polis “Kürk’ü Kürt anlayınca” örgüt operasyonu yapıldı![17]
iii) Mahir Çayan ve arkadaşlarının Kızıldere’de öldürülmesini protesto eden bir basın açıklamasına katılan 15 kişi hakkında açılan davada Dev-Genç Marşı okunması suç sayıldı… Kızıldere’de Mahir Çayan ve arkadaşlarının öldürülmesini protesto ederken Dev-Genç Marşı okuyarak ve slogan atarak suç işledikleri gerekçesiyle 15 kişi hakkında dava açıldı. Cumhuriyet gazetesinden Alican Uludağ’ın haberine göre aralarında yazar Temel Demirer’in de bulunduğu sanıklara yöneltilen suçlama ise, “THKP-C (Türkiye Halk Kurtuluş Partisi-Cephesi) örgütünün propagandasını yapmak”![18]
iv) Başbakan Erdoğan’ın “özür dilediği” Dersim katliamının yıldönümü olan 4 Mayıs 2012’de Tunceli’de anma yürüyüşüne katılmak, Dersim Kültür Derneği Başkanı Ali Mükan’a pahalıya patladı. Tutuklu yargılanan Mükan ve arkadaşları hakkındaki davanın son duruşmasında savcılık, “yasadışı Maoist Komünist Partisi (MKP) üyeliği” suçundan ceza verilmesini istedi. Dersim için “sözde katliam” ifadesini kullanan savcı, diğer yedi sanığın, “İbrahim Kaypakkaya lehine slogan atmak”, “Sivas Davası’nın zamanaşımından düştüğü gün yürüyüş yapmak” ve “HES barajını protesto etmek” gibi eylemleri için de aynı cezayı talep etti![19]
v) Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, TBMM’de görüşülen torba yasa tasarısını protesto etmek için 3 Mart 2011’de yapılan eyleme katılan 126 kişi hakkında dava açtı. İddianamede, TMMOB Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Soğancı, Türk Tabipleri Birliği (TTB) Genel Başkanı Eriş Bilaloğlu, eski KESK Genel Başkanı Döndü Taka Çınar, KESK Eğitim ve Örgütlenme Sekreteri Akman Şimşek, eski Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası (SES) Genel Başkanı Bedriye Yorgun’un da aralarında bulunduğu 126 şüphelinin, “kamu görevlisine direnme”, “mala zarar verme”, “2911 sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu’na muhalefet” gibi suçlardan cezalandırılmaları istendi![20]
vi) Bir yıl tutuklu kaldıktan sonra tahliye edilen Ahmet Şık hakkında Silivri Cezaevi önünde yaptığı açıklamalar nedeniyle “kamu görevlilerine tehdit ve hakaret” suçlamalarından toplam 12 yıl 8 ay hapis cezası istendi![21]
vii) Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, 2 Temmuz 1993’te Sivas Madımak Otel’de 33 kişinin ölümüyle sonuçlanan olayların ardından açılan Sivas davasında yargılanan 5 sanık hakkındaki davaların zaman aşımından düşürülmesine karar verildiği 13 Mart 2012’de Ankara Adliyesi önünde meydana gelen olaylara karışan 52 kişi hakkında, “2911 sayılı Yasa’ya muhalefet, kamu malına zarar vermek, görevi yaptırmamak için direnmek” suçlarından 2 yıl 2 aydan 13 yıla kadar hapis istemiyle dava açtı![22]
viii) İçişleri Bakanlığı, Başbakan Tayyip Erdoğan’ın miting için gittiği Hopa’da polisin biber gazlı müdahalesi sırasında fenalaşarak yaşamını yitiren emekli öğretmen Metin Lokumcu’nun ölümüne ilişkin açılan 415 bin liralık tazminat davasında mahkemeye tartışma yaratacak bir savunma gönderdi. Biber gazlı müdahale konusunda polisi aklayan ve ölümden dolayı Lokumcu’yu “kusurlu” gören bakanlık, “Unutmamak gerekir ki, hukuka aykırı davranmanın mazereti olamaz. Hem devletin kamu düzenini bozmak için eylemde bulunulup hem de yaralanınca ya da vefat edince devletten tazminat talebinde bulunulması hukuk sisteminin koruduğu bir hak olmamalıdır” değerlendirmesini yaptı![23]
