KAYPAKKAYA’YI ANLAMAK

ŞOVEN GERİCİLİK DALGASINA KARŞI KAYPAKKAYA’YI ANLAMAK VE ANLATMAK[1]
“Çocukluk saflığını kaybetmeyen
insana büyük insan denir.”[2]
I) İbrahim Kaypakkaya’dan söz etmek; Onu anlamak ve anlatmak kolay bir şey değil; hatta çok zor; öncelikle bunun altını çizerek başlayayım konuşmama…
Önce bir soru: İbrahim Kaypakkaya öldü mü? İçinizde buna “Evet” diyen var mı? Olduğunu zannetmiyorum; ama varsa ne yazık…
İbrahim Kaypakkaya yaşıyor; O şimdi Nepal’de; daha önce de Peru’daydı; ve O yeniden Dersim’e dönecek…
Evet bir yanıyla Nepal’de, Peru’da, Dersim’de olan O, şu an itibariyle de bu salondadır; bundan, yani İbrahim Kaypakkaya’nın yaşadığından, savaştığından kimin şüphesi olabilir?
İBRAHİM KAYPAKKAYA “KİMDİR”?
II) İyi de nedir İbrahim Kaypakkaya’yı bu denli “ölümsüz” kılan?
Bir komünist; “Ser verip sır vermeyen” TKP-ML’li bir proletarya enternasyonalisti; bir halk savaşçısı olmasıdır…
Kimdir İbrahim Kaypakkaya?
Yanıtı bir mücadele arkadaşına bırakıyorum:
“Ateşli bir ruha sahipti. Hayal dünyası zengindi…
Düşünsel olgunluğa, tahlilci yönteme sahip[ti]…
Felsefe ve edebiyata teğet geçen bir politikanın kör olduğuna inanıyordu…
Şiir yazıyordu…
İbo, kitle adamıydı. Kitle inisiyatifine, gerçek yaratıcıların tarih sahnesine çıkmasına tutkundu…”[3]
“İbo, bir 68’li olarak, oldukça iyimser, umutlu ve programlı bir insandı…”[4]
Yine Onu 70’lerden tanıyan yakın bir arkadaşına göre İbrahim Kaypakkaya; “Bir şeye inandığı zaman onu çok sessiz ve sert bir şekilde savunurdu…”[5]
Bıkıp usanmayan mütevazı mücadeleciğiyle O; “Direnişin tarihini hayatıyla yazan bir kahraman”[6]olması yanında; taşı taş üstüne koyarak geleceğin önünü açan bir son saat işçisiydi…
O; yani “TKP-(ML)’yi oluşturan İbrahim Kaypakkaya muhalefeti, silahlı mücadeleyi başlattı. Kısacası, PDA grubu, devlet ve devrim konusunda devrimci görüşler ileri sürmesine rağmen, fiilen reformcu hatta yer alıyor; 1975 sonrasında ise, teorik ve politik hattıyla, burjuvazi ve onun devletiyle ittifak çizgisine geçiyordu…
“TKP-(ML), devrimci siyasal mücadelesini mahkemede ve cezaevinde kararlı, mücadeleci tutumuyla sürdürmüştür. Siyasal eylemi yanında, ideolojik yönden burjuva düşüncesini en az taşıyan örgüttür. Siyasal yönden, devletten ve sermayeden koptuğu gibi, Kemalizmi reddederek de burjuva ideolojisinden önemli bir kopuşu gerçekleştirmiştir.
“Kemalizm ve Kürt mücadelesinde, sosyalist solun diğer kesimlerinden ayrılan net bir tutum ortaya koymuştur…”[7]
Gerçekten de “Kemalizmin 71 devrimciliği üzerindeki etkisi oldukça ciddi boyutlardadır…
“Bu konuda en radikal tutum Kemalizmi ‘komprador burjuvazinin ve toprak ağalarının bir kliği’nin ideolojisi olarak mahkûm eden İbrahim Kaypakkaya’dan gelmiştir. Kaypakkaya, Doğu Perinçek’in sağ oportünist Kemalizm görüşlerini eleştirirken… ana problemi yakalar…
“Sorunun gündemleştirilmesi bile tek başına olumluluktur…”[8]
ONUN ÖNEMİNİ ANLAMAK/ ANLATMAK
III) Şimdi burada durup, İbrahim Kaypakkaya’nın anlatılması/anlaşılması gereken önemine dair birkaç not düşelim…
Öncelikle “İbrahim Kaypakkaya’ya ilişkin değerlendirmelerin çoğuna belirgin bir anti-diyalektik ya da mekanik yaklaşım damgasını vurmuştur. Canlı diyalektiğin yerine ölü metafiziği geçiren değerlendirmeler” doğru değildir; ve de “Bilimsel bir İbrahim Kaypakkaya değerlendirmesinin olmazsa olmaz önkoşulu, İbrahim Kaypakkaya’nın ve O’nun, içinde yaşadığı, siyasal bilinç edindiği ve devrimcileştirdiği dünya ve Türkiye ortamını ana çizgileriyle Marksist bir analize tabi tutmaktır.”[9]
Bu çerçevede “Kayapakkaya’nın farkını yaratan dinamikler”i[10] kavramak/kavratmak kilit önemdedir…
“Nasıl” ya da “Neden” mi?
