TAMİL KAPLANLARI: GERÇEK VE ADALET GALİP GELECEK…

“Yarısı buradaysa kalbimin
yarısı Çin’dedir doktor.”[1]
Sri Lanka’da yaşananlar, “insan hak(sızlık)ları” üzerine ahkâm kesenlerin “kara gerçeği”ni bir kez daha gözler önüne sererken; “üç maymunu” oynayanların kimler olduğunun da altı çizdi…
Bu konuda Garbis Altınoğlu’nun şu saptamasını paylaşmamak mümkün değil: “Her şeyden önce, 26 yıldır süregelen ve geçtiğimiz günlerde dramatik bir yenilgiyle yüzyüze gelen Tamil ulusal direnişi hakkında gerek yerli ve gerekse uluslararası devrimci basında bu kadar az şey yazılmış olmasını tuhaf ve üzüntü verici bulduğumu belirtmek istiyorum. Türkiye ve dünya burjuva medyasının çok daha az önemli konular üzerinde haftalarca yaygara
koparmasını ve Sri Lanka’da ‘kendi’ emperyalist hükümetlerinin desteğiyle sürdürülmüş olan kan banyosunu gözlerden gizlemeye çalışmasını, hatta neredeyse açıkça Sri Lanka militaristleri ve faşistlerinin yanında yer almasını anlamak olanaklı; ancak devrimci basının, ulusal ve demokratik hakları için bu denli büyük özverilerde bulunmuş, kız ve oğullarının kanını böylesine cömertçe akıtmış ve bu savaşım süreci içinde önemli deneyimler edinmiş bir halkın ve ona önderlik eden örgütün tarihi ve akibetine gerçek bir ilgi göstermemesi anlaşılabilir ve kabul edilebilir bir şey değil.”[2]
Sri Lanka’da yaşananlar konusunda söylenebileceklerin bu kadarla “sınırlı” tutulamayacağını da belirtmem gerekiyor.
Şu aşamada, “dramatik bir yenilgiyle yüzyüze geldiği” söylenen Sri Lanka, başkaldıranlar için bir isyan dersidir…
Sözü uzatmadan belirteyim; Sri Lanka’da isyan bitmedi; Tamil Eelam Kurtuluş Kaplanları (LTTE) yenilse de, Tamillilerin özgürlük savaşı sürüyor…
Bunu görebilmek için, önce Sri Lanka/ Tamil tarihine bakmak gerekiyor.
I-) SRİ LANKA/ TAMİL NOTLARI
Adı Sanskritçe “Saygıdeğer Ada” anlamına gelen Sri Lanka, ya da Demokratik Sosyalist Sri Lanka Cumhuriyeti’nin kadîm ismi Tapborane idi. Araplar tarafından Serendip olarak adlandırılan ülke, 1972 yılına dek, Portekizli sömürgecilerin verdiği Ceilão adından bozma, Seylan adıyla tanınacaktı.
Hindistan’ın güneydoğu kıyısının yaklaşık 31 km. açığında yer alan bir ada ülkesi olan Sri Lanka, Batı ve Güneydoğu Asya arasındaki belli başlı deniz yollarının kesiştiği bir noktadaki konumuyla, stratejik bir önem taşımaktadır. Kadîm zamanlarda Budist din ve kültürünün merkezi olan ülke bugün yaklaşık yirmi milyonluk kişilik, çok-dinli, çok etnili heterojen bir nüfusa ev sahipliği yapmaktadır. Ülke nüfusunun dörtte birinden fazlası Budizm dışındaki dinlere bağlıdır: özellikle Hinduizm, Hıristiyanlık ve İslâm. Nüfus ağırlıklı olarak Sinhalalı unsurlardan oluşur; adanın kuzey ve doğusunda yoğunlaşan Tamiller ise en önemli etnik azınlığı oluşturmaktadır. Yanı sıra, Moorlar, Burgherler, Kafirler ve Malaylar da diğer önemli etnik gruplardır.
Başlıca ihraç ürünleri çay, kahve, Hindistan cevizi ve kauçuk olan ülke son dönemlerde hızlı bir sanayileşme süreci yaşamaktadır ve Güney Asya’daki GSMH’sı en yüksek ülkeler arasında yer almaktadır.
İki bin yılı aşkın bir süre yerel krallıklar tarafından yönetilen Sri Lanka, XVI. yüzyıldan itibaren Portekiz ve Hollanda tarafından sömürgeleştirildi. 1815’ten sonra ise tüm adanın denetimi, Britanya’ya geçecekti. İkinci Dünya Savaşı sırasında ada, müttefikler tarafından Japonya’ya karşı bir üs olarak kullanıldı. XX. yüzyıl başlarında baş gösteren siyasal bağımsızlık hareketi, savaş sonrasında meyvelerini verecek ve ülke, 1948’de Britanya’dan bağımsızlığını müzakereler sonucu kazanacaktır.
I.1-) SRİ LANKA TARİHİ: ERKEN DÖNEMİ
Adanın iskanının paleolitik çağa dek geri götürülebileceğini, Batı ovaları ve orta plato bölgelerindeki mağara yerleşimlerinde yapılan kazılar ortaya çıkartmıştır. Adanın ilk yerlilerinin Hindistan kuzeyinden göç etmiş olduğunu son biyoantropolojik araştırmalar ortaya koydu.
Ülkeye ilişkin ilk yazılı kayıtlara, Lanka krallığının güçlü kralı Ravana’dan söz eden Hint destanı Ramayana’da rastlanmaktadır. Söylenceye göre, krallık, tanrıların haznedarı Kubera için, heykeltıraş Vishwakarma tarafından yapılmıştır. İngiliz tarihçi James Emerson Tennent de adanın güneyindeki Galle kentinin, Süleyman Peygamber’in fildişi, tavuskuşları ve diğer değerli nesneleri temin ettiği yer olarak teşhis eder.
Adanın bilinen ilk halkı, olasılıkla, Veddahlar olarak da tanınan ve nüfusları 3000 olarak hesaplanan Wanniyala-Aetto halkıdır. Çoğu tarihçi Sinhala topluluğunun çeşitli etnik grupların kaynaşması sonucu biçimlendiğini düşünmektedir. Arkeolojik kazılar, “Gökyüzü Kalesi” Sigirya’nın yanı sıra, çok sayıda su deposunu, suyolunu ve dünyanın bilinen ilk hastanesi Mihintale’yi (İÖ IV. yüzyıl) günışığına çıkartmıştır. Kadîm Sri Lanka aynı zamanda önemli bir tarçın ihracatçısıydı; İÖ 1400’lerde Mısır’ın ülkeden tarçın ithal ettiği, belgelenmiştir. Sri Lanka ayrıca dünyanın ilk kadın yöneticisine sahip olmuş ülkesidir: Kraliçe Anula ülkeyi İÖ 47-42 yılları arasında yönetti.
Ülke kadîm zamanlardan beri çeşitli hanedanlar tarafından yönetilmekteydi. Sinha hanedanı, 2000 yılın üzerinde adada hüküm sürmüştür. Öte yandan zaman zaman Güney Hint krallıkları da adayı istila edip boyunduruk altına almışlardır. Bu istilaların sonuçlarından biri, Budizm’in ülkede yayılmasıdır.