ix) Denizli’de gösteri yapan üniversiteliler, hâkimin serbest bırakmasına rağmen savcılığın itirazıyla tutuklandı. Talep edilen ceza, 40 yıl hapis![24]
x) Trakya Üniversitesi’nde 2011’de Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’nu protesto eden 3 üniversiteliye verilen 18’er aylık cezayı Yargıtay onadı![25]
xi) 12 kişi hakkında “terör örgütü üyeliği” suçlamasıyla hazırlanan iddianameyi kabul eden Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesi, henüz yargılama başlamadan sanıkların “örgütsel konumlarının” araştırılmasını istedi. Şüpheliler hakkında tuttuğu bilgi notlarını mahkemeye gönderen Emniyet, notlarında sanıklar hakkında “aldığı duyumları” anlattı![26]
xii) İskenderun’da 2012 yılının 1 Mayıs Emek ve Dayanışma Günü kutlamasına katılan 2’si yönetici 13 ÖDP’li hakkında THKP/C – Dev-Yol bayrağı taşıdıkları, “Mahir, Hüseyin, Ulaş, kurtuluşa kadar savaş” sloganı attıkları ve sol yumruklarını havaya kaldırdıkları için “terör örgütünün propagandasını yapmak” suçundan 1 yıldan 5 yıla kadar kadar hapis istemiyle Adana Ağır Ceza Mahkemesi tarafından dava açıldı![27]
xiii) İşçi Alaattin Karadağ’ı içinde yolcuların da bulunduğu minibüsle takip edip ateş ederek öldüren polis memuru Oğuzhan Vural’ın yargılanmasına ilişkin Bakırköy 9. Ağır Ceza Mahkemesi’ndeki duruşmada, cumhuriyet savcısı Karadağ’ın polis memuru sanık Vural’a ateşle karşılık verdiğini, sanığın da ateş etmesi sonucu maktul Karadağ’ın öldüğünü belirten savcı, sanığın beraatını istedi![28]
xv) Dağdaki oğluna kazak ve fotoğrafını göndermek isteyince ceza aldı… Gebze ilçesine bağlı Pelitli köyünde yaşayan 77 yaşındaki Nazife Babayiğit, PKK’nin dağ kadrosuna katılan oğluna kazak ve vesikalık fotoğrafını göndermek isteyince “Terör örgütüne yardım ve yataklık etmek” suçundan 12 gün cezaevinde yattı daha sonra serbest bırakılan yaşlı kadın 2 yıl 1 ay hapis cezasına çarptırıldı![29]
xvi) Uludere’de kardeşini ve 11 yakın akrabasını kaybeden Veli Encü hakkında Uludere Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından “kamu görevlisine basın yoluyla hakaret ettiği” iddiasıyla iddianame hazırlandı![30]
xvii) 21 Mart 2012 tarihinde, Diyarbakır’da gerçekleştirilen Newroz’a katıldıkları için haklarında dava açılan ve 3 ayrı suçtan yargılanan KESK’e bağlı Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası Genel Başkanı Çetin Erdolu ve Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikası Genel Mali Sekreteri Abdullah Karahan, yargılama sonucu yaklaşık 4 yıl 7 ay hapisle cezalandırıldılar![31]
xviii) Karabağlar Polis Merkezi’nde 2011 yılında gözaltına alınan Fevziye C’nin dövülmesine ilişkin olarak İzmir 9. Asliye Ceza Mahkemesi’nde görülen 3 polisin “delilleri karartma” suçundan yargılandığı davada, “görevsizlik” kararı verildi![32]
xix) Sezai Yakar’ı darp etmek suçundan yargılanan 7 polise “iyi hâl” indirimiyle 11 ay ceza verildi![33]
xx) Yol-İş Sendikası’nın 788 üyesi adına birden Karayolları Genel Müdürlüğü’ne açtığı alacak davalarında, Ankara 19. İş Mahkemesi Hâkimi Demet Kurtuluş, davacı sayısı çokluğunun mahkemenin iş yükünü artıracağı gerekçesiyle, “davanın açılmamış sayılmasına” karar verdi![34]
NİHAYET!
