ÜNSAL OSKAY: “KIKIR KIKIR GÜLÜP DON KİŞOT OKURDU”[*]


“Kendini tanı.”[1]
Yaşar Kemal, “Güzel insanlar birer birer atlara binip gidiyorlar,” demişti; yine öyle oldu; O da atına binip, bizi ardında bırakarak gitti…
“Keşke gitmeseydi, terk etmeseydi” dediklerimizden birisi de; Ünsal Oskay’dı…
* * * * *
Biz, Onu, “ezber bozan” dobralığını çok sevmiştik…
Çünkü Mark Twain’in, “Tanrının inayeti sayesindedir ki, ülkemizde şu paha biçilmez değerde üç şeye sahibiz: konuşma özgürlüğü, vicdan özgürlüğü ve her ikisini de kullanmama ihtiyatlılığı”; Robert A. Heinlein’in, “İnsan aptallığının gücünü asla küçümseme”; Amosk Parrish’ın, “Alışkanlıklar, anahtarı kaybolmuş bir kelepçedir,” sözleriyle betimlenmesi mümkün olan “olağan (denilenin!)” orta yerinde O hepimize; Mısırlı bilge Ptah Hotep gibi, “Ne kitlelere dalkavukluk yap, ne de otoritene sığın. Sahte bir eşitlik anlayışından kaç,”[2] derdi sanki…
* * * * *
“Kıkır kıkır gülüp Don Kişot okurdu” diyen Çınar Oskay’a göre, “Teoriyi tahrik edici hâle getiren bir entelektüel, popüler kültürü şahsına özgü maşasıyla deşen bir akademisyen… Bizzat bir okuldu…”
“Ezber bozan”dı… Dobraydı; yakın dostlarından Sennur Sezer’in naklettiği üzere, “Ünsal’ın doğum yeri Urfa’ydı. Urfalı mıydı bilemiyorum, ama Urfalılardan alıştığım dobralık vardı onda…”
Hem de “Yalnızca gerçek dostlarınız size yüzünüzün ne zaman kirli olduğunu söylerler,” diyen Sicilya Atasözü’ndeki üzere…
* * * * *
Nedendir bilmem; Diyojen’i hatırlatır O bana…
Diyojen (Diogenes) güpegündüz “elinde fenerle” dolaşan bir filozof… Onu bilmeyen, tanımayan var mı?
MÖ 412-323 kesitinde yaşayan Sinoplu hemşerimiz Diyojen’in renkli bir kişiliği vardır.
Aldırmayan, itiraz eden, fenerle “Dürüst bir insan”ı arayan Ona göre en değerli olan şey, “erdemdir”. Erdeme ulaşmak için de “bilge olmak” gerekir.
Döneminin değer yargılarını önemsemeyen Diyojen’in, gün ışığında “fenerle” aradığı “insan” da erdeme ulaşandır; ve derler ki, Diyojen’in aradığı erdemli kişi “Sokrates”te somutlanmıştır… Sonra da kendisinde…
* * * * *
Oğlu Çınar Oskay’ın hakkında, “İstemediği hiçbir şeyi yapmadı babam. Ona sunulan bu hayatta bile, bir şekilde özgür olmayı başardı” dediği Oskay, 1939’da Şanlıurfa’da doğmuştu. Üniversite eğitimini Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi’nde (Mülkiye) tamamladı.
1967-68’de ABD’de yüksek lisans eğitimini iletişim üzerine aldı.
İlk yazısı, 1959-1960 yılında, Pazar Postası’nda yayınlandı. Sonraki yıllarda Son Baskı, Yeni Tanin, Akis ve Milliyet gazetelerinde çalıştı. 1966-1967’de, ABD’de Stanford Üniversitesi İletişim Araştırmaları Merkezi’nde, ‘özel öğrenci’ olarak 37 kredilik bir eğitim gördü.
Akademik yaşamına 1970’lerde Mülkiye’de Basın Yayın Yüksek Okulu’nda başladı.
1972 yılında TRT Toplumsal Araştırma Büyük Ödülü’nü kazandı. Aynı yıl, Kültür Değişimi Modelleri teziyle, doktorasını tamamladı. 1982’de 19. Yüzyıldan Günümüze Kitle İletişiminin Kültürel İşlevleri tez çalışmasıyla doçent, 1989 yılında profesör oldu. Ankara SBF Basın ve Yayın Yüksek Okulu’nda, Bursa Akademisi’nde, Anadolu Üniversitesi’nde, Marmara Üniversitesi’nde, İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi ve Siyasal Bilgiler Fakültesi’nde öğretim üyeliği yaptı. Oluşum, Forum, Akis, 7 Gün, Devrim, Yeni Gündem, Somut, Birikim, Argos, Varlık, Hürriyet Gösteri, gibi dergilerde yazdı.
