NE’YLE “SUÇ”LANIYORUM? ANLAYAMADIM![1]



“Biliyorum. Suçluyum, razıyım cezama.
Çalmadım, öldürmedim ama,
daha kötüsünü yaptım.
Ne yaptım biliyor musunuz?
Tuttum insanları sevdim.”[2]
Cumhuriyet SavcısıErdoğan Gökçek’in (34007) hazırladığı 7 Ekim 2011 tarihli iddianameyi defalarca okudum.
24 kişiyi doğrudan ilgilendiren davada, hepimize “2911 Sayılı Kanunun 32/1, 2 maddesi gereği”nce 6 aydan 3 yıla kadar hapis cezası isteniyor.
Defalarca okuduğum 19 satırlık iddianameden, hiçbir şey anlayamadığımı ifade etmeliyim. Gerçekten de ne’yle “suç”lanıyorum? Anlayabilmiş değilim!
Sormam gerek: Neyle “suç”lanıyorum? Bana izah eder misiniz?
i) SOMUT DELİLİ NEDİR?
“Suç” şahsiyse, ki öyledir, ben ne yapmışım?
Ya da basın açıklamasına katılmak “suç” mudur?
Değilse, -ki ifade özgürlüğü suç değildir!- ve basın açıklamasına katılmanın ötesinde bir şey varsa; bunun somut delili nedir, nerededir?
Yeri geldi belirteyim: Polis iddiaları, “delil” değildir, olamaz ve olmamalıdır da!
Nihayetinde polis iddialarından hareket eden bir “hukuk(suzluk)”, “In dubio pro reo”[3]kuralının ihlâli anlamına gelir.
Kaldı ki, ortada bir “suç iddiası” varsa, bu “beyyine külfeti”ni “olmazsa olmaz” kılar…
Bilirsiniz hukukta “beyyine külfeti”, yani ispat yükü iddia edene, savcıya aittir.[4]
O hâlde bana yönelik “suçlamalar”ınıza ilişkin olarak, polis iddialarının/ işgüzarlığının ötesinde, somut delillerinizi ortaya koyun lütfen…
ii) ÖZNESİZ GENELLEMELER
Lady Mary Wortley Montagu’nun, “Genel düşünceler genellikle yanlıştır,” sözlerinin altını çizerek, ekleyeyim: 19 satırlık iddianamenin temel özelliği “Öznesiz Genellemeler”den malûldür.
Bir sürü iddiada olsa da, benim ne yaptığıma dair tek bir şey yoktur.
“80 kişinin katılımı ile yapılan açıklama” ibaresiyle, bir basın açıklamasına katıldım(ız)dan söz edilip, ardından da “yasaya aykırı yapılan toplantı ve gösteri yürüyüşü”nden söz ediliyor.
Bu durumda, iddia makamının iki konuyu açıklaması gerekiyor: 1) Basın açıklamaları “yasaya aykırı” mıdır? 2) Bir toplantının “yasadışı” ilan edilmesi için öncelikle güvenlik güçlerini “Dağılın!” ihtarında bulunması gerekmez mi? Benim katıldığım kesitte böyle bir ihtar olmuş mudur?
Genellemelerin, “cihan-ı şumul” mantık(sızlığ)ı ile olmayan şeyler “suç” imal ediyor…
iii) SORU(N) İFADE ÖZGÜRLÜĞÜNE TAHAMMÜLSÜZLÜKTÜR
“Suç” imalinin aslî nedeni, itiraz ve ifade özgürlüğüne tahammülsüzlüktür
İnaki Egana’nın, altını özenle çizdiği “İfade Özgürlüğü” konusunda; Erdal Süsem, “Düşünce hazır olda durmaz” notunu düşerken; Herkül Milas da ekler: “Yasalar yoluyla neleri söyleyeceğimize karar verilmesi ifade özgürlüğü ihlâlidir.”
Konuya bağıntılı olarak Ercan Yeşilyurt’un deyişiyle, “Türkiye’de düşünce özgürlüğü lafta vardır; ama bu özgürlük kimseye anayasadan ve kanunlardan farklı düşünceleri yayma hakkını vermez. Anayasaya ters düşen düşünceler ancak kafalarda durabilir, bunların yayılması temel nitelikleri anayasayla belirlenen Cumhuriyetin yıkılması için propaganda yapmak demektir, dolayısıyla yasaktır. 1990’lara kadar sosyalizmi savunmak, sonra Kürt’e Kürt demek bölücülük sayıldı ve yasak oldu. Bu yasakta ısrar edildi, 50 bin kişi öldü ve ülke fiilen psikolojik olarak bölündü. Şimdi siz ‘Kürt’müşsünüz’, biz sizi tanıyoruz dendi ama ülke perişan oldu. Çözülmesi çok basit olan, fiilen ayrılmanın mümkün olmadığı ülkemiz, çapsız yönetimler tarafından bu içinden çıkılmaz noktaya getirildi.
Bugüne kadar düşüncelerini söyleyenler, yazanlar hep dövüldü, vatan haini diye hapse atıldı, perişan edildi. İktidarlar ‘anayasaya aykırı yasa’ ile ‘anayasaya aykırı düşünce’ arasındaki farkı kavrayamadı. Daha doğrusu demokrasiyi kavrayamadı. Bizimkilere göre demokrasi, anayasaya uygun düşünmeyi gerektirir. Düşüncenin sınırını anayasa metni belirler. Düşünce özgürlüğünün özünün düşünceden ibaret olduğunu unutarak…
Düşünce özgürlüğü, öz ile öz olmayanın ayrılmadığı bir özgürlük. Azıcık sınırlandığı zaman bütünüyle yok olan bir özgürlük bu. Çünkü düşüncenin sınırı yoktur. İnsanlık, sınırsız düşünce özgürlükleriyle gelişmiştir. Kaldı ki, sınırsız düşünce özgürlüğünün kurulu düzeni yıkmaya varacağından korkanları teselli edecek çare de yine düşünce özgürlüğünde gizli. Tehlikeli denen her düşünce, başka bir düşünceyle çürütülebiliyorsa tehlikeli olmaktan çıkar…”
Ancak görüş ve itirazların özgürce ifadesi, mevcut rejimi ve aygıtlarını rahatsız ediyor… Bu çerçevede de Türkiye’de itiraz ve ifade özgürlüğü üzerindeki baskılar “normalleş(tiril)iyor”/ “olağanlaş(tırıl)ıyor”…
Bu bana, ister istemez George Orwell’in ‘1984’ünü[5]anımsatıyor.
Orwell’in yapıtındaki ‘Büyük Birader’, her şeyi ve herkesi sürekli olarak takip eden bir güçtür; hayatın ta kendisi olmuştur.
Bu artık, sistemin doğallaştığı noktadır.
Her şey kontrol altına alınırken, düşüncenin ve bedenin kontrolü de iç içe geçmiştir.
Yani orta yerde Michel Foucault’un altını çizdiği, Jeremy Bentham’ın “Panoptikon”unu söz konusudur.
Bu “Panopticon” da herkes gözetlenir, “suçlanır” ya da “masumiyetini ispatlayana dek, herkes suçlu”dur!