I.2-) SÖMÜRGECİLİK DÖNEMİ
İlkçağdan beri Orta Doğu, İran, Burma, Tayland, Malezya, Endonezya ve Güneydoğu Asya’nın çeşitli bölgelerinden ticaret gemilerinin uğrak yeri olan Sri Lanka, XVI. yüzyıldan itibaren Avrupalıların da dikkatini çekecektir. Lourenço de Almeida yönetimindeki Portekiz misyonu adaya 1505’te ayak bastı. Hollandalılar ise XVII. yüzyılda geleceklerdi. Adanın büyük bölümünün Avrupalı güçlerin yönetimi altına girmesine karşın, engebeli iç kesimler başkent Kandy çevresinde bağımsızlığını korudu.
1796’da Britanya Doğu Hindistan Şirketi’nin denetimine geçen ada, 1802’de Britanya Krallığına bağlandı. Kandy krallığının 1815’de yıkılmasıyla birlikte, adanın tümü Britanya sömürgesi olacaktı.
I.3-) XX. YÜZYIL VE DÜNYA SAVAŞLARI
Avrupalı güçler adada çay, tarçın, kauçuk, şeker, kahve ve indigo plantasyonları kurdular. Britanya yönetimi plantasyonlarda çalıştırmak üzere Tamil Nadu’dan çok sayıda angarya işçisi getirtmişti. Colombo kenti idarî başkent ilan edildi.
Sömürge yönetiminin ihlâlleri ve suistimalleri, bağımsızlık düşüncelerini ateşlemede gecikmeyecekti. 1930’larda Gençlik Ligaları Britanya hükümetinin yerel temsil hakkını tanımaksızın bakanlar kurulunun yetkilerini arttıran kararnameye karşı bir muhalefet örgütlemeye koyuldu. Budist rahipler muhalefet içerisinde önemli bir rol oynamaktaydı. Ada, İkinci Dünya Savaşı sırasında Britanya ve ABD donanması için üs işlevi gördü.
I.4-) BAĞIMSIZLIK VE İÇ SAVAŞ
Savaşın ardından bağımsızlık yönündeki basınç yoğunlaştı. Ülke 4 Şubat 1948’de Britanya ile müzakereler sonucu bağımsızlığını kazandı. 21 Temmuz 1960’ta başbakanlık görevine getirilen Sirimavo Bandaranaike, sömürge sonrası Asya’nın ilk kadın başbakanı olacaktır. 1972’de Commonwealth içinde bir cumhuriyet ilan edilen ülkenin adı Sri Lanka olarak değiştirildi. Yeni cumhuriyet, İngiltere ile iyi ilişkilerini sürdürdü.
Bağımsızlık hareketinin Sinhala topluluğunun damgasını taşıması, örneğin ülke bayrağındaki aslan figürünün son Sinhala krallığının amblemi olması, Sinhala dilinin 1956’da resmî dil ilan edilmesi ve bunun sonucu pek çok Tamil’in devlet görevinden istifaya zorlanması, Budizm’i ulusal din hâline getirme çabaları, Sinhala kökenlilere pozitif ayırımcılık uygulayan önlemler, diğer etnik grupların, ama özellikle de Tamillerin marjinalleştirildiklerini düşünmelerine yol açarak Tamil hareketinin tohumlarını ekti. Bu tohumlar, 1983’ten 2009’a dek, adanın kuzeyi ve doğusunda Tamil Eelam adıyla bağımsız bir devlet kurmak üzere hükümete karşı ayaklanan Tamil Kaplanları’nda meyveye duracaktı.
I.5-) YÖNETİM
1931’den bu yana genel oya dayalı demokrasiyle yönetilen Sri Lanka’nın Anayasası, ülkenin rejimini “demokratik, sosyalist, üniter bir cumhuriyet” olarak tanımlamaktadır. Hükümet biçimi, başkanlık sistemi ile parlamenter sistemin bir karmasıdır. Altı yıllık görev süresiyle seçilen Cumhurbaşkanı, devletin, ordunun ve hükümetin başıdır. İktidar partisi başkanı olan başbakan, onun yardımcısıdır. Cumhurbaşkanı, bir yıllık görev süresinin ardından Parlamentoyu lağvetme yetkisine sahiptir. Günümüzde ülkede devlet başkanlığı koltuğunda, 21 Kasım 2005’te seçilen Mahinda Rajapaksa oturmaktadır. Başbakan ise, Ratnasiri Wickremanayake’dir.
Ülkenin siyasal yaşamında iki parti başat durumdadır: Başkan Rajapaksa’nın yönettiği solcu Sri Lanka Özgürlük Partisi ile eski başbakanRanil Wickremesinghe’nin başkanlık ettiği sağcı Birleşik Ulusal Parti. Bunun yanısıra çok sayıda Budist, sosyalist ya da LTTE’ye muhalif, ayrılmayı değil, bölgesel özerklik talep eden Tamil partisi vardır.
Sri Lanka 1948’den bu yana Commonwealth ve Birleşmiş Milletler (BM) üyesidir. Yanısıra, Bağlantısızlar Hareketi, Asya-Pasifik İktisadi İşbirliği (APEC) ve Güney Asya Bölgesel İşbirliği Örgütü üyesidir. Soğuk Savaş yılları boyunca bağlantısız bir hat izlemekle birlikte ABD ve Batı Avrupa’nın yanında saf tutan Sri Lanka’da ordu uzun süre Marksist JVP’ye karşı kanlı bir bastırma harekâtı sürdürmüştür.
Dünya Bankası ve Asya Kalkınma Bankası tarafından “dünyanın siyasal açıdan en istikrarsız ülkeleri” arasında sayılan, Economist dergisinin 2006 sıralamasında “kusurlu demokrasiler” arasına yerleştirdiği, Foreign Policy dergisinin ise 2007 Başarısız Devletler İndeksi’nde 25. sırayı ayırdığı Sri Lanka, ABD Dışişleri’ne göre ise,” istikrarlı demokrasiler” arasında yer almaktadır!
I.6-) DEMOGRAFİK YAPI
Sri Lanka nüfus yoğunluğu açısından dünya sıralamasında 53. gelmektedir; yıllık nüfus artış oranı, yüzde 0.79’dur. Nüfus yoğunluğu özellikle batı bölgelerinde, başkent Colombo çevresinde artar. Adada ülkenin en eski yerli halkı Vedda’lardan küçük bir grup yaşar. Nüfusun çoğunluğunu (yüzde 81.9) Sinhala grubu oluşturmaktadır. Bir kısmı adaya daha eski çağlarda yerleşen, ancak çoğu Britanya yönetimi tarafından angarya işçisi olarak Hindistan’dan getirilen Tamiller, ülkenin kuzey, doğu ve orta kesimlerinde yoğunlaşmış durumdadır. Bağımsızlıktan sonra yaklaşık yarısı Hindistan’a dönen Tamillerin bugün adadaki nüfusu, toplam nüfusun yüzde 14’ü olarak hesaplanmaktadır. Soylarını Arap tacirlere ve Orta Doğulu göçmenlere dayandıran Moorlar nüfusun yüzde 8’ini oluştururken, karma (özellikle Portekiz-Hollanda) Avrupa kökenli Burgher’ler ve Güneydoğu Asyalı Malaylar da diğer küçük etnik gruplardır.
