Kara para, kayıt dışı, AKP, Ali Dibo’lar ya da kapitalist yolsuzluk öyküsü

“Karşılaştığımız problemleri onu yaratan
düşünce sistemiyle çözemezsiniz.”[1]
Coğrafyamızda kara para, kayıt dışı, rüşvet ve benzerlerinden söz etmek AKP’den
CHP’ye, oradan da MHP ile tüm düzen partilerinin, Ali Dibo’larının tartışılmasını ya da
kapitalizmin yolsuzluk öyküsünün irdelenmesini gerektirir.
Bu irdeleme de, kapitalizme mündemiç bin bir yalanın ayıklanması; veya gerçeklerin
yerli yerine oturtulması için “olmazsa olmaz”dır..

I-) KAPİTALİST YOLSUZLUK DÜNYASI
Kapitalizm yolsuzluktur; çünkü kapitalizmde yolsuzluk sermaye birikimi, kâr ve talan
demektir; ve nihayet yerkürede yolsuzluğa bulaşmamış bir kapitalizm söz konusu olmaz!
Uluslararası Saydamlık Örgütü’nün “Birleşmiş Milletler (BM) Yolsuzlukla Mücadele
Günü” nedeniyle hazırladığı “2005 Dünya Yolsuzluk Barometresi” başlıklı rapor çok ilginç bir
tabloyu ortaya çıkardı. 69 ülkede gerçekleştirilen araştırma sonuçları, insanların
yolsuzlukların arttığına inandığını gösteriyor. Araştırmaya göre insanlar en çok siyasi
partilerin kirlendiğini düşünüyor. Dünyanın çeşitli bölgelerinde, siyasi partilerden sonra en
yozlaşmış kurum olarak meclisler, ardından adalet sistemleri, gümrükler ve maliye kurumları
görülüyor. Batı Avrupa’da ise siyasi partileri yasama organları, medya ve iş dünyası takip
ediyor.
Yine dünya çapında 180 ülkeyi kapsayan 2007 yılı yolsuzluk endeksinin Transparency
International (Uluslararası Saydamlık Örgütü) tarafından açıklanan verilerine göre, 2006
yılında çıkarılan listede 163 ülke arasında 3.8 puanla 60. sırada yer alan Türkiye, 2007’de
puanındaki 0.3’lük artışa karşın 17 yeni ülkenin eklendiği listede 64. sıraya geriledi. Türkiye
64. sırayı kendisi ile birlikte üye adaylığı tanınan Hırvatistan ve 2007 yılı başından beri birlik
üyesi olan Bulgaristan ile paylaşıyor.
Listenin son sıralarında ise Asya ve Afrika’nın fakir ülkeleri yer alıyor. Yolsuzluğun en
yoğun hissedildiği ülkeler arasında ilk sırayı Somali ve son günlerde siyasi şiddet olayları ile
1gündeme gelen Burma paylaşıyor. Irak, Haiti, Özbekistan, Tonga, Sudan, Çad ve Afganistan
ise izleyen diğer ülkeler.
Transparency International’ın gelişmekte olan ülkelerde yaptığı “rüşvet endeksi”
araştırmasında 30 ülke arasında Türkiye, Rusya’nın ardından 4. oldu. 126 ülkede faaliyet
yürüten 11 bini aşkın şirketin yöneticilerinin katılımıyla gerçekleştirilen anketin sonuçlarına
göre hazırlanan raporda, dünya dış ticaretinde en fazla rüşvet verme eğiliminde olan
ülkelerin Hindistan ve Çin, rüşvete en az başvuran ülkelerin ise sırasıyla İsviçre, İsveç,
Avustralya ve Avusturya olduğu belirtilirken kimi örnekleri sıralayalım…
* Dünyada: Bankalardaki para hareketinin tahminen yüzde 5’e varan miktarı, kara
paranın aklanması amacıyla gerçekleştiriliyor… Sadece uyuşturucu ticaretinden elde edilen
gelirlerin, her yıl dünya gayri safi milli hasılasının yüzde 2.5’ine (yaklaşık yıllık 1 trilyon dolar)
ulaştığı tahmin ediliyor… Aklanmış fonlar 20 trilyon dolar civarında… Uyuşturucu
baronlarının elinde biriken, harcanabilir aklanmış fonların 15 ile 20 trilyon dolar arasında
olduğu düşünülüyor…
* İngiltere: Eski başbakanı Tony Blair’in İngiliz silah şirketi BAE Systems ile Suudi
Arabistan arasında 1985’te imzalanan dev silah anlaşmasında yolsuzluk yapıldığı iddialarının
incelenmesine yönelik soruşturmaların önünü tıkadı. Rüşvet iddialarına ilişkin görülen
davada, iddia makamı Blair’in 2006’da Başsavcı Lord Peter Goldsmith’e yazılmış bir
mektubunu sundu. Blair mektubunda, “soruşturmanın terörizm ve güvenlik açısından ulusal
çıkarlara hizmet etmeyeceği” vurgusu yapıyordu. İngiliz Ağır Dolandırıcılık Masası tarafından
açılan soruşturma Suudi kraliyet ailesi üyelerinin isimlerine ulaşılması üzerine 2006 yılında
durdurulmuştu…
Ayrıca yine İngiltere’de yalnızca mahkemelere yansıyan yolsuzluk ve dolandırıcılık
olaylarının 10 yılın en yüksek seviyesine ulaştığı açıklandı. Davaya konu olan vakalarda
toplam 1 milyar sterlinlik yolsuzluk ve usulsüzlüğün söz konusu olduğuna dikkat çeken mali
danışmanlık şirketi KPMG araştırmasının sonucunda, sadece 2005 yılında, mahkemelere
yansıyan 222 davada toplam 942 milyon sterlinlik usulsüzlük iddiasının yer aldığını bildirdi.
İngiltere’deki usulsüzlük, yolsuzluk ve dolandırıcılık olaylarının yüzde 90’ının sorumlularının
ise organize suç örgütleri ve şirket yöneticileri olduğu ifade edildi…
* Fransa: Eski Cumhurbaşkanı Jacques Chirac’ın Japonya’daki bir banka hesabında 45
milyon euro parası olduğu iddia edildi. Yolsuzluk dosyaları yayımlamakla ünlü haftalık mizah
dergisi Canard Enchainé de, Askeri Haber Alma Teşkilâtı’ndan emekli istihbaratçı General
Philippe Rondot’nun sorgu yargıcına verdiği yeminli ifadesine dayanarak, Chirac’ın 1992
yılından beri “Tokyo Sowa Bank”ta gizli hesabı bulunduğunu yazdı…
2* Endonezya: 31 yıllık demir yumruklu iktidarında, muazzam yolsuzlukların sefasını
süren eski diktatör Suharto hakkında zimmetine geçirdiği devlet fonlarıyla ilgili dava açılıp
1.54 milyar dolar tazminat istendi. Davada, Suharto’nun hem zimmetine geçirdiği 441 milyon
doları iadesi hem de 1.1 milyar dolar tazminat ödemesi talep edildi…
* Çin: Müfettişler, yolsuzluktan yargılanan üst düzey yetkililerin yüzde 90’ının metresi
olduğunu saptadı. Beijing News’un haberine göre, başsavcılığın raporunda, 2002-2006
kesitinde büyük yolsuzluklardan ceza almış 16 eyaletten üst düzey yetkililerin büyük
bölümünün rüşvet, kumar, para aklamanın yanı sıra ‘seks için elindeki gücü kullandığı’ yer
aldı. Haberde, “Yaklaşık yüzde 90’ı metres tutuyor, bazılarıysa birkaç tane” denildi…
* Bulgaristan: Sadece 2006 yılında 1 milyar avroluk rüşvet verilmiş…
* Kenya: Bir ailenin gelirinin üçte biri rüşvete gidiyor… [2]
* Kuzey Kıbrıs: Kayıt dışı ekonomi yüzde 40’lara varmış durumda…
* Kuzey Irak: Ekonomik Kalkınma ve İşbirliği Örgütü (OECD), hükümetin, Kuzey Irak’ta
rüşvet veren 139 Türk firmasıyla ilgili soruşturmayı savsakladığını bildirdi. Hükümetin bu
konunun soruşturulmasına yönelik Adalet Bakanlığı nezdinde bir yönetici atadığını, ancak
konuyla ilgili olması gereken kurumların ne soruşturmadan ne de söz konusu atamadan
haberdar olduklarını belirten OECD, hazırladığı rüşvet raporunda, “Bu durum hükümetin
rüşvet konusundaki tutumunu göstermektedir. Yaşanan iki yıllık gecikme rüşvetle
mücadeledeki isteksizliği göstermekte ve kaygıyla karşılanmaktadır” ifadesini kullandı…
* BDT: Sovyet sonrası bağımsızlıklarını kazanan ülkelerin birincil sorunu yolsuzluk.
İddialar, Ukrayna’da Batı yanlısı yönetimin zayıflamasına neden oldu. Kırgızistan’da önceki
yönetime atfedilen yolsuzluk iddiaları yeni dönemde daha da hızlandı.
Dünyadaki rüşvet ve yolsuzlukları araştırmak ve ölçmek amacıyla 1993 yılında,
Almanya’nın Berlin kentinde Uluslararası Şeffaflık Kurumu’nun (Transparency International
Secretariat) merkezi kuruldu.
Uluslararası Şeffaflık Kurumu’nun yayımladığı 2006 yılı Yolsuzluk Algılama Endeksinde
BDT ülkelerinin çoğunun, özellikle de topluluk üyesi Orta Asya ülkelerinin en alt sıralarda yer
aldığı görülüyor.
2006 yılında 163 ülke arasında gerçekleştirilen ve yolsuzluğun en düşük oranlarda
yaşandığı veya hiç yaşanmadığı ülkeden yolsuzluğun en fazla olduğu ülkeye kadar uzanan
yolsuzluk incelemesinde Moldova 79. sırada, Ermenistan 93. sırada, Gürcistan ve Ukrayna 99.
sırada, Kazakistan 111. sırada, Rusya Federasyonu 121. sırada, Azerbaycan 130. sırada,
3Kırgızistan ve Tacikistan 142. sırada, Beyaz Rusya ve Özbekistan ise 151. sırada yerlerini
alıyor…
Bunlara önemli bir ek de AB’den! Politikalarında “insan hakları ve demokrasi
konularında mikrofon” olarak lanse edilen Avrupa Parlamentosu’nun (AP) üyeleri hem
‘yolsuz’ hem ‘yavuz hırsız’ çıktı. Çok sayıda milletvekilinin AP’nin 107 milyar avroluk bütçesini
zimmete geçirmek dahil har vurup harman savurduğu parlamentonun Bütçe Kontrol
Komitesi’nin 92 sayfalık raporuyla ortaya çıkarıldı. Fakat dünyaya ‘şeffaflık’ vaaz eden
parlamento, ‘rapor gizli’ deyip ‘yolsuz’ yüzünü seçmenleriyle paylaşmaktan kaçındı.
Yolsuzluğun ‘çok yaygın şekilde’ yapıldığına dair raporun sadece varlığından basına bahseden
komitenin İngiliz Liberal Demokrat üyesi Chris Davies de ateş hattında.
Komite üyelerinin gizlilik yemini ettikten sonra kilitli odaya girip sadece okuyabildiği
raporda 40 kadar vekille ilgili 167 yolsuzluk ya da usulsüzlük tespit edildi. Vekillerin inanılmaz
yol masrafı çıkardığı, yanında çalıştırdıkları danışmanlara bol keseden para verdikleri,
bazılarının ‘danışman ödeneği’ kisvesi altında kendi partilerine, bazılarının hayali hizmetler
için belli şirketlere para aktardığı belirtildi. Hatta bir vekil danışmanına maaşının 19.5 katı
yılbaşı ikramiyesi bahşederken biri kreş, bir başkası marangoz masrafını AP’ye ödetmiş.