TBMM’deki bütçe görüşmeleri sırasında AKP Grup Başkanvekili Mustafa Elitaş, CHP Grup Başkanvekili Muharrem İnce hakkında polislerin, “Hükümete yönelik eleştirileri nedeniyle fezleke düzenlendiğini” kabul ettiği örnekteki gibi…
Evet, kürsü masuniyeti söz konusu olan milletvekilleri hakkında bile polislerin fezleke düzenlediği bir “Panapticon”dan söz ediyorum…
iv) SİYASİ İKLİM YA DA DURUM(UMUZ)!
Söz konusu durum, aynı zamanda bir siyasi iklimdir ve yargılanmamız da bu iklimden muaf değildir.
Örneğin İçişleri Bakanı İdris Naim Şahin’in, “Terör örgütünün yürüttüğü çalışma sadece dağda, bayırda, şehirde, sokakta, arka sokaklarda haince pusu kurarak yaptığı saldırılardan ibaret değil. Bir başka ayağı daha var. Bilimsel terör var… Resim yaparak, tuvale yansıtarak, şiir yazarak, şiire yansıtıyor, günlük makale yazarak. Hızını alamıyor. Terörle mücadelede görev almış askeri ve polisi, sanatına çalışmasına konu yaparak demoralize etmeye çalışıyorlar. Terörle mücadele edenle bir şekilde mücadele ediliyor,” sözlerinin çarpıcı bir tarzda nitelediği mümkün olan bu iklimde; “90’ların ‘temizlik operasyonları’nın yerine şimdi, polis-yargı işbirliği içinde yürütülen kitlesel tutuklamalara dayalı bir bastırma ve sindirme politikası önplana çıkıyor,” diyor Ahmet İnsel…
Evet “Devlete Entegre Yargı Rejimi” olarak tanımlanabilecek mevcut tabloda BDP Mersin milletvekili “Ertuğrul Kürkçü, Adalet Bakanlığıbütçesiyle ilgili yaptığı konuşmada, memlekette adaletin acınası durumuyla ilgili öyle can alıcı rakamlar verdi ki, kendi kendime ‘Artık söylenecek başka laf yok’ dedim.
‘Adalet Bakanlığı çalıştıkça tutuklu sayısı artıyor. Son 10 yılda nüfus sadece yüzde 4 artarken cezaevi nüfusu yüzde 250 arttı. Yani Adalet Bakanlığı çalıştıkça suçlu üreten bir bakanlık hâlindedir. Demek ki bakanlık bütçesini reddetmek gerekir ki tutuklu ve hükümlü sayısındaki artış dursun.’
Kürkçü, konuşmasına rakamlarla devam etti: Associated Press’e göre tüm dünyada 11 Eylül‘den bu yana 35 bin terörtutuklusu var; bunlardan 12 bini Türkiye’de. Ama sanmayın ki bu 12 binin tümü PKKel-Kaideya da DHKP-Cgibi örgütlerden oluşuyor. Türkiye’de şu ya da bu biçimde yolu özel yetkili mahkemelerden geçen herkes terör tutuklusu. Yani bu rakamın içinde aynı zamanda öğrenciler, gazeteciler, BDP’liler, Hopa’dakiler, askerler, yazarlar, HES’çiler, poşulular, hatta belediye başkanları ve muhtarlar da var.
Devam edelim. Hâlihazırda güzel memleketimizde 6850 terör tutuklusu var. Bunlardan 3558’i KCKdavasından. 15’i belediye başkanı. 442’si muhtar ya da il genel meclisi üyesi, 70’e yakını gazeteci ve yazar, 500’ü öğrenci (Adalet Bakanlığı gerçekte tutuklu öğrenci sayısının 200 civarında olduğunu söylüyor.)
Sizi bilmiyorum ama bu rakamları görünce benim nefesim daralıyor.”[6]
Devamla: “İfade özgürlüğü başta olmak üzere temel hak ve özgürlükleri tehdit eden operasyonlar, yargının kendi iradesiyle mi gerçekleşiyor?” sorusunun altını çizen CHP milletvekili Sezgin Tanrıkulu yanıtlıyor:
“İfade özgürlüğü başta olmak üzere temel hak ve özgürlükleri tehdit eden bu gibi operasyonların, yargının kendi iradesiyle ve gerek gördüğü için gerçekleştirdiği operasyonlar değil, AKP‘nin kendi siyasi hedefleri doğrultusunda gerçekleştirdiği operasyonlar olduğu artık su götürmez bir gerçek olarak belgelendi bu açıklama ile.”
Önemli bir şey daha: Seçim süreci, YGS krizi, BDP’nin sivil itaatsizlik eylemleri ve protesto olaylarındaki artışlar nedeniyle tahminlerinden fazla gaz bombası kullanmak zorunda kalan Emniyet Genel Müdürlüğü’nün imdadına Başbakanlık yetişti. Başbakanlığın, “örtülü ödenekten” verdiği yaklaşık 2.3 milyon liralık destek ile Emniyet Genel Müdürlüğü, 170 bin gaz bombası ve yangın söndürme aparatı satın almak için harekete geçti!
Ve elbette siyasal/ toplumsal yaşamdan bağışık olmayan, olması da mümkün olamayan yargı, söz konusu ilişki ve iklimden etkileniyor…
v) YARGININ HÂLİ
Osman Can’ın, “Modern ulus devlet anlayışı, yargıyı devletin üç erkinden biri olarak kabul eder. Dolayısıyla yargının topluma ve toplumsal alana ait bir ‘hakemlik’ kurumu olmaktan çok, o devleti oluşturan veya biçimlendiren siyasal yapının taşıyıcı bir unsuru olduğunu doğal olarak kabul eder. Yani modern ulus devlette yargı bir siyasal araçtır,” dediği tabloda; Turgut Kazan, “Artık her şey bitmiştir,” derken; Prof. Dr. İbrahim Kaboğlu da ekliyor:
“Türkiye’de suç sayılan bir eylem, başka devletin pozitif hukukunda suç sayılmayabilir. Bu davalarda ortak hukukun suç olarak nitelediği birçok fail olabilir.
Siyasal davalar, düşünce özgürlüğü üzerine inşa ediliyor.”
Örnek mi?
İçişleri Bakanı İdris Naim Şahin, 15 Aralık 2011’deki Meclis Plan ve Bütçe Komisyonu’nda PKK’lılar için “gerilla” ifadesini kullanırken; Ferhat Tunç da, Tunceli Sulh Ceza Mahkemesi’nde “gerilla” dediği gerekçesiyle yargılanıyor!
“İyi de bunlar niye böyle” mi?
