BU FOTOĞRAFA İYI BAKIN![1]

“Her insan ölür,
ama her insan
gerçekten yaşamaz”[2]
Bu fotoğrafa iyi bakın.
Öndeki vakur, kendinden sonuna kadar emin, “aldırmayan” şahan bakışlı Celali Mehmet Özer’dir…
Arkasındaki, yüzünü şapkasının siperiyle gizleyen, göğsünde ve şapkasında TEM yazan kırçıl sakallı ise, Mehmet’i tutuklayan bir “Emniyet(sizlik)” mensubudur…
Bu fotoğrafa iyi bakın…
Tutuklunun, suçlunun, yüzü kızarması gerekenin kim olduğunu çok net göreceksiniz…
Bu fotoğrafa iyi bakın…

Orada “Hararet nardadır, sacda değildir/ Keramet hırkada, tacda değildir/ Her ne ararsan kendinde ara,” diyen Hacı Bektaş Veli’den feyz almış özgüveniyle Mehmet Özer’in kavgasına, sevdasına verilmiş eğilip, bükülmeyen kararlılığı göreceksiniz…
Bu öyle bir şeydir ki, “Kırılsa da kanadımız;/ asiye çıksa adımız;/ duyan duysun,/ bilen bilsin gülüm/ Böyledir bizim sevdamız,” diye haykırır…
* * * * *
Bu fotoğrafa iyi bakın…
İki sınıfın bir birine taban tabana zıt ahlâkını göreceksiniz burada.
Onların ahlâkı, boyun eğmiş bir sürü içgüdüsüdür. Düşünmeyen, kurşun askerlere, robotlara özgüdür… Boynu eğiktir, yüzü gizlidir…
Ezenlerin ahlâk(sızlığ)ının, boynu eğiktir…
Oysa ezilenlerden yana saf bağlayan isyancıların ahlâkı, insan(lık)a karşı takındığı eşitlikçi, özgürlükçü tutarlılığı vakurluğuyla müsemmadır…
Evet isyancıların ahlâkı, ezilenlere karşı bilgelik ve militan bir sorumluluktur.
İş bu nedenle karşınızdaki fotoğrafta gördüğünüz, diklenen, dik duruş ezilenlerin ahlâkı, teslim alınamazlığıdır…
Hayır! Ahlâktan söz etmek yetmez; ancak fotoğraftaki üzere diyetini ödeyerek ahlâklı olunur.
El özet Mehmet Özer’in temsil ettiği ahlâk, eylemliliğiyle ve diyetini ödeyen insanî vicdanın ahlâkıdır.
* * * * *
Fotoğrafa gördüğünüz, yaşamak zorunda bırakıldığımız yalan düzeninin dayattığı karamsarlığa, vazgeçişe aldırmayan cesarettir.
Karanlığın orta yerinde ışığı gören cüretiyle, büyük yangınlar çıkaran cesarettir.
O, hepimize, egemen yalanın alıştırmak istediği karamsarlığın, kötümserliğin bir yok oluş labirenti olduğunu anımsatan insanî bir iyimserliktir.
Unutmayalım insan(lar)ı, iyimser, umutlu kılan iradeleri, kararlılıklarıdır ki, fotoğrafta gördüğünüz tam da budur… (Çünkü umutsuzluk, karamsarlık; umarsızlığın, teslimiyetin yolunu açar!)
* * * * *
 Şimdi hepimizin bu fotoğraftaki keskin kesinliğe ihtiyacı vardır. Çünkü kararlı bir kesinlik, “olanaksız” denileni mümkün kılar…
Mehmet Özer’deki keskin kesinliğe ihtiyacımız var. Çünkü korku emin olmamaktan kaynaklanır. Eğer değerimizden, bağlandıklarımızdan kesinlikle eminsek, korkuya karşı neredeyse bağışıklık kazanırız.
Hayatımızın açıklığa, kesinliğine olan gereksinimi; aynı zamanda belirsizliklere endekslenmiş teslimiyet(ler)e “Hayır” denmesini “olmazsa olmaz” kılıyor…
Karşınızdaki fotoğrafın sizlere hatırlattığı Bertrand Russell’ın, “Bu dünyanın en büyük sorunu, aptallar ve bağnazların her zaman kendilerinden emin olmaları, akıllı insanların ise her zaman kuşku duymaları,” sözünü unutmayın…
* * * * *
İnsan olup da, Mehmet’in şu fotoğraftaki duruşuna imrenmemek mümkün mü?
