MEMLEKETİN (VE GENÇLERİN) “HÂLİ”[1]

“Tek suçumuz hür insanlar gibi konuşmak
Kitaplar suç ortağımız! //
Topyekûn himayesindeyiz zincirlerin.”[2]
Bugün, 27 Eylül 2012. Adalet Nöbeti’ndeyiz…
Sadece 19 yaşındaki lise öğrencisi Ali Okutan, Dersim Dinçer ile 24 yaşındaki öğrenci Bedrettin Akdeniz için değil. Şu an demir parmaklıkların ardındaki 2 bin 824 öğrenci ve geleceğimiz için buradayız.
Ali’yi, Dersim’i,  Bedrettin’i 2 Mayıs 2012’de “uydurma gerekçe”lerle tutuklanarak hapse kapatılmadan öncence görmüş ve kucaklamıştım.
Özgürlük, adalet, eşitlik, kardeşlik isteyen has insanlardır; Mersin zindanından İskenderun’a sürülen; türlü baskıya, dayağa, işkenceye maruz bırakılan radikal sosyalistlerdir; SDP’li, DEV-LİS’lidir Onlar…
Evet dosta/ düşmana, “Onlar bizimdir; bizimledir; yoldaşlarımızdır; geleceğimizdir” diye haykırmak ve de Onları almak için buradayız…
Burada olmamızın anlamı coğrafya ve bölgemizdeki “mevcut durum”dan bağışık değildir.
“MEVCUT DURUM”
“Mevcut durum” İslâmcı muhafazakârlığın totaliterliğinde, şoven saldırganlığında, kendisinden olmayanın ötekileştirildiği sistematik baskılarda, neo-liberal talan ve ABD işbirlikçiliğinde somutlanıyor…
Bu tabloda “AKP de demokrasiden uzaklaştı” diyen Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden Doç. Dr. Osman Can bile, “Bu anayasal düzende muhalefet erdemdir,” derken; “… ‘Asker vesayeti’nden ‘polis vesayeti’ne mi geçiyoruz?!” diye sormadan edemiyor Taha Akyol dahi…
“Yeni liberallik, yeni devletçiliğe dönüşüyor”ken;[3] neo-liberal AKP totaliterliği daha da derinleşiyor. “İçişleri Bakanı İdris Naim Şahin öyle konuşmalar yapmaya devam ediyor ki, demokrasiyle, demokrasi kültürüyle, hukukla, ifade özgürlüğüyle biraraya getirilmesi imkânsız tehlikeli bir zihniyetin altını çiziyor.”[4]
Kuşku yok: İktidarın konsolidasyon süreci, 2011 yazından itibaren muhafazakâr hegemonyanın yerleşmesi ve yayılması yönünde hızlandı.
AKP iktidarı Türkiye tarihinde bir “dönüşüme” damgasını vurdu. Bu dönüşümün merkezinde özgürlükler rejiminin pekiştirilmesi ve genişletilmesi, imparatorluk bakiyesi etnik sorunların çözümü, ataerkil toplum geleneklerinin belirlediği kural ve pratiklerin etkisiz kalması gibi konular yer almıyordu. Esas olarak Türkiye toplumunun sosyolojik çoğunluğunu temsil edenlerin iktidara gelmelerine dayanan bir “dönüşümdü” bu. Otantik bir hâkim sınıfın sahnenin önünde yer alması demekti. Kan bağları veya kurumsal aidiyetleri nedeniyle kendilerini toplumun üstünde bir konumda görenlerin hâkimiyetine son verildiği, bu coğrafyaya özgü, etkisi bundan sonra uzun bir dönem sürecek bir burjuva dönüşüm anı yarattı on yıllık AKP iktidarı…
Söz konusu “dönüşüm”, neo-liberal konumlu İslâmcı muhafazakârlığın toplumu sarıp/ sarmalamasıdır.
Bu öyle bir durumdur ki; “Çorum’da namazı camide kılan çocuklar ödüllendirilir”!
Diyanet İşleri Başkanı Mehmet Görmez, “Noel Baba baca ve pencereden giriyor. Doğru dürüst birisi olsa kapıdan girerdi” diyen Keşan Müftüsü hakkında hiçbir işlem yapılmadığını açıklar!
Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç “Behzat Ç.’yi yayınlayan kanala, alkol ve sigarayı özendirmek, ahlâki gelişime zarar verecek türde yayınları gençlerin izleyebileceği zaman diliminde yayınlamaktan iki kez ceza verdik. Yayınları dikkatle takip ediyoruz,” der!
Tam da bu noktada söz konusu uygulamalar karşısında bir İslâmcı, Hüda Kaya haykırır: “Eğer Allah yeniden bir elçi gönderecek olsa bugünkü bu din anlayışına sahip olan Müslümanlara gönderirdi”!
Gerçekten de insanlara nasıl olacaklarının dayatıldığı güzergâhta “İstanbul’da Haliç kıyısındaki eski Silahtarağa Elektrik Santralında kurulu Bilgi Üniversite’nin ‘Santral İstanbul’ kampusunda yaşananlara basit bir ‘hayat tarzı kavgası’ demek yanlış olur. Bu Osmanlı’dan bize miras kalmış olan ve bir türlü birlikte yaşayacak bir olgunluğa gelemediğimiz bir ahlâki sistem kavgasıdır. Daha doğrusu, birilerinin kendi benimseyip hayatlarında uyguladıkları ahlâkı diğer bütün ahlâklardan üstün görüp herkesi aynı ahlâkın içinde yaşatmaya çalışma kavgasının tezahürüdür.”[5]
“Büyük Birader”in, ‘1984’e yönelik ilk adımdır bu(nlar)… “Büyük Birader”, Orwell’in 1984 adlı kara ütopya kitabındaki yöneticidir…
Burada insanlar, devlete egemen olan parti tarafından sürekli izlenir. Her yerde hem yayın yapan, hem de bulundukları yerdeki ses ve görüntüleri merkeze taşıyan tele-ekranlar vardır. “Büyük birader” bu yönetimin başıdır. İnsanların düşünceleri ise “Yenisöylem” diliyle biçimlendirilir. Çünkü bu dil bireyleri sadece partinin istediği biçimde düşünmeye ve düşüncelerini de bu biçimde ifade etmeye koşullamaktadır.
Zaten ayrıca bir “Düşünce polisi” de kurulmuştur. Devletin ya da devleti denetleyen Parti’nin belirlediği düşüncelerin dışına çıkanlar, mevcut düzeni sorgulamaya çalışanlar bu polis tarafından izlenir, yakalanır ve işkenceden geçirilerek beyinleri yıkanır, “düzeltilir”.
Devlet düzeninin egemenliğinde sloganlar şunlardır: “Savaş barıştır”… “Özgürlük köleliktir”… “Cahillik güçtür”…
AB projesinin kenara itildiği AKP iktidarında da olan budur.
İş bununla da sınırlı değildir; Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’nun, “Yeni bir Ortadoğu inşa edeceğiz,” dediği; Genelkurmay Başkanı Martin Dempsey’i Ankara’ya gönderen ABD’nin, “24 saat istihbarat verme” karşılığında Türkiye’ye “Afganistan’da Taliban’la siz savaşın. El Kaide’siz Suriye için devreye girin” türünden dayatmalarla Ortadoğu bataklığına saplanmaya yönelik enerjik adımlar attığı bir “cinnet eşiği”dir sözünü ettiğimiz…
Emperyalizmin Ortadoğu üzerindeki hegemonyasının devamlılığının sağlanabilmesi için ABD Sünni’liğiyle boyanmış etkin bir AKP iktidarına ihtiyaç duyulmaktadır. Amerikan emperyalizminin Büyük Ortadoğu bölgesini elinin altında tutabilmesi için ihtiyaç duyduğu, geniş kitleleri etkileyerek daha kolay yönlendirilmesini sağlayacak ideoloji Amerikanın kontrolü altındaki Sünni’liktir. Buna İslâm’ın, işbirlikçiler vasıtasıyla, Amerikanlaştırılması da diyebiliriz.
Kuzey Afrika’dan Pakistan’a kadar bu ideolojiyi benimseyerek ABD’nin stratejisine uygun bir şekilde siyasileştirme kabiliyetine sahip olan en büyük ve etkin güç olarak AKP görünmektedirler. AKP’nin emperyalizmin bölgedeki hâkimiyetini perçinleme politikasını daha uzun bir süre ve en az sorunla yürütebilmesi için, ülke içinde yasama ve yargıdan başka yürütmenin her alanında da güçlendirilmesi gerektiğini düşünüyorlar.
Siyasi ve askeri olarak güçlendirilmesinin yanı sıra toplumun daha fazla dincileştirilmesi suretiyle kitle tabanının genişletilmesi ve sağlamlaştırılması amaçlanıyor. Son zamanlarda gerçekleştirilen bütün yasal değişiklikler (Eğitimde 4+4+4 sistemi gibi) bu hedef gözetilerek yapılmaktadır.
