“KEŞKE” RAGIP, YANI İNSAN GIBI“İNSAN” OLMAK ÖDÜLLENDIRILMESE![*]







“Dünyamızı
sorularımızın cesareti ve
yanıtlarımızın derinliğiyle
önemli kılarız.”[1]
Haberiniz var bilmem; Ragıp Zarakolu 17 Şubat 2012’de bir ödül daha aldı: Diyarbakır TTB’den…
Kimilerine şaşırtıcı gelebilir, ama diyorum ki keşke bu ödüle gerek olmasaydı…
“Neden” mi?
Hatırlar mısınız bilmem? Ernest Hemingway’in, İspanya iç savaşını anlattığı ‘Çanlar Kimin İçin Çalıyor’da “En iyiler cephenin en önündedir,” diye bir tümce vardır.
İşte tam da böyle, şimdilerde en iyilerimiz içerde…
Ragıp da içeride olanlardan…
Hani “Benim hâlim memleketin hâli,” diyen Can Yücel’i hatırlatırcasına…

Ya da Edip Cansever gibi, “Ne gelir elimizden insan olmaktan başka,” dediği için…
Veya “Ne gördüğüm hakikâti gizlemekten hoşlanırım, ne de bunu açıkça ifade etmekten korkarım,”[2] diye haykıran Giordano Bruno’yu anımsatırcasına…
Ragıp, Ragıp’lar, Ragıp’ın yoldaşları içerde…
Onlar şimdi oradan hepimize, “Karanlık zamanlarda/ şarkı da söylenecek mi?/ Elbette, şarkı da söylenecek,/ karanlık zamanları anlatan,” diye sesleniyorlar, Bertolt Brecht’in dizelerindeki üzere…
Duyuluyor mu? Duyuyor musunuz?
* * * * *
Onların seslenişi, hayat(ımız)ı kendimizin yaptığını, yapması gerektiğini; Sokrates’in,“Sorgulanmayan hayat yaşamaya değmez,” uyarısını; ‘Yüksek Topuklar’ın da, “ “Hayat bazılarına mutsuz olmakla, duygusuz olmak arasında bir tercih hakkı tanır, daha fazlasını değil,” diye Murathan Mungan’ın altını çizdiğini vurgular…
Bunun içindir ki Ragıp(’lar), olması gerektiği gibi değil, olduğu gibi olan hayatı, sadece göze alıp, bedel ödeyen yaşama biçimimizin yeniden biçimlendirebileceğini gösterir…
* * * * *
İş bundan da ötürü Ragıp(’lar), karşımıza XXI. yüzyılın Dostoyevski’leri olarak çıkarlar…
Hatırlar mısınız?
“Herkes her şeyden sorumludur…
“İnsan yaşamayı ve yaşamamayı aynı şey diye kabul ettiği zaman hürriyete kavuşur…
“İnsanın ruhunu yücelten bir acı, ucuz bir mutluluktan evladır…
“Rahatlıkla mutluluk olmaz. Mutluluk acıyla elde edilir, insan hayata mutlu olmak için gelmemiştir…
“Bir insan umudunu yitirir ve amaçsız kalırsa, sırf can sıkıntısı bile onu bir hayvana çevirebilir…
“İnsanın kendisinden yüz çevirmeye, dünyada olup bitenleri görmemezlikten gelmeye hakkı yoktur,” gerçeğini anımsatırdı hepimize Fyodor Dostoyevski…
* * * * *
Fyodor Dostoyevski’nin hepimize anımsattığı gerçek, nihai kertede insan olmanın ve kalmanın sorumluluğudur…
O sorumluluk ki Ferit Edgü’nün, “En çok soru işaretini severim… Yıkmasını bilmiyorsan yapamazsın,”[3] diye özetlediği özgür düşünce ve sınırlanamayan ifadedir…
Chuck Palahniuk’un, “Ancak kaybedeceğin bir şey yoksa özgürsündür,” tanımlamasıyla betimlenen özgür düşünce ve ifade için düşünmek görmekse, ifade de onu hayata geçirmenin yolunu açmaktır…
Çünkü düşünce ve ifadenin artan gücüyle beslenen özgürlüğe gem vurmaya kalkışmak rüzgârı zapt etmekten de zordur…
Kolay mı? İnsan(lık)ın özgürleşme mücadelesinde, insan(lık)ı insanlaştıran düşünceler ve onların dile getirilmesi daima “risk”liyken; bu riski göze almak da, insan olmanın “olmazsa olmazı” olageldi ve doğal olarak da “kahramanlığı” gerekli kıldı hep…