Ben Mehmet’in şu fotoğraftaki duruşuna, Dilşat’ın Kızılay’daki “Hopa Protestoları”nda polis panzeri üzerinde gösteren kareye imrendiğim gibi imrendim; “Aşk olsun” dedim onlara tüm çocuksu içtenliğimle…
Bilirim imrenecek biri olmaktansa, Mehmet gibi, Dilşat gibi imrenilecek biri olmak yeğdir.
İmrenilen insanları, bu özelliği kazandıran, keskin kesinli iradeleri, kuşkusuzlukları, insanî öfkeleridir…
“İnsanî öfke” dedim…
Ağzını aç(a)mayan, bir şey yap(a)mayan “kusursuz” ortalama(cı) insan(cık)ların giderek çoğaldığı iklimde, her zaman isyancılığın en iyisiyle betimlenen ve sımsıcak gür sesiyle, kılı kırk yaran inceliğiyle Mehmet Özer, hepimize “Devrimci olmanın özelliği bu olsa gerek” dedirtir ve de Antonio Porchia’nın, “Kimse kendine ışık tutamaz, güneş bile”; Antoine de Saint-Exupery’nin, “Mükemmelliğe artık ekleyecek bir şey kalmadığında değil, artık çıkaracak bir şey kalmadığında erişilir,” sözlerini anımsatırdı…
* * * * *
Mehmet Özer dostumdu, hepimizin dostuydu…
Ancak bunun ötesinde O, Tek-El işçilerinden Aleviler’e, Kürtler’den kadınlara, tüm ezilenleri “Ama”sız/ “Fakat”sız dostuydu, yoldaşıydı…
Ona ne şüphe? Elbette düşmanı olmayanın dostu olamayacağı gibi, düşmanı olmamış birinin dostluğu da anlamlı değildir.
 Yani bir insanı yalnızca dostlarına bakarak değil, düşmanlarına bakarak da tanıyabilir, anlamlandırabilirsiniz.
Farrer Herschel’in, “Düşman edinmekten korkanın dostu da olmaz,” sözünü asla unutmayan O, sadece bu kadar da değil; aynı zamanda zalimlerin, zulmün de düşmanıydı; hem de eşitlikçi-özgürlük sevdalarının yön verdiği eylemciliğinin içtenliğiyle…
Özetle Mehmet Özer’in düşmanlarına bakın, ne kadar da insan gibi bir insan olduğunu görürsünüz…
* * * * *
Tutkun, bağlanmış bir içtenliktir Onun yaşam sevdası; aldığından daha çoğunu veren insanî “çılgın”lığıyla…
“Kurallara ve kalıplara” karşı duran o “çılgın”lıkla; yapılması gerekeni yapan içtenliğiyle Mehmet Özer, gelecek ve gelmesi kaçınılma güzel günlerin, “ekmek, gül ve hürriyet günleri”nin düş gücünü kışkırtıcılığıyla kutsanmış “çılgınlığı”yla yaşayan ve yaşatandır.
Onun için hayal etme yetisi, düşünme yeteneğinden daha anlamlıdır.
Gecenin karanlığında aydınlığı görmek için bundan farklı olunamaz.
Düşüncelerin anası olan gece, sabaha/aydınlığa yaklaştıkça kararsa da, güneşin kaçınılmaz sabahlarda doğduğu hepimizin bilgisi dahilindedir.
Tam da bunun için Mehmet Özer rüzgâra karşı yürüyen insandır; hem de John Neal’ın, “Dij nihêrtin û dijber bûn, ji mirovan re alîkarên herî mezinin. Bafirokan ne bi ba re, li pêşber ba bilind dibin,”[3] sözündeki üzere!
* * * * *
Gün rüzgâra karşı yürüme günüdür; ancak bunu yapanlar, diyetini göze alanlar insan sıfatına layık olabileceklerdir…
Tam da bunu yaparak, diyetini göze alanlar olarak; “Hayır” sürdürülemez kapitalizmin “adalet(sizlik)”i karşısında “aman dilemiyoruz”; onun kocaman bir yalan ve aldatma olduğundan şüphe duymuyoruz…
Egemenlerin “adalet” dediği şey, adaletsizliklerin en büyüğüdür artık…
“Adalet(sizlik), kapitalist erdemsizliğin ellerinde iğdiş edilmiştir. Yani Mehmet Özer gibi adil insanlardan nefret etmektedir.
