BM, DB VE IMF’NIN DILINDE KADIN YOKSULLUĞU[*] 

“Emek; varlıklılar için saraylar,yoksullar için ise sefalet üretiyor.”[1]

 Çok değil, 1960 ve 70’li yıllarda, II. Dünya Savaşı sonrasında sanayileşmiş (kapitalist) ülkelerden az gelişmiş (ya da literatürün “daha az rencide edici” diliyle söylemek gerekirse “gelişme yolundaki”) ülkelere yönelik söylemin odağında “kalkınma” yer alıyordu. Kalkınma, yani “Hür Dünya”nın “demokratik idealleri”ni paylaşan gelişme yolundaki ülkelerin, özel teşebbüse dayalı sanayileşme yoluyla, 30-40 (ya da konjonktüre bağlı olarak 50-60) yıl içerisinde Batılı ülkelerin tüketim hızını yakalayabileceği gibi bir iy
imser hava hâkimdi…1970’lerin ortalarına doğru patlak veren “petrol krizi” ve tetikleyicisi olduğu iktisadî buhran, yeryüzündeki hemen her şeyi olduğu gibi bu iyimserliği de köklü bir biçimde tersine çevirdi. Bundan böyle IMF ve Dünya Bankası gibi Uluslararası kredi kuruluşlarının dilinde “kalkınma” değil, “yoksullukla mücadele” söylemi ön plana geçecekti… “Kalkınma” söylemini neredeyse bütünüyle tarihe gömerek…İşin ironik yanı, 1980’lerin ikliminde biçimlenmekte olan “yeni (neo-liberal) düzen”, “yoksullukla mücadele” söylem ve stratejilerini yoksul ülkelerin neredeyse tamamı ve kısa bir şaşkınlığın ardından hızla toparlanacak olan küresel toplumsal muhalefet cephesi (Küreselleşme karşıtları, DSF’ler, anti-MAI vb. vb.’leri) tarafından, bizatihî yoksulluğun kaynağı olarak teşhis ve ilan edilen neo-liberal politikaların uygulatıcısı olan Dünya Bankası ve Uluslararası Para Fonu (IMF)’na tevcih etmekteydi.Gerçekten de, neo-liberal politikalar çerçevesinde temel “felsefeleri” sanayileşmiş ülkelerin ve kreditör kurumlarının azgelişmiş ülkelerden alacaklarını tahsile yönelik yapısal uyum programlarını (YUP) oluşturup dayatmak olarak yeniden tanımlanan IMF ve Dünya Bankası gibi kredi kurumları, bu programlar borçların yükünü alt sınıfların sırtına yüklediği ölçüde, yoksullaşmayı yaygınlaştıran ve derinleştiren bir misyon üstlenmiştir. DB ve IMF’nin “Yapısal Uyum Programları” adını, neden oldukları toplumsal ve iktisadî zararlara gelen tepkiler yüzünden “Yoksulluğu Azaltma Stratejileri” olarak değiştirip “yoksulluğu azaltma” çabalarına hedef ülkeleri ‘“sivil toplum”larıyla istişare içinde- katan yeni bir “tarz” benimsemeleri de durumu değiştirmiş değildir. Adı ne olursa olsun, bu “stratejiler”, krediye talip ülkelerin dış ticaretleri üzerindeki her türlü sınırlamayı kaldırıp sermaye hareketlerini serbest bırakması, vergi yükünü emekçi kesimler üzerine yıkması, özelleştirmelere hız vermesi, istihdamın deregülarizasyonu, temel hizmetlerin ticarîleştirilmesi vb. “serbest piyasa” koşullarını öngerektirmektedir.[2] Bir başka deyişle, son otuz yılda yoksulluğun küresel ölçekte yaygınlaşıp derinleşmesine yol açan her şeyi[3] … 1. YOKSULLUĞUN KADINLAŞMASI Kamusal ve sosyal olanı tahrip pahasına uygulamaya sokulan neo-liberal politikalardan kaynaklandığı ölçüde genleşici ve geri dönüşsüz özellikler üstlenen “yeni yoksulluk”un etnikleştiği ve kadınlaştığı, son dönemlerde yoğunlaşan yoksulluk literatürü tarafından en çok vurgulanan konulardan biri. Günümüzde yeryüzünde 1 USD’nin altında bir gelirle geçinmek durumunda olan 1.2 milyar insanın yüzde 70’ini kadınlar ve doğrudan onlara bağımlı olan çocukların oluşturduğu, sıkça vurgulanmaktadır.Gerçekten de günümüzde, “gelir temelinde yoksul addedilen insanlar arasında kadınlar, yalnızca sanayileşmiş ülkelerde değil, gelişmekte olan dünyada da artan bir oranı temsil ediyor.”[4] Birkaçını aşağıda sıraladığım çeşitli nedenlerle:-                    Öncelikle azgelişmiş coğrafyada uygulanan (geçimlik) tarımın kadınlaşması nedeniyle: “Küreselleşme” adı verilen bir dizi süreç sonucu (yoksul-zengin ülkeler/bölgeler arasındaki uçurumun açılması, yoksullaştırıcı süreçler, iletişim/ulaşım teknolojilerindeki hızlı gelişmeler vb.) genç erkeklerin kırsaldan metropollere exodus’u sürdüğü ölçüde, geride kalan tarım işleri, kadınların omuzlarına yüklenmekte.[5] Ancak bu sürece, IMF-DB programları eliyle tarımsal sübvansiyonların kaldırılması, tarımsal girdilerin maliyetlerindeki artış, Çokuluslu Şirketlerin tarımsal yatırımlara yönelme eğilimi vb. gibi gelişmeler eşlik ettiği ölçüde, kırsal yoksullaşmanın çapı genişlemekte. Bir başka deyişle, kadın yönetimli kırsal haneler yalnızca erkek işgücünü yitirdikleri için değil, aynı zamanda aile işletmelerinin tasfiye süreci işlerlikte olduğu için, katmerli bir biçimde yoksullaşmaktalar.