Söz konusu “kahramanlığın” bedeli ise, hep ağır oldu. Dönemine göre boğazlanmanın biçimi değişe geldi; boğulmak, asılmak, derisi yüzülmek, kurşuna dizilmek, başı vurulmak, linç edilmek, yakılmak…
Özetle özgür düşünce ve ifade, hep ateşle oynamaya özdeş oldu; mitolojideki Prometheus gibi; “insan” gibi insanlardan Ragıp gibi…
* * * * *
“Vicdanına esir ol” diyenlerden; “insan” gibi insanlardandır Ragıp…
Hem de “geçmiş” denilen yaşanmışlıklarınız hâlâ canınızı yakarken ve dolayısıyla da geçmemişken…
Ayrıca da hakikât, insanların sorunun üzerine yürüyecek, irdeleyip/ eleştirerek, üstüne gidecek cesaretten yoksun olmasından ötürü ortaya çıkmıyorken…
Bunun için hedef(te)dir Ragıp(’lar); “olağan”(!?) diye sunulan zulmün “milli seferberlik günleri”nde…
Etyen Mahçupyan’ın, “AKP Türkiye’nin geleceğine sahip çıktı” zırvasına sarılarak rasyonalleştirmeye kalkıştığı “milli seferberlik günleri”nde Yıldırım Türker’in deyişiyle, “Bütün heves ve nefes alanlarımız birer birer suç ilan ediliyor. Yine muhalif olmanın en sancılı dönemlerinden birini yaşıyoruz.
Muhalif olanlar gözaltına alınıyor, tutuklanıyor, sözlerinin itibarı yok sayılıyor. Aydınlık enseliler, liberaller, demokratlar bizi kara duygululukla suçluyor. Felaket tellallığından beslenen kışkırtıcılar muamelesi görüyor muhalif olanlar.
İlle de her şeye muhalif olmak gerekmiyor, diye fetva veriyor alaycı ağızlarıyla aklıselim tüccarları.
Kendi istifalarının, yenilgilerinin, kişisel bozgunlarının acısını muhalif kalmaya inat edenlerden çıkarıyorlar.
Muhalif olmak; hayatın her alanında ve her anında, kimsenin ağzının tadını kaçırırım kaygısı gütmeden genç kalmaktır.
Kozmetik gençlikten söz eden kim. Gençlik, başka bir dünyanın mümkün olduğuna olan inancını kaybetmemektir.”
Ki Ragıp(’lar) da böyle nitelenir; Arthur Schopenhauer’in, “En değersiz gurur, milli gururdur. Bu, onunla gurur duyandaki bireysel özelliklerin yoksunluğunu ele verir. Çünkü insan neden milyonlarca insanla paylaştığı bir özelliğe tutunma gereği duyabilir ki başka türlü? Dikkate değer kişisel niteliklere sahip olan, sürekli göz önünde bulundurduğu ülkesinin hatalarını açıkça görebilecektir. Ama dünyada gurur duyabilecek hiç bir şeyi olmayan her zavallı aptal gurur duyabilmek için son çare olarak ait olduğu ülkesi ile gurur duyar,” sözleri eşliğinde…
* * * * *
Gerçekten de “milli güvenlik” cenderesinde KCK tutuklamaları furyasından Roboski katliamına ya da Pozantı felaketine uzanan gericilik yelpazesinde, veya “Hepimiz Ermenisiniz, Hepiniz P…’siniz!” utanmazlığının (içişleri bakanının gözetiminde) Taksim’e taştığı tabloda Frantz Fanon’un, ‘Siyah Deri, Beyaz Maske’ yapıtındaki, “Radyomu açtığımda, zencilerin Amerika’da linç edildiğini duyuyorum. Anlaşılan birileri bize yalan söylemiş. Meğer Hitler ölmemiş,” sözleri anımsanmalıdır…
KCK tutuklamaları furyası, Roboski katliamı, Pozantı felaketi, “Hepimiz Ermenisiniz, Hepiniz P…’siniz!” utanmazlığı hepimize/ herkese Hitler’in Türkiye’de de ölmediğini anımsatıyor…
Sadece bu kadar değil; giderek bir “Türk Sorunu”na dönüşen “Kürt Realitesi”nin de devreye soktuğu toplumsal eksenli beşeri çürümeye de dikkat çekiyor…