Ayrıca maaş ödenen kişilerin vergi ve sosyal güvenlik aidatlarıyla ilgili usulsüzlükler de işin
cabası. Hâl böyleyken parlamento raporun yayınlanması konusunda ikiye bölündü…
I.1-) KARA PARA İLE KAYIT DIŞI GENELİ
Lyon III Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğretim Görevlisi Prof. Dr. Emile François Callot,
“Rüşvet demokrasiyi kangren eder ve tartışılır hâle getirir. İşte bu yüzden rüşvetle mücadele
etmek gerekir,” deyip, “rüşvetin sınırlarının genişlediği”ne dikkat çekiyorken; şunu özenle
belirtelim: “Sömürüye dayanan tüm üretim ilişkileri gibi kapitalizm de ‘yolsuzluğun’ ta
kendisidir. Çünkü kapitalist sermayenin ve tüm servetlerin kaynağı işçilere karşılığı
ödenmemiş olan artı-emektir. Eğer bir çalıp çırpma varsa suçlu tam da burada aranmalıdır.
Özü bu anlamda hırsızlığa dayanan kapitalizmin her türlü çürümeyle beraber yolsuzlukları da
üretmesi bu yüzden kaçınılmazdır…”[3]
Bu bağlamda kara para ve kayıt dışı: Hemen hemen kimsenin farkına bile varmadığı;
ama her an, her yerde sürüp giden, hepimizi şu ya da bu zaman diliminde etkileyen bir suç.
Dünyanın her yerinde artış kaydeden bir olgu. Devletlerarasındaki sınırları tanımayan,
hukuka, yasalara kulak asmayan çok boyutlu bir faaliyet…
4Dünya çapında giderek artan kara paranın aklanması; suç işlenerek elde edilmiş
paraların, uluslar arası bankacılığın karmaşık trafiğinden geçirilerek aklanıp paklanması, ve
yasal yollardan kazanılmış bir gelir görünümüne kavuşturulmasıdır.
Merkezi Mayami’de bulunan “manilanrin.com” adlı internet sitesini yöneten Charls
Indiago: “İşlenen suçların yüzde 95’i para kazanmak amacıyla gerçekleştiriliyor. Kara para
aklama işi de kâr elde etmek amacıyla işlenmiş suçlarla tamamen orantılı düzeyde.”
Dünya çapında her yıl 2 trilyon dolar kadar bir kara para aklanıyor. Günümüzde bir çok
devlet arasındaki sınır kontrollerinin azalmış olmasıyla kara para özgürce bir hesaptan
diğerine akıp gidiyor. Gelin bir para aklayıcısına kulak verelim. On yıldır kara para aklayan, asıl
mesleği avukatlık olup şimdi Miami’de tam bir profesyonel gibi bu işi yürüten Ken Vicok.
“Acaba şimdiye kadar akladığı paraların miktarı nedir?” derseniz: “E, malum nedenlerle tabii
ki, kaydını tutmadım bu işin; ama temsil ettiğim gruplardan birinden söz edeyim yalnızca.
Bunlar 200 milyon dolar kazanmıştı; dolayısıyla önemli miktarlar söz konusu.”
Denilebilir ki en geniş anlamıyla, kayıt dışı gelir, vergisi verilmemiş gelirdir. Bu
bağlamda kayıt dışı para kara para olarak sınıflandırılır. Paranın yasal ya da yasal olmayan
faaliyetlerden kazanılmış olması oralarda paranın rengini değiştirmez.
Meşhur gangster Al Capone yasa dışı yollardan gelir elde ettiği için değil, elde ettiğin
gelirin vergisini vermediği için tutuklanmıştı. Bunun üzerine o da meşhur sözünü söylemişti:
“Yasal olmayan gelirin yasal vergisi olamaz.”
Kayıt dışılığın yaygın olduğu ülkelerde kara para kavramı biraz daha değişiktir. Kara
para suç sayılan faaliyetlerden elde edilen gelirdir. Doğal olarak, bu yolla kazanılmış gelirlerin
vergileri verilemez. Dolayısıyla, kara para kayıt dışılığın bir alt sınıfıdır.
Evet, bir kez daha tekrarlamak pahasına vurgulayalım:
Kara Para: Her türlü suç faaliyetinden elde edilmiş gelir, kara paradır. Uyuşturucu, silah,
tarihi eser kaçakçılıkları, mafya tipi suçlar gibi faaliyetlerden elde edilen gelir, kara paradır.
Gerçek muamele veya durum olmadığı hâlde bunlar varmış gibi düzenlenen sahte belge
olarak adlandırılan belge kullanılması sonucunda elde edilen gelir de kara para sayılmaktadır.
Gri Para: Kara para aklanması kapsamında değerlendirilmeyen ancak yasal olmayan
yollardan elde edilen gelirler gri para olarak kabul edilmektedir. Rüşvet ve yolsuzluk sonucu
elde edilen paralar, yasal yoldan elde edilmiş ancak vergisi ödenmemiş gelirler, bu tür
paradır.
Bu verilerden hareketle bir çerçeve oluştursak: Yolsuzluk, tarihsel süreç içerisinde çok
farklı kavramlarla ve düzeylerde tartışılan bir kavram olagelmiştir. Şüphesiz bu kavramsal
5farklılaşmalar, onu inceleme nesnesi hâline getiren bilim insanlarının dünyayı algılama ve
yorumlama biçimlerinden kaynaklanmaktadır. Ancak tek neden bu da değildir. İçinde
bulunulan nesnel süreçler ve düşünsel alandaki egemen iklim aynı oranda belirleyicidir.
Yolsuzluğun tarihsel süreç içerisindeki farklı kavramlaştırılması bunu daha kolay hâle
getirmekte, kimi önemli ip uçlarını da vermektedir. Kavramın deşifre edilmesi ile ifade
edilmek istenen, aynı zamanda çalışmanın varsayımlarından birini de oluşturacak olan
yolsuzluğun fetiş bir kavram olduğuna dair yapılacak vurgudur. Yolsuzluğa ilişkin kullanılan bu
kavram, Marx’ın kapitalist ilişkilere dair yaptığı vurgudan esinlenerek kullanılmaktadır. Buna
göre; kapitalist toplumda maddi nesnelerin varolan toplumsal ilişkiler bağlamında
kendilerine yüklenilen belirli karakteristik özellikleri vardır ve bu özellikler bu nesnelere
aitmişçesine bir görünüm almaktadırlar. Bu ilişkiler, kapitalizmin bir tür maske takmış
hâlleridir. Toplumsal ilişkiler arkasındaki gerçekliği gizledikleri gibi, kendi yüklendiği
anlamlarla gerçekliğin algılanmasında bir yanılsama yaratmaktadırlar…
Kapitalizmde yolsuzluk: “Kalkınmanın Etkin Yağı”dır.
Erken dönem çalışmalarda yolsuzluk çoğunlukla ekonomik kalkınma için olumlu bir
unsur olarak ele alınmaktadır.[4] Bu yaklaşımların temel dayanağı, yetersiz ve beceriksiz bir
bürokrasi veya etkin olmayan düzenleyicilerin varlığındansa, yolsuzlukların “ikinci en iyi” yol
olarak daha rasyonel olabileceği varsayımıdır. Aynı zamanda, hukukun hâkimiyetinin zayıf
olduğu ülkelerde, yolsuzluk alternatif bir uzlaşma yolu olabilmektedir.[5]
Huntington,[6] “Political Order in Changing Societies” (1968) isimli çalışmasında
yolsuzluğu, kamu görevlilerinin özel amaçlar uğruna kabul edilmiş normlardan sapma
davranışları olarak tarifler. Bu tarif bugün de büyük ölçüde kullanılagelmektedir. Huntington,
hareket noktası olarak kamu bürokratlarının davranışlarını almaktadır. Bununla birlikte
Huntington’da yolsuzluk yapısal ancak değişebilen bir durumdur. Yolsuzluğun yapısal özelliği,
“yolsuzluk neden bazı toplumlarda diğerlerinden daha fazladır? ve neden yolsuzluk bazı
zamanlarda daha fazla görülür?” sorularının cevaplanmasına da olanak sağlamaktadır. Bu
yaklaşım, aynı zamanda ülke farklılıklarını açıklamakta da bir imkân olmaktadır.
Yolsuzluk neden bazı toplumlarda diğerlerinden daha fazladır?
Ve neden yolsuzluk bazı zamanlarda daha fazla görülür?
Huntington’a göre, bu soruların cevabı yolsuzlukla modernleşme arasındaki ilişkide
saklıdır. Yolsuzluğun artış gösterdiği dönemler aynı zamanda sosyal ve ekonomik
modernizasyonun da hızlı olduğu dönemlerdir. Bunun nedenleri ise şöyledir:
6* Modernizasyon toplumun temel değer yargılarında bir değişimi içerir. Modern
normlar ile geleneksel normlar arasındaki farklılıklar yolsuzluğu besler, geleneksel normlar
önceleri toplum tarafından kabul edilirken, modernleşmeyle birlikte meşruluklarını kaybeder
ve yolsuz olarak görülürler.
* Modernizasyon yeni kaynaklar ve yeni güç odakları yaratmada yardımcı olur.
Yolsuzluk bir anlamda yeni grupların, bu yeni kaynakların sonucu olarak politik arenada
kendilerine yer aramalarının bir ürünüdür.
* Modernizasyonun politik sistemde yol açtığı değişimler de yolsuzluğu cesaretlendirir.
Modernizasyon, özellikle geç kapitalistleşen ülkelerde devlet otoritesinin ve idari
düzenlemelere bağlı faaliyetlerin genişlemesini de içerir. Yasalar karşısında dezavantajlı
durumda olan bazı gruplar da yolsuzluğun potansiyel kaynağını oluşturacaktır. Yasaların
genişlemesi, yolsuzluk olanaklarını da genişletir. Özellikle ticaret, gümrük, vergileri etkileyen
yasalar ve kumar, içki vb. gibi faaliyetlere ilişkin düzenlemeler yolsuzluklar için birer teşvik
unsuru olmaktadır.
* Yolsuzluklar feodalizmden modernizme geçen bir ülkede merkezi bürokratik bir
toplumdan modernizme geçen bir topluma oranla daha az görülecektir. Diğer bir ifadeyle
“sınıf kutuplaşmasının (class polarization) daha fazla olduğu ülkeler aynı zamanda politik
yolsuzluğun daha az olduğu ülkelerdir.”
Huntington “modernleşme” süreci içerisine yerleştirdiği yolsuzluğu olumlu bir kavram
olarak ele almaktadır. Ona göre yolsuzluklar devletin bürokratik yapısını zayıflatıp,
kurumsallaşmayı hızlandırdığı için ekonomik gelişmede katkılı olabilmektedir. Huntington bu
görüşünü şu sözlerle ifade etmektedir: “İktisadi gelişme bakımından rijit (katı), aşırı
merkeziyetçi ve dürüst olmayan bürokrasiye sahip bir toplumdan daha kötü olan, aşırı
merkeziyetçi ve dürüst bir bürokrasisi olan bir toplumdur.”[7] Benzer şekilde Leys de kamu
görevlilerine yapılan küçük çaplı ödemelerin bürokratik süreci hızlandıracağını ve ekonomik
büyümeye katkıda bulunacağını ileri sürmektedir. Leys’e göre yolsuzlukların sonuçlarının her
zaman önemli ve kötü olduğunu düşünmek doğal, fakat yanlıştır.[8]
Myrdal ise rüşvetin basit bir transfer olduğunu ve bu nedenle de ciddi bir sosyal kayıp
içermeyeceğini belirtir.[9] Leff ise Huntington’a benzer şekilde yolsuzluğa pozitif anlam
yükler. Leff’e göre, kamu yönetiminde alınan yanlış kararlar yolsuzluklarla telafi edilebilir. Bu
nedenle yolsuzluklar bir anlamda bürokratik mekanizmanın yağı işlevi görmekte ve ekonomik
sistemin işleyişi üzerinde olumlu bir etkiye sahip olmaktadır. Leff, sınırlı kamu tahsisleri için
ödenen rüşvetin, söz konusu rüşveti ödeyenler için bir ek maliyet öğesi olduğunu belirtir. Bu
ek maliyet ise rüşvet ödeyenleri daha verimli olarak çalışmaya itecek ve sonuçta ekonomide
verimli olarak çalışan ekonomik üniteler yaşamlarına devam edebileceklerdir. Bunun sonucu
7olarak da ekonomideki verimlilik ve rekabet gelişecektir. Leff, rüşvet yoluyla vergi
kaçırılmasının da her zaman olumsuz sonuçlar doğurmayacağını ileri sürer. Vergi kaçıranların
devlete oranla tüketim eğilimlerinin düşük, yatırım eğilimlerinin yüksek olması durumunda
yolsuzluklar sonucunda kaçırılan vergiler yatırımları artırıcı bir işlev görebileceklerdir.[10]
Ekonomik kalkınma için olumlu etkileri olabileceği ileri sürülen yolsuzluk, 1970’lerle
birlikte ekonomik kalkınma için olumsuz bir unsur olarak kabul edilecektir. Bu yaklaşım
farklılığı kavramsal düzeyde de bir farklılaşmaya işaret eder. Bu dönemden sonraki
çalışmalarda kullanılan kavram “rant kollama” olur.