TBMM Anayasa Uzlaşma Komisyonu’na yeni anayasa konusunda görüşlerini anlatan ‘Demokrasi ve Özgürlük İçin Yargı ve Savcılar Birliği’ Başkanı Orhan Gazi Ertekin, “cemaat”in yargı ve devleti ele geçirdiğini savunarak “Ordu vesayeti bitti, yargı vesayeti başladı. Yargı ordulaştı” vurgusuyla; “Yargı artık bağımsız değil,” diyor…
KCK, Ergenekon ve Balyoz iddianamelerini inceledikçe dehşete kapıldığını dile getiren Ertekin, sözlerini şöyle sürdürdü: “İçerik olarak da teknik olarak da kabul edilemez iddianameler. Ergenekon başlangıçta doğru gidiyordu ama şu anda cemaatlerdeki iç çekişmeler ve ilişkiler Ergenekon üzerinden sürdürülüyor. 1944’te Türk milliyetçilerine, 1949’da sosyalistlere ve komünistlere karşı sürdürülen operasyonlar bugün KCK, Balyoz ve kısmen Ergenekon üzerinden yapılıyor. Bir yargı endüstrisi oluşturuldu. Tamamı sermaye yapılarını korumaya yönelik yargı endüstrisi yaratılıyor. Çok ilginçtir müktesebatı olmayan birçok avukatlık büroları kuruluyor. Şu anda yüzde 20 civarında kürsü faaliyeti olmayan yargıç var. Bunlar yargı yetkisini kullanan bürokratlar. Bu hiçbir demokratik ülkede olamayacak bir uygulama…”
Bunlar böyleyken; Mustafa Karadağ’ın, “Yargı, ancak faaliyetlerinin hesabını verebildiği zaman bağımsız ve tarafsız olabilir. Otoriter rejimlerin en büyük tehlikelerinden biri, yargının tetikçi olarak kullanılması arzusudur,” saptamasına ; ‘Türkiye Barolar Birliği’ Başkanı Ahsen Coşar da ekliyor:
“Suç işleyenlerin mutlaka cezalarını çekmeleri gerekir. Ama birtakım soyut iddialarla, birtakım siyasi taktiklerle bir şeyler yapılıyorsa bu yanlıştır…”
Türkiye’de yargı, tartışmalı bir alandır; bunun yüzlerce örneği vardır…
Örneğin Ezgi Başaran, “Hukuktan bihaber yeni adli sınıf” gerçeğinin altını çizerken, Avrupa Konseyi İnsan Hakları Komiseri Thomas Hammerberg de, “Türk yargısında kronik işlev bozukluğu var,” dikkat çeker…
Kolay mı? Hâkim ve savcılarla ilgili yapılan şikâyetlerin sayısı, 2006’da 3 bin 817 iken 2011 yılında 9 bin 125 oldu. Sonuçlandırılan 6 bin 147 şikâyetin 4 bin 850’si işleme konulmadı, 1106 şikâyetle ilgili ise soruşturma izni verilmeyip, şikâyetlerin yüzde 63’ü işleme konulmamıştır…
Bunların yanında “İsim vermeden, yazılanlardan birkaç alıntı yapacağım,” diyen Mehmet Tezkan da aktarır:
“* ‘Önüne geleni tutuklayan, her eylemi örgütlü suç kapsamında değerlendiren bir yargı uygulamasıyla karşı karşıyayız…’
* ‘Yeni toplum artık her çeşit vesayete karşı tepkili… Yani ‘askeri vesayet’i sözcüklerden çıkarırken ‘siyasi vesayet’i gündemde tutarsanız, kendinizle çelişirsiniz..’
* ‘Kitaptan terörist çıkaran hukuk sistemi, anayasanın açık hükmünü görmezden gelmeye başlamışsa, alarm çanlarının çalması gerekir…’
* ‘Devlet gücünü askeri, polisi, yargısı ile çekiç olarak görüp, her sorunu çivi biçiminde algılarsanız.. Sizin düşüncenize aykırı olan her davranışı ‘devlete yönelmiş tehdit’ olarak görürseniz.. Ekonomideki gelişmelerin her şeye yettiğini düşünüp, kendi başlattığınız demokratik açılımı rafa kaldırırsınız…”
İş bunlarla da sınırlı değil!
Oral Çalışlar, “Yargı, egemen siyasi paradigmanın etkisiyle ve ‘Önce devleti korurum’ çizgisi içinde hareket etmeye alışıktır. Bu kültürün bittiği söylenebilir mi?”
Özgür Mumcu, “Bu devlet bize kendi savcısına, polisine, valisine, emniyet müdürüne, bakanına, hâkimine inanmamayı Göktepe davası ve diğer birçok davada gösterdi”!
Kemal Kılıçdaroğlu, “Adalet herkese lazım, eğer adalet yoksa demokrasi de yoktur”!
Prof. Dr. Tülay Özüerman, “Hukuk üstün değilse adalet yok hükmündedir,” derlerken; Ankara Barosu tarafından düzenlenen ‘Uluslararası Hukuk Kurultayı’ bildirisinde de, “Yargı bağımsızlığını yitirdi,” notu düşülmektedir…
Evet, evet Türkiye’de yargı, tartışmalı bir alandır; bunun yüzlerce örneği vardır…
İşte bunlardan birkaç örnek!
vi) YARGIYA 28 ÖRNEK
1) Trabzon 1. Ağır Ceza Mahkemesi’nde, bir çocuk yuvasında kalan ve olay tarihinde 9-10 yaşlarında olan ilköğretim okulu öğrencisi R.O. ve G.G. adlı 2 kız çocuğuna para verip kandırarak cinsel istismarda bulunduğu ve cinsel içerikli görüntüler izlettiği gerekçesiyle yargılanan H.Ç’nin cezasını cinsel istismara uğrayan iki kız çocuğundan birinin ruh sağlığı bozulmadığı gerekçesiyle indirildi!
2) Yargıtay 5. Ceza Dairesi’nde görülen davada, bir tahliye için 100 bin Avro istediği iddia edilen savcı suçlu bulundu. Önce suç türü değiştirildi, ardından “teşebbüs aşamasında kaldı” denildi, en son iyi hâl indirimi geldi ve ceza “2.5 ay meslekten men”e düştü!
3) Yurtdışında yaşayan yüzlerce gurbetçiyi dolandırdığı gerekçesiyle yargılanan Halil Demirkaya ve Demirkaya Holding yöneticileri “7 yıl 6 aylık” zamanaşımıyla kurtuldu. Yıldızı; Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın İstanbul Büyükşehir Belediyesi başkanlığı yaptığı dönemde parlayan Demirkaya’nın hakkındaki davanın zamanaşımıyla ortadan kalktığı süreç ve mahkeme kayıtları Türkiye’deki zamanaşımı gerçeğini bir kez daha gözler önüne serdi!
4) Bergama Asliye Ceza Mahkemesinde görülen davada, Dünya Çevre Günü’nü kutlamak için 5 Haziran 2005 tarihinde Bergama Çamköy’e gitmek isteyen çevrecilere yönelik maden çalışanlarının taşlı-yumurtalı saldırı davasına devam edildi. Olayların üzerinden 5 yıl geçtikten sonra açılabilen toplam 150 sanıklı dava hukukçuların deyimiyle adım adım zaman aşımına gidiyor!
5) Antalya’da 23 yaşındaki…. G.C’ye tecavüz ettiği suçlamasıyla tutuklu yargılanan milli güreşçi 24 yaşındaki Recep Çakıra verilen 22 yıl 6 aylık hapis cezası, Yargıtay’ın cezanın arttırılması yönünde kararı bozmasının ardından 1 yıl daha arttı… Mahkeme başkanı Nihat Altuğ, duruşmada “Recep Bey, sizin milli güreşçi olduğunuzu biliyoruz. Sizi seviyoruz ama daha önceki davranışlarınız bu dosyanın tutanaklarında mevcut. O nedenle size indirim yapmıyoruz. Bu konuda üzgünüz. Size ceza olarak 20 yıla kadar arttırım yapabilirdik. Bunu yapmadık ve cinsel saldırı suçundan cezanızı 1 yıl arttırdık,” dedi!
6) Zonguldak’ta maden işçisi Göksel S. (37), zihinsel engelli S.P’ye (36) tecavüz ettiği iddiasıyla tutuklu yargılandığı davada, mahkemenin mağdurun kendi isteğiyle ilişkiye girdiği kanaatine varması üzerine tahliye edildi!