Kolay mı? Yaşanan Karl Marx’ın, kapitalist dünyanın mevcut toplumsal ilişkiler için “tersine dönmüş”, “baş aşağı”, “sapkın”, “insana aykırı”, “akıl dışı”, “mistik” nitelemeleriyle betimlenen çürüme tablosunda, “gerçek” denilenin, yani tersine dönmüş dünyanın nasıl da yanılsamadan başka bir şey olmadığını söylediği[4]gerçeğin ta kendisidir…
Etrafınıza bakın; kanda kına yakan “vatan kurtarıcıları”nın ne kadar da çoğaldığına tanık olacaksınız…
O “vatan kurtarıcıları” ki onlar; toplumda bulunan herkesin niyetinden şüphe duyan “paranoid/ şizofren”lerden oluşur…
* * * * *
Söz konusu “paranoid/şizofren” iklimde yüzünü güneşe çeviren Ragıp(’lar), gölge görmezken; O gereğini yerine getirdiği insan olmak/ kalmak eylemine severek, sonuna kadar bağlı kalırken; severek bağlandığı özgürlük mücadelesine de delicesine inanmaktadır…
Bu duruşuyla kimseden korkmayan, kimseye boyun eğmeyen O, İbn-i Haldun’un, “İlme yasak koyanlar veya insanları yalanla meşgul edenler, aklın ve insanlığın en büyük düşmanlarıdır,” deyişindeki üzere herkesi korkutan egemen(lerin) iktidar(ın)dan daha da güçlüdür.
Yaptıklarının toplamı olarak Ragıp(’lar) hepimize Halil Cibran’ın, “Baskıya başkaldırmayan kişi kendine karşı adaletsizdir”; George Bernard Shaw’ın, “Eğer yürüdüğün yolda engeller yoksa o yol seni bir yere götürmez,” sözlerini anımsatırken; Onun gücü, samimiyeti, hakiki olmasıdır.
Özgürlüğün, toplumsallaştırarak başkalarına vermedikçe alamayacağımız bir şey olduğunu bilen Ragıp, bir kimsenin özgür olarak gelişmesinin, herkesin özgür olarak gelişmesinin şartı olduğunu da asla unutmaz…
* * * * *
Böyle, yani olması gerektiği gibi olabildiği için O hepimize/ herkese…
“İnsanın aslî misyonu her durumda hakikâti aramaktır,” diyen T. S. Eliot’un…
“Metirse ku hejmara we hindik e, tirsa we bila ji neheqîbûnê be/ Az sayıda olmaktan korkma, haksız olmaktan kork,” diyen Rum Atasözünün…
“Gerçekten kül olmadan kendinizi nasıl yenileyebilirsiniz,” diyen Friedrich Nietzsche’nin…
“Bilirken susmak, bilmezken söylemek kadar kötüdür,” diyen Platon’un…
“Öğrendikten ve sevdikten sonra daha çok acı çekersin,” diyen Victor Hugo’nun…
“Tarih okumuş herhangi birinin gözünde itaatsizlik, insana özgü bir erdemdir. İlerleme itaatsizlik sayesinde, itaatsizlik ve isyan sayesinde gerçekleştirilir,” diyen Oscar Wilde’ın…
“Kesê ku li hemberî neheqîyê bêdeng be, ew şeytanê bêziman e/ Haksızlığa karşı susan, dilsiz şeytandır,” diyen Hz. Muhammed’in…
“Haksızlık önünde eğilmeyiniz, çünkü hakkınızla birlikte onurunuzu da yitirirsiniz,” diyen Hz. Ali’nin…
“Ya olduğun gibi görün,/ ya göründüğün gibi ol…” “Nice insanlar gördüm, üzerinde elbisesi yok./ Nice elbiseler gördüm, içinde insan yok,” diyen Mevlana’nın…
 “Beni kötülerin zulmü değil, iyilerin sessizliği korkutuyor,” diyen Martin Luther King’in altını çizdiği gerçekleri hatırlatır…
* * * * *
Bunu da “umut ile düş ile…” yapar O…
Elbette umutla düş görenlerdendir O…
Hani Pablo Neruda’nın, “Düş görenler dağıtır karanlıkları” dediği türden bir çocuksulukla…
Bir an “Anne bak kral çıplak” diye haykıran çocuğu…
Ya da “Ben 50 yıldır çocukluğuma ‘çocuğum’ gibi baktım,” diyen Murathan Mungan’ı anımsayın…
Çocuksu düşlerdir Onu da her Celali gibi ayakta tutan, betimleyen…
Kolay mı? Düşleri yitirdiğiniz an her şey sona ermiş demektir.