Gayet açıktır ki, “Kaypakkaya’nın eseri politik olarak güç olunmayan bir süreçte, burjuva ideolojisinin Türkiye koşullarındaki yansıması olan Kemalizme karşı cepheden karşı duruşla gelişmiştir. Marksist devrimciliğin ortaya çıktığı konjonktürde izlenen yöntem Kemalizmin total reddidir. Bu burjuva ideolojisine bulaşık her türlü politik yaklaşımın reddi anlamına gelir.”[11]
“Kaypakkaya’nın Kemalizm ve Türkiye tarihine ilişkin değerlendirmeleriyle, onun, genel olarak sol literatür açısından tamamen yeni bir alanı politikaya açtığını görüyoruz. Bu, geçmiş tarihi bütünüyle ezilenler açısından ele almayı öngören bir ‘ezilenlerin tarihyazımı’dır.”[12]
“MEVCUT DURUM”DA!
IV) “Ezilenlerin [söz konusu] tarihyazımı” içinde debelendiğimiz “mevcut durum”da daha da önem kazanmaktadır.
Trabzon’da Rahip Santoro, İstanbul’da Hrant Dink, ardından da Malatya’da Zirve Yayınevi’nde -Hıristiyanlığa ilişkin kitap bastıkları için- elleri ayakları sandalyeye bağlı, boğazları kesilmiş üç kişi…
Aşırı sağcılığın yoğunlaşmasıyla yüksel(til)en ırkçı/milliyetçi ideoloji ve onun en kanlı biçimi şovenizmin yarattığı karede; durum “kabaca” bu!
Irkçı/milliyetçilik, farklı ulus/azınlık mensuplarına olanlara kin, düşmanlık duygularının körüklenmesi ve saldırgan “ulusçuluk” ideolojisiyle, diğerlerinden “üstün” olma kanısının yaygınlaşması…
Irkçı/milliyetçiliğin, şovenizmin saldırganlığıyla karşı karşıya olduğumuz vahşet kesitinde, İbrahim Kaypakkaya’nın ısrarlı ve mücadele dolu enternasyonalist çizgisini anımsamakta büyük yarar vardır…
V) Bilinir; tarihin böylesi kesitlerinde genel eğilim, enternasyonalizmin inkârı, devrimci kardeşleşme gereğinin reddedilmesi yönündedir.
Bu dönemlerde şovenizm tam gaz çalıştırılırken, ırkçı/milletçilik şaha kalkarken, dört yanı şu çığırtkanlıklar kaplar: “Marksizm öldü!”, “Tarih sona erdi!”, “Elveda proletarya!”, “Yaşasın kapitalizm!”, “Yaşasın milliyetçilik!”
Bu gibi ortamlar akla karanın tam anlamıyla ayrıştığı momentlerdir de aynı zamanda…
O hâlde yeri geldi söyleyebiliriz; İbrahim Kaypakkaya, söz konusu ayrışma momentinin “Kurtuluş yok tek başına!” diye haykıran devrimci tarafındadır…
Evet, kapitalizmin küreselleşerek dünya sistemine dönüştüğü koordinatlarda, enternasyonalist perspektiften yoksun bir siyasal örgütlenme/mücadele anlayışıyla insanlık, yeni bir dünyaya, özgür bir geleceğe taşınamaz ki; tam da bu nedenle, içinden geçtiğimiz “mevcut durum”da kilit soru(n), “Enternasyonalizm mi, Milliyetçilik mi?” de düğümlenmektedir.