Neden böyledir?
Bu sorunun cevabı herhâlde en fazla “yolsuzluğun” meşrulaştırıcı bir unsur olarak nasıl
işlev gördüğünde yada Güler’in deyimiyle “nasıl bir kavramsal kuşatma” sağladığında saklıdır.
Çünkü dönem aynı zamanda neo-liberal politikaların hızla benimsendiği ve uygulamaya
konulduğu dönemdir. Aşağıda da ayrıntılandırılacağı üzere; ekonomik kalkınmanın yolu
devletin ekonomideki etkinliğinin sınırlandırılmasından geçmektedir. Zaten yolsuzlukların
(rant kollamanın) faili de devlet değil midir? [11]
Elbette devlettir; Türkiye’de olduğu gibi kapitalist devlet…
II-) KARA PARA İLE KAYIT DIŞININ TÜRKÇESİ
Önce verilerin somut diliyle başlayalım:
* Türkiye ekonomisinin yüzde 40’ından fazlası kayıt dışı… Kayıt dışılık tarım sektöründe
yüzde 90’a ulaşıyor… Yeni yaratılan 100 istihdamdan, sadece 8’i kayıt içi olarak
gerçekleşiyor…
* Türkiye’deki kayıt dışı 260 milyar dolar civarındadır…
* Türkiye’nin Almanya’dan en fazla kara para gönderildiği tahmin edilen ülkeler
arasında 3. sırada yer aldığı bildirildi. Focus dergisinin kara para aklanmasına ilişkin bir
haberinde, 2006 yılında Almanya’dan en fazla kara para gönderildiği tahmin edilen ülkelerin
başında 500 adet şüpheli havaleyle Rusya’nın geldiği, Rusya’yı 213 adetle Ukrayna ve 112
şüpheli olayla Türkiye’nin izlediği belirtildi. Almanya’ya en fazla şüpheli havalenin de 168
adetle ABD’den yapıldığı, bunu 139 havaleyle Rusya’nın ve 126 şüpheli havaleyle de
Kazakistan’ın izlediği kaydedildi…
8* PricewaterhouseCoopers’ın 40 ülkede gerçekleştirdiği araştırmaya göre, Türk
şirketlerinin yaklaşık üçte biri son 2004-2005 yılları içinde ‘ekonomik suç’la karşılaşmış.
Türkiye’de şirketlerin vaka başına ekonomik suçlardan kaynaklanan mali kaybı, 2.4 milyon
dolar olan dünya ortalamasından oldukça yüksek…
* Türkiye’deki şirketlerde rüşvet verme ve rüşvet alma yaygın… Ekonomik suçlardan
kaynaklanan mali kayıp, vaka başına ortalama 3.9 milyon dolar…
* Geçmişte, Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Teşkilâtı (OECD) Mali Eylem Görev
Grubu’nun (Financial Action Task Force-FATF) ‘kara para cenneti ülkeler’ listesine giren
Türkiye, yine sınavı geçemedi.
* OECD Mali Eylem Grubu FATF’ın istatistik yönteminde yapılan değişiklik nedeniyle
Kara para aklama ve terörün finansmanı davalarında açık resim elde etmenin mümkün
olmadığı eleştirisi getirdiği Mali Suçları Araştırma Kurumu (MASAK), 2.4 milyar YTL tutarında
kara para aklama suçunun yargıda olduğunu açıkladı… 2006’da kara paraya ilişkin yapılan
şüpheli işlem bildirimleri önceki dört yılın toplamını aşarak 1.140’a ulaştı…
* Maliye Gelirler Kontrolörleri, vergi kayıp ve kaçağında ürküten tablonun devam
ettiğini bildirdi. Son 1.5 yıllık dönemde yapılan denetimlerde incelenen mükelleflerin, 44.3
milyar YTL olan gelirlerinin sadece 12.5 milyar YTL’sini Gelir İdaresi’ne beyan etikleri
belirlendi… Yani mükellefler vergide her 100 liralık gelirin 72 lirasını devletten gizledi…
* MASAK’ın araştırması, Türkiye’nin kara para cenneti olduğunu ortaya koydu. Sadece
dava konusu olan ve 1997 başından beri aklandığı belirlenen kara para 2 katrilyon 331 trilyon
709.9 milyar lira. Bu rakam, Tarım Bakanlığı ve Sağlık Bakanlığı bütçesinin neredeyse yarısına,
İçişleri Bakanlığı bütçesinin ise 2.5 katına denk düşüyor. Saptanabilen kara para miktarının
sadece buzdağının görünen yüzü olduğu düşünülürse sorunun boyutları daha iyi ortaya
çıkıyor… MASAK, faaliyete geçtiği 17 Şubat 1997 tarihinden 2006 yılı başına kadar olan
dönemde yapılan çalışmaları, bir faaliyet raporu ile ortaya koydu. Yaklaşık 9 yıllık bu süreçte,
dava konusu olan 172 dosyada, 1 katrilyon 305 trilyon 568 milyar lira kara para aklandığı
saptandı…
* Erol Evcil’in 1994-1997 arasında İş Bankası’ndan Kara para aklamak amacıyla 3 trilyon
357 milyar lira ve 109 milyon dolar kredi çekti… Alaattin Çakıcı’nın kasası olduğu ileri sürülen
Erol Evcil ve turizmci Hüseyin Kayapalı’ya yönelik ‘Kara para’ operasyonu başlatıldı. Erege
Metal’in gizli sahibi Evcil’le Nilüfer Turizm’in sahibi Hüseyin Kayapalı’nın da aralarında olduğu
44 kişi gözaltına alınarak, malvarlıkları donduruldu…
Bu tür somut verilerin ışığında toparlarsak: Türkiye, yolsuzluk, zimmete geçirme,
rüşvet, suistimal gibi nedenlerle uğradığı mali kayıp açısından dünya liderleri arasında yer
9alıyor. PwC (PricewaterhouseCoopers) tarafından iki yılda bir gerçekleştirilen ve bu sene ilk
defa Türkiye sonuçlarının da yer aldığı “Global Ekonomik Suç Araştırması”nın dördüncüsünün
sonuçları açıklandı.
Türkiye Ticari Anlaşmazlıkların Çözümü ve Suistimal İncelemeleri Direktörü Wayne
Anthony, Türkiye’de ekonomik suçlardan kaynaklanan mali kaybın, vaka başına ortalama 3.9
milyon dolar olduğunu belirterek, “Bu miktar, 2.4 milyon dolar olan dünya ortalamasından
yüzde 63 daha yüksektir” dedi.
Araştırmada ekonomik suçlar kavramıyla hırsızlık veya çeşitli hilelerle aktifleri çalma,
sahte ödemeler ve mali tablolarda sahtecilik yapma, yolsuzluk ve rüşvet, para aklama, fikri
hakların ve kurumsal sırların çalınması gibi suçlar kastediliyor. 16 farklı endüstriden
şirketlerin yer aldığı araştırmaya göre, en çok sahtecilikle karşılaşılan sektörler yüzde 57 ile
sigortacılık  ve perakende…
Anthony, Türkiye’de en çok rapor edilen suçun şirket aktiflerinin çalınması olduğunu
dile getirdi. Anthony, 4.2 milyar dolarlık toplam zararın yaklaşık yüzde 45’inin E7 (Gelişen 7-
Brezilya, Çin, Hindistan, Endonezya, Meksika, Rusya ve Türkiye) ülkelerinde faaliyet yürüten
şirketlerce karşılandığını, E7 ülkelerinde iş yapan şirketlerin ortalama maliyetinin 5.1 milyon
dolar olduğunu ifade etti.
Sonuçlara dahil edilen her bir ekonomik suçun ortalama maliyeti, E7 ülkelerinden 12.9
milyon dolarla Rusya, 9.4 milyon dolarla Brezilya ve 3.9 milyon dolarla Türkiye’de en yüksek
düzeylerde bulunuyor.
Yolsuzluk, kara para ve kayıt dışına karşı mücadele sözde kalıyor, bırakılıyor…
Örneğin kara para aklama suçunun takibi ve soruşturmalarında etkin rol alan MASAK,
pasifize edilerek görevi “koordinasyon”la sınırlanıyor. TBMM Plan ve Bütçe Alt
Komisyonu’nda çalışmaları süren tasarıyla ilgili rapor hazırlayan CHP’li komisyon üyesi Akif
Hamzaçebi, tasarının bu hâliyle yasalaşmasının “kara para aklamayla mücadele yönünden
geriye gidiş” olacağını bildirdi.
Ayrıca MASAK, en önemli görevlerinden biri olan “ön inceleme yapma”yı, eleman sayısı
az olduğu için bırakıyor. MASAK Başkanvekili Genç Osman Yaraşlı, kuruma çuvallar dolusu
belge ve bilgi geldiğini ama inceleme yapacak elemanları olmadığını söyledi. Bu yüzden
birçok dosyanın, ön inceleme yapılamadığı için zaman aşımına uğradığını kaydeden Yaraşlı,
zamanaşımına giren dosyalar arasında akaryakıt kaçakçılığı ve bankacılıkla ilgili iki dosya da
bulunduğunu bildirdi. Yaraşlı, incelemelerin savcılıklar tarafından yürütülmesi gerektiğini
savundu.
10Bu noktada Oktay Ekşi’nin ifadesiyle, “Kara parayla mücadele de bugünkü iktidarın
(Allah’ları var!) ağzından düşmeyen bir konudur. Hatta parti ve hükümet programlarında
yazılanları okusanız, gözleriniz yaşarır. Ama uygulamanın buna uygun olmasını beklerseniz,
işte o abestir. Çünkü kara para dediğiniz kaynak, döner dolaşır siyasi partilerin -özellikle
iktidarda olanın- seçim giderlerini karşılar. Yandaşlara sermaye olur. Partiyi destekleyenlerin
bir adım sonra karşınıza ‘itibarlı işadamı’ olarak çıkmasını sağlar. Onları yüzlerinden,
isimlerinden değil, ani olarak ortaya çıkan büyük şirketlerinden ve gazetelere verdikleri çarşaf
gibi ilanlardan anlarsınız.
Siz, ‘Kara para olmasa, ekonomimiz dönmez’ diyen başbakanı ve bakanları
anımsamıyor musunuz?
OECD’ciler, ‘Kara parayla mücadele ediyorsanız neden hapiste kimse yok?’ diye merak
etmişler. Bunu üstelik raporlarına da yazmışlar.
Dedik ya… Bunlar tuhaf adamlar… Türkiye’de ‘kara para’ yüzünden, ‘gayri meşru
kazanç’ yüzünden değil, insanlar ‘düşündüklerini söyledikleri için’ hapse atılır. Bunu da mı
bilmiyorlar?”[12]
Durum(umuz) tam da böyledir; ve bu durum(umuz)un da bir tarihi vardır…
II.1-) TARİHTEN GÜNCELE ÖRNEKLER
“Türkiye’de 1980’den sonrası ekonomik uygulamaları içinde, yolsuzlukların çığ gibi
artmış olacağını gösteren bazı ipuçları vardır.
Yüce Divan’daki ifadeler, kayıt dışı işlemlerde büyük artışlar olduğu konusundaki resmi
açıklamalar, devlet ihalelerinin yapılış biçiminde ortaya çıkmaya başlayan, siyasetçi-işadamı-
bürokrat işbirlikleri konusundaki iddialar, bozukluğun büyük boyutlara ulaştığını
göstermektedir.
