“SİZ BİZİ ANLAMASANIZ DA NE ÇIKAR”![1]


“Güneşten korkanlar,
karanlığa sığınırlar.”[2]
Şunu belirterek başlamak istiyorum diyeceklerime: 12 Eylül darbesini önce alkışlayıp, rüzgâr yön değiştirince “demokratlaşarak” onu “yargılama” hezeyanına kendini kaptıranlardan değilim.
T. W. Adorno’nun, “düşüncelerinizi ve davranışlarınızı öyle ayarlayın ki, Austwich tekrarlanmasın, asla benzeri olmasın” uyarısını unutmasam da, 12’lerin Mart’ında Eylül’ünde yaşadım, yaşatıldım yeni Austwich’leri…
İş bu nedenle muhatabı olduğum 12 Eylül’ün kavramsal bütünlüğüyle, yani sebebi ve sonuçlarıyla çözümlenmesi gerektiğini, buna zorunlu olduğumuzu düşünüyorum…
Sebep, bir iki generalin ihtirası değil ve olamaz da.
Sebep, bir iktisadi birikim modelinin ihtiyaçları ve onu devreye sokan siyasettir. Ya da bir sistemin raison d’etat’sını (hikmet-i hükümetini) coup d’etat (devlet devirme) ile sürdürmesidir.
Daha açık bir deyişle, kapitalist ekonomi-politikanın gereksinimleri 24 Ocak’ın iktisadi vaazları doğrultusunda, 12 eylül siyasetini devreye soktu.
O hâlde mesele burada yargılanan iki general eskisi değildir. Bunun ötesindedir ya da böyle olmalıdır…
12 Eylül ile kapitalizmin ithal ikameci modelinden, ihracata yönelik neo-liberal modeline geçilmiştir.
Bu bir sermaye düzenlemesidir ve zorla, terörle hayata geçirilmiştir ki, bu da tamı tamına 12 Eylül’dür.
İş bu nedenle patronlar dünyasının duayeni Vehbi Koç’un 3 Ekim 1981 tarihinde Kenan Evren’e yazdığı mektuptaki şu satırları nasıl unutabiliriz:
“Şimdi, faşist ordu iktidara geldi, kapitalistlerle birleşerek Türk işçisini istismar ediyor propagandası yapılmaktadır. Böyle bir iftira karşısında işçi-işveren ilişkilerini düzenleyecek olan kanunlar, taraflar için adilane bir şekilde ve asgari hata ile çıkarılmalıdır. Bu düzenleme yapılırken, bazı sendikaların Türk devleti’ni ve ekonomisini yıkmak için bugüne kadar yaptıkları aşırı hareketler göz önünde bulundurulmalıdır… İşçi sınıfını ayaklandırmak amacıyla, komünist parti’nin, solcu örgütlerin, Kürtlerin, Ermenilerin, birtakım politikacıların kötü niyetli teşebbüslerini devam ettirecekleri muhakkaktır. Bunlara karşı uyanık olunmalı ve teşebbüsleri muhakkak engellenmelidir… Basının kalemine tenkit fırsatı verilmemelidir.”
Ya dönemin TİSK başkanı Halit Narin’in, sendika ve grev hakkını kullanan işçileri kastederek, ‘bugüne kadar işçiler güldü bizler ağladık, şimdi gülme sırası bizde’ diye attığı sevinç naralarını…
Bunca iç etkenin yanında dış tazyik de vardı tabii. ABD vardı en başta. Bölgenin jeo-politik ihtiyaçları, NATO’nun güney kanadındaki Türkiye’de sözde bir demokrasiye dahi tahammül gösteremeyecek tahammülsüzlükteydi… Paşalar işte bu “iç ve dış talepler” karşısında 12 eylül için koşulları “olgunlaştırdılar” ve 12 eylül sabaha karşı, ünlü, “Bizim çocuklar başardı/ Our boys have done it” sözünü hayata geçirdiler.
Söz konusu darbe işçilere, yoksullara, Kürtlere, Alevilere hasılı mazlumlara ve halkın davası için savaşan komünistlere, devrimcilere karşı yapılmıştır…
Ortaya da rehabilite edilmiş şekliyle bugünkü sistemi çıkmıştır…
12 Eylül tüm kurumlarıyla karşımızdadır…
Diyeceklerimi toparlıyorum: 12 Eylül’e dair konuşurken; unutulmaması gereken ilk şey, bugünün, tarihin kendisi olduğudur…
Bugün tarihin kendisiyse, tarih de bugündür. Yani bugün yaşanan hiçbir şey, tarihin dışında değildir; tarihte bugündür…
O hâlde 12 Eylül’ün konuşmak; sadece tarihin değil; bugünün (de) sorunudur…
Geriye gerektiği gibi dönebilir misiniz?
Albert Camus’nün “… ‘Kıyamet’i bekleme./ kıyamet her gün her yerde!” sözleriyle betimlediği Roboskiler cehenneminde, bu bir muamma değildir…
Bitiriyorum: bu sistemi yani kapitalizmi, onun efendisi emperyalizm ile birlikte sanık sandalyesine çıkarıp, idam talebiyle yargılayabilir misiniz?
Bir ayakları çukurda iki general eskisinin yanında, 12 Eylül’ün sebeb-i hikmeti 24 Ocak kararlarını alanları, uygulayanları, bugün de sürdürenleri; somut isimler telaffuz etmek gerekirse patronlar örgütü TÜSİAD’ı, MESS’i, neo-liberal politikaların uygulayıcısı ANAP’ı ve bugün onun izinden giden AKP’yi sanık sandalyesine oturtabilir misiniz?
Tekrar ediyorum; bugün 12 Eylül darbesine karşı olmak, muğlak ve ikircimli bir “demokrasi yandaşlığı” ile değil kapitalizm karşıtlığı ile tanımlanabilir ancak!
Bundan aşağısı 12 Eylül’ün gerçek muhataplarını kesmez…
Bu sizin için “imkânsız” olabilir; ama ne yapalım, biz(ler) imkânsızı isteyen gerçekçilikle sizden farklı düşünüp/ davranıyoruz; Edip Cansever’in “ne çıkar siz bizi anlamasanız da/ evet, siz bizi anlamasanız da ne çıkar/ eh, yani ne çıkar siz bizi anlamasanız da…” dizelerini terennüm ederek…
5 Nisan 2012 15:58:48, Ankara.
N O T L A R
[1] 6 Nisan 2012 tarihinde Özel Yetkili Ankara 12. Ağır Ceza Mahkemesi’ndeki “12 Eylül Yargılaması”na müdahillik talebi için mahkemede yapılan konuşma…
[2] Mehmet Ercan, “Aforizmalar”, insanokur.org.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s