Çünkü beraberinde derin alt üst oluşları getirecek olan bir tarihsel sürece girmiş durumdayız. Emperyalist-kapitalist sistemin efendileri, tüm dünyada yeni ve çok daha yıkıcı olacak bir emperyalist savaşlar döneminin önünü açmış bulunuyorlar. Emperyalistler ve onların yanında hegemonya savaşına katılıp pazarların paylaşımından pay kapmak isteyen kapitalist devletler de, her alanda milliyetçilik dalgasını yükseltmekten geri durmuyorlar. Mevcut süreç, şovenizmin yükseltileceği ve halkların birbirine düşürüleceği tehlikeli bir dönemi de beraberinde getirmiş bulunuyor.
Gidişatın Anadolu cephesinde burjuva devlet, Kürt ulusal hareketine karşı sürekli işçileri-emekçileri kışkırtmakta ve düşmanlık tohumları ekmekte; ırkçı/milliyetçilik -özellikle- Kemalizm formatında yükse(ti)lmektedir.
KEMALİZM FORMATLI IRKÇI/MİLLİYETÇİLİK
VI) Bilinir; milliyetçilik kendi milletini sevmek değildir. Milliyetçilik kendi milletini tarihsel, kültürel vs. açılarından başka milliyetlerden üstün görmektir…
Milliyetçilik bir topluluğun üstünlüğünü iddia ettiğinden, başka topluluklara karşı aşağılayıcı, ayırıcı ve dışlayıcıdır. Milliyetçilik milletler arası kavga ve savaşı kışkırtan bir düşüncedir. Her türlü insani düşünceye terstir.
Evet, evet azınlıklarını acımasızca yok eden resmi ideolojik ırkçılık, “zenofobik” özellikler taşımaktadır. Eski Yunanca’dan gelen ve “yabancı korkusu” anlamındaki “zenofobi”, Türkiye’de umulmadığı kadar yaygın bir “duygu durumu” hâline gelmiş/getirilmiştir…
Burada dikkat: “Pozitif Milliyetçilik” ya da “Ulusal Solculuk” veya “Atatürk milliyetçiliği” dedikleri bir öze dönüştür! Bu da İttihat ve Terakki’dir…
“İttihat ve Terakki şoven bir milliyetçiliğe sahipti. Bir ölçüde devamı olan Kemalizmin milliyetçiliği de benzer niteliklere sahipti. İttihatçılar diğer halkları aşağıladı ve ağza alınamayacak kelimeler kullandı. Tek partili CHP’liler ve Kemalizmin önemli kişileri diğer ulusları yönetmek için var olduklarını söylediler.”[13]
“Kemalizm, yeni bir ideoloji olarak eskinin, İttihat ve Terakki ideolojisinin yeni koşul ve ortamdaki devamıdır. Değişiklik ve ‘yeni’ yanları olsa da, omurga aynıydı. Kemalist uygulama totaliter, otoriter ve baskıcı bir karakterdeyken, bir dönem prefaşist totaliter bir nitelik kazandı.”[14]
“Prefaşist totaliter bir nitelikler” bugünün Türkiye’sine boylu boyunca damgasını vuran bir realitedir…
“DERİN” DENİLEN BURJUVA DEVLET
VII) Bunun önemli bir verisi de, “derin” denilen burjuva devletin, Susurluk’tan Şemdinli’ye uzanan para-militer ırkçı/milliyetçi marifetleridir…
“Başbakan Erdoğan ‘derin devlet’in bulunduğunu, ama dibine inilemediğini itiraf etti. Oysa, olayların devletin derininde mi, yoksa yüzeyinde mi olduğunu başbakana Şemdinli vakası ve devamı göstermediyse, başka ne gösterebilirdi?”[15]
“Mehmet Ali Ağca’dan Ogün Samast’lara kadar uzanan örneklerle dolu bir yakın tarih apaçık” değil mi?[16]
Bunun yanında örneğin “derin” bağlantılarıyla “Trabzon’da yaşananları değerlendirirken ve Hrant Dink’in cinayetini anlamaya çalışırken, işsizlik, yoksulluk ve diğer unsurların yanı sıra tarihsel arka planla bunun üzerine özenle inşa edilen ve ‘devletin güvenlik algılaması’ diye şifrelenen derin projeleri de göz önünde bulundurmak gerekiyor…”[17]