[6] 1965-1990 arasında yoksulluk sınırı altında yaşayan kırsal nüfus genelde yüzde 39.7 oranında artarken, bu artış oranı, erkeklerde yüzde 30, kadınlarda ise yüzde 47 olarak gerçekleşmiştir örneğin…-                    Erkeklerin ekmek peşinde Kuzey ülkelerine göçü, yoksul ülkelerin kentlerini de etkilemekte, kadın yönetimli hanelerin sayısını arttırmaktadır. Buna yükselen boşanma, terk ve evlilik-dışı çocuk yapma verileri de eklendiğinde, reisi kadın olan tek ebeveynli hanelerin sayısında artış eğilimi çarpıcıdır.[7]-                    Kadın ücretleri, küresel ölçekte erkek ücretlerinden düşüktür. Bizatihî TİSK (Türkiye İşverenler Sendikası Konfederasyonu) raporuna göre, “OECD ülkelerinin tamamında erkeklerin ortalama ücretleri kadınlara göre daha yüksektir. Ortalama fark yüzde15 civarında olup bazı ülkelerde yüzde 20’yi geçmektedir. Kore, Japonya, Almanya, İsviçre, Kanada ve ABD’de erkeklerin ortalama ücreti kadınlarınkinden yüzde 20’nin üzerinde daha fazladır.”[8]-                     Ücret farklarının yanı sıra, çalışan kadınlar, bir yandan geleneklerin baskısı, bir yandan da zorunluluklar nedeniyle düşük ücretli, geçici, güvencesiz, ya da kayıtdışı işlerde daha yüksek oranlarda istihdam edilmektedir: Vasıfsız işler, serbest çalışma bölgeleri, ter atölyeleri, esnek zamanlı işler, ev-ofis işleri. Bu nedenle çalışmaları durumunda da, yoksulluktan kendilerini kurtaramamaktadırlar.-                    Neo-liberal siyasaların küresel ölçekte devreye soktuğu sosyal desteklerin daraltılması, temel hizmetlerin metalaşması eğilimi, kadınları öncelikle vurmakta, hanedeki bağımlıları destekleme ve temel ihtiyaçların temini için kadınların harcadığı süreyi uzatmakta, kendilerini geliştirme olanaklarını yok etmektedir.-                     Kadınlara verilen düşük değerin yanı sıra, kadınların domestik rollerine ilişkin kültürel tutumların, özellikle yoksul hanelerde kız çocukların eğitimi konusundaki olumsuz sonuçları, kadın yoksulluğu sarmalını tetikleyen bir başka etkendir.Bilindiği üzere, BMÖ üyesi 189 ülkenin 2000 yılında 15 yıl içerisinde gerçekleştirmeyi taahhüt ettikleri sekiz Uluslararası kalkınma amacından (Milenyum Kalkınma Hedefleri ‘ Millenium Development Goals: MDG) üçüncüsü “toplumsal cinsiyetler arasında eşitliği sağlamayı” öngörür. Taahhüt bildiriminde bulunan ülkeler, bu amaçla “tercihan 2005 yılında ilk ve orta öğrenimdeki, 2015’e gelindiğinde ise, tüm öğrenim kademelerindeki toplumsal cinsiyet eşitsizliklerini ortadan kaldırma” hedefini benimsemişlerdir.2005’e gelindiğinde dünyanın bu hedefin gerisinde kaldığını bizzat UNICEF’in “Dünyada Çocukların Durumu 2004” başlıklı raporu teslim etmektedir. Rapora göre, “okuma çağında olup da okul dışındaki çocukların sayısı inatla 121 milyon dolayında seyretmektedir ve bunların çoğunluğu (65 milyon) kızlardır.[9] Ya da, BM Kadınlar İçin Kalkınma Fonu UNIFEM’in verilerine göre, ilköğretim dışında kalmış kızların sayısı, erkeklerden 10 milyon fazladır.[10] 2. BMÖ, DB, IMF VE KADIN YOKSULLUĞU Kadın sorununun Birleşmiş Milletler Örgütü nezdinde gündeme ilk gelişi, örgütün Kadın Onyılı (1975-85)’nın başlangıcı vesilesiyle 1975 yılında Mexico City’de düzenlediği “I. Dünya Kadın Konferansı”dır. “Barış ve Kalkınma” temalı konferans, Kadın Onyılı’nın üç ana temasını “barış, eşitlik ve kalkınma”[11] olarak saptamış ve önüne şu hedefleri koymuştu:-                    Toplumsal cinsiyetlerin tam eşitliği ve toplumsal cinsiyet ayırımcılığının giderilmesi;-                    Kadınların kalkınmaya tam katılımı;-                    Kadınların dünya barışının güçlendirilmesine katkılarının arttırılması.Dikkat edilirse, 1975 Konferansı’nda, “yoksulluk” kavramından eser yoktur!1980’de Kopenhag’da gerçekleştirilen ikinci Konferans, kadınların ulusal yaşamdaki rollerini destekleyecek ‘kooperatifler, kreşler, kredi erişimi gibi- hizmetlerin ve malî kaynakların yetersizliğinden söz edip “kadınların mülkiyet edinme ve denetleme, mirastan pay alma” gibi haklarını vurgulasa da,[12] “kadın yoksulluğu” kavramına başvurmayacaktır.Yoksulluk, daha doğrusu kadın yoksulluğu, BMÖ’nün Uluslararası Kadın Konferansları dizisinin 1985’te Nairobi’de düzenlenen üçüncüsünde sorunsallaştırılmaya başlamıştır: Bu Konferans’ın Sonuç Bildirgesi’nde:-                    Özellikle en az gelişmiş ülkelerde artmakta olan yoksulluğun kadınların ilerlemesi önünde engel teşkil ettiği, yoksullukla mücadeleyi öncelik tanımanın hükümetleri kadınların eşitliğini sağlamaya yönelik çabalardan alakoyduğu (md. 19);-                    Pek çok ülkede kadınların eşitsizliğinin büyük ölçüde, emperyalizm, sömürgecilik, apartheid, ırkçılık, ırk ayırımcılığı ve adaletsiz Uluslararası iktisadî ilişkilerin neden olduğu azgelişmişlikten kaynaklanan kitlesel yoksulluk ve genel gerilikten beslendiği (44. 