7) Bursa’da sevgilisi 25 yaşındaki Sevgi Taşkın’ı öldürüp cesedini parçalara ayırdıktan sonra, bacaklarını çöp konteynerine atmaktan yargılanan 31 yaşındaki Bülent Kocaman önce ömür boyu hapis cezasına çarptırıldı. Bu ceza iyi hâlden 25 yıla indirildi!
8) Trabzon’da 25 Ağustos 2010’da Değirmendere Mahallesi’nde bir akaryakıt istasyonunda Metin Ömeroğlu’yla sevgilisi, hemşire Server Güven arasında araba içinde tartışma çıktı. Güven, araçtan çıkarak istasyona doğru kaçtı. Sevgilisinin arkasından koşan Metin Ömeroğlu, ateş ederek Server Güven’i sırtından vurdu. Ömeroğlu, yaralanarak yere düşen Güven’in yanına geldi ve iki el daha ateş etti. Sonra da kaçtı. Güven ise yaşamını yitirdi. Cinayet benzin istasyonunun kameraları tarafından görüntülendi. Trabzon 1’inci Ağır Ceza Mahkemesi’ndeki davada mahkeme, Ömeroğlu’nu hemşire Güven’i kasten öldürmek suçundan önce ömür boyu hapis cezasına çarptırdı. Bu ceza, ‘suçunu kabul ettiği’ için 25 yıla indirildi!
9) Bursa’da yaşayan 46 yaşındaki Kadife Şahin, kendisine şiddet gösteren eşi Musa Şahin’i terk edip, annesinin evine sığındı. Musa Şahin, oturduğu yere gelerek, eşini sokak ortasında bıçakladı. Kadife Şahin ağır yaralanırken, eşi tutuklandı. Musa Şahin’in bu olaydan bir süre önce eve alkollü gelerek eşini dövdüğü ve mahkemede serbest bırakıldığı anlaşıldı. Bursa 1. Ağır Ceza Mahkemesi’nde “Kasten adam öldürmeye teşebbüs”le yargılanan Şahin, 20 yıl hapis cezasına çarptırıldı. Bu ceza iyi hâli göz önünde bulundurularak 15 yıla indirildi!
10) Bursa’daki dergâhına gelenlere cinsel taciz ve tecavüzde bulunduğu iddiasıyla tutuklanan ve 341 yıl hapsi istenen Uğur Korunmaz hakkında karar çıktı. ‘Badeci’ Şeyh 6 yılla yırttı”!
11) Ankara’da, sokak ortasında eşine dayak atan kocaya müdahale ettikleri için dayak yiyen insan hakları alanında çok sayıda çalışmaya imza atmış iki asistan 4’er ay hapse mahkûm edildi. Hem eşini hem asistanları döven kocanın 1.5 yıllık cezası 5 aya indirilip ertelendi… Mahkeme, hakkında hiçbir şikâyet bulunmadığı hâlde, dayak yiyen kadına da telefonla akrabasından yardım isteyip olayları azmettirdiği gerekçesiyle cezalandırdı. Asistanların kararı temyiz hakkı bile bulunmuyor!
12) 27 Mart 2011’de 1.5 milyon öğrencinin katıldığı Yükseköğretime Geçiş Sınavı’nda (YGS) şifre iddialarıyla ilgili olarak Ölçme, Seçme ve Yerleştirme Merkezi (ÖSYM) Başkanı Ali Demir’e soruşturma izni çıkmazken, olayı protesto eden 45 öğrenci ve öğretmen 14 Aralık 2011’de Balıkesir’de hâkim karşısına çıkarıldı. ÖSYM’yi protesto için sokağa dökülen yaklaşık 300 kişiden 45’i gözaltına alınmış, tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakılmışlardı. Sanıkların gösteri yürüyüşleri kanununa aykırı davranmaktan 1.5 yıldan 3 yıla kadar hapisleri istendi!
13) Festus Okey’in katili polise ödül gibi ceza: 4 yıl!
14) Hakkâri’de 23 Nisan 2009’de çıkan olaylarda Özel Harekât polisi Bahadır Turan, Seyfullah Turan adlı çocuğa defalarca dipçikle vurarak ağır yaraladı. Polis Turan’ın cezasında taksirle (istemeden) yaraladığı gerekçesiyle indirim üstüne indirim yapıldı. Sonunda da ceza ertelendi!
15) Bir grup avukat, idamları gerçekleştiren cellatların isimlerini istedi, bakanlık istemi reddetti… Adalet Bakanlığı, 12 Eylül askeri darbesi sonrasında idamları gerçekleştirenlerin, kimlik bilgilerini açıklayamayacağını bildirdi. Cellatların, haysiyet ve şereflerinin bilgi edinme yasası kapsamını daraltır nitelikte olduğunu açıklayan bakanlık, başvurucuların istemini reddetti!
16) Savcılık 2007’de suikasta uğrayan Hrant Dink’i İstanbul Valiliği’ne çağırıp Sabiha Gökçen haberi nedeniyle tehdit eden ekipteki iki MİT görevlisi Özer Yılmaz ve Handan Selçuk hakkında kovuşturmaya yer olmadığına karar verdi!
17) Eski Özel Harekât polisi Ayhan Çarkın’ın “itiraflarıyla” bir döneme ışık tutması beklenen faili meçhullerle ilgili soruşturmanın 16 cinayetle sınırlı olduğu öğrenildi. MİT’çi Tarık Ümit’in kaçırılması olayı da soruşturma konusu değil. Fail meçhul cinayetler soruşturması kapsamında tutuklu bulunan, aralarında bir dönemin Özel Harekât Daire Başkanı İbrahim Şahin’in de bulunduğu yedi Özel Harekâtçı hakkında, Ankara 11. Mahkemesi üye hâkimi Hakan Oruç tarafından “somut delil bulunmadığı” gerekçesiyle tahliye kararı verildi!
18) 13 Aralık 2011’de Beşiktaş 10. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen davada, İlkem Ezgi Aşam toplu mezarlarla ilgili ‘Birgün’de yayımlanan ‘Mutki Kazılarında Cemaat Generali’ başlıklı haber için Bitlis İHD temsilcisi Hasan Ceylan’dan aldığı dört cümlelik görüş nedeniyle bir yıl hapis cezasına çarptırıldı!
19) 15 Şubat 2011 tarihinde Urfa’nın Suruç ilçesindeki bir gösteride eylemcilere zılgıtla “destek veren” 6 çocuk annesi Anzelha Çelik, “Örgüt üyesi olmamakla birlikte örgüt adına suç işlediği” ve “Eyleme katılmamış olsa bile zılgıt çekerek grupla bütünleştiği” gerekçesiyle 7 yıl 1 ay hapis cezasına çarptırıldı!
20) Diyarbakır’da, BDP’nin düzenlediği eylemlerde ve 1 Mayıskutlamalarında slogan atmak, marş ve şarkı söylemek ve alkışla destek olmak iddiasıyla 8.5 aydır tutuklu yargılanan üniversite öğrencisi Rıdvan Çelik’e örgüt adına suç işleme, örgüt propagandası yapmak ve Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu’na muhalefetten toplam 14 yıl 7 ay hapis cezasıverildi. Çelik’in avukatı Meral Danış Beştaş, dosya içerisinde yer alan fotoğrafta müvekkilinin ağzı açık şekilde görüntülendiğini fakat, o sırada şarkı veya slogan attığının anlaşılamayacağını söyledi!