“KÜRT MESELESİ” VE ÖTESİ
VIII) T.”C” devletinin “güvenlik algılaması” açısından yılladır kırmızı hatlarla çevrelenen “Kürt Meselesi” (ve siyasal İslâm ile komünizm); resmi ideoloji Kemalizm ile doğrudan çatışma alanlarındandır…
Yüksel(til)en ırkçı/milliyetçilik ikliminde (KONDA anketine göre) Türkiye’de nüfusun “Yüzde 87’lik kesim, Güneydoğu ve Kürt sorununun nedenini, ‘Yabancı devletlerin kışkırtması’ olarak görüyor. Yüzde 80’lik kesim de çözüm için ‘Tek yol, terörün bitirilmesi’ diyor”ken;[18] Edip Başer de ekliyor: “Türkiye’nin önceliği PKK ya da Kerkük değil, bağımsız bir Kürdistan kurulmasını engellemektir. Diğerleri bu stratejik hedefin sadece bir parçasıdır.” Bu bir…
Cengiz Çandar, “Türkiye, Kuzey Irak’tan Kürdistan’a yol alamazsa, Ortadoğu’da da yol alamaz; kendi iç dengelerini oluşturmakta da zorlanır”[19] derken; “Türkiye’de Kürt sorunu iç sorun olmaktan çıktı.”[20] Bu da iki…
IX) “Kürt Meselesi” giderek reelleşip-giriftleşirken; devrimci Marksistler açısından ezilen ulusun kendi kaderini tayin hakkında, İbrahim Kaypakkaya’nın devrimci enternasyonalist tezleri, üzerinde bir daha düşünülmesi gereken güçlü bir kardeşleşme zemini sunarken; sorunun çözümünde “Başka ulusları ezen bir ulus özgür olamaz,” düşüncesi her zaman temel kalkış noktasıdır.
Bunun için “Ezen ülkelerin işçilerinin enternasyonalist eğitimi, zorunlu olarak, her şeyden önce, ezilen ülkelerin özgürlüğü ve ayrılması ilkesinin savunulmasını içermelidir. Yoksa, ortada enternasyonalizm diye bir şey kalmaz. Bu propagandayı yapmayan ezen bir ulusun sosyal-demokratını, emperyalist ve alçak saymak, hakkımız ve görevimizdir. Sosyalizmin gerçekleşmesinden önce ayrılma olasılığının binde-bir olması durumunda bile, bu istem, mutlak bir istemdir.”[21]
ENTERNASYONALİZM
X) “Yeni Dünya Düzen(sizliğ)i”yle (“YDD”) yerküre çapında büyük toplumsal sarsıntıların, siyasal çalkantıların, yani özetle keskinleşen sınıf mücadelelerinin yaşandığı ve daha da derinleşerek/yaygınlaşacağı bir döneme doğru ilerliyoruz.
Dünya çapındaki siyasal dönüşümler ve güç dengelerindeki değişimler nedeniyle sıkışan statükocu güçler, milliyetçiliği açıktan kışkırtıyorlar. Sıkça çiğnendiği için alay konusu olan “kırmızı çizgiler”, ABD ve AB emperyalizmi tarafından itilip kakılma, son yıllara damgasını vuran Kürt ulusal kurtuluş mücadelesinin artık uluslararası bir mesele hâlini alarak T.”C”yi sıkıştırması, IMF kıskacının etkilerinin giderek daha belirgin hissedilmesi, sağda ve solda milliyetçi propaganda malzemesi olarak kullanılıyor.
Tam da burada sosyalizm, milliyetçilik (ve Kemalizm) tarafından bir kez daha zehirlenmeye çalışılıyor… O hâlde merkezinde anti-kapitalizmin olmadığı bir mücadelenin hakiki bir enternasyonalizm olamayacağı bir an dahi unutulmadan; K. Marx’ın, Birinci Enternasyonal’in tüzüğüne koyduğu şu ibare, “İşçi sınıfının kurtuluşu ne yerel ne de ulusal bir sorundur; modern dünyanın bütün ülkelerini kapsayan toplumsal bir sorundur,” saptaması asla göz ardı edilmemelidir…
Zaten İbrahim Kaypakkaya’nın da “İşçilerin birliği ve hakların kardeşliği”yle anlatmak istediği de böylesine bir enternasyonalist anlayıştan başka bir şey değildir…
Kaldı ki “YDD” de bunu olmazsa olmaz kılıyor!