10a);-                    Yoksulluğun kadınların kalkınma çabalarına katılımını engellediği (102);-                    Ulusal gelirin daha adil dağıtımı ve kadınların orantısızca deneyimledikleri mutlak yoksulluğun ortadan kaldırılması yolunda çaba gösterilmesi gereği (109);-                    Ulusal program ve projelerle işsizlik ve yoksulluğa karşı savaş açılması gereği (142);-                    Kırsal kesimde yükselen kadın yoksulluğu ve topraksızlaşma eğilimlerine karşı önlem alınması gereği (175);vurgulanmaktadır.Ancak “Kadın Yoksulluğu”nun başlı başına bir sorun olarak gündemleştirilmesi, 1995 yılında Pekin’de düzenlenen 4. Uluslararası Kadın Konferansı’nda gerçekleşecektir. Konferansın Sonuç Bildirgesi’nde “Dünyadaki insanların çoğunluğunun özellikle de kadın ve çocukların hayatını etkileyen, kökeni hem ulusal hem de uluslararası alanlarda bulunan, artan yoksulluğun” olumsuz etkileri vurgulanıp (md. 6), yoksulluğun yok edilmesi için kadınların tam katılımının altı çizilirken (md. 16); “İstihdam dahil kadınların ekonomik bağımsızlığını yaygınlaştırmaya ve ekonomik yapıda değişiklikler yapma ve kalkınmanın vazgeçilmez elemanı olan kırsal bölgedekiler dahil bütün kadınların üretim kaynaklarına, fırsatlara ve toplumsal hizmetlere eşit ulaşmasını sağlama yoluyla yoksulluğun yapısal nedenlerine inerek kadınların üzerindeki devamlı ve artan yoksulluk yükünü yok etme” (md. 26)hedefi benimsenmektedir.Ancak Pekin Bildirgesi’nin, BMÖ’nün geçmişteki antiemperyalist, anti-sömürgeci, radikal dilini çoktan yitirdiği bir sürecin ürünü olduğu Bildirge’nin dilinde açığa çıkar. Kadın yoksulluğuna çözüm olarak Nairobi Bildirgesi’ndeki “ulusal gelirin daha adil dağıtılması” gibi önermeler, Pekin’de yerini,“Kadınların ve kız çocuklarının ilerlemesini ve güçlendirilmesini artıracak bir araç olarak, kadınların, toprak, kredi, bilim ve teknoloji, mesleki eğitim, bilgi, iletişim ve pazarlar dahil ekonomik kaynaklara eşit ulaşmalarını sağlayacak ve uluslararası işbirliği yoluyla bu kaynaklara eşit ulaşmanın yararlarını kullanacak şekilde kapasitelerini geliştirmeye kararlıyız”[13] (md. 36)türü “serbest piyasa dostu” önlemlere bırakır.IV. Dünya Kadın Konferansı, Sonuç Bildirgesi’nin yanı sıra, birinci sırada kadın yoksulluğunun yer aldığı, 12 başlıklı bir “Eylem Platformu”nu kabul etti. Neo-liberal siyasaların dünyayı kasıp kavurduğu bir ortamda kadın yoksulluğunun konu edinen (ve DB ile IMF’nin ilişkin literatüründe sıkça göndermelerde bulunulan) ilk kapsamlı ve ayrıntılı Uluslararası dokümanlardan biri olma niteliğini haiz bu belgeyi, biraz daha yakından irdelemekte fayda var. 2.1. PEKİN EYLEM PLATFORMU’NDA KADIN YOKSULLUĞU Eylem Platformu[14], Kadınlar ve Yoksulluk başlığı altında dört stratejik hedef benimsemektedir:1.         Yoksul kadınların gereksinim ve çabalarına seslenen makroekonomik siyasalar ile kalkınma stratejilerinin benimsenip sürdürülmesi;2.         Kadınların eşitliği ve iktisadî kaynaklara erişimini sağlayacak yasa ve yönetsel pratiklerin gözden geçirilmesi;3.         Kadınların tasarruf ve kredi mekanizmalarına erişiminin sağlanması;4.         Yoksulluğun kadınlaşmasına yönelik toplumsal cinsiyet temelli metodolojilerin geliştirilmesi ve araştırmaların yürütülmesi.“Eylem Platformu”nun yoksulluğun nedenlerine ilişkin saptamaları da en az stratejik hedefleri kadar muğlak: Şöyle deniliyor metinde: “Yoksulluğun yapısal olanlar dâhil, çeşitli nedenleri vardır. Yoksulluk, kökenleri hem ulusal, hem de Uluslararası alanlarda yatan, karmaşık, çokboyutlu bir sorundur. Dünya ekonomisinin küreselleşmesi ve Uluslararasındaki karşılıklı bağımlılığın derinleşmesi sürdürülebilir iktisadî büyüme ve kalkınma için olduğu kadar, dünya ekonomisinin geleceğine ilişkin risk ve belirsizlikleri de içermektedir. Belirsizliklerle yüklü iktisadî iklime iktisadî yeniden yapılanma ve kimi ülkelerde ısrarlı, yönetilemez dış borç düzeyleri ile yapısal uyum programları eşlik etti. Bunlara ek olarak, her türlü çatışkı, insanların yerinden olması ve çevresel bozulma, hükümetlerin halklarının temel gereksinimlerini karşılama kapasitesini yok etti. Dünya ekonomisindeki dönüşümler bütün ülkelerde toplumsal gelişme parametrelerini derinlemesine değiştiriyor. Önemli bir eğilim, kadınların yoksulluğundaki, ölçeği bölgeden bölgeye değişen artış oldu. İktisadî güç paylaşımında toplumsal cinsiyet farklılıkları da kadınların yoksulluğuna katkıda bulunan önemli bir etken olarak ortaya çıkmakta…” (A. 47)Çok şey söylermiş görünüp hiçbir şey söylememe