21) Diyarbakır’da gösterilere katıldığı ve polise taş, molotof ve havai fişek ile saldırdığı iddiasıyla tutuklu yargılanan üniversite öğrencisi Barış Kaya, bilirkişinin olaya katılanların fotoğrafından hazırladığı ve ‘Yüzünün tamemen puşu ile kapalı olmasından dolayı yüz yapısı, kafa anotomisi bakımından mukayese yapılamamış, fotoğraftaki şahsın “Kuvvetle mümkün derecesinde” sanık Barış kaya olduğu kanaatine varılmıştır’ raporu üzerine 11 yıl 3 ay hapis cezasına çarptırıldı!
22) Savcılık sorgusunda DİHA muhabiri Evrim Kepenek ise çevre muhabiri olduğu hâlde neden siyasi haberler de yaptığı konusunda sorgulandı. Kepenek’e, milletvekili Sırrı Süreyya Önder’le telefonla yaptığı görüşmenin de sorulduğu öne sürüldü. Eski DİHA muhabiri Murat Eroğlu’na Adana’ya pasaportla gidip, çıkış yapmadığı yönünde soru yöneltildiği öne sürüldü. AFP muhabiri Mustafa Özer de yaptığı haberler, mailler ve yazışmalar nedeniyle gözaltına alındığını söyledi!
23) Savunmasında “Günde iki paket sigara içerim” diyen Pelit, “evinde bulunan 19 çakmak hayatın olağan akışına uygun düşmüyor” gerekçesiyle, İzmir 10. Ağır Ceza Mahkemesi’nce “örgüt üyeliğinden” 7.5 yıl hapis cezası aldı!
24) Afiş asmak isterken polisin hışmına uğrayan gençlere bir tekme de yargıdan… Kocatepe Camii’nin duvarına afiş asmak isterken polisler tarafından coplanan, yerde sürüklenen ve gözaltına alınan gençlere “bir tekme” de yargıdan geldi. Mahkeme, biri kız üç genci “görevli memura hakaret etmek ve direnmek” gerekçesiyle 1 yıl 7 ay hapse mahkûm etti. Hâkim Hüseyin Öztuğral’ın gerekçeli kararında, gençlerin gözaltı sırasında “kendilerini yere attıklarını” savunması ise şaşkınlık yarattı!
25) İstanbul Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şubesi, 1 Nisan 2004’te düzenlediği operasyon kapsamında, bazı derneklere, dergilere ve adreslere baskın yaptı. Aramalar sırasında bir disket bulundu. Diskette DHKP/C’nin yapılanmasına dair notlar ele geçirildiği savunuldu. Sonrasında, İstanbul, Ankara, Erzurum, Adana ve İzmir DGM’lerde davalar açıldı. Süreç içinde DGM’lerin yerini özel yetkili mahkemeler aldı. Erzurum, Adana’daki davalarda tüm sanıklar beraat etti. İzmir 8. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen 5 sanıklı dava ise 8 Haziran 2006’da bitti. Sanıklardan üçüne beraat, ikisine ceza verildi. Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesi’ndeki 18 sanıklı davada da deliller aynı olmasına, elde edilen disket çözümünden farklı delil bulunmamasına karşın cezalar çıktı. 10 sanık hakkında örgüt üyeliği ve örgüte yardım iddiasıyla 3 yıl ile 6 yıl arasında değişen cezalar verildi!
26) Erzincan’da askerlik yaptığı sırada bölük komutanı Astsubay Mehmet Ersoy tarafından darp edilerek, öldürülesiye dövülen er Orhan Abravcı sakat kaldı. 3. Ordu Komutanlığı Askeri Mahkemesi, komutana 1500 lira ceza verdi; o da 24 taksitte!
27) Atanamayan öğretmenlerin sembolü hâline gelen ve yakalandığı kemik kanseri hastalığı sonucu 2011’im haziran ayında vefat eden Şafak Bay’a öğrencilik yıllarında katıldığı bir basın açıklaması nedeniyle 3 yıl hapis cezası verildi!
28) Beyoğlu’nda, Mehmet Nezir Çirik adlı gencin 10 Ağustos 2007’de Taksim Polis Merkezi’nde dalağı patlayacak kadar dövülerek yol kenarına atılması ile ilgili 12 polisin “ağırlaştırılmış işkence” savıyla yargılandığı davada skandal bir mütalaa verildi. İstanbul 20. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen davanın son duruşmasında, duruşma savcısı Osman Çakır, “ağırlaştırılmış işkence” diyen meslektaşının aksine, 7 polis için “kasten yaralama” suçunu yeterli gördü. Çakır’ın şaşırtıcı mütalaası şöyle: “Eylemin kasten yaralama olduğu, insan onuru ile bağdaşmayan, kişilerin aşağılanmasına yol açacak davranışları içermediğinden işkence boyutuna varmadığı”!
vii) TOPARLARSAM…
Buraya kadar ifade ettiklerim tahtında; bu iddianame kadüktür ve keemlenyekûndur (yok sayılmalıdır)!
Yok eğer “var sayılırsa”; bu, ifade özgürlüğüne karşı bir tutumdur ki; ben düşünce ve ifadenin yargı konusu olmayacağına inanan birisi olarak böyle bir tavır karşısında “beraatimi” bile istemeyi kendime zûl addederim…
İfade ve düşünce özgürlüğü konusunda “Kamudan başka mahkeme tanımam.”[7]
Çünkü “Hakikâtin dilini ancak kamuoyu yaratan o sağlam ve tarafsız insanların ağzında bulabiliriz.”[8]
İfade ve düşünce özgürlüğü babında, Hacı Bektaş Veli’nin “Hakikât nardadır,” uyarısını göz ardı etmeden:
Aziz Nesin’in, “İnsan yalnızca söyledikleriyle değil, sustuklarıyla da sorumludur”!
Bertrand Russell’ın, “Düşünce özgürlüğü lehindeki temel sav, bütün inançlarımızın kuşku götürür olmasıdır”!
John Stuart Mill’in, “Hemû mirovên li dinyayê, ji bilî kesekî di heman fikrê de be û ew kes jî li dijî wê fikrê be, ew kes desthilatîyê bi dest bixe û çiqas xwedî mafên deng birandina hemû mirovan tune be jî, mafên deng birandina tev mirovan jî ji bo wî kesî divê ne di heman radeyê de be/Dünyadaki bütün insanlar, biri dışında aynı fikirde ve o tek kişi karşı fikirde olsa, o tek kişinin iktidarı ele geçirip tüm insanları susturma hakkı ne kadar yoksa, tüm insanların o tek kişiyi susturma hakkı da aynı derecede olmamalıdır”!
Samuel Beckett’in, “Eğer bir gün susarsam, bu artık söylenecek hiçbir şey kalmadığı içindir! her şey söylenmiş, hiçbir şey söylenmemiş olsa bile”!
Voltaire’in,“Ez ne di heman fikrê we de me! lê ji bo gihîştina mafên we, ezê wan bi şertê jiyana xwe biparêzim.” “Düşüncenize katılmıyorum! ancak onları ifade etme hakkınızı hayatım pahasına savunacağım”!
Honore de Balzac’ın, “Düşünmek görmektir”!
Percy B. Shelley’in, “Tek bir sözcük bile söndürülemez/ bir düşüncenin kıvılcımı olabilir”!