Emperyalizmin yeni politikalarının ihtiyaçlarına uygun bir Türkiye’nin oluşturulması için yeniden yapılandırma’nın gerekliliğine inanıyorlar. Yeni görevlerin ülkesi Yeni Türkiye’nin kurgulanabilmesi için öncelikle Anayasa’nın yenilenmesini zorunlu görüyorlar. 12 Eylül döneminde gerçekleştirilen “yeniden yapılandırma” ve o günün koşullarının gerektirdiği görevlere göre düzenlenen 1982 Anayasası’nın artık yeni ihtiyaçlara ve politikalara cevap veremeyecek durumda olduğunu düşündükleri için bir süredir yeni dönemin, emperyalizmin yeni politikalarının ihtiyacı olan yeni anayasanın yapılmasını topluma açıkça dayatıyorlar.
Bu dizayda AKP giderek daha kleptokrat özellikler kazanıyor.
Kleptokrasi, bir ülkede iktidarı ele geçiren bir siyasal grubun, o ülkenin kaynaklarını sistemli biçimde soymaları olarak ortaya çıkan hırsızlar rejimi anlamına gelir. Kleptokrat hırsızlar rejimini yürüten politikacıdır ve o ülkede güç sahibiyken; söz konusu tablo yalan ve manipülasyonla tanımlanır.
Bu “Kürt Meselesi” için de böyleyken; “Kürt Sorunu”nun, “Türk Sorunu”na dönüştüğü “cinnet eşiği”nde yaşananı; “Resmen savaş. Resmen savaş olmasa Genelkurmay Başkanı harekâtı yönetmek için oralara gitmezdi. İşin ciddiyetini düşünün. Beş bin asker katılmış. Diyarbakır’daki filoya 23 uçak daha gönderilmiş. Az buz rakam mı?” sorusuyla betimleyen Mehmet Tezkan haksız mı!
Tam da bu kesitte soru(n)lar şudur:
Türkiye yeni bir şovenizm dalgasına teslim mi olacak, yoksa Ortadoğu’nun daha büyük fotoğrafına bakıp siyasi iktidarın insan aklıyla kedi fare gibi oynamasına bir son verilebilecek mi?
Akan kanların acısını unutmak mümkün değil elbette. Ama dünyaya kana boyanmış camların ardından bakarak oyunu bozmak mümkün olabilir mi?
Kürt sorununun Ortadoğu’nun bütününün içine yerleştiği açık seçik bir gerçek… O hâlde, bu konuya da Ortadoğu’nun asıl derdinden, birinci önceliğinden kalkarak yaklaşalım. Kim emperyalizmden yanaysa ona karşı çıkalım. Halkların, onları birbirine kırdırarak kendi yolunu açan emperyalizme karşı omuz omuz vererek sorunlarını çözelim.
Bu da emperyalizme ve kapitalizme karşı ekmek/ özgürlük mücadelesinin güçlendirilmesini “olmazsa olmaz” kılıyor!
ÇÜRÜME VE BAŞKALDIRININ EKONOMİK ZEMİNİ
Bugün coğrafyamızda yaşanan çürüme ve başkaldırının, ekonomik bir zemin üzerinde yükseldiğinin kesinlikle unutulmaması ve önemsenmesi gerekiyor!
Sözünü ettiğim 81 yaşındaki emekli hemşire Jale Ergür’ün, günde 3 kilometre yol yürüyüp, 12 saat simit satmak zorunda kaldığı; yani kansere kurban verdiği eşinden kalan 15 bin liralık borcu ödemek için 9 yıldır aralıksız çalışmaktan başka açarının olmadığı adaletsizliğin, eşitsizliğin, sömürünün Türkiye’sidir…
Bu coğrafyada sadece 2012’nin Ağustos ayında devletten 55 bin kişi yardım istedi!
TÜİK’in 2010 yılına ilişkin Gelir ve Yaşam Koşulları Araştırması’na göre, nüfusun yüzde 16.1’i yoksulluk riski altında. Kentsel ve kırsal yerler için hesaplanan yoksulluk sınırlarına göre, kentsel yerlerde bu oran yüzde 13.9 iken, kırsal yerlerde yüzde 15.7 oldu. En yüksek gelire sahip yüzde 20 ile en yoksul yüzde 20’nin arasındaki gelir uçurumu ise 8 kata ulaştı!
Örneğin Türkiye’deki 19 milyon ailenin en zengin yüzde 20’lik ve en yoksul yüzde 20’lik kesiminin yaptığı harcamalar ekonomideki büyük uçurumu gözler önüne serdi. En yoksul 3 milyon 761 bin aile yılda bir kez ayakkabı alırken, aynı sayıdaki zengin aile yedi ayakkabı alıyor!
Zenginler yani sömürenler dedik; sıralayalım…
Koç Holding, 2012 yılının ilk yarısında 41 milyar liraya yakın satış geliri elde ederken, net kâr 1 milyar lirayı aştı!
2012 yılının ilk çeyreğinde Sabancı Holding 296 milyon TL net kâr elde etti!
2012’nin 6 aylık ilk yarı finansal sonuçlarına göre Akfen Holding’in konsolide net dönem kârı, 637.740 milyon TL oldu!
Turkcell’in net kârı 2012’nin ilk çeyreğinde yüzde 56 artışla 514.3 milyon liraya yükselerek beklentileri aştı!
Vodafone Türkiye, 2011-2012 mali yılında gelirlerini yüzde 28.1 oranında arttırdı!
Vakıf Bank, 2012’nin ilk çeyreğinde, banka tarihinin en yüksek çeyreksel kârı olan 420 milyon TL net kâra ulaştığını açıkladı!
Ziraat Bankası’nın 2012 ilkyarı net kârı yüzde 25 artışla 1.27 milyar liraya yükseldi!
Yapı Kredi, 2012’nin ilkyarısında konsolide bazda 838 milyon TL’lik net kâr elde etti!
Şekerbank 2012 yılının ilk altı ayında net kârını 2011 yılının aynı dönemine göre 3’e katlayarak 121 milyon TL’ye çıkardı!
Halkbank’ın 2012’nin ilk yarı net kârı, 2011 yılının aynı döneme göre yüzde 20.8 artışla 1 milyar 253 milyon TL’ye ulaştı!
Türkiye İş Bankası 2012’nin ilk çeyreğinde 2011 yılının aynı dönemine göre kârını yüzde 6 oranında arttırarak 708 milyon TL konsolide olmayan net kâr elde etti!
Akbank’ın 2012 ilk çeyreğinde net kârı 530.6 milyon lira oldu!
Ya emekçiler, çalışanlar, yoksullar mı?
Her geçen gün artan kredi kartı başına işlem tutarı 2011 yılında 2002’ye göre 3.5 kat artarak 491 lira oldu. Kredi kartı sayısı da aynı dönemde üç kattan fazla arttı ve 52 milyon 180 bine ulaştı!
Kredi ve banka kartlarıyla yapılan harcamalar 2011 yılında da hız kesmedi. Bankalararası Kart Merkezi Genel Müdürü Soner Canko, kartlarla 546 milyar liralık harcama yapıldığını açıkladı. 2011 yılına göre 2012’de kredi kartlarında yüzde 24, banka kartlarında ise yüzde 54’lük ticaret hacmi artışı görüldü!
Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu (BDDK) tüketicilerin kredi ve bireysel kredi kartları tutarının 2011 yılı Temmuz ayı itibariyle 209 milyar 578 milyon liraya ulaştığını açıkladı!
Tüm bunlarla birlikte; beş yılda tüketici kredileri yüzde 154 artışla 171 milyar TL’nin, kredi kartı borçları da 58 milyar TL’nin üstüne çıktı!
Bir yılda kredi kart borcu 75 ilde yüzde 25’in üzerinde arttı. 18 ildeki borç artışı ise yüzde 35 ve üzerinde oldu. Karşılaştırma sitesi ‘Enuygun.com’un analizine göre bir yılda Türkiye’de toplam bireysel kredi kartı borçları yüzde 29 arttı. Verilere göre 2011 Haziran ve 2012 Haziran arasında kredi kart borcu azalan il bulunmazken 75 ildeki artış oranı yüzde 25’in üzerine çıktı. Bireysel kredi kartı borcu yüzde 25’in altında artan sadece 6 il bulunuyor. Bu illerdeki artış oranı ise yüzde 20 ile yüzde 24 arasında. Kredi kartı borcunda artış oranının yüzde 35 ve üzerinde gerçekleştiği 18 il var!
Evet, karşılığı olmayan borç içinde debeleniyoruz; işsiziz ve geleceğimiz yok verili ekonomik bataklıkta!
ÇÜRÜME, ŞİDDET VE ŞOVENİZM BATAKLIĞI
Yani Karl Marx’ın, “Yoksulluğu azaltmadan zenginliği arttıran ve suç işleme bakımından sayılardan daha hızlı artış gösteren bir toplumsal sistemin, özünde çürümüş bir şeyler olması gerekir,” saptamasını hayat bir kez daha doğrularken; kapitalizmin ekonomik bataklığında insan(lık) da çürüyor/ çürütülüyor!
Örneğin Prof. Dr. Erol Göka, “Şiddetin Türkiye’nin kültürünü niteleyen sıfatlardan biri hâline geldiği”ni söylerken; Marmara Üniversitesi İktisat Bölümü’nden Doç. Dr. Mehmet Şişman, toplumsal çözülmenin ve şiddetin Türkiye’nin ekonomisiyle yakından ilgisi olduğuna dikkati çekti.