ADANIN RENKLERİ
ADADAKİ ETNİK YAPI
Yüzde 74 Sih, yüzde 7 Moor, yüzde 5 Hintli Tamil, yüzde 4 Yerli Tamil, yüzde 10 belirlenemeyen.
DİNLER
Yüzde 69 Budist, yüzde 8 Hindu, yüzde 6 Hıristiyan, yüzde 10 belirlenemeyen.
DİLLER
Yüzde 74 Sihce (resmi dil), yüzde 18 Tamilce, yüzde 8 diğerleri. (Hükümet ve halkın yüzde 10’u genelde İngilizce kullanıyor.)
II-) TAMİL EELAM KURTULUŞ KAPLANLARI
Yukarıda belirtildiği üzere 1796’da İngiltere adayı ele geçirmiştir. 1815’te adanın ortasındaki son “yerli” direniş noktası Kandy Krallığı’nın da (Maha Nuvara) düşmesinden sonra İngiltere çay, kahve ve hindistan cevizi işçiliğinde çalıştırmak üzere güney Hindistan’dan Tamilleri getirmeye başlar.
İngiliz İmparatorluğu her zamanki etnik ayrımcılık taktiklerini uygulamakta gecikmez. 1912’de büyük bir demiryolu grevi Sinhalalı işçileri Tamillere karşı kışkırtarak sona erdirilir. 1948’de İngiltere o zamanki adıyla Seylan olan adaya bağımsızlığını verir ve yönetimi çoğunlukta olan Sinhalalar’a devreder. UNP (Birleşik Ulusal Parti) başa geçer.
1956’da Sinhalaca adanın resmî dili olarak kabul edilir. Sinhala ve Budistlere tanınan ayrıcalıkları protesto eden 100 kadar Tamil katledilir; bu, yıllarca sürecek soykırımın başlangıcıdır.
Tamiller tüm ekonomik, kültürel, sosyal kalkınma projelerinin dışında bırakılırlar. Tamil öğrencilere üniversiteye kabul edilebilmeleri için, Sinhalalı öğrencilere göre daha yüksek puana sahip olma şartı koşulur. Bu kota Tamiller’in devlet memurlukları için de getirilir.
Değişen dünyayla birlikte 1970’lerin başı Sinhala Marksist hareketinin yükselişine sahne olur. Ancak bazı sol partiler Tamiller’e ihanet ederek, SLFP (Sri Lanka Freedom Party) ile koalisyon hükümetinde yer alabilmek adına ilk başlarda verdikleri desteği geri çeker.
Ülkenin adı Budist bir ad olan Sri Lanka olarak değiştirilir. Barışçıl yöntemlerden çözüm alamayacağını gören zulüm ve baskı altındaki Tamil gençliği silaha sarılır.
LTTE 1976’da genç Prabhakaran tarafından kuzeydoğuda kuruldu. 1983’de anti-Tamil propagandası binlerce Tamil’in öldürülmesiyle sonuçlandı. Sinhala çeteleri Tamiller’in evlerini arabalarını yıkıyor, topraklarına el koyuyordu. Polis bütün bu olanlara göz yumdu.
1983 Temmuz’unda hapishanelerdeki politik tutsaklar Sinhalalı gardiyan ve tutuklular tarafından katledildi. İki hafta içinde 3 bin kadar Tamil yaşamını yitirdi.
Tamil gençliği Sinhala egemen sınıfına karşı, Sinhala işçi ve köylüsüyle dayanışma içine girmenin onlara bir yarar sağlamayacağına karar vererek doğrudan askeri mücadeleye yöneldi. Oldukça güçlü bir orduyu da kısa zamanda kurmakta güçlük çekmedi. Bu arada Sri Lanka hükümeti ile barışçıl çözümler aramaktan da geri kalmadılar. 1985’ten itibaren zaman zaman hükümetle barış görüşmeleri yapan LTTE’nin bu süreçlerde bile liderleri ve destekçileri hükümet tarafından öldürüldü.
LTTE, Sinhalalı politik liderler ne zaman barışçıl çözüm arasa hazırdı. Ancak bu mesajı Sinhala tabanına iletemediler. Politikacıların barış sözlerinin kandırmaca olduğu vurgusunu yapmadılar. Üzerlerine yapıştırılan terörist etiketi olası destekleri engelledi. Üstelik Sri Lanka devleti Çin, Hindistan, ABD gibi devletlerden askeri ve kimyasal madde desteği aldı.
LTTE ülkenin kuzeydoğusundaki güçlü halk desteğiyle 2004’te Sri Lanka parlamentosuna 20 milletvekili sokmayı başardılar. Ancak nihai zafer hâlâ çok uzaktı. Bunun tek nedeni Sri Lanka ordusunun emperyalist güçlerden aldığı destek değildi. Tamillerin politik yetileri sınırlıydı. Sadece askeri mücadeleye yoğunlaşmak ve olası müttefiklere sırtlarını dönmek yaptıkları büyük yanlışlardı.
Doğal felaketler de LTTE’nin sona yaklaşmasında etkili oldu. 2003’teki sel felaketinde mevzilerini ve binlerce insanını kaybeden Tamillerin, 2004’teki tsunami dalgalarıyla da deniz güçleri hasar gördü. Yine 2004’de komutan Karuna 6 bin gerillasını alarak Kaplanlar’dan ayrıldı.
Güney Sri Lanka’daki öğrenci, işçi ve köylülerin desteği alınabilirdi. Ayrıca adanın doğusundaki Tamil dili konuşan Müslümanlar için de aynı şey geçerli. Oysaki harekete ilk başlarda katılımlar vardı. Ancak bazı Müslüman politikacılar tarafından düşmanlık yaratma çabası LTTE’nin Müslümanlara şüpheyle yaklaşmasına yol açtı. Hatta bu yüzden Müslümanları Jaffna bölgesinden kovdular.
Sri Lanka’nın güneyinde büyük bir savaş karşıtı hareketin yokluğu Tamillerin bağımsızlık mücadelesindeki başarılarına en büyük köstekti. Bu aslında Sri Lanka’daki solun da güçsüzlüğünün bir göstergesi sayılabilir. LTTE zaman zaman Sri Lanka ordusunun mezalimine benzer şekilde karşılık verdi. Colombo ve güneydeki başka şehirlerde bombalı saldırılar düzenleyerek Sri Lankalı sivillerin ölümüne neden oldu. Bu Sinhalalı işçi sınıfını kendinden soğutmaya yetti. Belki askeri noktalara saldırılmakla kalınsaydı bunun açıklamasını daha kolay yapabilirlerdi.
Ancak bunların hiçbirisi Tamillerin bağımsızlık mücadelesini desteklememek için bahane olamaz! İşgalci Sri Lanka ordusunun kesinlikle Tamil bölgelerinden temizlenmesi gerekiyordu. Çünkü Sri Lanka ordusu tarafından dayatılan birlik gerçek anlamda bir birlik değil asimilasyondur.