Hasan Hüseyin Korkmazgil’in, “Engeller nasıl aşılır;/ öğren nehirlerden” dizeleri bana hep yol gösterdi.
Karl Marx’ın, “Kişi, ancak, kendi özvarlığını gene kendine borçlu olduğu zaman kendinin egemeni ve özgür olabilir”; George Orwell’in, “Önemli olan yaşamak değildir, başarmak hiç değildir. Önemli olan insan kalmayı bilmektir”; Fyodor Mihailoviç Dostoyevski’nin, “İnsan yaşamla ölümü aynı şey kabul ettiği zaman hürriyete kavuşur,” sözlerine hep büyük değer verdim.
Elvis Presley’in, “It’s Now or Never/ Şimdi veya Hiçbir Zaman” şarkısını terennüm ederken; “Uçan kuşların patronları yoktur” diyen Fransız atasözü ve Pythagoras’ın, “Her şeyin ölçüsü insandır,” uyarılarını anımsadım hep.
Nihayet “yasaların ruhu” den(il)en şeyin aslında egemen zihniyeti olduğunun altını çizerek bir kere daha tekrarlıyorum:
Şaibeli “yargı paketleri”nizden (ne III.’cü ne de IV.’cüsü) kesinlikle faydalanmak istemiyorum…
Yargılanmama yol açan söylediğim hiçbir sözden, fikirden kesinlikle pişman olmadığım gibi, hepsinin de arkasındayım, arkasında olmakta da ısrarlıyım…
Ben hâlâ İbrahim Kaypakkaya’yı, Kızıldere’de katledilenleri, 6 Mayıs ve Nurhak’ı anıp, onlara sahip çıkanlardan ve bu yoldaki her açıklamaya imzamı koyanlardanım! Bu gizli, saklı değil; ayan beyan herkesin bilgisi dahilindedir…
Yeniden vurgulayayım; İbrahim Kaypakkaya’yı, Deniz Gezmiş’i, Kızıldere’de katledilenleri vb. anmak ve sahiplenmek “suç” ise eğer, ben bu “suç”u işlemeye devam edeceğimi burada açıkça beyan ediyorum. Bu durumda yapılabilecek iki şey var: beni ya beraat ya da mahkûm etmek. Çünkü cezayı ertelemek, benim düşünce özgürlüğüne yönelik olarak nitelediğim fiilimin, devlet tarafından “suç” olarak nitelenmesi halinde bir değişiklik yapmıyor.
Çünkü ifade (ve düşünce) özgürlüğü prangalanamaz; bunun mümkün olmadığını herkes kavramalıdır!
“Düşünce özgürlüğü, sarsıcı, kırıcı, şaşırtıcı fiilleri de korur,” ilkesi unutulamaz. Düşünceler doğrudur, yanlıştır, beğenirsiniz ya da beğenmezsiniz, benimsersiniz, benimsemezsiniz. Beğenmek zorunda olmadığınız gibi, sizi rahatsız edişini bir yasaklama hâline getiremezsiniz.
Eğer bunu yaparız diyorsanız; bir an bile duraksamadan beni mahkûm edip, cezalandırın…
Sizin bu tutumunuz benim için, olsa olsa bir onur vesilesi olur!
Belirttiklerim ışığında makamınızdan talebim: Beraat ya da mahkûmiyettir; ama asla “ertelenme” değil!
26 Mayıs 2013 17:35:56, Ankara.
N O T L A R
[*] 7 Haziran 2013 tarihinde Malatya III. Ağır Ceza Mahkemesi’nde yapılan savunma…
[1] Dante.
[2]Temel Demirer, Hak(sızlık), Hukuk(suzluk) mu? “Suçumuz İnsan Olmak”!, (Sibel Özbudun’un önsözüyle), Kardelen Yay., Nisan 2009, 365 sayfa.