“Toplumsal şiddet var” diyen sosyolog Birsen Gökçe ise bunda işsizlik, psikolojik çöküntü, bireylerin hedefledikleri şeylere sahip olamamaları gibi önemli faktörler yattığı vurgusuyla, “Ayrıca her isteyen tabancaya, öldürücü alete sahip, uyuşturucu kullanımı da artıyor. Bütün bunlar bireyin kolaylıkla hareket etmesinin nedenleridir. Bunlar bireyin en ufak bir sıkıntıda şiddete kapılmasına neden oluyor” diye ekledi.
Bunların yanında psikiyatr Doç. Dr. Burhanettin Kaya, şiddeti devletin yarattığının altını çizip, şiddetin toplum içinde yaygınlaştığını belirterek, “Sosyal faktörler de önemli; işsizlik, kriz dönemlerinde şiddet daha da artıyor,” saptamasını dillendirdi.
Evet uzmanlar işsizliğin, eşitsizliğin, adaletsizliğin, baskıcı ortamın zorbalığa dönüştüğünü belirtiyor. Kadına şiddet, çocuğa şiddet, doktora şiddet, kendinden güçsüz olana, savunmasız gördüğüne sonrasını düşünmeden uygulanan psikolojik ya da fiziksel şiddet, kendinden güçlü olana karşı ise boyun eğme… Günümüz Türkiye’sinde, artık çok sık rastladığımız bu karakterlerden kimi yalnızca psikolojik şiddet uygulayarak veriyor zararını, kimi ise çok önemli bir toplumsal değer olmasına karşın, değerini hiç düşünmeden, yalnızca dedesinin maaşını alamayacağı için öldürüyor Op. Dr. Ersin Arslan’ı…
Dört bir tarafını sardığı ülkemizde kapitalizm, doğasında olan şiddeti de yaygınlaştırdı. İşsizlik, eşitsizlik, adaletsizlik, tutsaklık; iş, eşitlik, adalet ve özgürlük arayan insanları şiddetiyle ele geçiriyor.
Örnek mi? Çok!
Mesela “Taksici, müşterisi M.’ye “şiven bozuk, Yahudi misin, Ermeni misin” diye soruyor; kadın da ne bilsin, Ermeni olduğunu söylüyor. Adam ardından Hıristiyanlıkla ilgili hikmetlerini sıralamaya başlıyor: M.’nin kâfir olduğunu, cehennemde yanacağını anlatıyor. Kadın “bana kâfir diyemezsin” dediği anda tartışma çıkıyor. Dayak! Yıl 2011…
Örnekler hayli muhafazakâr… Peki, bir de on beş günün gazetelerinden derlenmiş haberlere bakalım: Antalya’da 10 yaşındaki kız çocuğuna cami tuvaletinde cinsel tacizde bulunurken yakalandığı öne sürülen 82 yaşındaki M. A…
Samsun’da 21 yaşındaki Y. G.’nin, 11 yaşındaki erkek çocuğunu ölümle tehdit edip tecavüz etmesi…
Bursa’da yerel gazetelere Alo Dansöz ilanı verip özel gecelerde dansöz elbiseleriyle dans edeceğini duyuran 25 yaşındaki S. T.’nin, kanser hastası 55 yaşındaki N. M.’yi, “seni vereceğim paralarla sağlığına kavuşturacağım” diyerek ikna edip evinde fuhuş yaptırırken yakalanması…
İstanbul’da, kimyager A. T.’yi taciz edip yaraladığı gerekçesiyle 45 yıla kadar hapsi istenen market çalışanı N. Y.’nin, mahkemedeki savunmasında “eteğinin kısa olmasına kızdım, saldırdım” şeklinde kusması… Samsun’da 14 yaşındaki G. Ş.’yi, annesinin amcası olan 59 yaşındaki K. A.’nın hamile bırakması…
Adana’da evden kaçan 16 yaşındaki K. G.’ye 16 günde 23 kişinin tecavüz etmesi; şüphelilerden 15’i yakalanırken 8 kişinin kayıplara karışması…
Kayseri’de polise başvurup öz annesinin kendisini para karşılığı erkeklerle ilişkiye zorladığını iddia ederek şikâyetçi olan 14 yaşındaki M.D…
Toparlarsak, İstanbul Tabip Odası Başkanı Prof. Dr. Taner Gören’in, “Toplumun ruh sağlığının ciddi şekilde tehlike altında”; İstanbul Diş Hekimleri Odası Başkanı Prof. Dr. Serdar Çintan’ın, “Korku toplumu hâline gidiliyor,” gerçeğini dillendirdikleri çürüme, şiddet ve şovenizm bataklığınde ‘Intercontinental Marketing Services’ verilerine göre, Türkiye’de beş yılda antidepresan kullanımı yüzde 65 oranında arttı. 2005’te yaklaşık 20 milyon kutu olan kullanım, 2010 yılında 34 milyon kutuyu geçti. 2005 yılında kişi başına 0.29 kutu antidepresan düşerken, 2010 yılında bu rakam 0.45’e yükseldi.
Sağlık Bakanlığı’na başvuran hasta potansiyeli 2000’li yılların başında yükselişe geçti ve 2009 yılında her bir psikiyatriste ayda toplam 500 hasta düştü…
GENÇ VE ÇOCUK OLMANIN TÜRK(İYE) “HÂLİ”
Burada durup; 2 bin 824 öğrencinin zindanlarda olduğu coğrafyada genç ve çocuk olmanın Türk(iye) “hâli”ne göz atalım…
‘Tutuklu Öğrencilerle Dayanışma İnisiyatifi’nin, ‘Tutuklu Öğrenciler Raporu’na göre, cezaevlerinde toplam 771 öğrenci bulunuyor. Söz konusu öğrencilerin 325’i hükümlü! Türkiye genelinde 2008’den 2012 Nisan ayına kadar 23 bin 236 öğrenci hakkında YÖK tarafından “disiplin soruşturması” açıldı.
Türkiye’deki üniversite öğrencileri hakkında 2000’den Haziran 2012’ye toplam 48 bin 268 disiplin soruşturması açıldı. Disiplin soruşturması açılan öğrencilerden 34 bin 818’ine çeşitli disiplin cezaları verilirken 598’i süresiz olmak üzere 12 bin 939 öğrenci okuldan uzaklaştırıldı.
Evet Adalet Bakanı Ergin’in verdiği bilgilere göre, 31 Ocak 2012 tarihi itibariyle toplam 2 bin 824 öğrenci cezaevlerinde. Bunlardan 1778’i tutuklu, 1046’sı ise hükümlü. Tutuklulardan, 609’u “silahlı terör örgütü üyeliği” suçundan tutuklandı. Hükümlü öğrencilerin 178’i de ‘silahlı terör örgütü üyesi’ olduğu gerekçesiyle hüküm giydi.
“Terör örgütü üyesi” olduğu gerekçesiyle hâkim karşısına çıkan gençlerden bazıları şunlar:
Şubat 2010 tarihinde Kağıthane’de boynunda poşuyla yürürken gözaltına alınan Galatasaray Üniversitesi öğrencisi Cihan Kırmızıgül, 25 ay tutuklu kaldı. Mahkûmiyet hükmünde, “Puşi tabir edilen bez parçasının suçta kullanıldığı anlaşıldığından TCK 54 maddesi gereği müsaderesine karar verilmiştir” ifadesi kullanıldı…
Mersin Üniversitesi öğrencisi Duygu Kerimoğlu’nun ailesiyle yaşadığı ev, 2012’nin mart ayında ‘Redhack’ operasyonu kapsamında basıldı ve facebook’ta Redhack ile haber paylaşıp yorum yapan Kerimoğlu ‘örgüt üyesi’ olduğu gerekçesiyle tutuklandı…
22 yaşındaki Duygu Kerimoğlu hâlen Sincan Kadın Kapalı Cezaevi’nde yargı önüne çıkmayı bekliyor…
Dicle Üniversitesi öğrencisi Rıdvan Çelik, 2007-2011 arasında 9 ayrı gösteriye katılarak suç işlediği iddiasıyla Nisan 2011’de tutuklandı. İddianamede DTP, BDP eylemlerine ve 1 Mayıs kutlamalarına katıldığı ve bu eylemlerde slogan attığı, bazılarında marş ve şarkılarla tempo tutarak suç işlediği, hatta birkaç fotoğrafta ağzı açık şekilde görüldüğü belirtildi. Diyarbakır 5. Ağır Ceza Mahkemesi Çelik’e 14 yıl 7 ay hapis cezası verdi…
Uluslararası Öğrenci Değişim Programı Erasmus kapsamında Fransa’daki Lumiere Lyon Üniversitesi’nden Anadolu Üniversitesi’ne gelen son sınıf öğrencisi Sevil Sevimli, 1 Mayıs gösterisine ve Grup Yorum konserine katıldığı için “terör örgütü üyesi” olmak suçundan 9 Mayıs 2012’de tutuklandı…
Burası gençlerine ve geleceğine düşman Türkiye!