Belki bildik düzenli ordu yerine gerilla taktikleri kullansaydı şansları olur muydu diyenler var. Eski bir Hint Barış Gücü (IPKF) komutanı söyle diyor; “Parabakaran Kuzey-Doğu’da kendi devletini kurduğunu düşündü. Başkentini belirledi, hükümetini kurdu, ordusunu oluşturdu. Prabhakaran ya çok büyüklendi ya da fazlasıyla kendisine güveniyordu. Çok acemice, sanki normal bir ordu yönetiyormuş gibi ordusunu yönetti ve sonu facia oldu. LTTE kendi yetenek ve yeterliliklerinin dışına çıktı.”
SAVAŞIN SEYRİ VE KRONOLOJİSİ
1948
Seylan Adası, İngiltere’den bağımsızlığını kazandı.
1956
Hükümet, çoğunluğun kullandığı Sinhali dilini resmi dil olarak kabul etti. Azınlıktaki Tamiller hiçe sayıldıklarını gerekçe göstererek kararı eleştirdi.
1958
Tamiller ilk kez başkaldırdı. Onlarca kişi öldürüldü, binlerce kişi evini terk etmek zorunda kaldı. Tamillerle Sinhaliler arasındaki şiddetin tohumları atıldı.
1972
Ülke, adını Sri Lanka olarak değiştirdi ve cumhuriyet oldu. Budizm, ana din olarak belirlendi.
1976
LTTE, Velupillai Prabhakaran tarafından kuruldu.
1983
LTTE, ülkenin kuzeyinde düzenlediği saldırıda 13 askeri öldürdü. Başkent Colombo’da protesto için büyük gösteriler düzenlendi. Yüzlerce kişi öldü, binlerce kişi kaçmak zorunda kaldı. Tamillerin ‘İlk Eelam Savaşı’ olarak adlandırdığı iç savaş böylece başlamış oldu.
1987
Hindistan, ateşkesi sağlamak için Sri Lanka’ya kuvvet gönderdi. Silahsızlanmayı kabul etmeyen Tamiller ateşkes anlaşmasından vazgeçti, 1000 Hindistan askerinin öldüğü 3 yıllık savaş başladı.
1990
Hindistan geri çekildi. LTTE, Cafna kentinin kontrolünü ele geçirdi. ‘İkinci Eelam Savaşı’ başladı.
1991
Tamil olduğu düşünülen bir saldırgan, eski Hindistan Başbakanı Rajiv Gandi’yi, Hindistan’ın güneyinde düzenlediği intihar saldırısıyla öldürdü.
1993
Devlet Başkanı Ranasinghe Premadasa, intihar saldırısında öldürüldü. Saldırıdan LTTE sorumlu tutuldu.
1995
Devlet Başkanı Çandrika Kumaratunga, LTTE ile ateşkesi kabul etti. Ardından, donanmaya ait bir gemi Tamiller tarafından batırıldı ve ‘Üçüncü Eelam Savaşı’ başladı. Cafna kenti hükümetin kontrolüne geçti.
1995-2001
Savaş, ülkenin kuzeyi ile doğusuna sıçradı. Colombo’da düzenlenen intihar saldırısında 100 kişi öldü. Bir başka saldırıda ise Kumaratunga yaralandı.
2002
Norveç’in arabuluculuğunda ateşkes anlaşması imzalandı.
2003
LTTE, barış görüşmelerinden çekildi, ateşkes büyük darbe yedi.
2004
Tamiller, ülkenin doğusunda kontrolü ele geçirdi.
2005
Sri Lanka Dışişleri Bakanı, Tamil olduğu düşünülen bir saldırgan tarafından öldürüldü. LTTE’ye karşı sert önlemler alınması taraftarı Mahinda Rajapaksa devlet başkalığı seçimini kazandı.
2006
Nisan-Temmuz ayları arasında artan çatışmaların ‘Dördüncü Eelam Savaşı’nın başlangıcı olmasından kaygı duyuldu. Cenevre’de bir araya gelen taraflar yine bir sonuç elde edemedi.
2007
Hükümet, Tamillerin ülkenin doğusundaki kalesi olarak bilinen Vakarai’yi ele geçirdi. Hükümet, doğudaki bölgelerin Tamillerden arındırıldığını açıkladı.
2008
Hükümet, 2002’deki ateşkese son verdiğini bildirdi. Ordu birlikleri, Tamillerin kuzeydeki 4 cephesine doğru ilerlemeye başladı. Askerlerin Kilinoçi kentine topçu atışı uzaklığında olduğu belirtildi.
2009
Harekât başladı… Ordu binlerce sivil katletti…
Nihayet 16 Mayıs 2009 günü Sri Lanka Devlet Başkanı Mahinda Rajapakse’nin askeri zafer ilanının ardından, 17 Mayıs 2009’da Kaplanların web sitesinden uluslararası ilişkiler şefi Selvarasa Pathmanathan’ın şu beyanı yayımlandı:
“Mücadele acı sonuna ulaştı. Silahlarımızı susturmaya karar verdik. Şu anda halkımızın hayatı öncelikli. Silah susturarak düşmanının insanlarımızı öldürmek için kullanabileceği son bahaneyi ortadan kaldırıyoruz.”
Ancak hükümet ateşkesi kabul etmedi. Savunma Bakanı Gotobaya Rajapaksa, tek taraflı ateşkes ilanını “şaka” olarak nitelendirerek, gerillaların ya teslim olacaklarını ya da yok olacaklarının altını çizdi.
Ordu, LTTE’nin elindeki küçük toprak parçasını “son karışına dek” almak için teyakkuza geçti.
Sri Lanka’da Tamillerin 30 küsur yıllık mücadelesi askeri yenilgiye uğradı. Devlet Başkanı Rajapakse’nin “zafer” ilanının ardından bedeli siviller ödüyordu…
Asya’nın en uzun süren iç savaşında Tamil Kaplanları örgütüne son darbede geldi: Silah bıraktığını açıklayan örgütün bütün yönetici kadrosu, Sri Lanka ordusu tarafından 18 Mayıs 2009’da katledildi… Örgütün lideri Vellupillai Prabhakaran, oğlu Charles Antony ve diğer tüm yönetici kadrosunun öldürüldüğü açıklandı…
Bu tabloda, Hüseyin Aykol’un, “Velev ki, LTTE bitti! Ya milyonlarca Tamil’i ne yapacaksınız?”[3] sorusu tüm yakıcılığıyla karşımızdadır…
II.1-) LTTE’NİN DÜŞMANLARI
İyi de sömürgeciliğe karşı mücadele eden LTTE’nin düşmanları kimler mi?
Gayet basit! Mesela “Sri Lanka’nın PKK’si çöktü!”[4] diyen Mehmet Faraç gibi “ulusal solcu”lar!
Ya da “Tamil Kaplanları, devletin organize silahlı gücü karşısında teslim bayrağını çekti. Bir başka deyişle Sri Lanka devleti, tamamen askeri yöntemlerle terör sorununu çözmüş görünüyor,”[5]diyen Erdal Güven gibi liberaller!
Veya “Sri Lanka’nın, bizim PKK terörüne benzemeyen… terörünün de kökeni etnik. Görece bize benziyor. Ama ne tarafların mücadeledeki uygulamaları, ne de bugünkü konumları bizimkine benziyor. İki devlet yapısı da, sorunları da çok farklı,”[6] diyen Mehmet Ali Kışlalı gibi ne idüğü belliler!