Yazıları, çevirileri ve incelemeleriyle, Frankfurt Okulu’nun ve Alman Marksist sanat düşünürlerinin Türkiye’de tanınmasına öncülük edenlerden biri oldu.
1980’lerden başlayarak İstanbul Üniversitesi ve Marmara Üniversitesi Basın Yayın Yüksek Okulu’nda dersler verdi. Daha sonra, Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi Radyo Televizyon Bölüm Başkanlığı ve 2000-2002 arasında İletişim Fakültesi Dekanlığı yaptı. 2002’de aynı üniversiteden emekliye ayrıldı.
Oskay, Kültür, Beykent ve Yakın Doğu gibi özel üniversitelerde de öğretim üyeliği yaptı, idari görevler üstlendi.
YAPITLARI
Gelişim Açısından Kültür Değişimi, (doktora tezi, Ankara, 1971); Toplumsal Gelişmede Radyo ve Televizyon, (1972 TRT Büyük Ödülü); Göç ve Gelişme (1976); XIX. Yüzyıldan Günümüze Kitle İletişiminin Kültürel İşlevleri (1982), Çağdaş Fantazya (1982), Müzik ve Yabancılaşma (1982), Estetize Edilmiş Yaşam (1983), İletişimin ABC’si (1992); Kitle Haberleşme Teorilerine Giriş; Toplumsal Gelişebilmede Radyo Televizyon; Çağdaş Fantazya – Bilimkurgu ve Korku Sineması; İletişim’in ABC’si (İletişmin temelleri üzerine kaynak eğitim kitabı); Yıkanmak İstemeyen Çocuklar Olalım (Kuramsal denemeler); Tek Kişilik Haçlı Seferleri (Denemeler)…
ÇEVİRİLERİ
Walter Gellhorn, Amerikan Hakları Anayasasının Uygulanması (1965); Kitle Haberleşme Teorilerine Giriş (1968); Bertrand D. Wolf, Devrim Yapan Üç Adam (1968); T.B. Bottomore, Toplumbilim (1972); Maurice Duverger, Metodoloji Açısından Sosyal Bilimlere Giriş (1973); Wright Mills, İktidar Seçkinleri (1974); John King Fairbank, Çin’in Sömürgeleşmesi ve Amerika’nın Çin Politikası (1976); G. Osipov, Toplumbilim Teori ve Yöntem Sorunları (1977); Wright Mills, Toplumbilimsel Düşün (1979); Ernst Bloch, Georg Lukacs, Bertolt Brecht, Walter Benjamin, Theodor Adorno-Derleyen Fredric Jameson, Estetik ve Politika (1985); Lewis Henry Morgan, Eski Toplum 2 cilt (1987); Martin Jay, Diyalektik İmgelem (1989); Bernard Lewis, İslâm’ın Siyasal Söylemi (1993)…
* * * * *
Ardında belirgin ve tartışılmaz bir iz bıraktı…
Evet, Nur Çintay A.’nın deyişiyle, “Ünsal Oskay, iz bırakan efsane hocalardandı…”
Ayrıca Atilla Dorsay’ın, “Hayatla organik bağını koruyabilen”; Can Dündar’ın ise, “İletişimi, sosyolojiyi sokağa indiren, halkla buluşturan insandı” diye betimlediği “Ezber bozan bir bilim insanı”ydı…
Sonra da cesaretti… Öğrencisi, NTV Haber Koordinatörü Mete Çubukçu’nun aktardığına göre, “12 Eylül dönemi için, ‘Bu karanlık günleri mutlaka atlatmamız gerekir, yoksa gidelim köprüden kendimizi atalım’ der”miş!
* * * * *
Cesurdu… Cesaretlendirirdi… Korkulara aldırmazdı…
Bu yanıyla korku imparatorluğuna denk düşen düzene, “olağan (denilene!)” itiraz edenlerdendi…
Toplumsal kaynaklı her korkunun, onu yaratan yönetimin doğasından kaynaklandığını bilenlerdendi…
Kapitalizmin ürettiği, üretmek zorunda olduğu korkunun ana kaynağının sermaye olduğunun bilincindeydi…
Hâlâ bilmeyen, görmeyen var mı? Korkunun ana kaynağı birikerek sermaye biçimine dönüşen artı değerlerin doğasından gelir…
Her toplumsal korku, onu yaratanın doğasından kaynaklanır. Kapitalizmde, doğası gereği ürettiği, üretmek zorunda kaldığı korkunun ana kaynağı sermayedir. Dünyanın en korkak varlığı sermayedir. Durmadan artı değeri biriktirerek, sömürürken kendisine gerekli olan istikrarlı iş barışı ve güvenli ortamı hazırlayacak korkutuculara ihtiyaç duyar. Ancak korkutucular ödevlerini yerine getirirken buyruğunda oldukları sermaye gibi korkaktırlar. Ülkemizden bunun örnekleri çokça. Tarihimizde tüm topluma korku salan yöneticilerimiz oldu.