Terentius’un, “Ne kadar insan varsa, o kadar düşünce vardır”!
İvan Turgenyev’in, “Kimseyle aynı fikirde değilim. Benim fikirlerim bana yeter”!
Rene Descartes’ın, “Cogito, ergo sum/ Düşünüyorum, demek ki varım”!
Ambrose Bierce’in, “Cogito cogito ergo cogito sum/ Düşündüğümü düşünüyorum, demek var olduğumu düşünüyorum”!
Platon’un, “İnsanlardan nefret edenler olduğu gibi, düşüncelerden nefret edenler de vardır”!
Hannah Arendt’in, “Tehlikeli düşünceler yoktur, düşünmenin kendisi tehlikelidir”!
Oscar Wilde’ın, “Tehlikeli olmayan bir düşünceye düşünce demeye bile değmez”. “Tüm büyük düşünceler tehlikelidir!” sözlerinin altını çizerek, mahkemenizin de bilgisine sunmama, hatırlatmama izin verin…
Ayrıca da bilirim; “Güç iştir çünkü bir tarihi insan gibi yaşamak/ Bir hayatı insan gibi tamamlamak güç iştir,” Edip Cansever’in dizelerinde ifade ettiği üzere gibi…
Kuşkusuz “Vicdan sahibi her insan, ardında toplumsal adaletsizliği sürdürme ve şiddetlendirme amacı olduğunu düşündüğü yasal eziyete öfke duyar…
Düşünce ve ifadeye yönelmiş, genelde gözdağı vermek için uydurulmuş olsa da kanıtlanıp sabit olmamış suçlamalarla kapatılan insanlar, genelde sınırsız bir öfke ve bayağılığın hedefi olurlar. Çünkü toplumun yıldırılıp biçimlenmesi için öne çıkmış ama susturulmuş örneklere ihtiyaç duyulur.
Egemene göbekten bağlı yargılayıcılar ise hukuk kurallarını delerek adaletsizlik gönüllüsü durumuna düşerler. Büyük siyasi-adli hataların bu hesaplı aracıları, doğrunun silahsız masumiyeti karşısında güçlünün karanlık yok etme projesinin ortağı da olabilirler. Çünkü dikta rejimlerinde yasalar, kurbanların varsayılan suçlarına ceza biçerken kendi şiddetini tanıyamama gibi bir aldırışsızlık içine düşer.
Yasanın atanmış uygulayıcıları ise tartışmalı hukuk kuralları, çelişkili örnekler ve lastikli yorumlarla kendi kariyerlerini kollayan uzatmacılar olarak iş görürler. Böylece yazılı hukuktan talimatlı uygulamaya geçişte insana dair acıklı kayıplar yaşanır.”[9]
Fransız kara mizah ustası Jules Renard’ın,    “Adalet diye bir şey vardır, ama onu her zaman göremeyiz. Sessiz sakin, gülümseyerek oracıkta durur, cazgır adaletsizliğin hemen arkasında,” sözünün altını çizerek, bitiriyorum!
“Di dest de wek navgîna çareserîyê çakûç hebe, hemû pirsgirêkan wek bizmar tê dîtin/ Elinde çözüm aracı olarak çekiç olan, bütün sorunları çivi olarak görür,” der Maslow demesine de; asıl önemli olan; Friedrich Nietzsche’nin, “Yele karşı tükürmekten sakınınız!” uyarısıdır!
Gereğini bilgilerine sunarım.
17 Ocak 2012 16:55:08, Ankara.
N O T L A R
[1]20 Ocak 2012 tarihinde Ankara 15. Asliye Ceza Mahkemesi Hâkimliği’nin, 2011/627 E. no dosyasındaki “iddialar”a ilişkin “savunma”…
[2]Can Yücel.
[3]“Avukatın, savcının, hâkimin, şüphe durumunda zanlıdan yana karar vermek kuralı.”
[4]Ceza Muhakemesi Kanunu’na göre, “sanığa yüklenen suç, ancak hukuka uygun bir şekilde elde edilmiş delille ispat edilebilir.” Yine anayasanın 38. maddesine göre “kanuna aykırı olarak elde edilmiş bulgular, delil olarak kabul edilemez”. Hukukta “dikkate alınmaması gereken deliller kuralı” vardır. Delilin ispatlayıcı kanıt sayılabilmesi için ağırlık derecesinin yeterli, güçlü ve inandırıcı olması gerekir. Delil araçları, ancak yargılama sırasında ortaya konulup tartışılmakla delil niteliği kazanabilir. Anlamlı bir bütün içerisinde yer bulamayan delil araçları, belirli bir ağırlığı olmayan deliller mahkemece dikkate alınmaz. (Cavlı Çulfaz, “Adil Yargılanma Hakkı”, Cumhuriyet, 4 Kasım 2011, s.2.)
[5]George Orwell, 1984, Çev: Nuran Akgören, Can Yay., 30. Basım, 2011.
[6]Aslı Aydıntaşbaş, “Tüm Teröristler Bizdeymiş!”, Milliyet, 15 Aralık 2011, s.18.
[7]Friedrich Schiller, James Van Horn Melton, Aydınlanma Avrupa’sında Kamunun Yükselişi, Çev: Ferit Burak Aydar, Boğaziçi Üniversitesi Yayınevi, 2001.
[8]La Font de Saint-Yenne, yage.
[9]İnci Aral, “Dünya Birincisi”, Cumhuriyet, 27 Aralık 2011, s.15.
Basın Soruşturma No Basın Esas No Basın iddianame No
T.C.
ANKARA
CUMHURİYET BAŞSAVCILIĞI Basın Bürosu
: 2011/1568 : 2011/635 : 2011/102
İDDİANAME ANKARA ASLİYE CEZA MAHKEMESİNE
DAVACI MÜŞTEKİLER
ŞÜPHELİLER

:K.H.
: l- SADIK YAVUZ, Hasan oğlu Gülser’den olma, 22/01/1964 doğumlu, Ankara Emniyet Müdürlüğü Radyo Tv Ve Foto Film Şube Müdürlüğü Merkez/ ANKARA
2- BEKİR KİRENCİ, Ali oğlu Keziban’dan olma, 11/08/1974 doğumlu, Ankara Emniyet Müdürlüğü Güvenlik Şube Müdürlüğü ANKARA
: l- MEHMETŞİRİN KARADEMİR, Karabalık oğlu Mihdiye’den olma, (TC Kimlik No:276697021958) 02/01/1974 doğumlu, Ağrı ili, Hamur ilçesi, Seyithanbey köy/mahallesi, 31 cilt, 21 aile sıra no, 35 sıra no’da nüfusa kayıtlı Yıldırım Beyazıt Mahallesi 774 Sokak No:42 Altındağ/ANKARA ikamet eder.
  1. ZAKİR   TURAN,   Zeki      oğlu  Emine’den  olma,
    15/06/1973  doğumlu, (TC Kimlik No:22660815190)
    Erzurum ili, Karayazı ilçesi, Dündar köy/mahallesi, 25
    cilt, 6 aile sıra no, 32 sıra no’da nüfusa kayıtlı Karakaya
    Mah.  Bağlum Bulvarı   109/4    Keçiören/  ANKARA
    ikamet eder.