Sonra emperyalist tekelci burjuvazisinin sözcülerinden ‘The Wall Street Journal’ın, başyazısında, “Sri Lanka ordusunun savaş meydanında terörist LTTE’yi yenmesiyle teröre karşı savaşta büyük bir zafer kazanıldı. Bu 11 Eylül’ün, siyasal bir uzlaşma sağlanabilmesinin genellikle teröristlerin askeri olarak yenilmesinden geçtiği yolundaki en önemli derslerinden birini doğrulamaktadır,”[7] diye haykıran ABD politikası!
Bir şey daha: Sri Lanka Cumhurbaşkanı Mahinda Rajapaksa’nın 19 Mayıs 2009’da Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ü telefonla arayarak ülkesindeki terörizmle mücadelede varılan ‘olumlu aşama’ hakkında bilgi verdiği belirtildi!
Eklemeden geçmeyelim: “Savaş suçu işleyen Sri Lanka’da Cumhurbaşkanı Mahinda Rajapaksa, LTTE’nin yok edildiğini açıklayıp zaferini ilan ederken, onbinlerce mülteci Tamile yardım yapılmasına izin vermedi. Ordunun evlerinden ettiği onbinlerce mülteci Tamilin insani felaketin eşiğinde olduğu kaydedildi.
Rajapaksa’yla telefonda görüşen Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, katliam yapan Sri Lanka hükümetinden Türkiye’nin memnuniyet duyduğunu söyledi…”
Tablo bu!
Bu tablodan karşı-devrim yelpazesinin neleri ve kimleri içerdiğini tüm netliğiyle görüp, anlayabilirsiniz…
III-) DEVLET TERÖRÜ!
Sri Lanka’da yaşananlar, gerçek teröristin, sınıflı-sömürücü yapıyı koruyan devlet olduğunu, bir kez daha, herkesin bilgisine sunmuştur…
Örneğin Sri Lanka ordusunun şefi Korgeneral Sarath Fonseka, 23 Eylül 2008’de, Kanada’da yayımlanan National Post adlı gazeteye verdiği mülakatta şöyle haykırıyordu: “Bu ülkenin Sinhallere ait olduğuna derinden inanıyorum… Ülkede çoğunluğu, nüfusun yüzde 75’ini oluşturduğumuza göre hiçbir zaman teslim olmayacağız; biz bu ülkeyi savunma hakkına sahibiz…”
“Örnek” çok… Ancak biz birkaçını hızla sıralayarak ilerleyelim:
Sri Lanka’da, orduyla Tamil gerillaları arasında meydana gelen ve 26 yıllık iç savaşı sona erdiren çatışmalarda 20 binden fazla sivilin öldürüldüğü açıklandı. ‘The Times’ın yayınladığı BM belgelerine göre, ölümlerin çoğu, sivillerin sığındığı mülteci kamplarına hükümet güçlerinin topçu saldırıları sırasında meydana geldi.
Ordunun, ağır silah kullanmama sözüne rağmen, direnişçi Tamillerin yanı sıra 50 bin sivilin mahsur kaldığı bölgeye topçu ateşiyle saldırı düzenlediği kaydedildi.
Sri Lanka’da Tamil gerillalarıyla güvenlik güçlerinin çatıştığı bölgede bir hastaneye açılan top ateşinde 64 kişinin öldüğü bildirildi. Hükümete bağlı bir sağlık görevlisi, Mullivaikal bölgesinde iki top mermisinin isabet ettiği hastanedeki hastalar ve yoldan geçenler dahil olmak üzere ilk belirlemelere göre 64 kişinin öldüğünü, 87 kişinin de yaralandığını açıkladı.
‘The Guardian’, bombalanan geçici hastanede çalışan bir kişinin, gazeteye telefonda söylediklerini birinci sayfasından duyurmuştu. Bir mektup biçiminde yayımlanan yazıda, hastane çalışanı Vany Kumar çatışma bölgesindeki durumu şöyle anlatıyordu: “Bu gerçekten bir felaket. Nasıl anlatacağımı gerçekten bilemiyorum. Şu anda burası, cehennem gibi. (…) Çoğunlukla sığınaklarda yaşıyoruz, yeterli tıbbi malzememiz olmadığından insanları tedavi etmek zor… Gıda bulmak da bir başka sorun. Etrafta hiç yiyecek yok. İnsanlar ne bulurlarsa onu yemeye çalışıyorlar. Bomba isabet ettiğinde büroda çalışıyordum. Topçu ateşi bizim için normal birşey hâline geldi. Ölümün bile bir sorun olmaktan çıktığı bir noktaya ulaştık… Göğsüne yediği kurşunla ölen bir kadının bebeğinin hâlâ ölen annesinin memesini emdiğini gördüm, bu karşılaştığım en korkunç manzaraydı.”
Sri Lanka ordusunun evlerinden olan sivilleri bombalaması sonucu 1200 kişi yaşamını yitirdi.
BM verilerine göre ordunun sadece 4 aylık saldırılarında 7 bin kadar sivil öldürüldü.
Harekât… Tamil bölgesini kan gölüne çevirdi.
İngiltere Dışişleri Bakanı David Miliband ve Fransa Dışişleri Bakanı Bernard Kouchner, hükümete acil ateşkes çağrısında bulunurken 50 bin sivilin mahsur kaldığı bölgeye Sri Lanka ordusunun saldırılarının sürdüğü, bir hastanenin de bombalandığı kaydedildi.
Sri Lanka’da Tamillerin silah bırakma kararının ardından hükümet zafer ilan etti. 25 yıldır devam eden iç savaşta son aşamaya girilirken, ülkede 2009’da yıl ölen sivil sayısı Irak, Afganistan, Pakistan ve Gazze’de aynı dönemde ölen sivillerin toplam sayısını aştı.
Katliamı uzaktan seyreden BM Genel Sekreteri Ban Ki-moon, Sri Lanka’da Tamil gerillalarına karşı yürütülen operasyonda insan hakları ihlâlleri yapıldığı suçlamaları konusunun soruşturulması gerektiğini söyledi… BM yetkilileri, hükümetin 18 Mayıs’ta zafer ilan ettiği savaşın son aşamasında kaç sivilin öldüğünün kesin olarak bilinmediğini belirtiyordu. Bir BM yetkilisi birkaç bin sivilin öldüğünü açıklayıp, bu rakamın 20 bin olabileceğine dikkat çekerken; ülkede 300 bin kadar Tamilli gözaltı kamplarında tutuluyor, insan hakları yardım örgütleri ve gazeteciler ise bu kamplara sokulmuyordu.
Uluslararası Kızılhaç Komitesi (ICRC), Sri Lanka hükümetinin isteği üzerine ülkedeki faaliyetlerini azalttı. Sri Lanka askeri birliklerinin 2009 Mayıs’ında ülkedeki Tamil gerillalarına karşı yürüttüğü operasyon sırasında evlerini terk etmek zorunda kalan binlerce kişinin durumu ise belirsizliğini koruyor. ICRC askeri operasyon sırasında savaş bölgesine giriş izni olan tek uluslararası örgüt konumundaydı. Hükümetinin ICRC’nin faaliyetlerini azaltmak istemesiyle ülkede hükümetten bağımsız olarak kamplardaki yaşamı gözlemleyen herhangi bir örgüt kalmadı.
Bu bir devletin, coğrafyasındaki insanlara karşı uyguladığı kural tanımaz bir terör değilse nedir?