“YENİ DÜNYA DÜZEN(SİZLİĞ)İ”
XI) “YDD” kapitalizmin “küreselleşen gerçeği”dir! Hızla sıralıyorum…
Gelişen ülkelerde yetersiz beslenmeden ölen çocuk sayısı: 149 milyon…
Güvenilir su kaynağı bulamayan insan sayısı: 1 milyar 100 milyon…
Yeterli hijyen koşullarından yoksun insan sayısı: 2 milyar 400 milyon…
Günde 1 dolardan az parayla yaşayan insan sayısı: 1 milyar 200 milyon…
HIV’li 15 yaş altı Afrikalı çocuk sayısı: 1 milyar 1 milyon…
Temel eğitim almayan çocuk sayısı: 100 milyon…
Eğitimsiz yetişkin sayısı: 875 milyon…
Her yıl hamilelik ve doğumda ölen kadın sayısı: 515 bin…
Çatışmalarda ölen yıllık ortalama çocuk sayısı: 200 bin…
“YDD” TABLOSUNU YARATAN İMPARATORLUK
XII) “YDD” tablosunu yaratan İmparator ABD’nin yeni işgal konsepti: “Kaos Siyaseti”dir; ve bunu “Terörle Savaş” yalanı ve “BOP”un gerçekleştirilmesi harekâtı bir kez daha ortaya koymuştur…
Devasa bir emperyalist güç olan ABD İmparatorluğu, aynı zamanda bir o kadar da keyfi, yasadışı ve gayrı meşru bir güçtür.
Krizle sarsılan “Bush yönetiminin ‘teröre karşı savaş’ı aşırı derecede muğlak bir biçimde tanımlaması, ABD’de bir korku kültürü doğurdu. Yönetim böylece halkı istediği gibi yönlendirirken, eğlence endüstrisi de bu paranoyayı kullanınca Amerikan toplumunda görülmemiş ayrımcılıklar ortaya çıktı.”[22]
Bu işi bir yanı… Bununla bağıntılı öteki yüze gelince, buna dair iki saptama yapmak gerekiyor; birincisi: “Dış politikası İsrail yanlısı yeni muhafazakârlarca belirlenen ABD, Irak işgaliyle İsrail’in en büyük bölgesel güce dönüşeceği yeni bir Ortadoğu yaratmayı amaçladı. Dört yıl sonrasında İsrail’in yerine İran güçlendiği gibi, ABD de cehenneme dönen Irak’tan çekilmek zorunda kalacak…”[23]
İkincisi de, gündemdeki İran’dır… Bununla ilintili olarak Abdussettar Kasım’ın ifadesiyle, “Bush’un İran’a saldıracağından dem vurulurken, şöyle bir senaryo yazılabilir: ABD, İran’a ağır hava saldırısında bulunduktan sonra Bush nükleer tesislerin yerle bir edildiğini açıklayacak. Gece çöktüğündeyse, petrol fiyatlarının tavana vurduğu ve İran’ın az kayıp verdiği anlaşılacaktır”![24]
XIII) John Pilger, “Blair ve Bush, bu sefer de olmayan nükleer silahları bahane ederek petrolüne hâkim olmak için İran’ı vurmaya hazırlanıyor. Sivil toplum, Ortadoğu’nun modern tarihte görmediği boyuttaki bu haydutluğa karşı sesini çıkarmalı. İkilinin savaş suçlarından yargılanması gerekiyor,”[25] derken; şimdi karşımızda bir “Yeni Ortadoğu” şekilleniyor…
GERİLEN ULUSLARARASI İLİŞKİLER!