Kamu ihaleleri ve işlemlerinde, siyasal partilerin kadrolaşmaları sırasında ortaya çıkan,
rüşvet, kayırma, yakınlara devlet kesesinden çıkar sağlama iddiaları, halktan gizlenen finansal
bilgilerin yarattığı kuşkular, gittikçe artmaktadır.
Türkiye’de, kayıt dışılık, iş hayatına yaygın gizlilik, toplumdan gizlenen devlet
uygulamaları, yolsuzlukları önlemek amacıyla alınan önlemlerin etkisiz kalması, yargılama ve
infaz konularında yargı organlarımızda beliren adaletsiz uygulamalar, üst üste birikmiş ceza
ve kamu alacağı afları, halkımızda umutsuzluk ve çaresizlik kaygıları yaratmaktadır,” der
Mustafa Aysan…
11Haksız da değildir…
Çünkü “Türkiye’nin yolsuzluk geçmişine bakacak olursak, 1980’den sonraki dışa açılma
sürecinde hayali ihracatla başlayıp ‘Benim memurum işini bilir’ deyişine uzanan,
bankacılıktan telekomünikasyona kadar farklı sektörlerde kendini gösteren, ülke sınırlarını
aşıp diplomatik krizlere yol açacak kadar büyük boyutlu skandalları hatırlamamız gerekir. Biri
diğerinden çok da farklı ya da çok daha kötü olmayan bütün bu örnekler, aslında Türkiye’de
yolsuzluğa olanak tanıyan yapısal bozuklukların işaretidir.”[13]
Söz konusu örnekler, Osmanlı’dan günümüze değin katlanarak artmaktadır.
İşte yolsuzlukların tarihine dört örnek olay:
i) Lokomotif ithali Yolsuzluğu: 1963 yılında patlayan lokomotif skandalı, Devlet
Demiryollarına alınacak 33 adet dizel lokomotif ihalesi ile ilgilidir. General Electiric (GE), Alko
ve General Motor (GM) firmalarının katıldığı ihaleyi en uygun fiyatı teklif eden GE’nin yerine
en yüksek teklifi veren GM kazanmıştır. Bu firmanın temsilciliğini Başbakanın akrabası Özey
Ailesi yapmaktadır. Bu skandala İnönü’nün oğlu Ömer İnönü ile Cumhurbaşkanı Cemal
Gürsel’in oğlu Özdemir Gürsel’in adları da karışacak, açılan soruşturma ise sonuçsuz
kalacaktır.
ii) Mobilya Yolsuzluğu: 1975 yılında zamanın Başbakanı Süleyman Demirel’in yeğeni
Yahya Demirel İsviçre’deki hayali şirketler aracılığıyla İtalya, Libya ve Kıbrıs’a mobilya yerine
sunta ihraç ederek katma değer vergisi iadesi alacaktır.
iii) Hayali İhracatçıları Koruma Protokolü: MB ve DPT arasında Kasım 1985’de
düzenlenmiş olan protokolde 7 Ekim 1985’den itibaren Hazine Müsteşarlığınca tespit edilen
hayali ihracatların dikkate alınmaması, vergi iadesi durdurulmuş firmaların 7 Ekim 1985’ten
itibaren yapacakları vergi iadesi taleplerinin genel talimatlar çerçevesinde değerlendirileceği
kararlaştırılmıştır. İhracatlarında usulsüzlük tespit edilen firmaların bazıları şunlardır: Tekfen
Holding, Yaşar grubunun Yaşar Dış Ticaret, Anadolu Grubunun Anadolu Eksport, Net
Holdingin Net Turizm, Koç Grubunun Ram Dış Ticaret, Demirören Grubu, Çolakoğlu Dış
Ticaret, Çukurova Dış Ticaret, Toprak Dış Ticaret, Süzer Dış Ticaret, İmeks, Eksel ve Batı
Pazarlama şirketleri. DPT ve Merkez Bankası arasında düzenlenen bu protokol,
imzalanmasından üç yıl sonra açığa çıkarılacak ve o günün kamuoyunu derinden
etkileyecektir.
iv) Etibank Olayı: İş adamlarından Dinç Bilgin “çete oluşturarak bankanın içini
boşaltmak” gerekçesiyle 2001 yılında tutuklanacaktır. Dinç Bilgin KKTC’de kurulan Etibank’ın
kardeş bankası olduğu iddia edilen Newyork Off-shore Bank’tan 92 trilyon lira
12hortumlamakla suçlanmaktadır. Bu paranın, Etibank’tan Newyork Off-Shors Bank’a
gönderiliyormuş gibi gösterilerek Bilgin’e ait şirketlere aktarıldığı iddia edilmektedir.
Ve tarihe ek olarak güncel birkaç veri daha:
Yolsuzluk ve rüşvet iddialarının TBMM’deki 10 yıllık serüvenini araştıran eski
milletvekili Müjdat Kayayerli, TBMM’de en çok işletilen, ancak en az ciddiye alınan kurumun
“denetim” olduğunu ifade etti. Denetim çalışmalarının muhalefet tarafından çok
önemsendiğini, iktidar tarafından ise pek önemsenmediğini anlatan Kayayerli, “Uluslararası
Saydamlık Örgütü’nce yayımlanan 2004 yılı yolsuzluk algılaması indeksinde Türkiye, 146 ülke
içinde 77. sıradaydı. 2005 yılı indeksinde ise 159 ülke arasında 65. sıradayız” dedi.
Kayayerli’nin incelediği dönemlerde, yolsuzluk ve rüşvete ilişkin yapılan çalışma sayısı
şöyle:
* 20. Dönem (24 Aralık 1995-18 Nisan 1999 seçimleri arası): Rüşvet ve yolsuzlukla ilgili
56 önerge, 57 yazılı ve sözlü soru ve yanıt, 7 yasa ve tasarı, 3 gündem dışı konuşma, 11 çeşitli
araştırma komisyonu raporu olmak üzere toplam 134 kez gündeme geldi.
* 21. Dönem (18 Nisan 1999-3 Kasım 2002 seçimleri arası): 8 önerge, 81 yazılı ve sözlü
soru ve yanıt, 3 yasa ve tasarı, 2 gündem dışı konuşma, 1 Bakanlar Kurulu toplantısı olmak
üzere 96 kez gündeme geldi.
* 22. Dönem (3 Kasım 2002 ve sonrası): 11 önerge, 33 yazılı ve sözlü soru ve yanıt, 6
yasa ve tasarı, 4 çeşitli araştırma raporu, 2 Bakanlar Kurulu toplantısı olmak üzere 54 kez
gündeme geldi.
II.2-) AKP Mİ DEDİNİZ?!
“Başbakanın servetinin katladı”ğı; yolsuzluk tartışmalarının merkezinde ya da
kimilerine göre de, “yolsuzluk batağında” olan AKP’nin maliye işlerine Unakıtan bakarken;
AKP siyaseti çoğunlukla yolsuzluklarla finanse ediliyor…
Deniz Baykal’ın, Başbakanlık Örtülü Ödenek Müdürü Maksut Serim’in sahtekârlık
yaptığı için mahkûm olduğunu ve ‘Rahşan affı’ndan yararlanarak cezaevinden çıktığını öne
sürerken, Serim’in Erdoğan’ın mali sırdaşı olduğunu da savunduğunu duymayan kaldı mı?
Ya da eski AKP Balıkesir Milletvekili Turhan Çömez’ın, Maliye Bakanı Kemal Unakıtan’ın
istifasını isteyip, “Yeter artık, bize, partiye ve ülkeye yük oluyorsun. Sizi taşıyamıyoruz. İstifa
edin. Kâğıt üzerinde aklandınız, ama vicdanlarda değil,” dediğini?
13Ha geçerken hatırlatalım: Maliye Bakanı Kemal Unakıtan’ın ailesine ait AB Gıda Sanayi
ve Ticaret AŞ’nin 2005 yılında vergi dairesine “tek kuruş” KDV ödemediği belirlendi.
Unakıtanlar’ın şirketi bir kuruş KDV yatırmazken devletten 555 bin YTL alacaklı çıktı. 2005
yılında 22 milyon YTL ciro yapan AB Gıda, geçici kazancını 460 bin 988 YTL olarak beyan etti.
Bu kazanç üzerinden de 138 bin 296 YTL vergi hesaplandı!
Hüseyin Baş’ın, “Görünen o ki, AKP iktidarından yolsuzlukların üzerine gitmesini
beklemek ‘abesle iştigal’dir,” uyarısının altını çizerek devam edelim!
Recep Tayyip Erdoğan, “Biz tüccar siyaseti yapacağız. Böyle yapmazsak, olaylara böyle
yaklaşmazsak, ekonomideki sıçramayı yapamayız,” derken; partisinden ihraç edilen AKP’li
Fuat Geçen de ekliyor: “Millet AKP’ye tuz diye oy verdi, tuz da kokmaya başladı”!
Gerçekten de kendisini “muhafazakâr demokrat” olarak tanımlayan AKP iktidarında
Türkiye’nin hâli ahvali vahim…
Tartışmasız rakamsal veriler ve belgeler eşliğinde talanın, yolsuzluğun, hortumun
savurduğu milli çıkarlar…
Tek başına iktidar; siyasi yasaklı lideri de “kişiye özel” anayasal ve yasal değişikliğin
ardından Başbakan olan AKP ve tayfasının ettikleri…
Kurşun yiyen yargı… Ticaret yapmadan Başbakanlık maaşıyla geçinemeyeceğini
söyleyen, “hortumları keseceğini” ve “yolsuzlukların ümüğünü” sıkacağını iddia eden tüccar
bir Başbakan’ın marifetleri…
Bir dolu helal(!) kazancın arka planında yer alanlar…
Gemici evlatlar…
Vergi kaçakçıları, hayali ihracatçılar, sahte fatura düzenleyenler, ihaleye fesat
karıştıranlar, zimmetine para geçirenler dokunulmazlık zırhlarıyla korundu, affedildi.
Topluma kazandırıldı topluma!
Tüm bunları İlhan Taşcı, ‘Bir AKP Belge’seli: Maskesiz Soygun’[14] başlıklı yapıtında
gözler önüne serdi… Bunlara eklenebilecek bir diğer şey de enerji talanıdır…
14ELEKTRİK ÜRETİM LİSANSLARI AKP’Lİ YANDAŞLARA[15]
EPDK (Enerji Piyasası Düzenleme Kurulu) verilerine göre; en çok ihale kazanıp üretim lisansı alanlar şunlar:
AK ENERJİ GRUBU 13 elektrik santralı (toplam 760 mv kurulu güç).
AKSA (KAZANCI) GRUBU 5 elektrik santralı (toplam 235 mv kurulu güç).
KUYUMCU CİHAN KAMER GRUBU 16 elektrik santralı (toplam 615 mv kurulu güç).
ZORLU GRUBU 6 elektrik santralı (toplam 427 mv kurulu güç).
ENERJİSA ENERJİ 4 elektrik santralı (toplam 381 mv kurulu güç).
ENTEK ELEKTRİK 3 elektrik santralı (toplam 305 mv kurulu güç).
ERE HES 7 elektrik santralı (toplam 387 mv kurulu güç).
KARADENİZ HOLDİNG 6 elektrik santralı (toplam 296 mv kurulu güç).
TEKTUĞ ENERJİ 5 elektrik santralı (toplam 80 mv kurulu güç).
İBRAHİM ÇEÇEN GRUBU 2 elektrik santralı (toplam 27 mv kurulu güç).
ÇALIK GRUBU 2 elektrik santralı (225 mv kurulu güç).
EREN HOLDİNG 1 elektrik santralı (135 mv kurulu güç).
SANKO HOLDİNG 1 elektrik santralı (34 mv kurulu güç)
II.2.1-) ALİ DİBO’LARIN ÇİFTLİĞİ
“Meclis’te sert atışmalar”ın yaşandığı konuyu bilmeyen, duymayan var mı? Fuat Geçen,
bizim siyaset literatürüne “Ali Dibo” deyimini yerleştiren eski AKP Hatay Milletvekilidir…
Hatay’da Ali Dibo adı verilen dost, ahbap, akrabaya ihaleler dahil her türlü olanağı
peşkeş çekme anlamına gelen bu deyimi kullanarak AKP teşkilâtlarının Hatay’da ihale
yolsuzluğu yaptıklarını ortaya çıkardığı için AKP’den ihraç edilmişti. Ancak Kamu İhale
Kurumu aylar süren bir çalışmadan sonra Fuat Geçen’i haklı çıkaran bir karar aldı.