Burada ‘Eurostat’a göre, 2012 yılında 18-24 yaş arasındaki her iki kız öğrenciden biri okulu bıraktı…
15 yaşından küçük 4.9 milyon çocuk yoksulluk sınırının altında…
Çocukların yüzde 17’si ise temiz suya erişemiyor…
Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı verilerine göre, yaklaşık 17 milyon çocuğun 1 milyonu çalışıyor…
Her 1000 bebekten 39’u bir yaşını doldurmadan hayatını kaybediyor…
Adalet Bakanlığı verilerine göre de yılda ortalama 7 bin çocuk tecavüz ve tacize uğruyor. Okullaşma ise okul öncesinde yüzde 37, ilköğretimde yüzde 98, ortaöğretimde yüzde 69 olarak ifade ediliyor…
UNICEF’in rakamlarına göre, Türkiye’de en az 42 bin çocuğun sokaklarda yaşadığı ya da çalıştığı tahmin ediliyor. Ancak gayri resmi rakamlara göre bunun 80 bine kadar çıktığı belirtiliyor…
TBMM’de kurulan kayıp ve mağdur çocuklarla ilgili araştırma komisyonunun 2011 yılı raporuna göre, haber alınamayan çocuk sayısı 2 binleri geçmiş durumda…
Bitmedi: ‘Dünya Sağlık Örgütü’nün araştırmasına göre, Türkiye gençleri öfke sıralamasında dördüncü… 34 ülkenin incelendiği rapordaki “mutluluk endeksi”ne göre, gençler son sırada yer alıyor…
‘MasterCard’ın, ‘MasterIndex Gençlik Araştırması’na göre, 15-24 yaş arasındaki gençlerin yüzde 84’ü her gün sosyal ağlarda vakit geçiriyor. 15-24 yaş arasındaki gençler, her gün 2 saate yakın televizyon izliyor, 1 saatten fazla internette ve 1 saat Facebook’da vakit geçiriyorken; TÜİK’in, ‘İstatistiklerle Gençlik 2011’ raporuna göre, genç nüfus 12.5 milyon, genç istihdamı 3.7 milyon… Tarım dışı genç işsizlik oranı yüzde 22… Her 3 üniversite mezunundan 1’i işsiz durumda…
Bitmedi, bitmedi: Dünya Bankası’na göre, Türkiye’de genç işsizliği yüzde 18 ile dünya ortalamasının üzerinde ve “işsizlik akıl hastalığına yol açıyor”.
Yani 2011 rakamlarına göre Türkiye’de, 15-24 yaş grubunda yaklaşık 12 milyon 600 bin kişi bulunuyor. Gençlerde işgücüne katılım oranı sadece yüzde 39. Lise ve dengi meslek lisesi mezunu gençler arasındaki işsizlik oranı yüzde 22 civarında bulunuyor. Yükseköğretim görmüş gençlerde işsizlik oranı ise yüzde 30’lara çıkıyor!
Ya Prof. Dr. A. Nuri Yurdusev’in, “Devlet, dindar nesil yetiştirebilir,” dediği “eğitim” mi?
AKP’nin yapboz tahtası gibi üzerinde oynadığı eğitim sistemi, meyvesini(!) 2012 yılında da verdi. Sınavla birlikte öğrenciler daha da geleceksizliğe itilirken, 189 bin 410 öğrenci, sınavda sıfır çekti…
Milli Eğitim Bakanı Ömer Dinçer’in verilerine göre, 2006-2011 yıllarında okullarda kayıt altına alınan şiddet içerikli vaka sayısının 7 bin 6 oldu. Eğitim öğretim yıllarına göre kayıt altına alınan şiddet içerikli vaka sayısının, 2006-2007’de 3 bin 14, 2007-2008’de 1483, 2008-2009’da 1716, 2009-2010’da 359 ve 2010-201l’de ise 434 olarak tespit edildiğini belirtildi…
Türkiye’de ilk ve ortaöğretim okullarında yapılan anketler, öğrencilerin yüzde 75’inin birbirine şiddet uyguladığını ortaya koydu. Eğitim-Sen Genel Başkanı Ünsal Yıldız, “Şiddet, eğitim sisteminin bir parçası hâline geldi” ifadelerini kullandı.
Ayrıca Emniyet Genel Müdürlüğü’nün Türkiye genelinde 32 ilde, 10. sınıf öğrencilerini kapsayan toplam 11 bin 812 öğrenci üzerinde yaptığı ankete göre, öğrencilerin yüzde 26.7’si bir tütün ürününü denedi. Öğrencilerin yüzde 1.5’i ise uyuşturucu madde denediğini söyledi…
Bunlarla birlikte gençlerine (yani geleceğine) düşman rejim çocuklarını da sevmiyor!
Örneğin Nisan 2012’de, 2 bin 309 çocuğun cezaevinde olduğu Türkiye’de adli sicil verilerine göre her yıl ortalama 150 bin çocuk suç işlerken, bu çocukların 3’te 1’i mahkûm oluyor. Sadece 2011’de Çocuk ve Çocuk Ağır Ceza Mahkemelerine 50 bin dava açıldı. Bu davalarda 150 bin çocuk yargılandı. Bunlardan 28 bin 306’sı çeşitli cezalara mahkûm edildi.
Öğrencilerin yüzde 22’sinin fiziksel şiddet, yüzde 53’ünün sözel şiddet, yüzde 36.3’ünün duygusal şiddet, yüzde 15.8’inin ise cinsel şiddetle karşılaştığı Türkiye’de; her 4 çocuktan 1’i cinsel istismara uğruyor…
‘Amerikan Çocuk ve Ergen Psikiyatrisi Akademisi’nin raporuna göre, dünyada bir yıl içinde çocuklara yönelik cinsel istismar olgu sayısı 800 binin üstünde. Bu sayının gerçekte daha yüksek olduğu tahmin ediliyor. Sadece İstanbul’da bir yılda cinsel istismara uğrayan çocuk sayısı 1200… Trakya Üniversitesi’nde yapılan bir çalışmaya göre, Türkiye’de aile içi cinsel istismar oranı yüzde 1.4…
 ‘Çocuk İstismarı Kongresi’ne başkanlık eden Prof. Dr. Figen Şahin’e göre, “Sadece 2011 yılında 18 bini aşkın ‘çocuğa cinsel saldırı’ davası açıldı.”
Adalet Bakanlığı’nın verilerine göre çocuklara karşı işlenen cinsel taciz, saldırı ve istismar suçları ile ilgili davaların sayısı, 2009’da 13 bin 812, 2010’da 17 bin 241 ve 2011’de ise 18 bin 334 oldu. Bu da 2011’deki toplam 24 bin cinsel saldırı suçunun yaklaşık yüzde 70’i… 7 bin 610 sanık hakkında 15 yaşın altındaki çocuğa tecavüz, 4 bin 903 sanık hakkında çocuğa cinsel istismar, 1759 sanık hakkında reşit olmayanla cinsel ilişki suçlaması bulunuyor. Bu dosyaların 2 bin 13’ünde, yapılan incelemede çocukların ruh sağlığının bozulduğu tespit edildi. Çocukların fuhuşta kullanıldığı olaylar nedeniyle 2009’da 812, 2010’da 764, 2011’de 672 dava açıldı.
Türkiye’deki kapitalist cinnet rejimi çocuklarını, gençlerini sevmiyor; sevmemekle de sınırlı kalmayıp, şiddet uyguluyor, cezalandırıyor…
İşte Turgut Uyar’ın, “En değerli vakitlerinizi bana ayırdınız/ Sağolun efendim/ Gökyüzünün sonsuz olduğunu bana öğrettiniz/ Öğrendim/ Yeryüzünün sonsuz olduğunu öğrettiniz/ Öğrendim/ Hayatın sonsuz olduğunu öğrettiniz/ Öğrendim/ Zamanın boyutlarının sonsuzluğunu/ Ve havanın bazen kuşa döndüğünü öğrettiniz/ Öğrendim efendim/ Ama sonsuz şeyleri öğretmediniz efendim/ Baskının zulmün kıyımın açlığın/ Bir yerlere kıstırılıp kalmanın, susturulmanın/ mutluluğun ve eski hesapların/ aritmetiğin bile/ Bunları bulmayı bana bıraktınız/ Size teşekkür ederim,” dizelerindeki üzere haykıran bizimkilere dair birkaç örnek!
i) İstanbul İsmail Erez Endüstri Meslek Lisesi’nde okuyan öğrenci Abdülmelik Yalçın, yemek fiyatlarını ve kalitesini protesto ettiği için okuldan atıldı!
ii) Bursa Mustafakemalpaşa Ticaret Meslek Lisesi öğrencisi T. P, (18) kütüphanede görevliyken öğretmen Tahsin T. tarafından darp edildiğini öne sürdü. Darp raporu alan genç kız, kendisini daha önce de sözlü taciz eden öğretmenden şikâyetçi oldu!
iii) Hatay Üniversitesi’nde ‘poşu taktığı’ için saldırıya uğrayan arkadaşlarına destek açıklaması yapan üniversite öğrencilerine üniversite yönetimi ceza yağdırdı. Saldırıyı protesto etmek amacıyla yapılan basın açıklamasına katılan 7 öğrenciye “yükseköğretim kurumundan çıkarma cezası”, 22 öğrenciye “iki yarıyıl okuldan uzaklaştırma cezası”, 34 öğrenciye “bir yarı yıl okuldan uzaklaştırma cezası” verildi. Ancak üniversite İdare Mahkemesi’nde dava açıp geri dönmesinler diye iki öğrenciyi iki gün sonra ikinci kez okuldan attı. Üniversite yönetimi öğrenciler hakkında üçüncü bir soruşturma da başlattı!