Hayır, Mehmet Özer’in, Ragıp Zarakolu’nun ellerini kelepçeleyen, Dilşat’ın kemiklerini kıran, ölüm tarlaları yaratan bir egemenlikte “adalet” diye bir şey olamaz…
Artık yasalara değil, halkın vicdanına yaslanmalıyız. Çünkü “Yasa olmasa dahi vicdan vardır,” der Publilius Syrus…
Soruyorum hangi vicdan Mehmet Özer’in, Ragıp Zarakolu’nun ellerini kelepçeleyen, Dilşat’ın kemiklerini kıran, ölüm tarlaları yaratan egemenliğin “yasaları”na boyu n eğebilir?
Şimdi ses veren, haykıran, “Hayır” diyen bir vicdanın saygınlığı gerek biz(ler)e; “piyasa ekonomisi”ne endekslenmiş satılık vicdan(sızlık)lar değil…
Egemen “vicdan(sızlık)”ın insanî değerlerin, bizi var eden çocuksu içtenliğimizin katlinden başka bir şey olmadığını göz ardı edemeyiz…
 “Çocuksu içtenlik” deyip geçmeyin; o çok ciddi bir şeydir; biat ve itaat etmeyen insan yanımızdır…
Geçmiş ve geleceğiyle, şimdiki zamanda yaşayan çocukluk, insan(lık)ın ebeveynidir…
Tragedyaya gülen, komedyaya ağlamayan çocukluk, “büyük” denilenleri dinlemeyen, ele avuca sığmaz bir örnektir; Mehmet Özer’in çocuksuluğu gibi…
* * * * *
Sınır tanımaz, kuralsız ve ahlâksız bir kötülük tüm acımasızlığıyla üzerimize saldırırken; “Sana yapılmasını istemediğin bir şeyi başkalarına yapma,” ilkesini unutan egemenlik, elbette sonsuza kadar kaim olamayacaktır…
Kötülükleri hiç kimseyi şaşırtmayanların, utanmazlığı da işin cabasıyken; istediği kadar “hukuki” kuzu postuna bürünsünler; asla ikna edici ve inandırıcı değildir…
Kimse kötülüklerin, haksızlıkların karşılıksız kalacağını zannetmesin; mazlumların ahı yerde kalmayacaktır.
Yeter ki, Mehmet Özer gibi dik duralım; Edmund Burke’nin, “Kötülüğün muzaffer olabilmesi için biricik şart, iyi insanların hiçbir şey yapmamasıdır,” uyarısını “es” geçmeyelim…
* * * * *
Zorbalığa, tiranlığa geçit verilmeyecektir…
Ahlâki ve beşeri tüm özelliklerini yitirmiş yargısız, adaletsiz kaba güç, kendi ağırlığı altında çökmeye mahkûmdur…
Hayır, özgür insanlar, polis devletin zorbalığına, prangalarına “Evet” demeyecek, esaret zincirlerini parçalayacaklardır…
Acımasız zorbalık, daha örgütlü olsa da özgürlüğe boyun eğdiremeyecektir. Çünkü süngülerden bir taht kurması mümkün olan tiranlığın, o tahta uzun süre oturması tarihi örneklerinde kanıtladığı gibi mümkün değildir…
Diktatörlükler, yaratıcı düşünceyi, itirazı, dik duruşu yıkıcı eylemler olarak görürler. Çünkü bunlar insanı var edip, insan insan olduğunu, insanın mutlaka sahip olması gereken erdemlerin devrimci bir kavrayışını anımsatır, öğretir.
* * * * *
“İyi” olmak, Epiktetos’un “Kendi içinde ara,” dediği ve Tertullianus’un ise, “Yaşarken yalnızca kendine iyiliği dokunanın, öldüğünde tüm dünyaya iyiliği dokunur,” notunu düştüğü bir erdemdir.