sanatı, ya da failden hiç söz etmeksizin cinayeti anlatabilme becerisi… Veya kestirmesinden, BM’nin “ne şiş yansın ne kebap” kaygısındaki diplomatik dili… Gerçekten de, bütün bir “Eylem Platformu”nda, “aslında ne olup da yoksulluğun durmaksızın genişleyip derinleştiği ve kadınların neden yoksullaştığı konusunda net bir saptama bulma olanağı yoktur.Ama “Eylem Platformu”, bir sonraki paragrafta “kadın yoksulluğu”nun failini teşhis etmektedir: “İktisadî etkenlerin yanısıra, toplumsal olarak atfedilmiş toplumsal cinsiyet rolleri, kadınların iktidara, eğitim ve meslekî eğitime ve üretken kaynaklara erişiminin sınırlı oluşu ve aileleri güvensizliğe sevk edebilecek yeni etkenler de sorumludur.” (A. 48)Evet, kadınlar, “toplumsal olarak atfedilmiş”, ya da geleneksel cinsiyet rolleri nedeniyle yoksulluğa sürüklenmektedir… Onları iktidara, eğitim ve meslekî eğitime, üretken kaynaklara erişim”den alakoyan, kültürel gerilikleridir! Kendi kültürünün cenderesinden kurtulmadıkça, kadın yoksulluğunu alt etmek olanaklı olamayacaktır.Bu saptama, aslında BM’nin öteden beri malûl olduğu “azgelişmiş” ülkelerin, geleneksel yaşam tarzları nedeniyle “azgelişmiş” oldukları, “kalkınabilmek” için geleneksel olanı terk edip (Batı) modernite(sin)i benimsemeleri gerektiği yolundaki, bütün bir kalkınma söyleminin, postmodern itiraz ve müdahalelerin değiştirmeyi başaramadığı, ikide bir su yüzüne çıkan devamıdır. Bu olgunun kanıtı, ne BM belgeleri, ne de IMF/DB’nin ilişkin literatüründe, Kuzey (ya da sanayileşmiş/gelişmiş vb.) ülkelerindeki kadın yoksulluğuna dair tek bir söz edilmeyişidir.[15] Sorunsallaştırılan, her zaman “azgelişmiş” (yani borçlu) ülkelerin yoksulluğudur; ve de kadınlarının…“Pekâlâ, bu ‘geleneksel’ roller nasıl değiştirilecek?’ sorusunun yanıtına gelince…Gerçi teşhis (geleneksel yapılar) eskidir, ama söylem yenidir: “Eylem platformu” sıkça “güçlendirme”, “katılım”, “erişim”, hesap verebilirlik/saydamlık”, “sivil toplum, devlet ve özel sektör “ortaklığı”ndan söz eder.Kadınların yoksulluktan sıyrılması, onların “güçlendirilmesi”ne (empowerment) bağlıdır; bunun yolu ise eğitim, sağlık hizmetlerine ve toprak, kredi, sermaye, kaynaklar, teknolojiye “erişim”lerinin (access); aile içi, yerel ve ulusal karar alma mekanizmalarına “katılım”larının (participation) sağlanmasıdır. Bunu sağlayacak olan ise… bir “hesap verebilirlik/saydamlık” (accountability) çerçevesi içerisinde işleyen, “sivil toplum-devlet-şirket ortaklığı” (partnership)dır… Ve “eylem platformu” hükümetlerin, IMF, DB başta olmak üzere malî ve kalkınma kurumlarına ve (kadın örgütleri başta olmak üzere) STÖ’lere düşen görevleri sıralar. Hükümetler, örneğin, kadınların tam ve eşit katılımına yönelik makroekonomik ve sosyal politikaları, yasal ve idarî düzenlemeleri geliştirmeye, kamusal kaynakların tahsisini kadınların ekonomik fırsatlarını ve üretken kaynaklara eşit erişimini sağlayacak ve temel toplumsal, eğitsel ve sağlık gereksinimlerine hitap edecek tarzda düzenlemeye, hem formel hem de kayıtdışı sektörlerde kadın istihdamını sağlayacak iktisadî siyasalar geliştirmeye; göçmen kadınların sorunlarına eğilmeye, kadınların toprağa ve malî, teknik ve pazarlama hizmetlerine erişimlerini sağlayacak önlemleri almaya, kadınlara ücretsiz ya da düşük ücretli hukuksal hizmet sağlamaya, özellikle yoksul kadınların krediye erişimlerini kolaylaştırmaya vb. çağrılmaktadır (A. 58, 61, 62).Malî ve kalkınma ajanslarından da, destek siyasalarını kadınları yoksulluktan kurtarmayı öngörecek tarzda formüle etmeleri, toplumsal-cinsiyet duyarlı stratejiler geliştirmeleri, yapısal uyum programlarının dezavantajlı gruplar üzerindeki olumsuz etkileri asgarîye indirecek şekilde dizayn etmeleri, kadınların sürdürülebilir yaşamlar inşa edip sürdürmelerine uygun çevreler yaratmaları, gerek formel, gerekse kayıtdışı sektörlerde düşük gelirli, küçük ve mikro ölçekli kadın girişimcilere sermaye ve diğer kaynaklara erişimi kolaylaştırmaları (A 59, 64) beklenmektedir.Başta kadın dernekleri olmak üzere STÖ’lerden beklenen ise, Eylem Platformu’nun tavsiyelerinin hayata geçirilmesi konusunda ilgili kurumlar nezdinde lobicilik yapmaları, hükümet ve özel sektörle işbirliği içerisinde her yaştan kadınların eğitim ve sağlık hizmetlerine erişimini sağlayacak ulusal bir strateji geliştirmeleri, kadınların, miras, toprak mülkiyeti ve diğer mülkiyet, kredi, doğal kaynaklar ve uygun teknolojiler dahil iktisadî kaynaklara tam ve eşit erişim “hakkını” (ilginçtir ki Eylem Platformu’nda “hak” sözcüğünün geçtiği ender bağlamlardan biri budur!) savunmak için harekete geçmeleri, vb.dir (A. 60).Sözü edilenler, (kabaca) bunlar. Ya söz edilmeyenler?Eylem Platformu, örneğin kadınların eğitim, sağlık ve çalışma “hak”larından, insan onuruna yakışan bir gelir sağlayacak istihdam “hak”larından, bu hakları kazanmaya ve sürdürmeye yönelik bir mücadeleyi yürütmek üzere örgütlenmelerinden, temel hizmetlerin kamusal kaynaklardan karşılanmasından söz etmemektedir!Aslına bakılırsa, BMÖ’nün “kadın yoksulluğu”nu gidermeye yönelik tek somut önerisi, kredi kolaylıkları aracılığıyla yoksul kadınları girişimcilere, “piyasa (mikro-) aktörleri”ne dönüştürmektir. DB ve IMF, onun açtığı yoldan ilerlerler. 