[3] Ferit Devellioğlu, Osmanlıca-Türkçe Ansiklopedik Lûgat, Doğuş Ltd. Şti. Matbaası, 1970, s. 1326-507.
[4] J. C. Scott, Tahakküm ve Direniş Sanatları, çev: Alev Türker, Ayrıntı Yay., 1995, s.241.
[5]Yusuf Baran Beyi, “Siyaset/Hukuk ve Ayna”, Radikal İki, 28 Eylül 2008, s.6.
[6]Michel Foucault, Doğruyu Söylemek, çev: Kerem Eksen, Ayrıntı Yay., 2005, s.17.
[7] 1948 Birleşmiş Milletler Evrensel İnsan Hakları Bildirgesi md. 1.
[8]“Keyfiliği gösteren somut örnek, araştırmacı Temel Demirer’in 301. Madde nedeniyle hâkim karşısına çıkarılmasıdır: Demirer, Hrant Dink’in katledilişinin ertesi günü Ankara’daki bir protesto gösterisinde yaptığı açıklama nedeniyle 301. Madde’den yargılandı. Altı yıl kadar süren bu dava, Demirer ve avukatlarının tüm itirazlarına karşın, üçüncü yargı paketi kapsamında, ‘sanığın üç yıl boyunca aynı suçu işlememesi’ koşuluna bağlanarak ertelendi. Demirer’in erteleme kararının alındığı duruşma salonundan çıkar çıkmaz yargılanmasına yol açan açıklamayı tekrar etmesi üzerine ise, hakkında yeniden soruşturma açıldı.” (Rober Koptaş, “Asıl Suç Unsuru 301. Madde’nin Kendisi”, bianet, 10 Nisan 2013… http://www.bianet.org/bianet/ifade-ozgurlugu/145744-asil-suc-unsuru-301-madde-nin-kendisi)
“Temel Demirer’i de unutmayalım. Devlet onun da peşini bırakmıyor. Demirer Hrant Dink öldürüldükten sonra ‘Hrant sadece Ermeni olduğu için değil, bu ülkede soykırım olduğu gerçeğini ifade ettiği için katledildi. Evet, bu ülkede Ermeni soykırımı olmuştur…’ demişti. TCK 301 ve 216/1’den hakkında dava açıldı. Malum ‘Türkiye Cumhuriyeti Devletini aşağılamak’ vd suçlamalardan. Geçtiğiz haftalarda bu konuda da ilginç bir gelişme oldu. Dava 3. Yargı paketine girdiği için ertelenmek istendi. Ancak Demirer ve avukatları beraat beklemekteydiler. Çünkü beraatin bir anlamda emsal oluşturacağını düşünüyorlardı. Mahkeme ise erteleme yoluna gitti. Yani ‘suç yoktur’ demedi. Ve mahkeme çıkışında benzer ifadeleri yineleyen Demirer hakkında yeni bir soruşturma başlatıldı. Demirer muhtemelen yeniden yargılanacak.” (Yetvart Danzikyan, “Otorite ve Onun Kutsalları”, Agos, 19 Nisan 2013.) Bu konuda çıkan haber ve yorumlar için bkz:
[9]TBMM’de kabul edilen 4. yargı paketiyle ihaleye fesat karıştırma suçunda ceza indirimiyle kısmen af getiren düzenlemeden Türkiye genelinde 897 belediye yöneticisi yararlanacak. (Mahmut Lıcalı, “4. Yargı Paketi Belediyelere Yaradı”, Cumhuriyet, 26 Nisan 2013, s.6.)
[10]“Kaypakkaya’yı Anıyor ve Sahipleniyoruz”, Gündem, 18 Mayıs 2013, s.12… Birgün, 18 Mayıs 2013, s.6… Evrensel, 18 Mayıs 2013, s.10… Özgür Gelecek, 14 Mayıs 2013.
[11]“Aydınlardan Kızıldere Anmasına Çağrı: ‘Direnişin Tarihine Sahip Çıkıyoruz’…”, Sol, 26 Mart 2013.