Öte yandan konuya bağıntılı olarak CHP Hatay Milletvekili Gökhan Durgun, Hatay’daki
Ali Dibo iddialarıyla ilgili, AKP Grup Başkanvekili ve Hatay Milletvekili Sadullah Ergin’le eski
AKP Hassa İlçe Başkanı Ahmet Tüfenkçi arasında geçtiğini belirttiği, 4 trilyonluk rüşvet
teklifinin de yer aldığı konuşmanın ses kaydını açıkladı.
Ayrıca Gökhan Durgun, Hatay’daki yolsuzluk iddiaları ile AKP arasındaki bağlantıyı
belgeleriyle ortaya koydu. Durgun, “AKP ile içli-dışlı” olduğunu belirttiği işadamı Harun
Özkan’ın sahte imzası ile şirketi adına 146 ihale alındığını belirterek, “İhalelerin kârı AKP’li
yöneticiler tarafından paylaşılıyor, vergisi şirkete ödettiriliyor” dedi.
CHP Hatay Milletvekili Gökhan Durgun, 9 Kasım 2006’da düzenlediği basın
toplantısında, işadamı Harun Özkan’ın sahibi olduğu Özgök inşaat şirketinin şimdiye kadar
kamu kurum ve kuruluşlarından okul, hastane, dinlenme tesisleri yapılması gibi 151 ihale
aldığını açıkladı. Durgun, buna karşın şirket sahibinin ihalelerin sadece beşinden haberdar
olduğunu söyledi. Durgun, işlerin 7 ile 100 bin YTL arasında olduğunu kaydetti. Durgun,
Özkan’ın imza sirküsüyle ihalelerdeki belgelerde şirket adına atılan imzaları dağıttı.
15Durgun, ihalelerin kârının, Özkan’ın amcasının oğlu olan eski AKP İskenderun İlçe
Başkanı Muharrem Dingil tarafından paylaştırıldığını ileri sürdü. Durgun buna kanıt olarak da
Dingil’in karalama kâğıdını basına gösterdi.
Bu karalama kâğıdında “M. Soydan’ın hakkı 7 milyar 798 milyon (AKP Hatay
Milletvekili), Bebek 250 milyar (Hatay’da tanınan bir ailenin soyadı), Sinan 35 milyar,
Mehmet Pek 110 milyar, Tarık 140 milyar, Ali Boyacı 100 milyar, Sadettin 200 milyar, Yemek
10 milyar” ifadeleri dikkat çekti…
“Ali Dibo” meselesi aslında sadece Hatay’la sınırlı değil; soru(n) bu özeli de fersah
fersah aşan genele içkin…
İşte birkaç örnek!
* AKP iktidarında ilk Hatay’da ortaya çıkan ve daha sonra da birçok ilde tespit edilen
‘Ali Dibo’ Yozgat’ta suçüstü yakalandı. Bir trilyon ödenek ayrılan Çayıralan Devlet Hastanesi
ihalesine girmek isteyen Üçler İnşaat’ın sahibi AKP İl Genel Meclisi üyesi Yusuf Fakılı’nın,
AKP’li Çayıralan İlçe Belediye Başkanı Yusuf Coşan’dan sahte iş bitirme belgesi (yeterlilik
belgesi) aldığı ortaya çıktı…
* Ali Dibo iddialarına bir yenisi daha eklendi. AKP’nin talebi üzerine mülkiye
müfettişleri, Isparta Belediye Başkanı Hasan Balaman ve Karaman Belediye Başkanı Ali
Kantürk’ün ardından Bingöl Belediye Başkanı Hacı Ketenalp ve belediye yönetimi hakkında da
inceleme başlattı…
* Hatay’daki ‘Ali Dibo’ olayının ardından üç kentte daha yolsuzluk ve rüşvet iddiaları
ortaya atıldı…
Bingöl: AKP Bingöl Milletvekili Mahfuz Güler’in İş Kurumu Başkanı olan kardeşi Fesih
Güler iş bulma vaadiyle rüşvet almakla suçlandı…
Sinop: İl Başkanı Dursun Demirel’in ihalelere baskı yaptığı öne sürülüyor…
Karaman: Belediye Başkanı Ali Kantürk ihalelerde düşük fiyat veren firmaları saf dışı
bırakmakla suçlandı…
16II.2.2-) AKP ÇOCUKLARI!
AKP çocukları!
Başbakan Erdoğan’ın bir oğlu gemi aldı, damadı Berat Albayrak genel müdür oldu,
Kemal Unakıtan’ın çocukları şirket kurdu!
AKP’nin iktidara gelişinin ardından Başbakan Tayyip Erdoğan’ın çocukları başta olmak
üzere kabine üyelerinin çocuklarının, ticaretten mesleki kariyerlerine kadar birçok alandaki
hızlı yükselişi dikkat çekiyor. Bunun son örneği ise Erdoğan’ın damadı 26 yaşındaki Berat
Albayrak’ın Çalık Holding’e genel müdür olarak atanması oldu.
Kabine üyelerinin yakınlarının ticaretten yönetime kadar birçok alandaki hızlı
yükselişine her geçen gün yenileri ekleniyor. Başbakan Erdoğan’ın büyük kızı Esra ile evlenen
Berat Albayrak, Çalık Holding Genel Müdürlüğü’ne atandı. Damat Albayrak’ın oturduğu genel
müdürlük koltuğunda daha önce ağabeyi Serhat Albayrak oturuyordu. Bu koltuk, ağabey
Albayrak’ın 2006 yılında hükümete yakın bir gazeteye dönüşen Star’ın genel müdürlüğüne
geçişiyle boşaldı.
Erdoğan’ın büyük oğlu Burak Erdoğan da Safran 1 adlı kuru yük gemisini aldı. Bu, oğul
Erdoğan’ın ortak olduğu MB Denizcilik şirketinin aldığı ilk gemi oldu. Ocak ayında kurulan MB
Denizcilik’in ortakları 25 Ocak 2007 tarihli Türkiye Ticaret Sicili Gazetesi’ne göre yüzde 50’şer
payla Ahmet Burak Erdoğan ile Mecit Mert Çetinkaya olarak görünüyor.
AKP kabinesinde çocuğu ilk gemi alan kişi Başbakan Erdoğan değildi. Ondan önce
Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım’ın oğlu Erkan Yıldırım da gemi almıştı. AKP’li bakanlar
arasında ticarette en aktif olanlar ise Maliye Bakanı Kemal Unakıtan’ın çocukları oldu.
Unakıtan’ın oğlu Abdullah Unakıtan önce yem, sonra tavuk, yumurta derken, Türkiye’de kuş
gribinin görülmesinin ardından pastörize likit yumurta ile adını duyurdu. Tavukçuluk yapan
Abdullah Unakıtan, 4 Ağustos 2003’te yüzde 20 gümrük vergisiyle 4 bin ton mısır ithal etmiş,
8 Ağustos’ta vergi oranı yüzde 45’e yükselmişti.
Önceden haber alıp ithalat yaptığı iddialarıyla eleştirilen Abdullah Unakıtan, 2004
yılından itibaren kardeşleri Zeynep Basutçu ve Fatma Unıkatan ile birlikte kendi aile şirketi
grubunu oluşturdu. Maliye Bakanı Unakıtan’ın çocukları, AB Gıda, Serab Gıda, Telemobil, FAB
Gıda ve SAB Makine şirketlerini kurdular.
AKP’deki Maliye Bakanı Kemal Unakıtan’ın çocuklarına daha uzun bir parantez açmak
gerekiyor!
17CHP, Tekel Tokat Sigara Fabrikası’na 13 adet sert kutu makinesi kiralanması olayıyla
ilgili olarak Maliye Bakanı Kemal Unakıtan’ın oğlu Abdullah Unakıtan ve yedi kişi hakkında suç
duyurusunda bulundu.
Kadıköy Cumhuriyet Savcılığı’na verilen dilekçede Abdullah Unakıtan, Şenol Çelik ve
Murat Ülker hakkında “çete oluşturmak” dahil 4 suçlamada bulunuldu.
CHP Grup Başkanvekili ve Konya Milletvekili Atilla Kart imzasıyla Kadıköy Cumhuriyet
Savcılığı’na gönderilmek üzere Ankara Cumhuriyet Savcılığı’na verilen dilekçede, Tekel’e
yüksek bedelle ikinci el makine kiralama işini alan Şenol Çelik ve Abdullah Unakıtan, para
işlerinin yapıldığı Family Finans’ın sahibi Murat Ülker ile ikinci el makineleri ‘yeni’ diye
Türkiye’ye gönderen İspanyol MTS firmasının sahip ve yetkilileri hakkında çete suçlarının
yargılandığı “4422 sayılı Çıkar Amaçlı Suç Örgütleriyle Mücadele Kanunu” gereği dava
açılması istendi.
Şüpheliler hakkında ayrıca “ihaleye fesat karıştırma”, “kaçak işçi çalıştırma” ve “kara
para aklama” suçlarından dava açılması talep edildi. İkinci el makine ithalatına adı karışan
Tekel Genel müdürü Sezai Ensari ve 9 kişi hakkında “ihaleye fesat karıştırma” davasından
beraat kararı çıkmasına rağmen “evrakta sahtecilikten” yargılamanın da sürdüğü belirtildi.
Ayrıca Maliye Bakanı Kemal Unakıtan’ın çocukları Abdullah Unakıtan, Zeynep Basutçu
ve Fatma Unakıtan’a ait ‘Telemobil’ adlı şirketin 2006 yılında Özelleştirme İdaresi Başkanlığı
tarafından Akfen Grubu ve Singapurlu SPA konsorsiyumuna satılan Mersin Limanı’na 2
milyon dolarlık terminal işletim sistemi sattığının ortaya çıkması etik sorununu da gündeme
getirdi. Olay ilk kez Fatih Altaylı’nın Gazeteport’taki köşesinde, ‘Bu yolsuzluk haberini başka
yerde göremezsiniz’ başlığıyla yer aldı. Haberde Altaylı, Unakıtan’a bağlı olan Özelleştirme
İdaresi tarafından özelleştirilen Mersin Limanı’na aynı bakanın çocuklarına ait şirket
tarafından 150 bin doları peşin olmak üzere 2 milyon dolara güvenlik sistemi satılmasının
Batılı ülkelerde günlerce manşet olacağını ifade ediyordu.
Yeniden AKP’nin çocuklarına dönersek:
Berhan Şimşek 21 Mart 2007’de parlamentoda düzenlediği basın toplantısında
Başbakan Erdoğan’a gönderdiği 9 sayfalık mektubu okudu. Mektubu “milyonlarca işsiz genç
ve KPSS’ye giren 1 milyon 850 bin genç adına” yazdığını vurgulayan Şimşek, “Sizin iktidar
olduğunuz dönemde, özellikle kaymakam adayları, müfettiş yardımcıları ve uzman yardımcısı
adayları mülakatlarda büyük haksızlıklara uğradılar. Madalyonun diğer yüzünde ise başlarına
‘AKP kuşu’ konan çocuklar var” dedi.
18II.2.3-) SAMSUN FOYASI
AKP’li Samsun Büyükşehir Belediyesi’nin ‘İhaleye fesat karıştırmak’, ‘rüşvet’ ve
‘dolandırıcılık’la suçlanan başkanvekili Adnan Bahadır ile genel sekreteri Kenan Şara
tutuklandı. Dinlenen telefonlarda ise 50 bin-200 bin YTL’lik rüşvet pazarlıkları vardı…
Samsunspor’a yardım adı altında akaryakıt bayilerine imara aykırı ruhsat verildiğinin
ortaya çıkmasının ardından başlatılan ‘A Takımı’ operasyonu, Büyükşehir Belediyesi’ni sarstı.