2.2. DB VE IMF’NİN “NEO-LİBERAL FEMİNİZMİ” Ancak onların, kadınları destekleme gerekçeleri, çok daha somut, çok daha maddî, çok daha “iktisadî”dir: Dünya Bankası’nın deyişiyle “kadınlara yeterli yatırım yapmama, yoksulluğun azaltılmasını frenler, iktisadî ve toplumsal kalkınmayı sınırlandırır.”[16] IMF, bu önermeyi desteklemektedir:“Kadının düşük statüsüyle büyüme arasındaki ilişkiye değgin kanıtlar kesin olmasa da ‘eşitsizliği ya da erkeklere kıyasla dezavantajı ölçmek kendi başına karmaşık bir konudur- araştırma bulguları, kadınların eğitim, sağlık, istihdam ve krediye erişimini arttıracak adımları atan ve bu yolla iktisadî fırsatlara erişim açısından erkeklerle kadınlar arasındaki farkları azaltan ülkelerin ekonomik kalkınma ve yoksulluğu azaltma hızlarını arttırdığını göstermektedir. (…) Kadınlar hane kaynaklarının harcanması konusunda daha fazla denetime sahip olduklarında, tasarrufların daha büyük bölümünü çocuklarının potansiyellerini geliştirmeye ve hane gereksinimlerini satın almaya ayırdıkları (…) en iyi belgelenmiş bulgulardan biridir. Eğitime daha fazla yatırım daha fazla büyümeyle bağlantılı olduğu, gereksinimlere harcama yapmanın lüks tüketime harcama yapmaktan daha istikrarlı olduğu için, kadının hane içerisindeki ekonomik etkisini arttırmak bütünsel büyümeyi destekler ve iktisadî istikrarsızlığı azaltır.[17]Dünya Bankası ve Uluslararası Para Fonu, Pekin Bildirgesi’nin çağrısı uyarınca ve Milenyum Kalkınma Hedefleri doğrultusunda toplumsal cinsiyet sorununu politikalarının ana gövdesine katma (“gender mainstreaming”) konusunda çalışmalar yürüttüklerini,[18] kredi tahsislerinde “toplumsal cinsiyet-duyarlı” projelere öndelik tanıdıklarını ilan ederler.Gerek IMF, gerekse Dünya Bankası, bu alanda çabalarını yoksul ülkelerde kadınların eğitim, sağlık, iktisadî fırsatlara erişimi seslerinin ve hane ve toplumda duyulur hâle gelmesine yönelik projeleri destekleme konusunda yoğunlaştırmıştır. Malî kaynakları, hükümetler ve sivil toplum örgütleriyle birlikte geliştirilen projelere yöneltmeye öncelik tanıdıklarını ilan ederler. Dünya Bankası, bu amaçla Operasyonel Politikası’nı 2001 Toplumsal Cinsiyet Stratejisi doğrultusunda gözden geçirmiştir. Yeni Politika, borç alan ülkelerin her biri için Ülke Toplumsal Cinsiyet Değerlendirmeleri hazırlanmasını ve değerlendirme bulgularının Ülke Yardım Stratejilerine yansıtılmasını öngörmektedir. Kredi talebinde bulunan ülkeler,“insan sermayesine yatırım, iktisadî değer ve fırsatlara erişim ve kalkınmada söz hakkı” konularında kadınlara sağladıkları olanaklar doğrultusunda değerlendirilecek ve kredilerin bu alandaki ülke performanslarına göre yönlendirilmesi esas alınacaktı.[19]Böylelikle örneğin, son yıllarda (1990 sonrası) kız çocukların ilk ve orta öğrenim kurumlarına kaydedilmesinde Sahra-altı Afrika, Doğu ve Güney Asya, Latin Amerika ve Karayipler, Orta Doğu ve Kuzey Afrika’da önemli ilerlemeler kaydedilirken (ne ki kızların öğrenimlerini tamamlamadan okuldan alınma oranları erkeklere oranla daha yüksek olmayı sürdürmektedir); kadınların tarım-dışı ücretli işlerde çalışmasında (Orta Doğu ve Kuzey Afrika ülkeleri dışında) göreli bir artış yaşanmıştır. [Buna karşılık erkeklerle kadınların gelirleri arasındaki uçurum süregitmektedir. Örneğin hizmet sektöründe kadınların kazançları erkeklerin yüzde 70’i (Sahra-altı Afrika) ile yüzde 85’i (Avrupa) arasında değişirken, imalatta bu oran yüzde 39 (Doğu Asya) ile yüzde 61 (Latin Amerika ve Karayipler) aralığına gerilemektedir.] Siyasal katılım açısından hiçbir ülke, Pekin Bildirgesi ve Eylem Platformu’nda saptanan yüzde 25’lik parlamento temsili hedefine varamamış olsa da, kadınların siyasal temsilinde artış kaydedilmektedir, vs. vs. [20]Ancak gerek DB, gerekse IMF yetkilileri, kadınlara yönelttikleri desteğin “sınırları” konusunda son derece nettir:“Son araştırmalar, kadınların siyasal sesini ve gücünü genişletmenin, örneğin sosyal güvenlik programları ve annelik ya da işsizlik tazminatı gibi konularda gelirin yeniden dağıtımına ve kamusal sigortaya talebi arttırabileceğini göstermektedir. Bu tür tercihler, hükümetin boyutlarının büyümesine yol açabilir, bunun da bütünsel iktisadî büyüme açısından etkileri, belirsizdir.”