[12] Mesut Hasan Benli, “AİHM’yi Bırak, Varşova’ya Bak”, Radikal, 25 Mayıs 2013, s.6.
[13]Ercan Yeşilyurt, “Düşünce Özgürlüğü”, Cumhuriyet, 12 Nisan 2013, s.15.
[14]Leyla Tavşanoğlu, “Yargı Bağımsızlığını Yitirdi”, Cumhuriyet, 19 Mayıs 2013, s.16.
[15]1976 doğumlu, Demokratik Haklar Derneği’nin yöneticisi olan Eylem Yıldız’ın anlattıkları ise hukuksuzluğun boyutlarını gözler önüne serdi. Yıldız, “Derneğin yönetimine girince kafadan ‘MKP’nin de yöneticisisin’ dediler. Derneğe girip çıkarkenki fotoğraflarımızı çekmişler. Dernek üyelerinden 30 kişi ile pikniğe gittik. Onun fotoğrafını çekmişler. Yine dernek üyesi 20 kişi ile plaja gittik, denize girdik, mayolu fotoğraflarımızı delil olarak önümüze koydular. Yasadışı silahlı terör örgütü, üyelerini toplayıp plaja mı gider?” dedi. (“Örgüt Üyesinin Plajda Ne İşi Var”, Cumhuriyet, 24 Mart 2013, s.9.)
[16]“Mayo Giymek de Terör Suçu Sayıldı”, Cumhuriyet, 24 Mart 2013, s.9.
[17]Elif İnce, “Devlet ‘Kürk’ü Kürt Anlayınca”, Radikal, 27 Mayıs 2012, s.22-23.
[18]“Dev-Genç Marşı’nı Söylemek Suç Sayıldı”, Radikal, 1 Mart 2013.
[19]İsmail Saymaz, “Savcı: Dersim’i Anmak, ‘Terör’ Suçudur”, Radikal, 23 Mayıs 2013.
[20]“126 Kişiye Dava Açıldı”, Cumhuriyet, 26 Mayıs 2013, s.8.
[21]“Ahmet Şık İçin 13 Yıl İsteniyor”, Cumhuriyet, 4 Temmuz 2012, s.5.
[22]Türker Karapınar, “Madımak Davası İsyanına 13 Yıl”, Milliyet, 24 Mart 2013, s.24.
[23]Alican Uludağ, “Bakanlık: Suçlu Lokumcu”, Cumhuriyet, 22 Mayıs 2013, s.6.
[24]İsmail Saymaz, “İlle de Tutuklama”, Radikal, 15 Mart 2013, s.9.
[25]“Öğrencilere 30 Bin Lira Ceza”, Cumhuriyet, 4 Ekim 2012, s.8.
[26]Alican Uludağ, “Örgütsel Konum Sorgusu: ‘Delil’ Yok ‘Duyum’ Var”, Cumhuriyet, 2 Nisan 2012, s.13.
[27]Akın Bodur, “Olmayan Örgütten Dava Açıldı”, Cumhuriyet, 1 Mayıs 2013, s.6.
[28]“Karadağ’ı Öldüren Polise Beraat İstemi”, Cumhuriyet, 1 Mart 2013, s.8.
[29]“Adalet Bu mu?”, Cumhuriyet, 20 Nisan 2013, s.8.
[30]“Uludere Mağduruna Hakaret Davası Açıldı”, Taraf, 2 Nisan 2013, s.10.
[31]“Diyarbakır Newrozu’nda Zafer İşareti Yapan KESK’lilere Hapis Cezası”, 13 Mayıs 2013… http://www.yilmazkizilirmak.com/?p=6302#more-6302
[32]“Delil Karartma ‘Ağır Cezaya’…”, Cumhuriyet, 22 Aralık 2012, s.13.
[33]İsmail Saymaz, “Kemik Kıran Polislere 11 Ay Ceza”, Radikal, 2 Mart 2013, s.10-11.
[34]“Davacı Çok Olunca Davayı ‘Açtırtmadı’…”, Cumhuriyet, 10 Mayıs 2013, s.6.
Reklamlar

Bir Yanıt Bırakın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s