AKP’li Büyükşehir Belediyesi’ne yönelik rüşvet operasyonunda gözaltına alınıp serbest
bırakılan 63 kişiden, Büyükşehir Belediye Başkanvekili Adnan Bahadır ile Genel Sekreter
Kenan Şara hakkında bir üst mahkemede tutuklama kararı çıkarıldı
Operasyon, savcılık izniyle zanlıların telefonlarının beş ay dinlenmesinden sonra
başlamıştı. Akaryakıt bayileri arasında çeşitli tarihlerde geçen telefon konuşmalarında, “Bu
belediye milleti haraca bağlamış, 200 milyarlardan bahsediyorlar”, “150 milyar hesabına
yatırdım. 50 milyar da elden verdim” gibi diyalogların olduğu öne sürülmüştü…
Konuya ilişkin olarak Samsun Cumhuriyet Başsavcılığı’nın Büyükşehir Belediye Başkanı
ve yöneticileri hakkında hazırladığı iddianamede, cami yardımı olarak toplanan paraların
zimmete geçirildiği, usulsüzlükle elde edilen kara paraların Samsunspor üzerinden akladığına
iddia edildi. Aralarında Samsun Büyükşehir Belediye Başkanı Yusuf Ziya Yılmaz, Başkan Vekili
Adnan Bahadır, Genel Sekreter Kenan Şara, Fen İşleri Müdürü Sefer Arlı, Meclis Üyesi Lütfü
Parlak, işadamı Hasan Uçak, SASKİ Genel Müdürü Coşkun Öncel, AKP İl Başkan Yardımcısı
Fikret Kademoğlu ve işadamlarının da bulunduğu toplam 43 kişi hakkında, “zincirleme şekilde
rüşvet almak”, “ihaleye fesat karıştırmak”, “rüşvete aracılık etmek”, “rüşvet almak-vermek”
suçlarından 9 yıldan 49 yıla kadar değişen hapis cezaları isteniyor. Kamu görevi yapan
zanlıların, işadamları, dolmuş ve otobüs sürücülerinden, Samsunspor’a, camiye, belediyeye
yardım adı altında milyonlarca dolar aldıkları, belediyenin malını belediye fahiş fiyatla
sattıkları, Samsunspor üzerinden para akladıkları belirtilen iddianamede suçlamaları
sıralanıyordu…
Sanıklardan AKP İl Başkan Yardımcısı Fikret Kademoğlu ve Tekkeköy Belediyesi Başkan
Yardımcısı Necip Çift “rüşvete aracılık etme”, AKP’li Büyükşehir Belediyesi Başkan Vekili
Adnan Bahadır ve Büyükşehir Belediyesi Genel Sekreteri Kenan Şara “rüşvet alma, ihaleye
fesat karıştırma, suçtan kaynaklanan mal varlığının değerini aklama”, işadamları Hasan Uçak,
Ahmet Özmen, Mustafa Yurt “ihaleye fesat karıştırmak”, Gürkan Çavuşoğlu “rüşvet
verme”kle, Tarkan Yılmaz, Ufuk Karaca, Mahmut Kaplan “rüşvete aracılık yapma”
suçlamalarıyla ilgili sorgulandı…
19II.2.4-) ÇORUM ÖRNEĞİ
Hikâye malûm: Rüşvet suçundan Çorum’da yargılanan AKP’li biri eski 2 belediye başkan
yardımcısı ve 3 meclis üyesi hapis cezasına çarptırıldı. 4 sanığın cezası iyi hâlden ertelendi,
eski başkan yardımcısı Seven’e ise 2 yıl 1 ay hapis verildi.
Çorum’da rüşvet iddiasıyla hâkim önüne çıkan AKP’li Belediye Başkan Yardımcısı
Hüseyin Kılıç ve meclis üyelerinin de aralarında bulunduğu 5 sanık, çeşitli hapis cezalarına
çarptırıldı.
Bir süre önce inşaat sahibi Zehra Tuncel, mülkiye müfettişlerine, belediyenin inşaat
sahiplerine haksız ve hukuksuz şekilde kat artışı verdiği yönünde yazılı şikayette bulunmuştu.
Şikayet üzerine harekete geçen müfettişler, o dönemde Belediye Başkan Yardımcısı olarak
görev yapan Selim Seven’in makam odasında inceleme yapmış, kasada, bir isim listesi ve
yaklaşık 300 bin YTL’lik çek ve senet tespit etmişti.
Çorum Ağır Ceza Mahkemesi’nde açılan davada tutuksuz yargılanan Çorum Belediye
Başkan Yardımcısı Hüseyin Kılıç, Belediye Meclis üyeleri Nurettin Yıldırım, Ömer Dinç, Ahmet
Yetim, eski Belediye Başkan Yardımcısı Selim Seven hâkim önüne çıktı. “İrtikap” iddiasıyla
açılan davada Başkan Hüseyin Turgut Bayraktar, sanıklardan Ömer Dinç, Nurettin Yıldırım ve
Ahmet Yetim’in 1’er yıl 15’er gün, Belediye Başkan Yardımcısı Hüseyin Kılıç’ın 1 yıl 6 ay 22
gün, eski Belediye Başkan Yardımcısı Selim Seven’in de 2 yıl 1 ay 7 gün hapis cezasına
çarptırılmasına karar verdi. Mahkeme, sanıklardan eski Belediye Başkan Yardımcısı Selim
Seven’in dışındaki 4 sanığın cezasını, dava sürecindeki iyi hâllerini göz önüne alarak erteledi.
Sonrasına gelince….
Milliyet gazetesinin ortaya çıkardığı Çorum Belediyesi’ndeki rüşvet iddialarının
ardından “irtikap” suçundan hapis cezasına çarptırılan eski Belediye Başkan Yardımcısı Selim
Seven ile 4 AKP’linin belediyede aktif görev almaları AKP’de sıkıntı yarattı.
AKP yönetimi, önce belediyedeki görevlerinden ayrılan, ancak ceza almalarının
ardından İmar Komisyonu üyeliklerine seçilen Seven ve eski İmar Komisyonu Başkanı
Nurettin Yıldırım, Encümen üyesi seçilen eski Belediye Meclis üyesi Ahmet Yetim ve Ömer
Dinç ile Belediye Başkan Yardımcısı Hüseyin Kılıç’ın belediyedeki görevlerinden ayrılmalarını
istedi. Bu talimata uyulmaması üzerine beş partili AKP’den ihraç istemiyle disipline sevk
edildi.
Çorum Belediyesi’nde rüşvet karşılığı kat artırımı izni verdiği ihbarları üzerine yapılan
soruşturmada, Seven’in odasında bulunan çelik kasadaki “AKP İl Başkanlığı” yazılı zarfların
içinde çekler ele geçirilmişti. Soruşturmanın ardından “irtikap” suçlamasıyla Ağır Ceza
20Mahkemesi’nde yargılanan beş Belediye Meclis üyesinden Dinç, Yıldırım ve Yetim 1’er yıl
15’er gün, Kılıç 1 yıl 6 ay 22 gün, Seven de 2 yıl 1 ay 7 gün hapis cezasına çarptırılmıştı.
Sanıklar kararın ardından temyize başvurmuşlardı.
Yargılama başlayınca kasasında kayıtsız hamiline çekler bulunan Seven ile rüşvet
karşılığı kat izni verdiği iddia edilen Yıldırım, genel merkezin isteği üzerine istifa etmişti.
Ancak skandal patladığında İmar Komisyonu’nda olan Dinç ile Yetim’in ceza aldıktan sonra
encümen üyeliğine, Seven ile Yıldırım’ın da İmar Komisyonu üyeliğine getirilmeleri şaşkınlık
yarattı!
II.2.5-) BEL-PA CURCUNASI
Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, imam nikâhlı eşine 1 milyon YTL ile beş ev verdiği
ortaya çıkan BEL-PA Genel Müdürü Yalçın Beyaz hakkında soruşturma başlattı.
Skandalın ortaya çıktığı gün, “Yalçın Beyaz, zaten varlıklı biridir. Yolsuzluk yapması
mümkün değil” diyen Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçek ise, Beyaz’ın
malvarlığıyla ilgili araştırma başlattı. Beyaz’ın bir süre birlikte yaşadığı Bendigar Cengiz,
Milliyet’e verdiği demeçte, “Beni konuşturmasınlar. Gökçek ve Beyaz’ın kimlerle arsa
aldıklarını açıklarım” demişti.
Beyaz’ın, sekreteri için terk ettiği imam nikâhlı eşinin, kendisinden tehditle 500 bin YTL
nakit ve 500 bin YTL tutarında senet gaspettiği iddiasıyla savcılığa başvurduğu ortaya çıkmıştı.
Beyaz’ın aşk uğruna başına gelenler, ‘Ankara’nın İSKİ’si patladı’ diye yorumlanmıştı. Beyaz’ın
resmi nikâhlı bir eşi de var.
Beyaz’a gelince: Gazeteci Uysal, bir dönem birlikte çalıştığı Yalçın Beyaz’ın ‘iş hayatına’
atılışını anlattı. Sevgililerine aldığı villalar ve 1 trilyon lira kaptırmasıyla gündeme gelen eski
Bel-Pa Genel Müdürü Beyaz’ın iddia ettiği gibi “varlıklı” olmadığı, 1980’li yıllarda çaycı olarak
iş yaşamına başladığı ortaya çıktı. Gazeteci Ünal İnanç, Beyaz’ın 1980’de THA’ya gelerek
kendisine “Yatalak bir annem var, yaşlı bir babam var, açız” diyerek iş istediğini söyledi.
Gazeteci Uysal da Beyaz’ın “yoksul” günlerini http://www.sansursuz.com internet sitesindeki
köşesinde kaleme aldı. Uysal, ajansın demokrat oluşu nedeniyle Milliyetçi Cephe’nin hışmına
uğradığını belirterek Beyaz’ın 20’li yaşlarındaki durumunu şöyle anlattı:
“Gecekondulu bir çocuk, ama fırlatma mı fırlatma! Lise terk, ama yaptığı iş eğitim
gerektirmiyor. Önemli bir haber gelirse bize haber verecek ya da gece bir haber yazdırırsak
onu merkeze gönderecek. Oğlanı gececi diye aldık, ama sabah en erken o geliyor ajansa; yani
kapıyı ilk o açıyor, çayı demliyor. Bütün gün ayak işlerini de yapıyor…”
21Uysal, birkaç ay sonra ajansın Ankara temsilcisinin Beyaz’ı işten attığını belirterek
nedenini şöyle açıkladı: “Güngör Ağabey sinirli. Gece, Bakanlıklar’da yürürken, bu fırlatma ne
yapıyor diye ajansa uğramış. İçeri girmiş ki, bizimki arkadaşlarını almış içeri, âlem yapıyor.
Haber yazdığımız kâğıtların üzerinde helvalar, peynirler, içki şişeleri. Hepsini tekme tokat
kovmuş. Gececi oğlana da ‘Bir daha gelme buraya’ diye bağırıp tekme atmış. Ertesi sabah
ajansa gelmiş ki bizim fırlatma yine içeride, çay demliyor. İkinci kez bir daha dövüp atmış
dışarıya.”
Evet, milliyetçi-muhafazakâr Beyaz’ın hikâyesinin bir kesti bu, böyle!
Devam edelim: İmam nikâhlı sevgilisi Bendigar Cengiz’in “Son 3 yılda arsa işinden
milyonlar kazandı” dediği eski Bel-Pa Genel Müdürü Yalçın Beyaz’ın, eski sekreteri, yeni
sevgilisi Füsun Çağlayan’a bir villa ve daire aldığı ortaya çıktı. Mal varlığı üzerinde soruşturma
başlatılan Yalçın Beyaz’ın sevgilisi Füsun Çağlayan’a aldığı villa, Ankara’nın yeni yerleşim
merkezi Eryaman’da bulunuyor.
Eryaman Doğakent Çamlık Sitesi’ndeki evin iç dekorasyonunun da bizzat Beyaz
tarafından yaptırıldığı öne sürüldü. Beyaz’ın, bir dönem başkanlığını yaptığı ve bazı
usulsüzlükler yüzünden mahkûm olduğu Öz Ahi Kent Kooperatifi’nden de Çağlayan’a bir
daire aldığı iddia edildi. Resmi nikahlı eşinden 4 çocuğu olan Beyaz’ın, eski sekreteri, yeni
sevgilisi Füsun Çağlayan’dan da iki çocuğu bulunuyor.
