KİRLENMEYEN ŞİİRİN ŞAİRİ: ÖZDEMİR ASAF[*]



“Sanatlar, sanatların en büyüğü olan
yaşama sanatına katkıda bulunmalıdırlar.”[1]
Şiir ve şair üzerine yazmak, daha önce çokça ifade ettiğim gibi, zor bir iş…
Kolay mı? Hakkında Turgenyev’in, “Şiir, ilahların dilidir”; Victor Hugo’nun, “Şiir, öyle bir orkestradır ki bütün doğanın ve insanların sesini yansıtır”; Andre Breton ile Paul Eluard’ın, “Şiirdeki düşünce, elmadaki besin kadar saklı olmalı”; Joseph Joubert’in, “Sende biraz şiir yoksa, hiçbir yerde şiir bulamazsın”; Joseph Roux’nun, “Bilim öğrenenler içindir, şiir ise bilenler için”; Jean Cocteau’nun, “Ozanın şiirden başka derdi olmamalı,” dediği şeydir…
En önemlisi de “Her insanın bir öyküsü vardır ama her insanın bir şiiri yoktur,” Özdemir Asaf’ın altını kalın çizgilerle çizdiği üzere…
Ya Jean Cocteau’nun, “Her zaman doğru söyleyen bir yalancıdır”; Byron’un, “Gerçekle hayali birleştirendir”; Goethe’nin, “Çağına uymayan şeyi değiştirmeye hakkı vardır,” diye betimlediği şair mi?
O da bir yanıyla Özdemir Asaf’a benzer…
* * * * *
28 Ocak 1981’de yitirdik Onu…
“Artık beni kimse yalnız bırakamaz,” diyen Özdemir Asaf yalın yalnızlığına sığındı şiirinin ve kendinin hep…
Asıl adı Halit Özdemir Arun idi; Özdemir Asaf diye bilindi, tanındı…
Onu kızı Seda Arun, “Anlattı, dinledi, güldürdü,/ Ölümü düşünmüyorduk,/ Düşündürdü,”[2] diye anlatırken; “Ölümün ön anlatısı yoktur” diye yazmıştı ve dizelerinde de şöyle eklemişti Özdemir Asaf:
“Ölümün Yükselişi ve Çöküşü”: “Ne zaman bir yakını ölse birinin,/ Onu ilk-ölüm sanır kalır o.// Ne zaman bir sevdiği ölse birinin,/ Onu en-ölüm alır kalır o.// Ne zaman bir saydığı ölse birinin,/ Onu hep-ölüm bulur kalır o.// Ne zaman bir-bildiği ölse birinin,/ Onu son-ölüm sayar kalır o.// Ne zaman bir umduğu ölse birinin,/ Onu yok-ölüm duyar kalır o.// Ne zaman bir her şeyi ölse birinin,/ Kendini ölümlere yaşar kalır o.// Ne zaman bir kendisi ölse birinin,/ Ölümlerde kendini yaşar kalır o…”
* * * * *
“R” harfini söyleyemeyip, “yumuşak g” olarak telaffuz eden O; hayat, şu dizelerindeki kadar bağlıydı:
“Bir insan bir insanı bir şey görür, bu hayattır./ Bir insan bir insanı birçok şey görür, bu sevgidir./ Bir insan bir insanı her şey görür, bu aşktır./ Bir insan bir insanı hiçbir şey görür, bu doğu’dur./ Bir insan bir insanı görmez, bu ölümdür…”
Bu bağlılıkla yazmıştı ‘Lavinia’ dizelerini Özdemir Asaf; hem de “r”leri söyleyemeyip, “yumuşak g” olarak telaffuz etmesine inat…
* * * * *
Galatasaray Lisesi’nde öğrenci iken bir anısını şöyle anlatacaktır: “Lisede edebiyat hocamız İsmail Habib Sevük idi. Sınıfta heğkese şiiğ okutuğ, sığa bana gelince, atlayıp yanımdakine geçeğdi. Biğ gün değste pağmak kaldığdım ve ‘Hocam’ dedim, ‘sınıfta heğkese şiiğ okutuyoğsunuz, bana niçin okutmuyoğsunuz?’ İsmali Hoca, bu soğuma şu cevabı veğdi: ‘Oğlum Özdemiğ, sen şiiğ değil, şiiğin canına okuyoğsun’…”
Bunun üzerine de Özdemir Asaf, “Lavinia” şiirini yazar. “Lavinia”, Özdemir Asaf’ın şiir matinelerinde en çok okunan ve sevilen şiiridir. Gelin görün ki, bu şiirinin son dörtlüğünde hiç “r” harfi yoktur ve Özdemir Asaf, bu şiiri oldukça düzgün bir biçimde okumaktadır.
“Sana gitme demeyeceğim.
Üşüyorsun, ceketimi al.
Günün en güzel saatleri bunlar.
Yanımda kal.
Sana gitme demeyeceğim.
Gene de sen bilirsin.
Yalanlar istiyorsan, yalanlar söyleyeyim,
İncinirsin.