III.1-) SİVİL KATLİAMI
Devlet terörü, savunmasız halka yönelen, “ama”sız, “fakat”sız bir sivil katliamıdır…
Önce çarpıcı bir “kanıt”ı nakledelim: Uluslararası Sınır Tanımayan Gazeteciler (RSF) örgütü, Sri Lanka Ordusu’nun LTTE’ye karşı sürdürdüğü operasyonlardaki insani kayıplarla ilgili bilgi verdikleri için tutuklanan üç sağlık görevlisinin serbest bırakılmasını istedi.
Vanni Bölgesi’nde operasyonda zarar görenler ve insani durumla ilgili Tamil medyasına bilgi veren Thangamuttu Sathiyamorthi, Thurairaja Varatharajan ve V. Sunmugarajah isimli üç Tamil sağlık görevlisi 18 Mayıs 2009’da tutuklanmıştı.[8]
İşte tablo! Savaş bölgesine girmeye yetkisi olan tek uluslararası örgüt Kızıl Haç, “akla hayale sığmayacak bir insani felaketten” söz ediyorken; uluslararası çağrılara omuz silken Sri Lanka hükümeti ise “Hiç de öyle sanıldığı gibi bir kan gölü”nün oluşmadığını öne sürüyordu!
Oysa! Tamil Kaplanları, hükümetin 10 Mayıs 2009’daki 24 saat süren topçu ateşiyle 2 binden fazla sivili öldürdüğünü açıkladı.
Sri Lanka’da ordusunun, Tamil Kaplanları’na yönelik “yok etme operasyonu”nda hastaneler hedefteydi.
BM’nin Colombo’daki sözcüsü Gordon Weiss, Sri Lanka’da, öldürülen sivil Tamiller arasında 100’den fazla çocuğun da bulunduğunu açıkladı.
Tamil gerillaları, ordunun çatışma bölgesindeki sivilleri bombaladığını duyurdu. Tamillerin internet sitesindeki açıklamaya göre, ordu bombardımanında ölen sivillerin cesetleri, sığınaklarda ve çadırlarda bulundu. Hastane kaynakları da çok sayıda sivilin öldüğünü doğruluyordu.
Tamilnet, ordunun kararlı bir katliam yürüttüğünü öne sürdü. BM insan hakları komiserliği ve AB operasyonda binlerce sivil öldürüldüğü için savaş suçu soruşturması çağrısı, Kızılhaç “Bu tahayyül edilemez insani felaket” tanımlaması yaptı.
Nihayet Sri Lanka hükümeti Tamil Kaplanları’nın yenildiğini ve liderlerinin öldürüldüğünü açıklamasının ardından BM, Sri Lanka hükümetinin savaştan kaçan mültecilerin yaşadıkları kamplara ulaşımını sınırlandırdığını, koşulları zaten kötü olan kamplara acil müdahale edilmezse felaketler yaşanabileceği uyarısında bulundu.
III.2-) BM Mİ?
İyi de bu trajedi karşısında “uluslararası kamuoyu” ile BM ne mi yaptı?
Hiçbir şey… Evet, evet hiçbir şey!
BM’nin “yaptık”ları’!
Örneğin BM Genel Müsteşarı John Holmes, Reuters’a açıklamasında, “Sri Lanka’daki iç savaşın son aşamasında, çoğunluğunu hükümetin vurduğu 20 binden fazla sivil öldü” değerlendirmesine karşı çıkarak, “Doğru da olabilir, yanlış da olabilir. Açıkçası, bilemiyoruz,” dedi!
BM İnsan Hakları Konseyi Sri Lanka’yı, Tamil Kaplanları’na karşı yaptığı katliamlardan dolayı övdü. Hükümetin “zafer”ini kutladı… Tamil gerillalarını sivilleri kalkan olarak kullandığı iddiasıyla kınadı!
BM Güvenlik Konseyi, Sri Lanka’da yaşanan şiddet olaylarını incelemek için resmî bir toplantı yaptı. Konsey, Tamilleri kınayarak silah bırakmalarını istedi!
Tamiller BM’yi protesto ederek, “Neden BM hâlen sessiz?’ diye sorarken; insanlık suçu işlenirken seyreden BM Genel Sekreteri Ban ise, ancak binlerce kişi öldürülüp savaşın bitimi ilan edilince bölgeye gitmeye karar verdi!
Alın size “uluslararası kamuoyu” ile BM!
III.3-) NE (SOYKIRIM) PAHASINA?!
Evet, Sri Lanka hükümeti bir “zafer” kazandığından söz ediyor: Ama ne pahasına?
Bu konuda Nevsal Elevli, şunların altını çiziyor: “Sri Lanka ordusunun kendisine 26 yıldan beri kan kusturan Tamil Kaplanları örgütünü tek bir operasyonla yenilgiye uğratmasının korkunç bir sivil katliam pahasına elde edildiği ileri sürülüyor
‘The Times’, hükümet güçlerinin düzenlediği bombalı saldırılarda 20 bin sivil Tamil’in öldürüldüğünü belirtip, hükümet yetkililerinin açıkladığı resmi ölü sayısının gerçeği yansıtmadığını ve gerçek rakamın 3 kat daha fazla olduğunu vurguladı.”[9]
Ve son beş ayda 8 bin kişi hayatını kaybetti. Binlerce ağır yaralı ve 50 bin kişi de evsiz…
Bu bir faturadır; bu faturayı Tamil emekçilerine ciro eden de Sri Lanka egemenleridir!
Oysa “egemenlerin söylenceleri”nde “terörist” ilan edilen LTTE idi; “demokrasi ve insan hakları”nı “savunan” da Sri Lanka devleti; değil mi?
Ne de büyük bir yalan bu!
Bu egemen yalan konusunda bakın John Pilger nelere dikkat çeker: “Sri Lanka terörün tanımını manipüle etmeyi öğrenip, böylece ‘şuursuz fanatizmin isyanı karşısında ölüm kalım mücadelesi veren asil bir egemen devlet’ olarak ABD’nin gözüne girince, ‘uluslararası toplum’ Tamil azınlığa yapılan kabul edilemez muameleye yıllar boyu kulak tıkadı…
Londra ve Washington’daki büyük ahlâk havarileri, şiddeti ve trajediyi sessiz kalıp onaylamakla yetiniyor. BM’de onlardan en ufak bir ses duyulmuyor.
Britanya’nın ‘çıkarlarına’ uygun gördüğü yerlerde hep bunu yapıyor, tıpkı hükümetin silah satış ruhsatı verdiği silahlı çatışmalarla sarsılan 14 perişan ülkede olduğu gibi. 2005’te Britanya’nın Sri Lanka’ya silah ihracatı yüzde 60 artmıştı. Sri Lanka’dan yükselen ırak sesler duyulmalı, hem de hemen…”[10]
IV-) PİRUS “ZAFER”İNDEN SONRA
İyi de Sri Lanka vahşetinin Pirus “zafer”inden sonra ne mi oldu?