Kapital, varlığımızı sürdürebilme temelindeki güdüsel, sıradan insani korkularımızı kendi dizgesinde boyun eğdirmek için çoğaltır. Sistem bunların yanı sıra bu korkulara süreklilik kazandırmak için, tinsel öğeleri de kullanmaktan geri durmaz. Bunlarla da “Hayır” demenin imkanlarını elimizden alıp, bizi köleleştirmeyiş hedefler.
Ünsal Hoca biz(ler)e bunu öğretir ve bun(lar)a itiraz etmemizin gerekliliğini anlatırdı…
Onu yakinen tanıyan birisinin, Hasan Cem Araptarlı’nın ifade ettiği üzere, “Ünsal Oskay’ın yamacında soluklanmak, hayata kapılarını açmayı öğretir insana. Başkasının sınırlarını çizdiği bir yaşama rıza göstermemeyi, direnmeyi, kafa tutmayı, daha güzel olanı, doğruyu aramayı öğretir. Düzenle uzlaşmamayı, sürüye katılmamayı… Vasatın koynuna sokuluvermeni engeller. Kefeye koyduğun yükünü, dünyayla tartmanı öğretir. Ünsal Oskay’la vakit geçirmek, onurlu bir insan olmayı öğretir…
Ünsal hoca, hayatı hiçbir zaman dar kalıplar içinde değerlendirmedi, ayrıntılarda boğulmadı. Siyaset öncelikli cevapların peşinde koştu. Toplumsal ve tarihsel olanı siyasalla harmanlayarak aradı yaşamımızdaki yavanlığın nedenlerini. Toplumsalın dönüşümüne inandı. Bugünün düşünce insanına benzemezdi. Filozoftu. Kilimanjaro’dan gelen Nil’in ilk taşkınları gibi, daha başka bir yerlerde çağlayan, başka türlü bir adamdı. Onun için hayat üretmek ve paylaşmaktı…”
* * * * *
Evet, evet O bir “Hoca” olarak bunu, hakkını sonuna dek vererek yaptı…
“Ünsal Hoca, üniversiteye hiçbir zaman bir ‘meslek okulu’ ya da ‘diploma fabrikası’ gözüyle bakmadı. Onun ‘üniversite’ kavramı, hep Batı’da Rönesans’ın da yaratıcıları arasında olan bir üniversite kavramıyla eşanlamlı olarak kaldı: Kendini asla günlük maddi gereksinimlerle sınırlı tutmayan, eleştirel düşünce aracılığıyla ortaklaşa düşünce ve bilgi üretme hedefinden hiç şaşmayan, tam anlamıyla evrensel bir üniversite kavramı.”[3]
Hatta, Anadolu Üniversitesi Eğitim Fakültesi’nin son sınıflarına “Dil Bilinci” başlıklı dersi verirken, “Bakın, master, doktora, doçentlik, profesörlük – bunların hepsini çabanızla jürilerden alabilirsiniz! Ama bir tek unvan vardır ki, onu hiçbir akademik jüriden alamazsınız; hayat boyu, günlerinizi ve gecelerinizi doldurması gereken, çok özel bir çaba harcamadan da asla alamazsınız! Bu unvanın adı, hocalıktır ve o unvanı, sadece ve sadece öğrencilerinizden alabilirsiniz – ya da, profesör olmuş olsanız bile, sözünü ettiğim o çok özel çabayı harcamazsanız, hiç alamayabilirsiniz!” diye haykırırdı…
Hem de “Bu kadar umutsuzsak, kendimizi pencereden atalım…” cüretkârlığıyla…
26 Kasım 2009 14:59:38, Ankara.
N O T L A R
[*] Esmer, No:58/1, Ocak 2010…
[1] Thales.
[2] Mısırlı bilge Ptah Hotep’in (MÖ 2414-2375) eserinden; Christian, J.The Wisdom of Ptah-Hotep, Spiritual Treasures from the Age of the Pyramids, Constable, London, 2004.
[3] Ahmet Cemal, “… ‘Evrensel’ Bir Üniversiteli: Ünsal Oskay…”, Cumhuriyet, 13 Kasım 2009, s.17.
Reklamlar

Bir Yanıt Bırakın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s