  2. FADİME ÇELEBİ, Memet    kızı Hüner’den olma,
    10/06/1974 doğumlu,  (TC Kimlik No:31301158800)
    Tunceli ili,’ Mazgirt ilçesi, Karsan köy/mahallesi, 55
    cilt, 20 aile sıra no, 95 sıra no’da nüfusa kayıtlı Kültür
    Mahallesi Libya Caddesi No:64/l Yenişehir MERSİN
    ikamet eder.
4-CANER ÇOBAN, Muharrem oğlu Duriyc’den olma,
20/10/1987 doğumlu, (TC  Kimlik No:21896643010)
Tokat ili, Almus ilçesi, Görümlü köy/mahallesi, 22 cilt,
27 aile sıra no, 78 sıra no’da nüfusa kayıtlı Visnelik
Mahallesi  Hacı   Baba   Sokak  No:3/2     Odunpazarı/
ESKİŞEHİR ikamet eder.
5-   YEŞİM ERGÜN,  Alirıza    kızı  Antika’den olma,
14/02/1985  doğumlu,  (TC  Kimlik No:46519386440)
izmir ili, Konak ilçesi, Ballıkuyu köy/mahallesi,  14
1
cilt, 1148 aile sıra no, 17 sıra no’da nüfusa kayıtlı Kurtuluş Mah. Sarpcr Cad. No: 15 İç Kapı No:5 Odunpazan/ ESKİŞEHİR ikamet eder.
  1. ALİ ÖZKAN, Molla Mehmet oğlu Bostan’den olma,
    25/12/1962 doğumlu,  (TC Kimlik No: 14650099420)
    Ankara ili, Haymana ilçesi, Balçıkhisar köy/mahallesi,
    13 cilt, 35 aile  sıra no, 70 sıra no’da nüfusa kayıtlı
    Yenice    Bucağı    Hisartepe    Mahallesi    Bahkçıhisar
    Beldesi No:9 Haymana/ ANKARA ikamet eder.
  2. SADRETTİN GÜVENER, Salih   oğlu Nazmiye’den
    olma,    (TC   Kimlik   No:42862263216)    10/07/1971
    doğumlu,   Hakkari   ili,   Yüksekova   ilçesi,   Güngör
    koy/mahallesi, 42 cilt,   13  aile sıra no, 7 sıra no’da
    nüfusa kayıtlı  Dize Mah.  302.Alaattin  Kesici     Sk.
    No:30 İç Kapı No:l    Yüksekova/ HAKKARİ ikamet
    eder.
  3. MAHMUT KONUK, Abdurrahman   oğlu Ncfıye’den
    olma,    (TC   Kimlik   No: 10115840774)    01/01/1957
    doğumlu,     Siirt     ili,     Kurtalan     ilçesi,     Yanarsu
    köy/mahallesi, 73 cilt, 128 aile sıra no, 12 sıra no’da
    nüfusa kayıtlı İsçi Blokları Mah.  1538 Sk. No:36 İç
    KapıNo:8 Çankaya/ANKARA
  4. MUSTAFA ÖZGÜR ÖZKÖK, Şükrü oğlu Şerife’den
    olma,    (TC   Kimlik   No:44044892634)    08/04/1979
    doğumlu, Sivas ili, Şarkışla ilçesi, Yeni koy/mahallesi,
    5 cilt, 63 aile  sıra no, 24 sıra no’da nüfusa kayıtlı
    Tepebası   Mah.   Caldağı   Sk.  No:8   İç   Kapı   No:l
    Keçiören/ ANKARA ikamet eder.
10-   HAMİT TEMEL,   Ömer     oğlu  Duri’den  olma,
20/09/1964 doğumlu,  (TC  Kimlik No: 12957064318)
Sımak ili, Beytüşşebap ilçesi, Asağıdere köy/mahallesi,
4 cilt,  11 aile  sıra no, 32 sıra no’da nüfusa kayıtlı
Şemsettin Günaltay Caddesi Bademlidere Mahalesi 26
Sokak No 14 KEsat Merkez/ ANKARA ikamet eder.
  1. SAFİYE AKALIN, Ahmet Nurettin  kızı Azime’den
    olma,    (TC    Kimlik    No: 12403107828)    15/11/1944
    doğumlu,    Ankara    ili,    Çankaya    ilçesi,    Çankaya
    köy/mahallesi, 39 cilt, 745 aile sıra no,  l sıra no’da
    nüfusa   kayıtlı   Yıldızevler   Mahallesi   Başat   Sokak
    No.30/11 Çankaya/ANKARA
  2. HÜSEYİN GEVHER, İsmail oğlu Fatima’den olma,
    05/08/1958 doğumlu, (TC Kimlik No:326331109164)
    KMaraş       ili,       Afşin       ilçesi,       Arıtas/Kayaaltı
    köy/mahallesi, 31 cilt, 35 aile sıra no, 24 sıra no’da
    nüfusa  kayıtlı İnönü  Mahallesi  1789  Cadde Emçağ
    Küme Evleri No: 10/11 Yenimahalle/ ANKARA ikamet
    eder.
13-YAŞAR OZTEMEL, ismail  oğlu Döndü’den olma,
29/11/1960 doğumlu,  (TC Kimlik No:53884559232)
Sivas  ili, imranlı ilçesi,  Kızılırmak köy/mahallesi, 4
cilt,  43  aile   sıra no,  30  sıra no’da  nüfusa   kayıtlı
Kızılırmak Mah. Huzur Sk. No:9 İmranlı/ SİVAS
  1. HACER ÖZMEN, Übeytüllah    kızı Rubasah’den
    olma,    (TC   Kimlik   No:21055531608)    28/07/1985
    doğumlu,     Bitlis      ili,     Tatvan     ilçesi,     Benekli
    köy/mahallesi, 10 cilt,  12 aile sıra no, 54 sıra no’da
    nüfusa  kayıtlı  Aydınlar  Mahallesi   Sokııllu  Mehmet
    Pasa Caddesi No: 139/5 Ç Çankaya/ ANKARA ikamet
    eder,
  2. TEMEL DEMİRER, Kemal   oğlu Necla’den olma,
    12/01/1954 doğumlu,  (TC  Kimlik No: 15295887724)
    Çorum ili, Merkez ilçesi, Kale köy/mahallesi, 5 cilt, 35
    aile sıra no, 31 sıra no’da nüfusa kayıtlı Nasuh Akar
    Mah.  24.   Sokak 22/6  Balgat    Çankaya/ ANKARA
    ikamet eder.
  3. HALİT EFE KORKMAZ, Şemsettin Mutlu    oğlu
    Ayla’den     olma,     (TC    Kimlik    No:27812517700)
    20/01/1992    doğumlu,   Yozgat    ili,   Merkez    ilçesi,
    A^ağınohutlu köy/mahallesi, 5 cilt, 24 aile sıra no, 152
    sıra no’da nüfusa kayıtlı Çamlıtepe Mah. Bahadırlar Sk.
    No:31 İç Kapı No:3 Çankaya/ ANKARA ikamet eder.
17-   SELMA  GÜRKAN, Ali     kızı  Vesile’den olma,
10/04/1961  doğumlu,  (TC  Kimlik No: 15106147320)
Ankara ili, Nallıhan ilçesi, Emremsultan köy/mahallesi,
36 cilt, 18 aile  sıra no, 26 sıra no’da nüfusa kayıtlı
Oğuzlar Mah 614 Sok Özseğmen Sitesi E. l Blok No.24
Elvankcnt Etimesgut/ ANKARA ikamet eder.