Öncelikle Sri Lanka hükümeti, mülteci durumuna düşen Tamillerin evlerine dönmesine izin vermiyorken; Bobby Ghosh’un, “Tamil’lere karşı zafer, yüksek sivil kaybı ve demokratik değerlerde keskin bir alçalma pahasına geldi,”[11] saptamasına herkesin dikkat etmesi gerek…
Binoy Kampmark’un, “Bu etkili bir imha etme savaşıydı. İnsafsızca bir yıkımla devam eden savaşın son evresi, sorunun ne olduğunu da gösterdi,”[12] derken ‘Financial Times da başyazısında ekliyordu: “Sri Lanka Tamil isyancıların 25 yıllık başkaldırısını mayısta şiddet kullanarak bastırdığında, Hint Okyanusu’ndaki bu parlayan adanın karanlık tarihinden nihayet aydınlığa çıkacağına dair umutlar vardı. Bunlar şimdiden boş hayaller gibi görünüyor. Basit bir dille, ihtilaf sona ermişken ülke hızla ihtilafın başladığı noktaya doğru gidiyor. Sri Lanka’nın etnik, dilsel, kültürel ve dinsel eğilimlerin bir karışımı olarak nazik kimliği, Sinhal şovenizminiyle süpürülme tehlikesi altında…”[13]
Tam da bu tabloda “Askeri yenilgi kalıcı barış getirmeyecek” vurgusuyla ekliyor Danielle Sabaï: “Tamil halkının kendi kaderini tayin hakkı tanınmadan kalıcı bir barış mümkün değil…”[14]
Mümkün değil çünkü…
Sri Lanka egemenlerinin, Sinhal şovenizminin Tamillilere karşı azgın, kural tanımaz saldırganlığı, savaşı devam ediyor…
Örneğin, “Sri Lanka hükümeti, Tamil Kaplanları’yla savaşın ardından yüz binlerce sivil Tamil’i esir kampına benzer yerlerde tutuyor. Savaş sırasında da yüzlerce sivilin öldüğü söyleniyor
Tamil Kaplanları gerillalarını yendiğini ilan ettikten iki ay kadar sonra, Sri Lanka hükümeti yerlerinden edilmiş yüz binlerce sivil Tamil’i adını ‘refah köyleri’ koyduğu, ama gitgide askeri esir kamplarına benzeyen şeylerin içinde tutmaya devam ediyor.
Uzun savaşın kanlı son döneminde esir edilen bu sivillere kampların dışına çıkma izni verilmediği gibi, insan hakları örgütleri veya gazetecilerin onlara erişimi de epey kısıtlanmış durumda.”[15]
Jonathan Steele’in, “Tamil Kaplanları’nın yenilgisi sonrası Sri Lanka’nın görevi yeni başlıyor. Ülke yıllardır Tamil azınlığın haklı şikâyetine kulak vermedi; Kaplanları terörist diye silip atmak gerçeği çarpıtıyor. Bundan sonra Tamillere düşman muamelesi yapılırsa yeni militanlığın tohumları atılır,”[16]uyarısının kale almayan Sri Lanka devleti Tamillere yönelik zulmünü sürdürdü.
Örneğin Sri Lanka’da, Tamillilerin kapatıldığı göçmen kamplarında yetersiz koşullar nedeniyle haftada en az 1400 Tamilin öldüğü açıklandı. İngiliz The Times gazetesine konuşan uluslararası yardım kuruluşları çalışanları, ülkedeki en büyük göçmen kampı Manik Farm’da su kaynaklı hastalıklar, özellikle ishal gibi tedavi edilebilir hastalıklar nedeniyle ölümler yaşandığını duyurdular. Göçmen kamplarındaki yetersizlikler, Sri Lanka hükümetinin 2009’un Mayıs’ında Tamil gerillalarına yönelik yürüttüğü operasyonun ardından, 300 bin Tamili barındıran “refah köyleri”nin toplama kamplarına dönüştüğü iddialarını güçlendiriyor.
Sri Lanka hükümeti, insani krizle baş etmekte kontrolü sağladıkları gerekçesiyle önceki gün uluslararası yardım kuruluşlarının ülkedeki faaliyetlerini azaltmasını istemişti. Eski Dışişleri Bakanı muhalif Mangala Samaraweera ise “Hükümetin bölgedeki etnik yapıyı değiştirmeye çalıştığı yönünde iddialar var” diye konuştu. Manik Farm göçmen kampı, operasyon sırasında ülkenin kuzeydoğusunda evlerini terk etmek zorunda kalan yaklaşık 300 bin Tamillinin büyük çoğunluğunu barındırıyor. Yardım kuruluşları kamptaki koşulların “yetersiz” olduğunu belirtiyor. Times gazetesi, 2009 Mayıs’ında topladığı tanık ifadelerine dayanarak, Manik Farm’da gıda ve su için uzun kuyruklar oluştuğunu, kadın, çocuk ve yaşlıların ise bu kargaşada güçlükle ayakta durduklarını yazmıştı…
Evet LTTE’ye yönelik saldırıda, 25 bin kişi sakat kaldı. 200 bin kişi ise dikenli tellerin ardında tutuluyor… Bir yardım görevlisi kamplardaki manzarayı ‘The Telegraph’a “Durum, savaş bölgelerinde 20 yıllık yardım kariyerim boyunca hiçbir yerde görmediğim kadar kötü. Çengelin ortasındaki Polmoddai kampında sadece üstlerindeki giysilerle çatışmadan kaçmış ve kimisi ağır yaralı 6000 kişi açık kanalizasyonların ortasında dışkı bataklığında yaşıyor” diye aktardı…
Yine ‘The Times’a konuşan Katolik rahip Amalraj ise 2.5 metre yüksekliğindeki kazıklara sarılmış dikenli tellerle çevrili kampı “Nazi kampları ile ilgili kitaplar okudum. Burada aynısını yaşıyoruz. Nazi kampları burada” dedi…
IV.1-) “NE OLDU”? VEYA “SONUÇ(SUZ)”!
“Ne oldu” veya “sonuç(suz)” sorusuna verilebilecek yanıta gelince…
LTTE’nin askeri yenilgisinden hareketle sorunun kapandığını düşünmek doğru değil.
Çünkü LTTE, Tamillilerin ortak kültüründe, kolektif bilincinde derin izler yaratmış bir gerçektir.
Ayrıca Sri Lanka’da, Tamil halkını etkileyen ağır ekonomik, toplumsal, ulusal soru(n)lar varlığını ağırlaşarak sürdürmekteyken; gelecekte, LTTE geleneği ile beslenen silahlı bir hareketin yeniden canlanması hâlâ büyük bir olasılıktır.
Kaldı ki, bunun içte zemini olduğu kadar; tüm dünyaya yayılmış çok güçlü yeni hareketlere kaynak oluşturabilecek Tamil diyasporası kişiliğinde “dış” dinamikleri de var.
Sonuç, “cin”in şişeden çıktığıdır…
Tamilliler açısından, LTTE’yle kazanılanlardan geri dönüş mümkün değildir…
Genelkurmay Başkanı Sarath Fonseka da, Tamillerin yeniden toplanmasından çekindiklerini, bu yüzden asker sayısına 100 bin ilave yapacaklarını duyurdu. “Dışarıda yeni bir lider seçip geri dönmeye çalışabilirler” dedi…
Bu tabloda “teorisist püritenler”in, “Sri Lanka deneyimi, etnik milliyetçilik üzerine inşa edilen uluslaşma projelerinin, eninde sonunda iflas etmenin ötesinde, hem kendi halklarının hem de dünya halklarının başına büyük belalar açtığını bir kez daha gösteriyor,”[17] türünden lafazanlıklarını bir kenara bırakırsak; her şey, Barışta Erdost’un saptadığı gibidir:
“Sorun bir terör sorununa indirgendiğinde Sri Lanka’nın terörün kökünü kan gölünde kazıdığı için başarılı sayılması gerekiyor, savaşı kazanmak ama Tamil halkıyla barışı sonsuza kadar kaybetmek ne kadar başarı sayılabilirse o kadar başarılı…”[18]
IV.2-) DİRENİŞ SÜRECEK!