[21]Bir başka deyişle, IMF’ye (ve DB’ye) göre kadın yoksulluğunun azaltılması, kadınların güçlendirilmesi, kadın-erkek eşitliğine yönelik girişimler, hiçbir şekilde, neo-liberal siyasalardan geri adım atılmasını gerektirecek tarzda yorumlanmamalıdır. Kadın güçlenmesini kamusal kaynaklardan finanse etmek, mevcut ekonomik işleyiş açısından riskli ve belirsizliklerle yüklü bir girişim olur. Kaldı ki, IMF-DB’nin “kadın-erkek eşitliği” tanımı, neo-liberalizmin “ruhu”na uygun olarak formüle edilmiştir. “Toplumsal cinsiyet eşitliği, zorunlu olarak erkekler ve kadınlar açısından sonuçların eşitliği anlamına gelmez; insanların kendi seçtikleri yaşamı izlemelerine olanak sağlayacak fırsatlara eşit erişim ve sonuçlarda aşırı yoksulluktan kaçınma anlamına gelir ‘ yani haklarda, kaynaklarda ve seste toplumsal cinsiyet eşitliği (Dünya Bankası, 2001 ve 2005). Hak eşitliği, örfî ya da yazılı yasalar karşısında eşitliğe gönderme yapar. Kaynak eşitliği, insan sermayesi yatırımlarına ve diğer üretken kaynak ve piyasalara erişim dâhil fırsat eşitliğine gönderme yapar. Ses eşitliği, siyasal söylemi ve kalkınma sürecini etkileme ve onlara katkıda bulunma yetisini kapsar.”[22]Açıktır ki bu, liberal bir eşitlik tanımıdır: kadın ve erkeklere (rekabetçi) serbest piyasaya erişimde “fırsat eşitliği” sağlanması ile sınırlıdır. Bir başka deyişle, kadınların “az gelişmiş” ülkelerde kendilerini baskı altında tutan geleneksel anlayışların cenderesinden kurtarılması gerekecektir. Hükümetler bu amaçla, sivil toplum örgütleriyle elele, kız çocuklarına temel eğitimi sağlamalı, küçük yaşta evlenmelerin önüne geçmeli, kadınların istihdam piyasasına erişimi önündeki sosyal-kültürel engelleri kaldırmalı, mülkiyet haklarını güvence altına almalıdır. Kadınlar ile erkekler arasındaki “fırsat eşitliği” böylece sağlanmış olacaktır. “Geleneksel” ayırımcılığın baskısından “özgürleşen” kadınların düşük ücretli işlerde çalışması, enformel sektörde, geçici işlerde ya da çalışma koşullarının ağır, çalışma saatlerinin fazla olduğu alanlarda yoğunlaşmaları, evin ve çocukların yükünü bütünüyle üstlenmeleri, yönetim kademelerin üst basamaklarındaki temsillerinin simgesel düzeyde kalması, ne IMF ne de Dünya Bankası’nı rahatsız etmemektedir.[23] Nihayetinde, esas olan, “insanların kendi seçtikleri yaşamı izlemelerine olanak sağlayacak fırsatlara eşit erişim”dir. Ve bu erişime sahip olan kadınlar, evlenerek çoluk-çocuk sahibi olmayı, zamanlarını yemek pişirerek, evi temizleyerek, çamaşır yıkayarak geçirmeyi, ya da hem iş yaşamını hem de domestik görevlerini birlikte yürütecekleri esnek zamanlı, yarım-günlük, ev merkezli işlerde çalışmayı seçebilirler. Düşük ücretler” elbette ki bu “özgür seçim”in doğal bir getirisi olacaktır. Bu hizmetlerin kamusal olarak karşılanarak onlara kendilerini geliştirecek zamanın sağlanması ise, bu yeni kurumsal (neo-liberal) “feminizm”in gündeminde yoktur! 3. SONUÇ OLARAK IMF ve Dünya Bankası, bilindiği üzere, II. Dünya Savaşı’nın hemen ardından, hükümetlere sıkışıklık zamanlarında malî destek sağlayarak Uluslararası ticaret ve malî işbirliğini sağlamak üzere kuruldu. 184 üyeli IMF’nin beş üyesi ‘Fransa, Almanya, Japonya, Britanya ve ABD- oyların yüzde ellisini kontrol etmektedir.Bu kurumlar, yapısal uyum programları ile, sanayileşmiş Batı’nın 1970’li yılların sonlarına doğru içerisine düştüğü yapısal krizi aşmak için geliştirdiği neo-liberal çözümün dünya ölçeğinde yaygınlaşmasında araçsal olmuştur. Yineleyeyim: ihracata dayalı büyüme, kamusal yatırımların ve temel hizmetlere yönelik harcamaların kısıtlanması, sermaye hareketlerinin önündeki engellerin kaldırılması, istihdam piyasalarının deregülarizasyonu, kitlesel özelleştirmeler gibi bir dizi önlemi içeren bu programlar, emekçi kesimler, ama özellikle de kadınlar arasında yoksulluğun yaygınlaşıp derinleşmesine yol açmıştır.Örneğin Tanzanya’nın IMF ve DB’ndan sağlanan 5.8 milyar dolar karşılığında, sağlık hizmetlerinin ücretlerini yükseltmesiyle ülkede doğumla bağlantılı kadın ölümlerinde artış yaşanmıştır. Zambiya’da YUP’lar kız çocukların okullaşma oranlarında belirgin bir düşüşe yol açmıştır.Güney Kore’de 57 milyar dolarlık IMF yardımı, “emek piyasalarının esnekleştirilmesi” koşuluyla verildiğinden, ücret kısıtlamaları, “fazla” işçilerin işten çıkartılması ve altyapı programlarının tahsisatlarında kesintiler gerçekleşmiş, her erkek Koreli işçiye karşılık yedi kadın işçi, işten atılmıştır. Ve enformel sektörde çalışan Koreli işçilerin oranı, 2000’de yüzde 40’tan, 2008’de yüzde 60’a çıkmıştır.