18-     OKAN ARMAĞAN ATEŞ, Nuri    oğlu Gülay’den
olma,    (TC   Kimlik   No:39179139068)    17/05/1992
doğumlu,   Yozgat   ili,   Merkez   ilçesi,   Büyükincirli
koy/mahallesi, 22 cilt, 57 aile sıra no, 79 sıra no’da
nüfusa kayıtlı Tuzluçayır Mah. 585 Sk. No:5 İç Kapı
No:8 Mamak/ ANKARA ikamet eder.
19-   ERDAL   KOZAN,   Ali     oğlu   Ayten’den  olma,
03/09/1990 doğumlu,  (TC Kimlik No:26756148414)
Kırşehir ili, Merkez ilçesi, Tosunburnu köy/mahallesi,
77 cilt, 55 aile sıra no, 77 sıra no’da nüfusa kayıtlı Etlik
Mahallesi Torosdağı Sokak Sahil  Apartmanı No:7/4
Etlik Keçiören/ ANKARA ikamet eder.
20- ABDURRAHMAN TURAN, Uzu oğlu Pero’den olma, (TC Kimlik No:21881233424) 03/01/1951 doğumlu, Kars ili, Kağızman ilçesi, Yukarı Karagüney köy/mahallesi, 24 cilt, 8 aile sıra no, 31 sıra no’da nüfusa kayıtlı Tuzluçayır Mahallesi 589 Sokak No: 18/10 Mamak/ANKARA ikamet eder.
SUÇ
SUÇ TARİHİ VE ZAMANI SUÇ YERİ
UYGULANMASI İSTENEN KANUN MADDELERİ
DELİLLER

  1. MUSTAFA YELKENLİ, Vezir   oğlu Fatime’den
    olma,    (TC   Kimlik   No:22985659028)    05/10/1954
    doğumlu,   Şanlıurfa   ili,   Siverek  ilçesi,   Hasançelebi
    köy/mahallesi, 6 cilt,   188 aile sıra no, 3 sıra no’da
    nüfusa kayıtlı 29 Ekim Mahallesi 65.Cadde No: 12/14
    Sincan/ ANKARA ikamet eder.
  2. İBRAHİM TEMEL, Hesin    oğlu Besi’den olma,
    01/07/1954 doğumlu,  (TC Kimlik No: 12920258638)
    Hakkari ili, Merkez ilçesi, Dağgöl köy/mahallesi, 3 cilt,
    172 aile sıra no, l sıra no’da nüfusa kayıtlı Türközü
    Mahallesi  416   Sokak  No.23/8   Mamak/   ANKARA
    ikamet eder.
  3. SİBEL ÖZBUDUN DEMİRER, Mehmet Muvaffak
    kızı Aytcn’den olma,  (TC Kimlik No: 15226890014)
    19/04/1956 doğumlu, Çorum ili, Merkez ilçesi, Kale
    köy/mahallesi, 5 cilt,  35 aile sıra no, 56 sıra no’da
    nüfusa   kayıtlı   Nasuh Akar  Mah.   24.Sok.   No:22/6
    Balgat Çankaya/ ANKARA ikamet eder.
  4. HÜSNÜ KURAN, Salih    oğlu Rahima’den olma,
    01/04/1957 doğumlu,  (TC Kimlik No:64759277748)
    Van ili, Gürpınar ilçesi, Kılıçtutan köy/mahallesi, 65
    cilt,   11   aile   sıra no,   4   sıra  no’da   nüfusa  kayıtlı
    Kırkkonaklar    Mahallesi    450    Caddesi    No: 126/15
    Çankaya/ ANKARA ikamet eder.
: 2911 Sayılı Kanuna Aykırılık. : 19/04/2011 saat: 16:45 : Çankaya/ANKARA
: 2911  Sayılı Yasanın 32/1,2, 5237 Sayılı Türk Ceza Yasasının 53, 54 maddeleri.
: 21.04.2011 tarihli DVD İzleme-Tesbit ve Teşhis Tutanağı, 19.04.2011 tarihli İkaz Tutanağı, 19.04.2011 tarihli Olay Tutanağı, müşteki beyanları, doktor raporları.
Soruşturma Evrakı İncelendi:
19.04.2011 tarihinde saat: 16:45 sıralarında BDP (Barış ve Demokrasi Partisi), ESP, EHP, EMEP, Sosyalist Parti, SDP, Sosyalist Gelecek, TOP, 78’liler Girişimi, İHD Ankara Şubesi, Dersimliler Derneği ve KESK Ankara Şubesinin birlikte organize ettiği ve Yüksek Seçim Kurulu önünde “BDP’nin Desteği ile Bağımsız Milletvekili Adayı Olmak İsteyen Şahıslara YSK Tarafından Yasak Getirilmesini Protesto Etmek” amacıyla yaklaşık “80” kişinin katılımı ile yapılan açıklamanın ardından YSK Önünde kortej oluşturarak yolu araç trafiğine kapatmak suretiyle Yüksel Caddesine kadar yapılan yasaya aykırı toplantı ve gösteri yürüyüşü esnasında grup içerisinde bulunan bazı şahısların İl Emniyet Müdürlüğü Radyo TV ve Foto Film Şube Müdürlüğünde görevli Polis Memuru Sadık Yavuz’a hakaretler edip saldırarak elinde bulunan kamerayı zorla almak istedikleri, taşlarla ve ellerinde bulunan
şemsiyelerle ona vurdukları, bu sırada yanlarına gelerek şahıslan ikaz eden İl Emniyet Müdürlüğü Güvenlik Şube Müdürlüğünde görevli Emniyet Amiri Bekir Kirenci’ye de taşlarla saldırdıkları, ayrıca şüpheli Erdal Kozariın şemsiye sapı ile müşteki-mağdur Berik Kirencİ’nin kafasına vurmak sureliyle hafif şekilde yaralanmasına sebep olduğu, yasaya aykırı yapılan toplantı ve gösteri yürüyüşünün 16:45’de başlayıp!7:22’dc yapılan basın açıklamasından sonra bitirildiği, olaylar sırasında bir çok kez şahısların dağılmaları için ikazlarada bulunulduğu, ancak bu ikazlara rağmen dağıtmadıkları, tüm şüphelilerin DVD izleme Teşhis ve Tcsbit Tutanağı İkaz ve Olay Tutanağı, şikayetçi beyanları ile üzerlerine atılı suçu işledikleri anlaşılmış olmakla; Eylemlerine uyan;
  • 2911 Sayılı Kanunun 32/1,2 maddesi gereğince cezalandırılmaları,
  • 5237 Sayılı Türk Ceza Kanumı’nun 53/1-2 maddesi uyarınca şüpheliler hakkında
    güvenlik tedbirlerine karar verilmesi,
  • Her ne kadar 2 adet DVD şüpheli Mehmetsirin Karademir adına Adli Emanetin
    2011/8983 sırasına kayıt edilmiş ise de; 2 adet DVD Ankara Emniyet Güvenlik Şube
    Müdürlüğünün fezleke evrakı ekinde delil olarak gönderildiğinden Adli Emanetin 2011/8983
    sırasında kayıtlı 2 adet DVD’nin delil olarak muhafazası,
Kamu adına iddia ve talep olunur, 07/10/2011
Erdoğan GÖKÇEK 34007 Cumhuriyet Savcısı


Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s