Sana gitme demeyeceğim,
Ama gitme, Lavinia,
Adını gizleyeceğim
Sen de bilme, Lavinia.”
* * * * *
Özdemir Asaf’ın şiirinin anahtar sözcüğü herhâlde “yoğunluk”tur. Memet Fuat’ın söylediği gibi, “İnanılmaz bir sözcük tutumluluğuyla, insanı, toplumu irdeleyen, duygu, düşünce yoğunluğunun şiirini arayan, taşlamaya, ince alaya ağırlık veren, tam anlamıyla özgün bir şair”dir O.
Hani “Yaşamak değil,/ beni bu telaş öldürecek” diyen;
“Yalnızlık paylaşılmaz/ Paylaşılsa yalnızlık olmaz” diyen;
“Sustuğunu bilen olgundur, bildiğini susan değil” diyen;
“Beni öyle bir yalana inandır ki,/ Ömrünce sürsün doğruluğu” diyen;
“Benim söylemek için çırpındığım gecelerde,/ Siz yoktunuz” diyen;
“Öyle bir kelime söylesem ki deyorum,/ Dışarıda bir başkası kalmasa” diyen;
“Her seven/ Sevilenin boy aynasıdır/ Sevmek/ Sevilenin o aynaya bakmasıdır” diyen;
“Bütün renkler aynı hızla kirleniyordu./ Birinciliği beyaza verdiler” diyen Onu, Refik Durbaş, “… ‘Jest’lerin şairi… Şiiri de bir ‘jest’ti bu yüzden, davranışları da,” diye tanımlar…
Gerçekten de şiirin çoğaltma değil azaltma, aza indirgeme sanatı olduğunu en iyi bilen şairlerden biridir.
Uzun şiirlerinde de küçük bir özü mayalandırmamış, uzun şiirin gereklerini yerine getirmiş, bütün dizelere yazacağını yaymıştır.
Şiir üzerine yazdıkları, kendi şiiri kadar iyi şairler için de geçerli görüşlerdir.
Şairler üzerine yazdıkları, belli bir anlayışın, belli bir kuşağın şiirine dair olmaktan çok, şiir üzerine genel değerlendirmelerdir. Ama hiç kuşkusuz içinde Türk şiirini mihenk taşına vuracağımız önemli saptamalar vardır.
Özdemir Asaf’ın şiirini bir akıma, bir kuşağın şiir anlayışına bağlamak mümkün değildir ama şiirlerinden, Türk ve Batı şiirinin en iyi örneklerini, en önde gelen şairlerini okuduğunu sezersiniz. Sindirilmişliğin böylesine az rastlanır.
* * * * *
Goethe’nin, “Yeni şairler, mürekkeplerine çok su katıyorlar…” “Acemi amatör, zamanın modasına uyar”;[3] Tolstoy’un, “Kopyalamak, sanat değildir”; Dostoyevski’nin, “Ismarlama, sanatı öldürür,” uyarılarının kulaklarımızda yankılandığı post-modern zamanlarda Özdemir Asaf örneği üzerinde düşünme zamanıdır…
Hem de Mazhar Bağlı, “Sanatçı, bu dünya ile, modernleşme ile sorunu, sorunları olan insandır. Yani kafası karışık olan kişidir o”; Erendiz Atasü, “Sanatçı yalnız insandır, kimseye borcu yoktur, kendinden başka,”[4] türünden tanım(sızlık)ların ardına sığınmışken…
En önemlisi de Fernando Pessoa, “Klasik ideallerin çöküşü bütün insanları potansiyel sanatçılar, dolayısıyla kötü sanatçılar hâline getirdi. Sanatın sağlam bir yapı, titizlikle uyulması gereken kurallar gibi kıstasları varken, pek az insan sanatçı olmaya cesaret edebilirdi, edenlerin çoğu da gerçekten iyiydi. Ama sanat bir yaratım değil de, duyguların ifadesi olarak görülmeye başlandı başlanalı, sanatçı olmanın yolu herkese açılmış oldu, çünkü herkesin duyguları vardı,”[5] notunu düşerken…
“Kendi bahçesinde dal olamayanın biri/ Girmiş bahçeme ağaçlık taslıyor,” diyen Özdemir Asaf örneği üzerinde düşünme zamanıdır; Turgay Fişekçi’nin, “Derdi günü yalnızca güzel şiirler yazmak olan kaç ozan tanıyoruz?” sorusunu da yanıtlamak için…
1 Mart 2011 16:54:45, Ankara.
N O T L A R
[*] Patika Dergisi, Yıl:21, No:73, Nisan-Mayıs-Haziran 2011…
[1] B. Brecht.
[2] Seda Arun, “O Var”, Cumhuriyet, 27 Ocak 2011, s.16.
[3] W. Goethe, Goethe Der ki, çev: Gürsel Aytaç, Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları: 534, 2’inci baskı, 1986, s.485.
[4] Erendiz Atasü, Hayatın En Mutlu An’ı, Everest Yay., 2010, s.39.
[5] Fernando Pessoa, Huzursuzluğun Kitabı, Can Yay., 2006.
Reklamlar

Bir Yanıt Bırakın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s