iv) 5 Ocak 2012 günü Hacettepe Üniversitesi öğrencilerinin düzenlediği Uludere protestosu, eyleme katılmayan Hevi Akgül, eyleme katıldığına dair hiçbir delil sunulmayıp, sadece polisin TC kimlik numarasını yurt yönetimine bildirmesi nedeniyle önce yurttan atıldı, ardından aldığı krediler kesildi. Hevi Akgül, ismi nedeniyle cezalandırıldığını söyledi!
v) KCK kapsamında 13 Nisan 2011’de Konya’da yapılan operasyonda Selçuk Üniversitesi’nin 16 öğrencisi gözaltına alındı… Bilgisayar Sistemleri Öğretmenliği öğrencisi Hasan Doğan tutuklandı, diğer 15 öğrenci tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakıldı. Yargı süreci devam ederken cezalar üniversiteden geldi. Tutuklu Hasan Doğan, tutuksuz Safet Kaya, Emrah Demirtaş, Şahin Atagün, Yükseköğretim Kurumları Öğrenci Disiplin Yönetmeliği’nin “Kanun dışı kuruluşlara üye olmak, bu kuruluşlar adına faaliyet yapmak veya yardımda bulunmak” gerekçesiyle yükseköğretimden çıkarıldı. Yani dört öğrenci bir daha hiç bir üniversiteye gidemeyecek. Diğer öğrencilere de “yarıyıl okuldan uzaklaştırma” ve “kınama” cezaları verildi!
vi) Mersin Üniversitesi Çiftlikköy Yerleşkesi’nde 3 Mayıs günü 2012’de yapılan “Türkçülük Günü kutlamaları sonrasında bir grup sağcı öğrenci, kantinde oturan solcu öğrencilere saldırmış, bunun üzerine solcu öğrenciler, mimarlık fakültesi önünde barikat kurmuş ve iki grup arasında çatışma yaşanmıştı. Olayla ilgili inceleme başlatan Mersin Üniversitesi Rektörlüğü, 100’e yakın sol görüşlü öğrenciye soruşturma açtı ve ifade vermeye çağırdı. Soruşturma evrakında öğrenciler mala zarar vermek ve kavga çıkarmakla suçlandı… Rektörlüğün soruşturma açtığı öğrencilerden biri olan matematik bölümü öğrencisi Kadir Saraçoğlu, o gün okulda kendilerini saldırıya uğradığını belirterek haklarında soruşturma açılmasına anlam veremediğini söyledi!
vii) Üniversite öğrencisi Cihan Kırmızıgül’ün “poşu davası”ndan 11 yıl 3 ay hapis cezası çıktı!
viii) Ege Üniversitesi’nde AB Bakanı ve Başmüzakereci Egemen Bağış’a 8 Aralık 2011’de yumurta attıkları suçlamasıyla 5 yıl istemiyle yargılanan 2 üniversite öğrencisinden E.Ç. 5 ay hapis cezasına çarptırıldı!
ix) Başbakan Erdoğan’ın konuşması sırasında “Parasız eğitim istiyoruz, alacağız” yazılı pankart açan Berna Yılmaz ve Ferhat Tüzer’e 8 yıl 5 ay 20’şer gün hapis cezası verildi. İki gencin arkadaşı Utku Aykar da “örgüt propagandası” suçlamasıyla 2 yıl 2 ay 20 gün hapisle cezalandırıldı!
x) Yargıtay’ın, Sosyalist Gençlik Derneği’nin MLKP/KGÖ ile “organik bir ilişkisi tespit edilememiştir” kararı bulunmasına karşın, Kandıra 2 No’lu F Tipi Cezaevi’nde 3 yıldır tutuklu bulunan Balıkesir Üniversitesi Matematik Bölümü öğrencisi Uğur Ok, İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından 6 yıl 3 ay hapis cezasına çarptırıldı!
xi) Cumhurbaşkanı Gül’ün İstanbul Üniversitesi’ni ziyareti sırasında “3 yumurtayla yakalanan” hukuk öğrencisi Yiğit Ergün üniversiteye alınmadı. Gözaltına alınan Ergün’e, ‘polise direnip hakaret ettiği’ iddiasıyla yumurta başına 44 ay hapis cezası istemiyle dava açıldı!
xii) Kocaeli’de “Füze kalkanı değil, demokratik lise istiyoruz” pankartı açtıkları gerekçesiyle 4 aydır tutuklu yargılanan öğretmen Meral Dönmez ile öğrenci Gülşah Işıklı, 18 Nisan 2012’de özel yetkili İstanbul 15. Ağır Ceza Mahkemesi’nde yargıç karşısına çıktılar. Mahkeme, suçun vasıf mahiyeti, delil durumu gibi gerekçelerle Dönmez ve Işıklı’nın tahliye talebini reddetti!
xiii) Tutuklu olan 500’ü aşkın öğrenciye bir yenisi daha eklendi. Konya Selçuk Üniversitesi Harita Mühendisliği 3. sınıf öğrencisi Muhammet Burak Aykurt, duvara “YÖK’e hayır” diye yazdığı, HES’lerle ilgili panel düzenleme girişiminde bulunduğu, 1 Mayıs ve Grup Yorum konserlerine katıldığı gerekçesiyle tutuklanarak cezaevine konuldu. Savcılık, Aykurt’un bu eylemlere katılarak, “terör örgütü üyesi olduğu ve propagandasını yaptığı” iddiasında bulundu!
xiv) Ankara’da 15 Eylül 2012’de gerçekleştirilen 4+4+4 eyleminde biber gazı sıkılan ve coplanan Eylem Ataş, gözünde yüzde 80 görme kaybı olduğunu, polislerin hastanede doktorlara rapor konusunda baskı yaptığını söyledi!
xv) Eğitim-Sen’in düzenlediği 5 Haziran 2009 tarihli mitingde polisin coplu müdahalesi sonucu sağ gözü kör olan Ankara 2 No’lu Şube Başkanı öğretmen Dengiz Sönmez polisler hakkında suç duyurusunda bulundu. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı,” kovuşturmaya yer olmadığı” kararını verdi!
Bunlar sadece gençlerle, öğrencilerle ilintili değil; coğrafyamızın tümüne şamil!
İNSAN HAK(SIZLIK)LARI REZALETİ
Demokrasinin geliştirilmesi çağrısıyla kampanyalar düzenleyen düşünce kuruluşu Freedom House, ‘2012’de Dünyada Özgürlük’ başlıklı yıllık raporunda “kısmen özgür” kategorisinde yer alan Türkiye, 2011’de AİHM’de, 159 davayla en çok mahkûmiyet kararını alan ülkedir.
AİHM’ye yapılan başvurularda Rusya’dan sonra 2. sırada yer alan Türkiye, 1959-2011 yılları arasında mahkemenin verdiği ihlâl kararlarında da 2 bin 404 kararla 47 ülke içerisinde birinci sırada yer alıyor.
Sezgin Tanrıkulu’nun açıkladığı, ‘AKP İktidarları Döneminde Yaşam Hakkı İhlâlleri’ başlıklı raporda, “2002’den beri faili meçhul cinayet sayısının 129 yargısız infaz, dur ihtarı ve rastgele ateş açma sonucu ölümün 428, gözaltında veya cezaevlerinde ölen sayısının ise 322 olduğunu” belirtilirken, verilere göre:
2000-2012 arasında toplumsal olaylara kolluk kuvvetlerinin müdahalesiyle 47 kişi yaşamını yitirdi…
2002-2011 arasında iş kazalarında 10 bin 297 işçi yaşamını yitirdi…
Ayrıca İHD İstanbul Şubesi’nin 2012’nin ilk 6 ayına yönelik açıkladığı hak ihlâlleri verilerine göre, 2012’nin ilk 6 ayında 1576 kişi tutuklandı. Cezaevlerinde de 35 kişi yaşamını yitirdi. “Dur” ihtarına uymadığı için açılan ateş sonucu 17 kişi öldürülürken, toplumsal gösterilere yapılan müdahalelerde ise üç kişi yaşamını yitirdi…
Başbakan Tayyip Erdoğan’ın “İşkenceye sıfır tolerans” dediği Türkiye’de işkence hız kesmez, hatta giderek artarken; örneğin yüzde 50 zihinsel engelli Kemal Karataş ve üç kardeşine, Bahçelievler 75. Yıl Polis Merkezi Önleyici Büro Amirliği’ne bağlı polisler işkence yaptı…
Ayrıca Adalet Bakanı Sadullah Ergin’in, 2002-2011 arasında cezaevlerinde 633 ölüm olayı yaşandığını 1609 personel hakkında soruşturma yapıldığını açıkladığı Türkiye’de ‘Göç Vakfı, 2012’nin Ocak-Şubat-Mart ayına ilişkin ‘Çocuk Hakları İzleme Raporu’da, 3 ayda Türkiye’de 98 çocuğun yaşamını yitirdiği, 108 çocuğun ise yaralandığı belirtilip, İHD’nin verilerine göre de, 1988-2011 yılı arasında 433 çocuğun kolluk kuvvetleri tarafından katledildiği hatırlatıldı.