[24]Ve kuşkusuz ki örnekler Tanzanya, Zambiya ve Güney Kore ile sınırlı değildir. IMF ve DB kredilerinin (ve de onların zorunlu koşulu Yapısal Uyum Programları’nın girdiği her ülkede temel hizmetlere ve sosyal destek mekanizmalarına erişim güçleştirilmiş, işçi tensikatlarına gidilmiş, emeği ucuzlatacak önlemler dayatılmış, dolayısıyla da aşağıdan yukarı, çeperden merkeze, halklardan Çokuluslu şirketlere devasa gelir transferleri aracılığıyla yoksulluğun tabanı genişlemiştir. Günümüzde çalışıyor olmak, yoksulluğa karşı bir güvence oluşturmamaktadır. Tüm bu gelişmelerin toplumun en kırılgan kesimini oluşturan kadınların konumlarını daha da kırılganlaştırdığını söylemeye gerek var mı?Öte yandan, madenlerin, akarsuların, ormanların DB ve IMF basıncıyla işletmeye açılmasına yönelik politikalar, yeryüzünde yüzbinlerce kişiyi toprağından etmekte, bu durum en fazla kadınları vurmaktadır.Ve nihayet, yoksulluk ve Çokuluslu şirketlerin doğal kaynaklara, toprağa, madenlere, ormanlara vb. yönelen yağması ve çevrenin tahribatı sonucu oluşan kıtlıklar, kitlesel göçler etnik çatışmaları körüklemekte, bu ise kadınların yaşam koşullarını daha da dayanılmaz kılmaktadır…* * *BMÖ, DB ve IMF’nin son yıllarda “kadınları yoksulluktan kurtarma” konusunda yüzbinlerce sayfalık belge yayınlamış olmaları, binlerce rapor hazırlamaları, toplantı üzerine toplantı düzenlemeleri, yoksul ülkelerde kendileriyle paralel hareket eden bir STÖ’ler alanı yaratmaları, mikrokredi dağıtımaları, okur-yazarlık kampanyaları düzenlemeleri vb. bu çıplak gerçekleri örtmeye yetmiyor. Ne denli güzellenirse güzellensin, neo-liberalizm kadınların (gerçek) eşitliği ile taban tabana zıttır; neo-liberal politikalar sürdürüldükçe bırakın kadın-erkek eşitliğinin sağlanmasını, kadın yoksulluğunun önüne geçilmesi, mümkün değildir.Çünkü dünya kadınları için eşitlik ve özgürlüğe giden yol, kamusal kaynakların özel sektöre, Çokuluslu şirketlere vb. değil, sırtlarındaki yükü hafifletecek tarzda kadınlara tahsis edilmesinden geçmektedir. Kadınların kurtuluşu süreci, (onunla bitmese de) bir sosyal bütçeyle başlar: eğitimlerine, vasıflandırılmalarına, her kademesine ücretsiz olarak erişebilecekleri sağlık hizmetlerine, insanca bir yaşam sürdürmelerini sağlayacak bir iş bulmalarına, ev işi, çocukların bakımı gibi yüklerin toplum tarafından paylaşılmasına, onların eşit ve özgür varlıklar olduklarına dair toplumsal bir bilinç geliştirmeyi sağlayacak bir kitle iletişimine, cinsel sömürünün önlenmesine, kadınların her düzlemde karar alma mekanizmalarına tam ve eşit katılımlarının sağlanmasına, yaşam alanlarının onlar için sağlıklı ve güvenli mekânlar olarak düzenlenmesine… yönelik bir sosyal bütçe.BM, IMF ve DB’nin “patronları” dünya kadınlarına bu bütçenin tahsis edilmesine ne kadar sıcak bakarlar, dersiniz?  N O T L A R[*] Kaldıraç, No:138, Aralık 2012…[1] Karl Marx, 1844 El Yazmaları.[2] Kredileri serbest bırakmak için gerekli koşulları devletlere dayatan “Yapısal Uyum Programları”ndan farklı olarak, “Yoksulluğu azaltma stratejileri”, IMF ve DB kredilerinden yararlanmak isteyen yoksul ülkelerin, “sivil toplum”larıyla birlikte bir proje hazırlayıp başvurmasını gerektirmektedir. Ülkenin kredi verilebilir olup olmadığını da tabii kurumlara egemen olan “patronlar kulübü” karar vermektedir. Kredi tahsisi için aranan koşullar ise, “eski hamam, eski tas”tır: “ticaret vergi oranlarının yüzde 10 ya da daha düşük bir orana çekilmesi, uzun vadeli sermaye akışlarına karşı her türlü kısıtlamanın kaldırılması, yabancı ve yerli yatırımcılara eşit muamele, devlet gelirlerinin ana gövdesinin KDV gibi dolaylı vergilerden karşılanması…” (Bu “yeni” söylemin eleştirisi için bkz. World Development Movement, One Size For All – A Study of IMF and World Bank Poverty Reduction Strategies.http://www.wdm.org.uk/one-size-all-study-imf-and-world-bank-poverty-reduction-strategies)%5B3%5D “Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü (OECD), OECD ülkelerinde zenginler ve yoksullar arasındaki gelir uçurumunun 30 yılın en yüksek seviyesine çıktığını bildirdi. OECD’nin 22 ülkede yaptığı araştırmaya dayanarak hazırladığı rapora göre, 1980 yılı ve finansal krizin etkili olduğu 2008 yılları arasında bu ülkelerden 17’sinde eşitsizlik büyüdü. Rapor, en zengin yüzde 10’un ortalama gelirinin, şu anda en yoksul yüzde 10’un dokuz katına ulaşmış durumda olduğunu ortaya koydu.Zenginler ve yoksullar arasındaki gelir uçurumu 1980 yılının ortalarından bu yana yaklaşık yüzde 10 arttı.” (CNNTürk, “Gelir uçurumu en yüksek seviyede”, http://www.cnnturk.com/2011/ekonomi/dunya/12/05/gelir.ucurumu.en.yuksek.seviyede/639334.0/index.html) Ve: “BM Kalkınma Programı’nın raporuna göre, dünya nüfusunun yüzde 25’i dünyadaki toplam servetin yüzde 80’inine sahip. Milyonlarca kişi açlık sınırının altında yaşarken zengin ve yoksul arasındaki makas giderek açılıyor.