Bu nedenler düşlerinizden vazgeçmeyin; çünkü onlar gittiler mi; artık nefes alsanız da yaşamıyorsunuz demektir.
“Düş ve umut” olmazsa olmazdır.
Çünkü umudu ve düşü olanın her şeyi var demektir.
Umut ve düş varsa, yaşam da vardır.
Nihayetinde umut ve düş insan(lık)ı uyandırıp, eyleme çağıran bir rüyadır.
Söz konusu rüyaların aydını olarak O siz(ler)e, Cemal Süreya’nın, “Ne demiş uçurumda açan çiçek,/ Yurdumsun ey uçurum!” dizelerini anımsatarak, “Yapın” diye haykırır sanki…
Malum yalnızca erdemi bilmek yetmez, ona sahip olmak, onun gereğini yerine getirmek gerekir.
Ya da, söylemek yapmaktan daha kolayken; yapılanlar, söylenenlere uymalıdır…
Yani “Yapacağım,” demek yerine, “Yaptım,” denmelidir…
Çünkü her seçim bir vazgeçişken; “Yarınlar yorgun ve bezgin kimselere değil, rahatını terk edebilen gayretli insanlara aittir,” Chuck Palahniuk’un dediği gibi…
* * * * *
Belki de Ragıp(’lar)’ı en iyi betimleyen Halil Cibran’ın, “Eğer kış, baharı yüreğimde saklıyorum deseydi, ona kim inanırdı,” sözünün altını çizerek Bertolt Brecht’in dizeleriyle toparlıyorum diyeceklerimi:
“Ey mutsuzlar!
Kardeşinizi boğazlıyorlar, siz göz yumuyorsunuz
Çığlıkları duyuluyor, ama siz susuyorsunuz.
Aramızda dolaşıp kurbanını seçiyor zorbanın teki
Sessiz kalırsak bize dokunmaz diyorsunuz.
Bok yiyorsunuz!
Ne tuhaf yer burası, sizler nasıl insanlarsınız!
Haksızlık varsa bir yerde eğer, ayaklanmalı insanlar.
Ayaklanma olmuyorsa, batsın o şehir yerin dibine,
Yansın bitsin, kül olsun karanlıklar basmadan!”[5]
* * * * *
Tamamlıyorum diyeceklerimi: Ragıp(’lar)’ın artık ödül almayacağı bir yere, herkesin Ragıplaşacağı, Ragıp olmanın herkesleşeceği bir yere gidiyoruz…
Gerçek, gecikmeyi sevmez…
Tam bunun için hapishaneden çıkışında, “Eksik kalmış adalet, hukuk ve demokrasi getirmez. 100 civarında gazeteci içeride. İfade özgürlüğü sadece gazetecilerin sorunu değil. Öğrenciler var, KCK’den tutuklular var. Bunun mücadelesini vereceğiz. Bu komployu kuran polisler, savcılar ve hâkimler bu cezaevine girecek. Bunun mücadelesini vereceğiz. Ben mücadeleme kaldığım yerden devam edeceğim. Bu bir savaşsa savaş şimdi başlıyor,” diye haykıran Ahmet Şık’ı uyarısını anımsayın yeter!
12 Mart 2012 23:32:57
N O T L A R
[*] Esmer, No:73, Nisan 2012…
[1] Carl Sagan.
[2] Giordano Bruno, Diyaloglar, Çev: Sedat Ümran, Berfin Yay., 1997.
[3] Ferit Edgü, Tüm Ders Notlar, Sel Yay., 2005.
[4] Karl Marx, “Metaların Fetişizmi ve Bunun Sırrı”, Kapital, 1867, İng., C:1, s.83.
[5] Bertolt Brecht, Sezuan’ın İnsanları, s.192.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s