İslâmcı muhafazakâr totaliterliğin tam istim işlerlikte oloduğu polis devletinde, Milletvekili Levent Tüzel, Polis Vazife ve Salahiyat Kanunu’nun 2007’de yürürlüğe girmesinden bu yana polisin 116 kişinin ölümünden sorumlu olduğuna dikkat çekerken; Polisin “emsalsiz müdahalesinin” bilançosu 2012’nin beş ayında 3 ölü, 179 yaralı, 2275 gözaltına yol açtı! Polisin ‘gaz bombalı’ terörü, 2008 yılında 1, 2009 yılında 4, 2011 yılında 5, 2012 yılının ilk beş ayında ise 3 kişinin ölümüne neden oldu. 5 yılda 13 kişi polis müdahalesiyle hayatını kaybetti!
“Polis terörü” deyip geçmeyin!
i) Okmeydanı’nda polisle bir grubun çatışmaya girdiği olaylara karıştığı iddiasıyla gözaltına alınan 17 yaşındaki A.S., polisin şiddetine ve tacizine uğradığını söyledi!
ii) İstanbul Bağcılar’da trafik kazası yapan Döne Kurtçe, oğlu Onur Kurtçe ve hamile kardeşi Döndü Kahraman, polisle tartışmaları sonucu feci şekilde dayak yedi!
iii) Sivas’ta 25 yaşındaki İsmail Koçyiğit, kardeşinin karıştığı trafik kazası ardından gittiği hastanede, 15 polis tarafından dövüldü!
iv) İstanbul Fatih’te, ailesiyle birlikte aracıyla seyreden bir sürücü, polislerle yaşadığı yol verme tartışması yüzünden, çocuklarının gözü önünde feci şekilde dövüldü!
v) Polis memuru, ekip otosuna çarpan otomobilde bulunanlara kurşun yağdırdı. İzmir’in Eskiizmir Semti’nde, trafik kazasının ardından yaşanan tartışmada polis memurunun açtığı ateş sonucu vurularak ölen Emrah B.’ye, otopsi yapıldı. Otopside, Emrah B.’nin ikisi bacaklarına biri de karnına isabet eden kurşunla vurulduğu belirlendi!
vi) Keçiören’de 24 yaşındaki Cem Aygün adlı genç, 30 Ağustos 2012 günü “dur” ihtarına uymadığı gerekçesiyle polis tarafından açılan ateş sonucu yaşamını yitirdi. İki polis memuru, savcılık tarafından serbest bırakıldı. Aygün’ün 7 kız kardeşi ise Emniyet önünde oturma eylemi yapmak isterken gözaltına alınıp daha sonra serbest bırakıldı!
vii) Ataşehir Fenerbahçe Koleji yanında bulunan boş arazide içki içen Ahmet Yılmazer, Gürsel Kale ve Davut Kale adlı gençler resmi polislerin kimlik kontrolü sırasında kendilerine saldırdığını öne sürdü. Yılmazer karakolda da tehdit edildiklerini belirterek, “Polisler babamı karakolda ‘Bu işin sonu kötüye gider. Şikâyet ederse cebine eroin koyarım’ diyerek tehdit ettiler,” dedi!
viii) Mamak’ta gece yarısı arkadaşlarıyla dışarı çıkan Gökhan Melih Ayaz (23), arkadaşının pitbull cinsi köpeğinin sokak köpeklerine saldırması üzerine polisler tarafından dövüldüğünü ileri sürerek suç duyurusunda bulundu. Gözyaşı damarları koptuğu belirlenen Ayaz, 4 saatlik bir göz ameliyatı geçirdi!
ix) İstanbul Taksim’de takip edildiğini ve can güvenliği olmadığını söyleyerek polis karakoluna sığınan eşcinsel Yasin Keskin, hem polisin hem de takip eden kişinin fiziksel şiddetine maruz kaldı!
x) Gözaltına alınan yurttaş polis merkezinde yediği dayak yüzünden sakat kalmış… İzmir Karabağlar Polis Merkezi’nde Fevziye Cengiz adlı kadını döven polislerin görüntüleriyle benzer şiddetin 2010 yılında Kuşadası’nda Fuat Şengül adlı yurttaşa da uygulandığı ortaya çıktı. Motosikletini çekmek isteyen polisler tarafından gözaltına alınan Şengül’ün, karakolda atılan dayak sonucu sakatlandığı belirtildi!
xi) Eşi yeni doğum yapan 25 yaşındaki Kerem Çiçek adındaki genç baba, olaylar nedeniyle savaş alanına dönen kentte eczane ararken polis dayağına maruz kaldı. Olaylar yüzünden eczanelerin kapalı olduğunu gören genç, evine geri dönmek isterken Şehitlik Semti’ndeki polis merkezi önünde polisler tarafından kimlik kontrolü için durduruldu. Çiçek, polislerin saldırısına maruz kaldı. Yere yığılan Çiçek’in durumundan kaygılanan polisler, kendilerini korumaya almak için ayrıca ona bir de şikâyetçi olmadığına dair kâğıt da imzalattı!
xii) Trabzon’da polis, Ebubekir Bıyıklı adlı yurttaşa kucağında 1.5 yaşında çocuğu olmasına karşın biber gazı sıktığını ve darp etti!
xiii) Yalova’da arkadaşlarının kavgasını ayırmaya çalışan Çayan Birben’e (30) astım hastası olduğunu belirtmesine karşın yunus polisi ekipleri tarafından biber gazı sıkıldı ve beyin ölümü gerçekleşti!
xiv) Adana’da bir polis “kabadayı gibi yürüme” diyerek 11 yaşındaki Osman Çetin’in yüzüne biber gazı sıktı. Astım hastası çocuk ölümden döndü!
xv) Giresun’da jandarmanın mahkeme salonuna sıktığı gaz yüzünden 12 kişi hastanelik oldu!
Evet, bir de “polis terörü”nün simgesine dönüşen;  İçişleri Bakanı İdris Naim Şahin, Sivas davası olaylarını protesto eden gruba karşı adliye önünde yapılan gazlı müdahaleyi, “orantılı olarak yeterli miktarda göz yaşartıcı gaz” kullanıldığını söyleyip, savunarak “insan sağlığı üzerinde kalıcı etki bırakmadığı”nı söylediği biber gazı meselesi var!
Yeri geldi aktaralım: Şahin’in “zararsız” olduğunu açıkladığı biber gazı, Mayıs 2007’den Mart 2012’ye kadar 7 kişinin ölümüne neden oldu!
POLİS DEVLETİ “HUKUK(SUZLUK)U”
K. Marx ile F. Engels’ın, “Hukuk, hiçbir zaman, toplumun iktisadi durumundan ve ona tekabül eden uygarlık derecesinden daha yüksek olamaz,”[6] sözünün altını çizerek soralım: Ya 12 Eylül’ü hiç aratmayan polis devleti “hukuk(suzluk)u” mu?
‘Dünya Adalet Projesi/ World Justice Project’nin 66 ülkeyi değerlendirdiği “hukukun üstünlüğü” karnesine göre Türkiye, “temel haklar”da 58’inci; “hükümetin yargı üzerindeki etkisi”nde 52’inci; “ceza yargısının etkinliği”nde ise 48’inci sırada yer aldı!
Hopa’da Metin Lokumcu’nun yaşamını yitirdiği olaylarda taşı silah olarak değerlendiren Hopa Savcısı Nihat Hırka’nın, HSYK müfettişliğine getirildiği Türk(iye) hukuk(suzluğ)una dair teorik izaha gerek yok; söz somuta, fiili olana bırakıyorum; Kadir Has Üniversitesi’nin araştırmasına göre, “Türkiye’de yargının siyasallaşmasına yönelik soruya yüzde 49.6’nın ‘Evet siyasallaşıyor’ yanıtını verdiği”nin altını çizerek!
i) Babasıyla birlikte öldürülen 12 yaşındaki Uğur Kaymaz davasına bakan AİHM’ye savunma yapan Türkiye, Uğur’un sırtındaki sıralı 9 kurşuna bir açıklama getirmeden polisi “övdü”! Türkiye, AİHM’ye gönderdiği savunmada, “Orantılı güç kullanıldı,” dedi!
ii) AKP Ankara İl Başkanlığı önünde yapılan Hopa protestosu sonrası polisler tarafından kalçası kırılan ve bir bacağı 1.5 santimetre kısalan, Başbakan Erdoğan’ın “Kadın mıdır kız mıdır bilemem” dediği Halkevleri MYK Üyesi Dilşat Aktaş, 2. Hopa iddianamesinde “örgüt üyeliği”nin yanı sıra “kemik kırılmasına neden olacak şekilde ağırlaşmış yaralama”yla suçlandı!
iii) Çocuk yaştaki göstericinin kafasını dipçikle ezen polisin cezası ertelendi… Hakkâri’de 23 Nisan 2009’da Seyfullah Turan adlı çocuğun başına defalarca vurarak hastanelik eden özel harekât polisi Bahadır Turan’a yargılandığı mahkemede taksirle (istemeden) yaralamak gerekçesiyle indirim üstüne indirim yapıldı. İyi hâl indirimi alan polisin cezası da ertelendi!