XIV) Bilindiği üzere “ABD, ‘Terörle Mücadele’ adı altında dünyayı kuşatmaya çalışıp, Rusya da ABD’nin askeri faaliyetlerine karşı çıkıp tekkutuplu dünyanın sonuna gelindiğinin mesajını veriyor”ken;[26]“ABD’nin tüm dünyayı denetimi altına alma planlarını artık herkes biliyor. Gerekçesi, her zaman olduğu gibi yalan dolandır. 11 Eylül’den sonra Bush tarafından tüm dünya dillerine sokulmuş ‘şer ülkeleri’ tanımı, ABD’nin kendi toprakları dahil hemen her yerde egemen kılmak istediği emperyal faşizmin başlıca gerekçesidir.”[27]
Bugün “Medeniyetler Çatışması” çığırtkanlığıyla, uluslararası planda ABD İmparatorluğu’nun tek kutupluluğuna karşı, içinde Rusya ve Çin’in yer aldığı bir hareketlenme söz konusudur…
Bu durum her şeyi; Türkiye’yi de etkilemektedir…
SİYASETİ, EKONOMİSİ VE ÇOCUKLARIYLA T.”C”
XV) Dünya çapında 26 bin kişiyle yapılan ankete göre 36 ülke arasında İsrail en kötü imaja sahip, Türkiye de sondan ikinci…
Bu T.”C”ye ilişkin önemli bir veri; bunun altını özenle çizelim…
T.”C”nin en önemli enstrümanı, “Avrupa’nın en büyük” ve dünyanın sekizinci en büyük ordusu TSK’dır…
Bunun da altını özenle çizelim…
Oligarşik (ve anti-demokratik) plütokrasiden başka bir şey olmayan sistemin “ilk sonucu”, zenginleri daha zenginleştirip, yoksulları açlığa mahkûm etmektir…
Örneğin TÜİK verilerine göre Türkiye’de kentlerde 3.8 milyon, kırsal kesimde ise 2.8 milyon çocuk yoksulluk sınırı altında yaşıyor!
Bu kadarı yetmez mi? O hâlde devam edelim!
Türkiye’de toplam hane halkının yüzde 20’si temiz su içemiyor…
Bebek ve 5 yaş altı çocuk ölümleriyle anne ölüm oranı hâlâ yüksek…
Türkiye’de dört çocuktan biri yoksul…
15 milyon 70 bin ailenin 3 milyon 600 bini yoksulluk sınırında…
Türkiye’de çocuk ihmali ve istismarı yaygınlaşma eğilimi gösteriyor…
Çocuk pornografisi konusunda Türkiye riskli ülke…
Alın size burjuvazinin yarattığı Türkiye!
ÜÇ CEPHE VE AFRİKA
XVI) Diyeceklerimizi toplarsak…
Dünya, 1990’lardakinden çok farklı…
Şimdilerde çok şey yeniden ve bir kez daha eşikte…
Bizimkiler geliyor; yeryüzünün lanetlileri yeniden tarihin sahnesine çıkıyor…
Yerkürede emperyalizme karşı yeniden, farklı farklı mücadele cepheleri açılıyor…
İşte Uzakdoğu’da başını Nepal’in çektiği Hindistan’dan Filipinler’e, Sri Lanka’dan Endonezya’ya kadar uzanan başkaldırı cephesi…
İşte Afganistan’dan Irak’a uzanan ve Siyonist İsrail’e karşı direnenlerin Ortadoğu cephesi…
Avrupa’da (ve özellikle de Yunanistan’da) boy veren sosyal hareketlilikler…
Sonra “Arka Bahçe”deki isyan cephesi!
Çeşitli cephelerden kuşatılmaya başlayan ve krizle sarsılan ABD emperyalizmi; “çaresi”ni İran’dan Kara Afrika’ya uzanan yeni saldırganlıklarda arıyor…
VERİLİ TABLODA KAYPAKKAYA’NIN ÖĞRETTİĞİ NEDİR?
XVII) Verili tabloda İbrahim Kaypakkaya’nın öğrettiği (ya da güncelliği), buraya kadar (elbette eksikleriyle) ifade edilenlere ek olarak şunlardır…
İbrahim Kaypakkaya, bizlere, özgüvenli başkaldıran insan olmayı öğretir…
İbrahim Kaypakkaya, bizlere, Feuerbach’ın ifadesiyle, “Büyük düşünceler uğruna yaşayan kişi, kendini düşünmeyi unutur” diyerek yaşamayı; mücadeleye kendinden bir şeyler verebilen kişinin, layığınca insan olabileceğini öğretir…
İbrahim Kaypakkaya, bizlere, siyasette haklı olup, kaybettiğimiz anların olabileceğini; mücadeleden vazgeçmemeyi, militan kararlılığı öğretir…
İbrahim Kaypakkaya, bizlere, ezilenlerin tarihini yazarken somuttan soyuta yönelmenin düşünsel önemi ve dogmatizm tehdidine karşı uyanık olmayı öğretir…
İbrahim Kaypakkaya, bizlere, geri dönüşlerin tehlikesi ve devrimin kesintisiz/sürekli olması gerektiğini öğretir…
İbrahim Kaypakkaya, bizlere, azmin ne demek olduğunu öğretir…
İbrahim Kaypakkaya, bizlere, hayal etmeyi ve harekete geçmeyi öğretir…
Ve nihayet İbrahim Kaypakkaya, bizlere, sadece korkulardan korkan bir cesaretin ne demek olduğunu öğretir…
İbrahim Kaypakkaya, bizlere, tahayyülsüz bir tasavvurun, hayalsiz bir hayatın anlamı olmadığını öğretir; öğretir; öğretir; öğretir…