Yalçın Beyaz’ın, Ağustos 2003’te MOT adı altında bir anonim şirket kurduğu da
belirlendi. MOT Grup, motorlu araçlar, inşaat, bilgisayar, eğitim, gıda, tekstil, turizm, ithalat,
ihracat anonim şirketi, 250 bin YTL sermaye ile kuruldu. Ticaret Sicil Kayıtlarına göre, şirketin
ortakları arasında Gökçek’in oğulları Ahmet ve Osman Gökçek de bulunuyor. Şirketin diğer
ortakları Yakup Demirkale ve Nazım Süpürgeci. Şirketin hisse yüzdeleri ve hisse tutarları 13
Haziran 2006’da yapılan fesih genel kurulu cetvelinde, “Ahmet Gökçek 85 bin, Osman Gökçek
82 bin 500, Yalçın Beyaz 40 bin, Yakup Demirkale 40 bin, Nazım Süpürgeci 2 bin 500 YTL”
olarak gösterildi. Şirket 2006 yılında faaliyetine son verdi.
Bunlara bir diğer ek de şu: Başkentte patlayan ‘İSKİ’ skandalının kadın kahramanı
Bengidar Cengiz’in, AKP Van eski Milletvekili Ejder Arvas’la akraba olduğu ve kurdukları
şirketlerde milyonlarca liralık hisseleri bulunduğu ortaya çıktı.
Cengiz’in, Arvas’ın oğlu Rıdvan Arvas’la iş ortaklığı bulunduğu da tespit edildi. Bemera
İnşaat Gıda, Temizlik, Petrol, İthalat ve İhracat Ltd. Şti. adlı kuruluşun tescil tarihi 1 Mayıs
2005. Sermayesi 100 milyon YTL olan şirketin 55 milyon YTL’lik hissedarı Bendigar Cengiz
görünürken, 30 milyon YTL’lik hisse 26 yaşındaki Arvas’a ait. Şirketin 15 milyon YTL’lik
hissedarı ise Bendigar Cengiz’in ilk eşinden olan kızı 27 yaşındaki Leyla Akyüz.
22Bengidar Cengiz, para kazanmasında eski sevgilisi Yalçın Beyaz’ın herhangi bir katkısı
bulunmadığını öne sürüp, “Ben para kazanmayı bilen biriyim. Arsa alır satarım. Yurtdışında
mal alınacak, satılacak paramı onlara veririm, onlar da değerlendirirler. Yalçın beyin bunlar
bir alâkâsı yoktur. Melih Gökçek’in yakın adamıydı ama bana bir katkısı olmadı,” dedi.
Ve nihayet Bel-Pa skandalının başkahramanı eski genel müdür Yalçın Beyaz’ın makam
şoförü Faruk Özalkan da gayimenkul zengini çıktı. 760 YTL maaşı olan Özalkan’ın Ankara’nın
gelişen yol güzergâhı üzerinde toplam 1.5 milyon YTL değerinde 12 dönüm arsa satın aldığı
belirlendi. Bu arsalara imar izni verilince bu rakam, dört katına kadar yükselecek. Özalkan’ın
üzerinde ayrıca üç de daire görünüyor. Bu arada Yalçın Beyaz’ın hakkındaki davalar
yüzünden, mal varlığını gizlemek için şoförünü kullandığı yolunda iddialar da ortaya atıldı.
Bel-Pa skandalında tanık olarak ifade veren ve “Yalçın bey telefon açıp acil 500 bin YTL
getirmemi istedi. Ben de bazı işadamlarından parayı denkleştirip götürüp teslim ettim” diyen
760 YTL maaşlı makam şoförü gayrimenkul yatırımları için, Ankara’nın Susuz bölgesini seçti.
Metro geçecek arazileri toplayan Özalbalkan iki günde dört arsa satın aldı.
II.2.6-) İSLÂMİ SERMAYENİN YİMPAŞ’I
AKP’nin öyküsü, aynı zamanda ve kaçınılmaz olarak İslâmi sermayenin de Yimpaşvari
hikâyesidir.
İslâmi sermayenin YİMPAŞ’ı.
Nedir Yimpaş vakası?
Yimpaş bir şirketin adı. 44 bin ortağa ulaşmış. Kurulurken de demiş ki:
Faiz haramdır; paranızı helal para olarak değerlendirin; biz faiz değil, kâr payı
dağıtıyoruz!
Üstelik, Almanya’da normal banka faizleri yüzde 2’lerde seyrederken, Yimpaş kâr payı
adı altında yüzde 30 gibi fantastik düzeylere çıkmış…
Para daha çok Almanya ağırlıklı olarak toplanmış. Hollanda ve İsviçre’deki Türk
vatandaşlarına da ulaşılmış. Birçok yerde camilerin mekân seçildiği, hatta imamların seferber
edildiği söyleniyor.
23Oluk gibi para akmaya başlamış Yimpaş’a… Ama anlaşılan bir süre sonra değirmenin
suyu kesilmiş. Çünkü, bir yerde o klasik saadet zinciri tıpkı 1980’lerin başındaki ‘bankerlik
krizi’nde olduğu gibi kopuvermiş…
Böylece, 1980’li yılların bankerzedeleri gibi Yimpaş mağdurları özellikle Almanya’da
feryat etmeye başlamışlar.
Sonraki gelişmeler şöyle:
1) Almanya’da Mannheim Savcılığı’nın girişimiyle 20 klasörlük bir Yimpaş dosyası
oluşturulmuş. 25 yıldır şirketin Yönetim Kurulu Başkanlığı’nı yapmakta olan Dursun Uyar
hakkında nitelikli dolandırıcılık, sahtekârlık, usulsüz para toplama iddialarıyla uluslararası
tutuklama emri çıkarılmış…
Dahası var:
Dursun Uyar, Türkiye’de hiçbir şey yokmuş gibi dolaşmaya devam ediyor.
2) Türkiye’de Sermaye Piyasası Kurulu (SPK), Yimpaş’ın ‘usulsüz para topladığı’
gerekçesiyle mahkemeye başvuruyor.
Mahkeme, Dursun Uyar’ı üç yıl hapis ve 15 milyar lira para cezasına mahkûm ediyor.
Dava, Yargıtay aşamasında.
İlginç olan şu:
Dava, Yargıtay’da birkaç ay daha görüşülmezse, zaman aşımından dolayı düşecek ve
Turgut Uyar cezadan kurtulabilecek.
Bir başka deyişle:
Adalet çarkı yavaş!
3) Yimpaş vakası ve Dursun Uyar olayında üçüncü ayağı da İsviçre oluşturuyor. Bu
ülkeden 14 dosyalık bir dava dosyası Türkiye’ye, Adalet Bakanlığı’na gönderiliyor.
İlginç nokta şu:
Dosya bir yıldır Adalet Bakanlığı’nda yatıyor.
Adalet çarkı yavaş işliyor.
4) Parlamentoda bir araştırma komisyonu var Yimpaş’la ilgili.
24Komisyonun AKP’li Başkanı Telat Karapınar, geçen gün yaptığı açıklamada Yimpaş’ı
suçluyor, halka izinsiz arz yapılarak suç işlendiğini belirtiyordu.
5) Beşinci noktaya gelince…
Yimpaş Yönetim Kurulu Başkanı Dursun Uyar’ın bazı AKP’li çevrelerle, bakan ve
milletvekilleriyle tanışıklığı, yakınlığı suyun yüzüne vuruyor.
6) Yimpaş’ın 3 milyar euro topladığı belirtiliyor.
Almanya’dan sonra paranın Türkiye’ye, Kazakistan’a, İran’a, Avustralya’ya, Doha’ya
yatırım amaçlı dağıldığı anlaşılıyor.
Büyük bir para trafiği var gündemde…
Devam edelim: 1988-2002 arasında 14 yıl süreyle YİMPAŞ’ta üst düzey görevlerde
çalışan Yahya Öcal, projektörleri Devlet Bakanı Beşir Atalay üzerine çeviriyor:
“Basında bazı bakanlar Dursun Uyar’la birlikte çekilmiş fotoğraflarından dolayı
YİMPAŞ’la ilişkilendiriliyor; ama YİMPAŞ’la organik bağı olan ve YİMPAŞ’ta fiilen çalışmış olan
Devlet Bakanı Beşir Atalay’dan nedense söz edilmiyor.”
Atalay’ın YİMPAŞ’ta danışman olarak çalıştığı, Cumhuriyet’in manşetindeydi. Atalay’ın
kurucusu olduğu araştırma şirketi ANAR’ın, YİMPAŞ tarafından finanse edildiği de Alman Die
Welt gazetesine atfen Milliyet’te yer aldı. YİMPAŞ’ın eski yöneticisi Öcal, ANAR’ın
kuruluşunda katkısı olan o dönemin YİMPAŞ Ankara temsilcisi Veli Korkmaz’ın, şu anda
Kırıkkale Belediye Başkanı, Atalay’ın da Kırıkkaleli olmasına dikkat çekiyor.
Veli Korkmaz’ın Alman resmi makamları tarafından arandığı sırada, mart 2004’te
AKP’den Kırıkkale Belediye Başkanı olduğunu bildiren Cumhuriyet, YİMPAŞ’la AKP’nin iç
içeliğini gösteren başka örnekler de veriyor:
YİMPAŞ’ın Kahramanmaraş şubesini kuran Fatih Arıkan, AKP Kahramanmaraş
milletvekili olarak TBMM’de.
10 Mayıs 1997’de Esenboğa Havaalanı’nda 24 kilo kaçak altınla yakalanan Kadir Şöhret,
şu anda hem YİMPAŞ Yönetim Kurulu üyesi, hem de Yozgat Belediyesi’nin AKP’li Belediye
Meclisi üyesi.
Cenazesinde çekilen bir kare fotoğrafın uzun yıllar konuşulacağı rahmetli AKP Yozgat
Milletvekili İlyas Arslan, YİMPAŞ’ın kurucularındandı ve 15 yıl yöneticiliğini yapmıştı.
25İsviçre’den gelen Marie Anne Cobus imzalı e-posta ise Hanefi Avcı’nın AKP hükümeti
döneminde, Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Dairesi Başkanlığı görevinden
alınmasında, elindeki kabarık YİMPAŞ dosyasının da payı bulunduğuna işaret ediyor.
Din-ticaret ilişkisinin böyle kurulduğuna ilişkin pek çok örnek var.
Tüm bunlara Yimpaş Holding Yönetim Kurulu Başkanı Dursun Uyar hakkında ilginç
notları da ekleyelim: Almanya’da Interpol tarafından difüzyonla aranırken, 4 bakanla birlikte
cenaze namazında saf tutan, bayramlaşma töreninde vali ve emniyet müdürüyle tokalaşan
Yimpaş Holding Yönetim Kurulu Başkanı Dursun Uyar’ın, gurbetçilerden toplayarak batırdığı
iddia edilen paranın yaklaşık 200 milyon euro olduğu ortaya çıktı. Almanya’daki 11 şirketi
iflas eden veya kayyuma devredilen Uyar, toplanan paraların batırıldığı iddialarına “Türk
cumhuriyetlerindeki yatırımları finanse etmek için içini boşalttık. Batmadı” yanıtını verdi.
Uyar, Yimpaş mağdurlarına da ancak açılan davaları kazanmaları hâlinde ödeme
yapılabileceğini kaydetti.
Almanya’nın “uluslararası tutuklama kararı” ile aradığı Yimpaş Holding Yönetim Kurulu
Başkanı Dursun Uyar ile 10 Yimpaş yöneticisi Türkiye’de “zamanaşımına” koşuyor. Uyar ve 10
Yimpaş yöneticisinin ikişer yıl hapis ve 10 bin YTL ağır hapis cezası aldığı davada “7.5 yıllık”
zamanaşımı süresinin dolmasına yalnızca “3 ay” kaldı. Uyar’ın da aralarında bulunduğu 11
Yimpaş yöneticisi hakkında Yargıtay’a taşınan dava 30 Haziran’a kadar karara bağlanmazsa
toplam 22 yıllık hapis cezası zamanaşımından düşecek. Yine Uyar ve 10 Yimpaş yöneticisi
hakkında bir başka suçlamadan verilen 7 bin 605’er YTL adli para cezası davasında da
zamanaşımı süresi aynı tarihte dolacak.