iv) Antep merkezli 4 ilde KCK’ye yönelik düzenlenen eşzamanlı operasyonda gözaltına alınan 6 kişi sorgularının ardından adliyeye sevk edildi. Şüphelilerden biri, “Ben MHP’liyim, BDP’li değilim” diye bağırdı!
v) Mersin’de bir gösteride slogan attığı gerekçesiyle tutuklanan işitme ve konuşma engelli Mehmet Tahir İlhan, “örgüt adına suç işlemek”, “terör örgütü propagandası yapmak” ve “görevi yaptırmamak için direnme” suçlarından toplam 8 yıl 4 ay hapis cezasına çarptırıldı!
vi) Hakkâri’nin Yüksekova ilçesine bağlı Büyükçiftli beldesinde düzenlenen KCK operasyonunda gözaltına alınan lösemi hastası Savaş Güler, gizli tanık ifadesiyle tutuklandı!
vii) Bitlis’in Tatvan ilçesinde yapılan yürüyüşte pankartı birkaç saniye tutan esnaf Hüseyin Güzel, “örgüt propagandası yaptığı” gerekçesiyle 1 yıl hapse mahkûm oldu!
viii) Sağlık emekçilerince 13 Mart 2011’de düzenlenen “Çok ses tek yürek” mitinginde, “Öndersiz yaşam olmaz” sloganı attığı iddiasıyla yargılanan üniversite öğrencisi Özgür Yıldırım, “terör örgütü propagandası yapmak” suçundan 10 ay hapse çarptırıldı!
ix) Pozantı Cezaevi’nde yaşanan tecavüz ve kötü muamele olaylarını ortaya çıkardıktan kısa süre sonra KCK soruşturmasından tutuklanan 17 yaşındaki T.T, 7 yıl 11 ay hapse mahkûm edildi!
x) Kapatılan DTP’nin Ceyhan’da 2008’de Abdullah Öcalan üzerindeki tecrit ve zehirlenme iddialarına ilişkin yaptığı basın açıklamasına katılan 56 kişiye, “Örgüt propagandası yapmak”, “Görevi yaptırmamak için direnmek” ve “Örgüt üyesi olmamakla birlikte örgüt adına suç işlemek” iddialarıyla yaklaşık 430 yıl hapis cezası verildi!
xi) İzmir 10. Ağır Ceza Mahkemesi’nde hakkında “örgüt üyeliğinden” dava açılan 41 yaşındaki Arif Pelit’in aleyhine delil olarak evindeki yasal dergiler ve aramada bulunan 19 çakmak gösterildi. Pelit, TCK 314/2. maddesindeki “örgüt üyeliği” suçundan 7.5 yıl hapis cezası aldı!
xii) Devrimci sanatçı Pınar Aydınlar (Sağ), Grup Munzur üyeleri Özlem Gerçek ve Erkan Duman hakkında, Tunceli’deki Munzur Festivali’nde söyledikleri türküler ve yaptıkları konuşmalar nedeniyle, “TKP/ML terör örgütü propagandası yapmak” suçundan, 1 yıldan 5 yıla kadar hapis cezası istemiyle dava açıldı!
xiii) 12 Eylül’ün idam ettiği Mustafa Özenç’i ananlar Adana’da hakkında bugün artık olmayan Dev-Yol propagandası yapmak suçundan dava açıldı!
xiv) 13 Mart 2011’de Ankara’da, Türkiye Tabipler Birliği tarafından düzenlenen mitinge katılan üniversite öğrencisi Zülküf Akelma’ya ‘Herne Peş/ İleri’ isimli marş söylediği ve söylettiği için “terör örgütü propagandası yapmak” suçundan dava açılmıştı. Davaya bakan özel yetkili Ankara 12. Ağır Ceza Mahkemesi, PKK kurulmadan önce yazılıp bestelenmiş olan bu şarkının PKK marşı olup olmadığının belirlenmesi için bilirkişi görevlendirmişti. Bilirkişi D.T., Ankara Emniyet Müdürlüğü’nün ‘PKK terör örgütü mensuplarına atfen söylenen bir marş olduğu’ yönündeki görüşünü esas alarak bir rapor hazırlamıştı. D.T.’nin polis olduğu ortaya çıktı!
xv) Ankara’da 2011’de “12 Eylül darbecileri yargılansın” eylemine ve 1 Mayıs, Newruz mitinglerine katılmakla, Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan, Hüseyin İnan, Che Guevara ve Yılmaz Güney’in fotoğraflarını taşımakla suçlanan 5’i üniversite öğrencisi, tutuklu 7 Odak dergisi okuru için “örgüt üyesi oldukları ve örgüt propagandası yaptıkları” gerekçesiyle 255 yıl hapis istendi!
xvi) Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, AKP Ankara İl Başkanlığı önünde 2011’de düzenlenen Hopa protestosuna katılan dönemin KESK Başkanı Döndü Taka Çınar ile eski Halkevleri Genel Başkanı İlknur Birol’un arasında bulunduğu 50 kişi hakkında dava açtı. Her şüpheli için 22 yıl 3 aya kadar hapis cezası istenen iddianamede, 17 kişinin “polise saldırdığı”, 5 şüphelinin de “mala zarar verdiği”nin anlatılmasına karşın, bu iki eylemden dolayı tüm sanıklar için ceza talep edilmesi dikkat çekti!
xvii) Erzurum’da HES protestosuna katıldığı için “eylemlere katılanlarla görüşmeme” cezası alan 17 yaşındaki Leyla hakkında bu kez 9 yıla kadar hapis cezası istemiyle dava açıldı!
xviii) Muğla’da, Şerzan Kurt’un öldürülmesine ilişkin davada sanık polis hakkında, 20-25 yıl arasında hapis cezası istendi. Mütalaasını açıklayan Savcı Cevdet Beşikçi, adli kolluğunun bulunmamasından yakındı ve polislerin cinayetten sonra delilleri toplamayıp kaybolmalarına ve yerlerinin bozulmasına neden olduklarını savundu!
xix) Doğu Perinçek, tutuklu yargılandığı Birinci Ergenekon davasının duruşmalarındaki sözleri nedeniyle toplam 23 yıl hapse ve 2 bin lira da para cezasına çarptırıldı!
xx) Adana’da, 2012 Ocak’ında evden kaçıp gece yarısı penceresi açık kafeye ısınmak için giren ve burada kaşar peyniri ile salam yedikten sonra gazoz içen 17 yaşındaki B.A. hakkında ‘nitelikli hırsızlık ve işyeri dokunulmazlığını ihlâl etme’ suçundan 9 yıla kadar hapis cezası istemiyle dava açıldı!
xxi) Osmaniye’de aile içi tartışma nedeniyle gözaltına alınan Metin Serdar Gökçe, karakolda beş polis tarafından feci şekilde dövüldü. Ayağı iki yerden kırılan Gökçe hakkında beş ay sonra da ‘kamu görevlisine hakaret ve direnme’ suçundan 10 yıl hapis istemiyle dava açıldı!
xxii) Adana Emniyet Müdürlüğünün bir eve yaptığı sabah baskının ardından açılan soruşturmada yüzde 92 özürlü bir vatandaş polise mukavemetten tutuklandı. Adli bir suçtan dolayı aranan bir kişiyi gözaltına almak için sabah erken saatlerde bir eve baskın yapan Adana polisi gözaltı sırasında bir komiserin yaralanmasının ardından polise mukavemet ve darptan soruşturma açtı. Soruşturma sonrasında yüzde 92 iş göremez ve el becerisi ile hayatını kazamaz raporu olan Cemalettin Yanku, polisi darp etmekten ve mukavemetten tutuklanarak Kürkçüler F Tipi Hapishanesine konuldu!
xxiii) İzmir’de Baran Tursun’un “Dur” ihtarına uymadığı için polis tarafından öldürülmesine ilişkin tazminat davasında İçişleri Bakanlığı kusurlu bulunarak mahkûm edildi. Karar için Danıştay’a itiraz eden bakanlık, Baran Tursun’un kız kardeşi Berfin’e 10 bin TL ödememek için bakanlık, kardeşin olay tarihinde 12 yaşında olduğunu, dolayısıyla “Abisinin vefatına ilişkin acıyı ifade edebilecek durumda olmadığını” savundu!
NİHAYETİNDE KARŞINIZDAKİ DEVLETTİR!
Fikret Başkaya’nın ifadesiyle, “Türkiye’de olup-bitenleri anlamak gibi bir kaygısı olanların öncelikle resmi ideoloji ve resmi söylemle arasına mesafe koyması ve tabii her söylenene de inanmaması gerekiyor. Okullarda aldığı köreltici eğitimle hesaplaşması gerekir.
Bilindiği gibi, her devletin bir ‘Raison d’État’sı vardır. Raison d’État, devletin ‘yüksek çıkarları’ için kendi hukukunun dışına çıkması, hukuk dışı, ahlâkla, vicdanla, adaletle, insan haysiyetiyle bağdaşmayan gayri meşru işler yapması demektir.