29 Nisan 2007 11:16:18, Ankara.
N O T L A R
[1] 19 Mayıs 2007 tarihinde Ludwigshafen’de (Almanya) düzenlenen “İbrahim Kaypakka’yı Anma Gecesi”nde yapılan konuşma metni…
[2] Mencius.
[3] Muzaffer Oruçoğlu, “Kitle Adamı”, Devrimci Demokrasi, Yıl:5, No:107, 1-16 Mart 2007, s.12.
[4] Muzaffer Oruçoğlu, “İbo”, Saklanmaya Çalışılan Bir Meşale İbrahim Kaypakkaya, Umut Yay., 2003, s.66.
[5] Oral Çalışlar, “Bir Şeye İnandığı Zaman Onu Çok Sessiz ve Sert Bir Şekilde Savunurdu”, yage, s.80.
[6] Nihat Behram, “Direnişin de Bir Tarihi Var”, yage, s.8.
[7] Ali Dehri, “12 Mart 1971: Darbeler Zincirinin Özgün Halkası”, Teori ve Politika Dergisi, No:41, Bahar 2006, s.82-87-88.
[8] Yaşar Ayaşlı, “71 Devrimciliğinin Başka Bir Portresi”, yage, s.50.
[9] Garbis Altınoğlu, “Bir İbrahim Kaypakkaya Değerlendirmesi”, yage, s. 5-6.
[10] Cuma Tat, “Geleceğe Yönelirken Deniz, Mahir ve İbrahim”, Teori ve Politika, No:42-43, s.162.
[11] Süleyman Yılmaz Bulduruç, “Kaypakkaya’nın Pratik-Politik Marksizmi”, yage, s.13.
[12] Metin Kayaoğlu, “Marksizmin Kaypakkaya’da Özgülleşen Devrimci Diyalektiği”, yage, s.94.
[13] Naci Kutlay, “Kemalizm İttihatçı Mirası Devraldı”, Gündem, 18 Nisan 2007, s.8.
[14] Naci Kutlay, “Militarist Devlet İdeolojisi: Kemalizm”, Gündem, 19 Nisan 2007, s.4.
[15] “Eli Bayraklı Kaatil”, Kızılcık Dergisi, No:29, 20 Nisan-Mayıs 2007, s.20.
[16] Ferai Tınç, “Zehirli Öpücük”, Hürriyet, 9 Şubat 2007, s.18.
[17] Ayşe Hür, “Kökü Dışarıda Değil, Tam İçimizde”, Radikal İki, 28 Ocak 2007, s.10.
[18] “Kürt Sorunu Yabancı Kışkırtması”, Milliyet, 24 Mart 2007, s.20-21.
[19] Cengiz Çandar, Referans, 20 Mart 2007.
[20] Muhammed Nureddin, “Bağımsızlığı Kürtler Kadar ABD de İstiyor”, Haliç, 15 Nisan 2007.
[21] V. İ. Lenin, Ulusların Kaderlerini Tayin Hakkı, s.164.
[22] Zbigniew Brzezinski, “ABD Korku Cumhuriyetine Dönüştü”, The Washington Post, 25 Mart 2007.
[23] Remzi Barut, “Yeni Amerikan Yüzyılı Çabuk Bitti”, Middle East Online, 3 Nisan 2007.
[24] Abdussettar Kasım, “İran Savaşı İçin Felaket Senaryosu”, Kuds ül Arabi, 19 Mart 2007.
[25] John Pilger, “Bu Rezaleti Daha Ne Kadar İzleyeceğiz?”, The Guardian, 14 Nisan 2007.
[26] Ali Bulunmaz, “Yeni Bir Soğuk Savaş Kapıda”, Radikal, 23 Nisan 2007, s.13.
[27] Güray Öz, “Tehlikeli Planlar”, Cumhuriyet, 21 Şubat 2007, s.6.
Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s