[4] Mayra Buvinic, “Women in Poverty: A New Global Underclass”, Temmuz 1998, Washington D.C. No. WID-101.[5] Kadın reisli kırsal hanelerin oranı 1980-1994 arasında Afrika kıtasında yüzde 43.7’den yüzde 44.4’e, Asya’da yüzde 41.5’den yüzde 43.4’e, Latin Amerika ve Karayip bölgesinde ise yüzde 13.3’den yüzde 18’e yükseldi.[6] Dünya Ticaret Örgütü’nün tarımı Çokuluslulara açma yönündeki politikaları için bkz. S.Özbudun, Türkiye Kırsalı Yoksullaşırken. Niçin Dikkulak Oldum? Ankara, Ütopya Yayınları, 2006, ss.7-16[7] Buvinic (1998), yalnızca Buenos Aires kentinde kadın yönetimli hanelerin oranının, 1980’deki yüzde 1992’de yüzde 27’ye çıktığını kaydetmekte. BM Latin Amerika Ekonomik Komisyon (ECLAC) verileri, 13 ülkeden 9’unda kadın yönetimli hanelerin yoksulluk sınırı altında yaşayan nüfus içerisinde ağırlıkta olduğunu göstermekte.[8] TİSK, OECD Ülkelerinde Kadınlar ve Erkekler, http://www.tisk.org.tr/yayinlar.asp?sbj=ic&id=2698.%5B9%5D “Gender equality in education: world fails to meet MDG 3”, http://www.choike.org/nuevo_eng/informes/3207.html.%5B10%5D UNIFEM, Gender Equality Now. Accelerating the Achievement of the Millenium Development Goals.www.unifem.org.[11] Bu hedefler Konferans katılımcıları arasındaki ideolojik farklılıkları yansıtmaktadır. Batılı ülkelerin kadın temsilcileri, “Eşitlik” talebini vurgularken Sosyalist Blok mensupları “Barış” temasının altını çizmekte, azgelişmiş ülke temsilcileri ise “Kalkınma”yı ön plana çıkartmaktaydı. [1975 World Conference on Women (Mexico City, June 19-July 2, 1975), http://www.5wwc.org/ conference_background /1975_WCW.html][12] Choike, “2nd. World Conference on Women, Copenhague 1980”, http://www.choike.org/2009/eng/informes/1454.html%5B13%5D İHD, Birleşmiş Milletler Pekin deklarasyonu, http://www.ihd.org.tr/index.php?option=com_content&view=article&id=1071:birlesmis-milletler-pekin-deklarasyonu&catid=37:san-haklarylgeleri&Itemid=96%5B14%5D http://www.un.org/womenwatch/daw/beijing/platform/poverty.htm%5B15%5D Hakkını yemiş olmayayım, BM’nin Eylem Platformu, “Kadınların genel ve meslekîeğitim düzeylerinin yüksek olduğu ve ayırımcılığa karşı yasal düzenlemelerin bulunduğu birçok gelişmiş ülkede” iktisadî dönüşümlerin kadınların işsizliğini arttırdığı ya da istihdam durumlarını kırılganlaştırdığı”nı saptıyor: IMF ve DB belgelerinde rastlanmayan bir durum. Eylem Platformu’na göre bu durum özellikle eğitim düzeyi düşük kadınları etkilemektedir. (A. 53)[16] “Gender Equality”, http://web.worldbank.org/WBSITE/EXTERNAL/NEWS/0,,contentMDK:20127207 ~pagePK: 64257043~piPK:437376~theSitePK:4607,00.html[17] Janet G. Stotsky, “Budgeting with Women in Mind”, Finance and Development, (IMF’nin üç ayda bir yayınlanan dergisi) Haziran 2007, c. 44, sayı 2.[18] Ne ki DB kaynakları bu çabada gösterilen performansın yetersiz olduğunu kabul etmektedir. Bkz. R. Mehra ve G. R. Gupta, “Gender Mainstreaming: Making It Happen”, ”, Equality for Women, Where Do We Stand on Millenium Development Goal 3? içinde. M. Buvinic, A. R. Morrison, A. W. Ofosu-Amaah, M. Sjöblom (der.) , The World Bank, 2008.[19] Independent Evaluation Group (IEG), Gender and Development, An Evaluation of World Bank Support, 2002-8, IEG Study Series, The World Bank, 2010.[20] A. R. Morrison, S.Sabarwal, M. Sjöblom, “The State of World Progress”, Equality for Women, Where Do We Stand on Millenium Development Goal 3? içinde. M. Buvinic, A. R. Morrison, A. W. Ofosu-Amaah, M. Sjöblom (der.) , The World Bank, 2008.[21] Janet G. Stotsky, “Budgeting with Women in Mind”, Finance and Development, (IMF’nin üç ayda bir yayınlanan dergisi) Haziran 2007, c. 44, sayı 2.[22] Marya Buvinic ve Elizabeth M. King, “Smart Economics”, Finance and Development, Haziran 2007,. c. 44, sayı 2.[23] IMF’nin 30 üst düzey yöneticisinin yalnızca 6 tanesi kadındır. Kadın yöneticilerin oranı BM sekreterliğinde yüzde 26, Dünya Bankası’nda ise yüzde 32’dir. B. Applebaum ve S.G. Stolberg, “At I.M.F., Men on Prowl and Women on Guard”, New York Times, 19 Mayıs 2011.[24] Christine Ahn and Kavita Ramdas, “The IMF: Violating Women since 1945”, http://www.fpif.org/articles/ the_imf_violating_women_since_1945 

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s