Devlet, bu amaç için oluşturulmuş kurumları ve görevlendirilmiş ‘adamları’ vasıtasıyla cinayetler işler, kitle katliamları yapar, komplo ve provokasyonlar tertipler, insanları ‘kaybeder’… Yüksek çıkarın ne olduğuna da, mülk sahibi egemenler adına devletin tepesindeki dar bir ekip karar verir.”[7]
Buraya kadar sıraladıklarım şahsında karşınıza dikilen şey devlettir!
F. Engels’in işaret ettiği üzere; “Devlet topluma dışarıdan empoze edilmiş bir güç değildir; Hegel’in ileri sürdüğü gibi, ‘ahlâk fikrinin gerçeği’, ‘aklın simgesi ve gerçeği’ de değildir. Devlet, daha çok, toplumun gelişmesinin belirli bir aşamasının ürünüdür; bu, toplumun, önlemekte yetersiz bulunduğu uzlaşmaz karşıtlıklar biçiminde bölündüğünden, kendi kendisiyle çözümlenmez bir çelişki içine girdiğinin itirafıdır. Ama karşıtların, karşıt ekonomik çıkarlara sahip sınıfların, kendilerini ve toplumu verimsiz bir mücadele içinde eritip bitirmemeleri için, görünüşte toplumun üstünde yer alan, çatışmayı hafifletmesi, ‘düzen’ sınırları içinde tutması gereken bir güç ihtiyacı, kendini kabul ettirir; işte toplumdan doğan, ama onun üstünde yer alan ve gitgide ona yabancılaşan bu güç devlettir.”[8]
“Devlet, bir gücün özel örgütüdür; belirli bir sınıfın sırtını yere getirmeye mahsus bir şiddet örgütüdür,”[9]notunu düşen V. İ. Lenin yanında; M. Weber de devleti, “Belli bir arazi içinde fiziksel şiddetin meşru kullanımını tekelinde bulunduran insan topluluğu” olarak tanımlayarak,[10] ekler:
“Devlet dediğimizde de, kuralların uygulanışında, yönetsel görevlileri yasal olarak fiziksel güç kullanma tekeline sahip olan ‘kurumsallaşmış nitelikte siyasal bir girişim’i anlatmak istiyoruz.”
“Hukuk kavramının belirleyici öğesi, (…) onu zorla uygulatacak bir ordunun varlığıdır. Bu ordu, kuşkusuz, bugün bizim alışık olduğumuz şeye hiç benzemeyebilir.”[11]
“SON BİR NOT”
Açık, açık söyleyeyim: Pekiyi sayılmayız; hâlimiz de hâl değil. Memleket ve dünya bu hâldeyken iyi olmak olası değil. Zaten bu koşullarda iyi olmamak da, önemli bir sağlık göstergesi…
Yaşanması “gereken” yaşanıyor ve yaşanacak. “Tekâmül” denilen şey başka türlü olmuyor.
Ancak, “tekâmül” her ne ise ve nasıl “tecelli” ediyorsa; “tarihi üretenin kötü yanı” olduğundan bir an dahi şüphe edilmemeli.
Evet tarih o kadar kötü seyrediyor ki, onun hızına “ayak uydurmak”ta zorlanıyoruz, bu da bir “gerçek”.
Ancak bu objektif durum sübjektif zorunluluklarını da tarihin sahnesine, tarihin imdadına çağırıyor.
Sahneye çıkılmasına çıkılacak da, orada nasıl “rol/ racon keseriz” kestiremem. Ama mutlaka tarihin sahnesinde yer alınacak. Bu “yeniden sıçrama” olur mu, olmaz mı? Bunu öngörmek mümkün değil. Neyin ne, nasıl olacağı kavganın seyrine ve nasıl dövüşeceğimize bağlı.
Bu bağlamda kaçınılmaz olan alt üst olan dünya ve coğrafyamızda hayalimizdeki kavgaya, radikal sosyalist barikatta mutlaka taraf olacağımızdır.
Dediklerimi “karşılıksız iyimserlik” olarak yorumlayanlara Bertolt Brecht’, ‘Cesaretini Yitirmek Üzere Olanlar İçin Türkü!’ dizelerini anımsatmam gerekir:
“Kanunları var onların, kararnameleri var/ kaleleri var Nazilerin ve zindanları/ (sosyal dernekleri falan haydi bir yana)/ yargıçları var ve de gardiyanları/ bol ücretli ve her şeyi yapmaya hazırlar/ bütün bunlar neden peki/ ne sanırlar, bizi avuçlarının içine mi alacaklar/
Görürler yakında, yok olmazdan önce/ bunların hiçbiri bir işe yaramayacak/ ama hiçbiri/
Gazeteleri var onların, kitapları var/ hiç konuşturmamak isterler bizi/ (politikacıları falan haydi bir yana)/ papazları var ve de profesörleri/ bol ücretli ve her şeyi yapmaya hazırlar/ bütün bunlar neden peki/ gerçeklerden bu kadar çok mu korkarlar/
Görürler yakında, yok olmazdan önce/ bunların hiçbiri bir işe yaramayacak/ ama hiçbiri/
Topları var onların, tankları var/ makineli tüfekleri var ve el bombaları/ (SS kıtaları falan haydi bir yana)/ Gestapoları var ve de askerleri/ az ücretli ve her şeyi yapmaya hazırlar/ bütün bunlar neden peki/ düşmanları bu kadar da mı güçlü onların/
Görürler yakında, yok olmazdan önce/ bunların hiçbiri bir işe yaramayacak/ ama hiçbiri/
Bir şey mi olacak sanırlar güvenmekle bunlara/ düşenler bu payandaya sarılır oldum olası/ gelecek bir gün ama, belki de yarın/ görecekler bir işe yaramadığını bunların/ bağıracaklar o zaman avaz avaz: durun! Durun/ artık ne top korur onları o gün, ne para!”
Evet, evet dünya başkaldırırken; coğrafyamızın bu tarihsel akışın dışında kalması mümkün değildir.
 ‘Wall Street’i İşgal Et /Occupy Wall Street’ hareketinden David Graeber’in, “dünyayı değiştirmenin” yollarını anlatırken, “Değişim için protesto değil topyekûn isyanın gerektiği” fikrinin altını çizdiği güzergâhta ancak başkaldıran insan devrimcidir; başkaldırma düşüncesi de devrimcilik denen şeyin ilk adımıdır…
Devrimci kavga ise ne salt teoriktir, ne de salt pratik…
O; “Kayayı delen incir,/ suları aşan gemi!” dediğidir Turgut Uyar’ın dizelerinde…
O; John Steinbeck’in, “Bu kavga ancak insanlar kendi kendilerini yönetmeye ve kendi emeklerinin karşılığını almaya başladıklarında sona erebilir,” sözlerindeki kararlılıktır…
O; Seneca’nın, “Ji ber zorbûna tiştên ku em jê newêrin, jixwe ji ber newêrekîya me zehmet e/ Zor olduğu için cesaret edemediğimiz şeyler, aslında biz cesaret edemediğimiz için zordur,” sözündeki uyarıdır…
O; “An azadi, an azadi/ Ya özgürlük, ya özgürlük” haykırışıdır…
Nihayet O; Ali Okutan, Dersim Dinçer, Bedrettin Akdeniz şahsında tüm direnenler, başkaldıranlardır!
Selam olsun Onlara!
24 Eylül 2012 13:18:22, Ankara.
N O T L A R
[1] 27 Eylül 2012’de Adana Adliyesi önündeki ‘Adalet Nöbeti’nde yapılan konuşma… Gelecek Gazetesi (Kıbrıs), Yıl:2, No:67, 24 Kasım 2012…
[2] Rıfat Ilgaz, “Bu da Bir Özgürlük Şiiri”.
[3] Ege Cansen, “Zincirli Hürriyet”, Hürriyet, 1 Eylül 2012, s.12.
[4] Hasan Cemal, “İdris N. Şahin olayı: Marangoz Hatası mı, Yoksa Marangozun Yeni Tarzı mı?”, Milliyet, 28 Aralık 2011.
[5] İsmet Berkan, “Benim Ahlâkım Senin Ahlâkını Döver Kavgası…”, Hürriyet, 17 Temmuz 2012, s.15.
[6] K. Marx- F. Engels, Gotha ve Erfurt Programlarının Eleştirisi, Çev:M. Kabagil, Sol Yay., 1989, s.31.
[7] Fikret Başkaya, “Netekim… Bugünkü Dersimizin Konusu: ‘Hukuk Devleti’…”, Özgür Üniversite, 20 Şubat 2012.
[8] F. Engels, Ailenin, Özel Mülkiyetin ve Devletin Kökeni, Sol Yay., çev: Kenan Somer, 1967, s.235.
[9] V. İ. Lenin, Devlet ve İhtilâl, çev: Süleyman Arslan, Bilim ve Sosyalizm Yay., 1976, s.35.
[10] M. Weber, Sosyoloji Yazıları, çev: Taha Pala, Hürriyet Vakfı Yayınları, 1978, s.80.
[11] M. Weber, Toplumsal ve Ekonomik Örgütlenme Kuramı, çev: Özer Ozankaya, Cem Yayınevi, 2011, s. 98-65.
Reklamlar

Bir Yanıt Bırakın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s