Yimpaş Holding Yönetim Kurulu Başkanı Dursun Uyar’ın, Şartla Salıverme Yasası
kapsamına alınarak ertelenen 3 yıla kadar hapis cezası istemiyle yargılandığı davanın, aynı
nitelikte yeni bir suç işlemesine rağmen yeniden ele alınmadan zaman aşımına sokulduğu
ortaya çıktı.
II.3-) CHP’NİN EDİRNE’Sİ!
Yolsuzluk AKP’den MHP’ye uzanan güzergâhla sınırlı değil; bunun orta yerinde
“İSKİ”den tanıdığımız CHP ve “son” örneğiyle Edirne’si de var.
Öncelikle ve hemen şunu hatırlatalım: Daha önce, ‘Beyaz Ahtapot Operasyonu’nda
gözaltına alınan Edirne’nin CHP’li Belediye Başkanı Hamdi Sedefçi ve 21 kişi Belediye
Sarayı’nın 21 milyon YTL’ye satışı ile içme suyu imtiyazlarının 30 yıllığına devreden
ihalelerden rüşvet aldıkları iddiasıyla göz altına alındı.
26Yani mümtaz ve maruf bir CHP’li şahsiyet konuya mevzu olan…
Konu ise şu: Edirne Belediyesi’nde yapılan aramada bitme aşamasında 20 Eylül 2007’de
Gayri Menkul Proje Geliştirme İnşaat Taahhüt ve A.Ş.’ye 21 milyon 750 bin YTL’ye satılan
Belediye Sarayı ve 14 Şubat 2008’de şehir içme suyunun 30 yıl süreyle imtiyaz hakkının
devredilmesi ihaleleriyle ilgili dosyalara el konuldu. Su ihalesini onaylamak için süresi 5
Mart’ta dolan Başkan Sedefçi, “İstediğim fiyat verildi. Ancak, kamuoyuna derdimizi iyi
anlatamadık” diyerek imtiyaz hakkının devrine engel olmuştu.
Sedefçi, daha önce kendisine yönelik bir soruşturma yürütüldüğünü açıklamıştı.
Belediye Sarayı satışını onayladığı gün savcılığa başvuran Sedefçi, ihalenin araştırılmasını
istemişti. Sedefçi ‘Beyaz Ahtapot’ operasyonunda 2001’de ‘rüşvet aldığı’ iddiasıyla
tutuklanmış, kamuoyunda ‘Rahşan Affı’ olarak bilinen Şartla Salıverme Yasası’yla tahliye
edilmişti. Sedefçi, 11 Şubat 1999’da Ersin Balta tarafından sol ayağından vurulmuştu.
Rezalet örnekleri çoğaltılabilir; ancak bu kadarı yeter değil mi?
II.4-) RÜŞVET Mİ BAHŞİŞ Mİ?
Ve bu yüz kızartıcı kapitalist yolsuzluk tablosunda bir olay daha yansıdı basına:
Ankara’daki tapu dairelerinden birisinde memurların tümü rüşvet yedikleri iddiasıyla
gözaltına alındı! Müdürleri de gözaltına alınanlar arasındaydı!
Bir devlet dairesi toptan gözaltında olduğu için birkaç gün hizmet veremedi.
Bu olay, rüşvetin ne kadar yaygın olduğunu, normal sayıldığını göstermesi açısından
önemliydi. Bu ‘normal’i gözaltına alınanlar şöylece ifade ettiler: “Bizim aldığımız rüşvet
değildi, bahşişti!”
Evet, evet Tapu ve Kadastro Genel Müdürü Mehmet Zeki Atlı, “Türkiye’de hediye
verme alışkanlığı var. Vatandaş memura 15-20 YTL bahşiş veriyor. Bu da rüşvet olarak
yansıtılıyor” dedi… Yanlış duymadınız!
Sonra da Mehmet Zeki Adlı’nın tapu çalışanlarının rüşvet değil, bahşiş aldığı yönündeki
açıklamasını değerlendiren Bayındırlık ve İskân Bakanı Faruk Nafiz Özak, bahşiş ve rüşvetin
birbirine karıştırılmaması gerektiğini, hukuki ve ahlâki olmayan her şeyin karşısında
olduklarını söyledi; şaka değil, gerçek!
Evet, evet ikinci bir Özal vakası yaşanıyor. Özal döneminde memur maaşlarının azlığı ve
memurların bu maaşlarla geçinememesinin konu edildiği bir konuşmada, Özal memur
27maaşlarının artırılmasını “liberal politikaları” nedeniyle savunamadığı için, “memur bu maaşla
nasıl geçinecek?” sorusuna “benim memurum işini bilir” veciz sözüyle yanıt vermişti. Bu söz
sonra çok tartışıldı. Özal tarafından memurun rüşvet almasının savunulduğuna dair delil
sayıldı.
“Benim memurum işini bilir” anlayışı, bugün AKP tarafından yaşatılıyor. Özal ile aynı
liberal, yani işçi-emekçi düşmanı politikaları takip ettikleri için emekçilere yaşayabilecekleri
bir ücreti savunmamak adına rüşveti savunuyorlar.
“Bahşiş mi, rüşvet mi”?
Aslı olmayan bu “düalite” konusunda Ercan Kumcu şunu diyor: “Aslında, ‘bahşiş,
rüşvetin kıyafet değiştirmiş hâlidir.’ Doğu toplumları işi kılıfına uydurmak için rüşvete bahşiş
demektedirler…
Rüşvet bir rant geliridir. Otoritenin gelişi güzel kullanılmasına yol açan fiyat
mekanizmasının bir parçasıdır. Otoriteyi amaçları dışında kullanmak anlamına gelir. Doğu
toplumlarında, rüşvet uygulaması yaygınlaştırılarak ‘bahşiş’ adı altında, herhangi bir rant söz
konusu olmadığı hâlde, bazı devlet görevlilerine ek gelir sağlanması söz konusu olmaktadır.
Doğal olarak, kamuda bahşişin de yeri yoktur…”
Ve bir uyarı da Kamu Etik Kurulu Başkanı Bilal Eryılmaz’dan: Kamuda bahşişin her
türlüsünün yasak olduğunu vurgulayan Eryılmaz, “Bahşiş lokantada olur” dedi!
III-) “SONUÇ YERİNE”: ÖZETİN ÖZETİ
Bu bağlamda, başta söylediklerimize dönecek olursak, 1970’li yıllara dek kapitalizmin
Huntington, Myrdal, Leff gibi ideologlarının yolsuzluğa, “gelişmekte olan ülkeler”de “sermaye
birikimi”ni sağlayıcı bir araç olarak, “olumlu” bir anlam yüklediklerini görmüştük.
1970’lerin ikinci yarısında bu yaklaşımın tersine çevrilmesi, yolsuzluğun bu işlevini
yitirmesinden değil, kapitalizmin neo-liberal fazında, “devletin küçültülmesi” olarak
kodlanan, serbest piyasanın önünü alabildiğini açmaya yönelik bir retorik içi elverişli bir
malzeme oluşturmasındandır. “Yolsuzluklar”ı yakın zaman öncesine dek “azgelişmiş ülkelerin
kendine özgü birikim dinamiği” olarak alkışlayanların birdenbire “yolsuzluk düşmanı”
kesilmesi, uluslar arası “şeffaflık” enstitülerinin devreye sokulması vb., yolsuzlukları
gerçekten önleme niyetine -ya da kapitalist sistem içerisinde böyle bir olasılığın gerçekten
varlığına- değil, yolsuzlukların sınır tanımayan özelleştirmelerin önünü açacak bir
meşrulaştırma aracına, bir retorik malzemesine dönüştürülmesindendir.
28Oysa yolsuzluk(lar) 1970’ten önce ne iseler, o olmayı sürdürmektedir: sermaye
transferi aracı. Egemen sınıflara kliyantel ilişkiler aracılığıyla yeni kesimleri katmanın
yordamı; odacıdan mültimilyarder “girişimci” yaratma sanatı… “İlkel birikim çağı”nda iliği
kurutulacak devasa sömürgelerden yoksun olan “yeni gelişmekte olan kapitalizm”lerin
kapitalist üretme mekanizmaları…
Bir de tabii, şu var: kapitalizmin mevcut durumunda emekçiler, yoksullar, kadınlar,
ezilenler ne zaman durumlarının düzeltilmesine yönelik talepler yükseltseler, siyasetçiler,
bürokratlar ve iş çevreleri hep bir ağızdan haykırmaktadır: “Kaynak yok!”
Kaynak gerçekten “yok” mu? Vazgeçelim sermayeye teşvik, vergi indirimi, düşük faizli
kredi, borç garantisi vb. olarak aktarılan devasa fonlardan, ya da bütçeye muazzam bir yük
bindiren militarist aygıtın finansmanından, sadece yukarıda sıraladığım “yolsuzluklar”ın
maliyeti trilyonları bulmaktadır. Ve bu trilyonlar, yoksulların, emekçilerin, ezilenlerin
ceplerinden “uyanık girişimciler” yaratmanın araçlarıdır.
Öyleyse bir kez daha vurgulayarak tamamlayayım diyeceklerimi: Yolsuzluk, kapitalizmin
“önlenebilir” bir yan ürünü değil, zorunlu bir “mündemiç”idir. Ve onunla etkin bir mücadele,
ancak ve ancak kapitalizme karşı mücadele ile mümkündür.
16 Mart 2008 12:29:55, Ankara.
N O T L A R
[1] Albert Einstein.
[2] Jessica Williams, Dünyada Değişmesi Gereken 50 Gerçek, Aykırı Yay.
[3] Selim Fuat, “Haramiler Düzeninde Mal Varlığı Tartışmaları ve Yolsuzluklar”, Marksist Tutum, No:12,
Mart 2006, s.21.
[4] Bu kapsamda rüşvet, hızlı para veya etkin yağ olarak adlandırılmaktadır.
[5] Elliott, Kimberly (1997) “Corruption as an International Policy Problem: Overview and
Recomendations”, Corruption and the Global Economy, Institute for International Economies, Washington,
s.186.
[6] Modernleşme okulunun önemli temsilcilerinden olan Huntington, yolsuzluğa ilişkin görüşlerini
“modernleşme okulunun” argümanlarından (geleneksel/modern yapı ikiliği) hareketle açıklamaktadır.
[7] Huntington, Samuel (1968) Political Order in Changing Societies, Yale University Press, s.59-72.
[8] Leys.Colin (1965) “Whatis the Problem about Corruption?”, Journal of Modern African Sludies 3, no:
2’den aktaran Johnson, Michael (1996) “Public Officials, Private Interests, and Sustainable Democracy:
Connections Between Politics and Coruption, Colgate University, NewYork, s.1.
[9] Myrdal, Gunnar (1968) “Asian Drama: An Inquiry into the Poverty of Nations”, vol II, New York:
Pantheon’dan aktaran Berg, Erlend (2001) “How Should Corruption be Measured?”, London School of
Economics, s.6.
[10] Leff, Nathaniel H. (1964) “Economic Dcvelopmenf through Bureaucratic Corruption”, American
Behavioral Scientist, 8:3-I4’den aktaran Başar, Selim (tarihsiz) Yolsuzlukların Yabancı Sermaye Üzerindeki Etkisi,
Atatürk Üniversitesi, İİBF.
[11] Nuray Ergüneş, Bankalar, Birikim, Yolsuzluk-1980 Sonrası Türkiye’de Bankacılık Sektörü, SAV Yay.,
2008, s.27-31.
29[12] Oktay Ekşi, “Kara Para Raporu…”, Hürriyet, 20 Mart 2007, s.17.
[13] Aslıhan Aykaç, “Türkiye’nin Yolsuzluk Sicili”, Radikal İki, 5 Kasım 2006, s.4.
[14] İlhan Taşcı, Maskesiz Soygun, Siyah Beyaz Yay., 2007.
[15] Ali Sirmen, “Türban Neleri Örtüyor?”, Cumhuriyet, 12 Şubat 2008, s.4.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s