Her türlü karamsarlığa karşın direniş sürecek! Bütün verilerin işaret ettiği gerçek bu yöndedir…
İrem Ko’nun da ifade ettiği üzere, “Prabhakaran’ın vurulduğu haberlerinin hemen ardından ‘Tamiller’in geleceği son 24 saatte olanlara bağlı değildir, çünkü bu bir özgürlük mücadelesidir’ diyordu LTTE Uluslararası İlişkiler Başkanı…
On yıllardır soykırımla yaşayan bir halk için bu ‘son’ değildir elbette…
Dünyanın en organize, en uzun soluklu orduya evrilmiş gerilla hareketi geçtiğimiz günlerde şimdilik son buldu. Hayatta kalmayı başarabilenler kapasitesini çoktan aşmış kamplarda insanlık dışı koşullara terk edildiler.
Sri Lanka’da, dünyanın en organize, en uzun soluklu gerilla hareketi, ordunun vahşice saldırılarıyla şimdilik son buldu. Tamiller, ‘şimdi içimize dönüp güçlenme zamanıdır’ diyor.”[19]
Yine Tamilnet internet sitesinde 19 Mayıs 2009’da yayınlanan açıklamada, örgütün üst düzey bazı yöneticilerinin öldürülmesi ve Tamil halkına karşı Sri Lanka ordusu tarafından yapılan saldırıların savaş suçu olduğu belirtilirken, “Yaşananlar, örgütün politik yapısını yok etmeye yönelik, iyi planlanmış bir katliamdır” denildi.
Açıklamada, öldürülen liderlerin silahsız oldukları vurgulanıp, Tamillerin verdiği özgürlük mücadelesinin yaşanan olaylarla bastırılamayacağı kaydedilirken; Tamil halkına seslenen Pathmanathan, “Gerçek ve adalet her zaman galip gelecektir” dedi.
Ayrıca LTTE uluslararası ilişkileri yürüten üst düzey yetkililerinden Selvarasa Pathmanathan, bilinmeyen bir yerden yaptığı açıklamada, uluslar üstü geçici bir Tamil Eelam hükümeti kurulması planları olduğunu söyledi.
Pathmanathan, halkın anavatan ve özerklik istediğini belirterek “mücadeleyi” ilerletmenin gerekli olduğunu belirtti. Patmanathan, süreci ilerletmek için sürgündeki Tamil avukat Rudrakumar Viswanathan’ın başkanlığında bir komite oluşturulduğunu bildirdi. Patmanathan yaptığı açıklamada, Tamillerin lideri Prabhakaran’ın öldüğünü kabul etmiş ve Tamil Eelam Kurtuluş Kaplanlarının şiddet eylemlerini bıraktıklarını açıklamıştı. Bu açıklama, Tamil Kaplanlarının ayrı bir devlet için mücadeleden vazgeçmediklerinin göstergesidir.
Sri Lanka Devlet Başkanı Mahinda Rajapaksa, “Azınlık kelimesini sözlüğümüzden attık” derken; LTTE basın bürosunun açıklamasında Sri Lanka’nın kalıcı çözüm üretmemesi hâlinde savaşta yetişen genç kuşakların yeniden harekete geçeceğini ifade edildi…
Evet, her türlü karamsarlığa karşın direniş sürecek!
Bundan kimsenin kuşkusu olmasın… Olmamalıdır da…
25 Ağustos 2009 13:21:25, Ankara.
N O T L A R
[*] Özgür Lise ve Özgür Eğitim Platformu’nun Selçuk İzmir’de düzenlediği “Bedreddinlerin Diyarında Sınırları Kaldırıyor Ortakça Yaşıyoruz 4. Gençlik Kampı’nda 28 Ağustos 2009 tarihinde yapılan konuşma… Kaldıraç, No:104, Ekim 2009…
[1] Nâzım Hikmet.
[2] Garbis Altınoğlu, “Tamil Kaplanları’nın Akıbeti ve PKK”, http://www.sendika.org, 16 Haziran 2009.
[3] Hüseyin Aykol, “Velev ki LTTE Bitti”, Günlük, 22 Mayıs 2009, s.13.
[4] Mehmet Faraç, “Sri Lanka’nın PKK’si Çöktü!”, Cumhuriyet, 22 Mayıs 2009, s.8.
[5] Erdal Güven, “Aydınlık Yol’u Hatırlayan Var mı?”, Radikal, 22 Mayıs 2009, s.14.
[6] Mehmet Ali Kışlalı, “Bizim Teröre Benzemeyen”, Radikal, 23 Mayıs 2009, s.16.
[7] “A Terrorist Defeat: After Negotiations Failed, Sri Lanka Pursued a Military Solution/ Teröristlerin Bir Yenilgisi: Müzakerelerin Başarısızlığa Uğramasının Ardından Sri Lanka Askeri Çözüm Yolunu İzledi”, The Wall Street Journal, 20 Mayıs 2009.
[8] “Sri Lanka, Tamil Sivil Toplumuna Karşı İntikam Besleyemez”, Bianet, 19 Mayıs 2009.
[9] Nevsal Elevli, “Ölümcül Yumruğun Sırrı”, Milliyet, 30 Mayıs 2009, s.16.
[10] John Pilger, “Tamillere Çok Önce Kulak Vermeliydik”, Newstatesman, 14 Mayıs 2009.
[11] Bobby Ghosh, “Sri Lanka’nın Kötü Örneği”, The Time internet sitesi, 20 Mayıs 2009.
[12] Binoy Kampmark, “Tamil Kaplanları’nın Sonu mu?”, Evrensel, 23 Mayıs 2009, s.10.
[13] “Tamil Sorunu Başladığı Noktada”, Financial Times, 10 Ağustos 2009.
[14] Danielle Sabaï, “Politik Bir Çözüm Olmadan Bir Gelecek Yok”, Yeni Yol, No:34, Yaz 2009, s.119.
[15] “Sri Lanka’da Tamil Azınlığının Özgürlük Çilesi Devam Ediyor”, Herald Tribune, 16 Temmuz 2009.
[16] Jonathan Steele, “Tamillerin Ölüm Kalım Savaşı Sürüyor”, The Guardian, 18 Mayıs 2009.
[17] Ergin Yıldızoğlu, “Sri Lanka Dersleri”, Cumhuriyet, 25 Mayıs 2009, s.13.
[18] Barışta Erdost, “Sri Lanka Ordusu Tamil Önderlerini Katletti”, Sosyalist Demokrasi, No:80, 1 Haziran 2009, s.18-19.
[19] İrem Ko, “Henüz Hiçbir Şey Bitmedi”, Birgün Pazar, 24 Mayıs 2009, s.11.
Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s