Bu erdem -herkese iyi olmayı öğreten-, Mehmet Özer’e yabancı değildir…
Ancak, düşünce ve davranışlarıyla Voltaire’in, “Her insan, yapmadığı tüm iyiliklerden suçludur,” sözünün altını çizen O; “İyilik neye yarar?” diye sorar ve Bertolt Brecht, “Sezuan’ın İyi İnsanı”ndan aktarır:
“İyilik neye yarar,/ öldürülürse iyiler çarçabuk,/ ya da iyilik görenler?/
Özgürlük neye yarar,/ yaşarsa bir arada/ özgürlerle tutsaklar?/ (…)/
İyi insan olacağınıza,/ öyle bir yere götürün ki dünyayı,/ iyilik beklenmesin!/
Özgür insan olacağınıza,/ öyle bir yere götürün ki dünyayı,/ kavuşsun özgürlüğe herkes![4]
* * * * *
Onun karakterini, belki de en iyi Bertolt Brecht’in dizeleri betimler…
Böyle olmak; belki de “İnsanın karakteri, yazgısıdır,” diyen Herakleitos’un sözlerindeki kaçınılmazlıktır…
Hayatın fırtınalı dalgalarında oluşmuş bir karakterin sahibiyseniz, elbette düşman sahibi de olursunuz; Mencius’un, “Bir insanın söylediklerine kulak ver, gözünün içine bak. Karakterini gizlemesi mümkün mü?” sorusundaki üzere…
Böyle oldu mu; yani özgürlük yasalarına bağlanmış bir özgürlükçülükle, herkesin tamamıyla özgür olmadan özgür olamayacağınız bilinci ve eylemiyle “Daha fazla cesaret” diye haykırırsınız karşınızdaki fotoğrafta gördüğünüz gibi…
Ürkekleri bile cesur yapan cürete ihtiyacımız giderek büyürken; umuda sarılmayı, ondan vazgeçmemeyi salık verir bizlere bu fotoğraf…
Hem de hiç yorulmayan bir inatla ve ısrarla hayatın umut ve umudun da, insanı uyandıran bir rüyâ olduğunun altını özenle, defalarca çizerek…
* * * * *
Acımasız tiranlık koşullarında acı çektiğimiz; “acıyı bal eylediğimiz” doğrudur.
Ancak unutulmasın; çektiğimiz acı biz(ler)e dayatılan zulmü nasıl aşacağımızı bir deneyimdir.
Biz(ler)e, başkalarınınkini bölüşmeyi öğreten acılarımızın açtığı yaralar, bir gün iyileşecek olsa da, izi kalacak ve o yara izi bizimle birlikte büyüyecektir.
Tıpkı karşınızda bu resmin sonsuza dek hafızalarımızda kayıt altına alındığı ve alınacağı gibi…
İşte tam da bunun için Hz. Muhammed’in, “Merhamet etmeyene merhamet olunmaz,” sözünü unutmayacağız ve unutmaması gerekenlerin de kulağına küpe etmesi gerekliliğinin altını çizeceğiz…
Çünkü yalanı da, egemenliğini de abartmıyoruz!
Biliyoruz bir Afrika Atasözü “Yalan bir yıl koşar, doğru onu bir anda geçer,”derken; “Yalan geçici, doğru ise sürekli olarak kurtarıcıdır,” diye ekler James Dorsey de…
* * * * *
Egemenler unutmasın: Devrimci düşünce, davranış ve inanca diz çöktüremezsiniz; çöktüremeyeceksiniz de!
Mehmet Özer’den Ragıp Zarakolu’ya ve hâlâ dimdik ayakta duran Dilşat’a uzanan insanlık dersleri bunu kanıtlamıyor mu?
Öyleyse hep beraber; “BIÇAK KEMİKTE…” diye haykıran Mehmet Özer’e Diyarbakırlı Tek-El işçilerinin verdiği “İSYAN” yanıtını çoğullaştıralım…
78’lilerin marşını seslendiren Suavi’nin haykırışlarını yüksek sesle terennüm edelim:
“ŞARKIMIZI TAMAMLAMAK İÇİN YÜRÜYORUZ YOLLARDA…
BİR GÜN MUTLAKA HESAP SORMAK İÇİN AND İÇMİŞİZ TÜM YOLDAŞLARLA…
GELİYORUZ…”
14 Şubat 2012 13:34:04, Ankara.
N O T L A R
[1] Mehmet Özer’in tutuklanmasını protesto için 14 Şubat 2012’de Ankara’daki basın açıklamasında yapılan konuşma… Güney Dergisi, No:60, Nisan-Mayıs-Haziran 2012…
[2] William Wallace.
[3] “Karşı düşünce ve karşı olanlar, insanın en büyük yardımcısıdır. Uçurtmalar rüzgârla değil, rüzgâra karşı yükselirler.”
[4] Bertolt Brecht, “Sezuan’ın İyi İnsanı”, Çev: A. Kadir – Asım Bezirci.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s