HRANT’I YAŞATMAK İÇİN ONDAN ÖĞRENMEK![1]


temel-demirer“Yaşama karşı sorumluluğumuz
daha yücesini yaratmaktır.
Daha alçağını değil.”[2]
“Ya ben tehlikeyi çok sevdim, ya tehlike beni. Ama inanılmaz derecede de masumdum,” der ve eklerdi Hrant Dink:
Ne yapayım ki benim başka bir silahım yok. Biraz aklım var belki ama çokça da duygularım. Ben ne siyasetçiyim ne politikacı. Hayatım boyunca o an nasıl davranacağımı hiçbir zaman önceden hesap etmedim. O an ne hissettiysem öyle davrandım, öyle konuştum.”
Evet, böyle biriydi Ahbarik Hrant…
Bu özelliğiyle O, “… ‘Adaletli bir dünya ve Türkiye’ istedi, bunun için de sorumluluk aldı,” diyen E. Fuat Keyman’ın ötesinde ve daha da fazla bir şeyi temsil ediyordu; yani gerçeği… Ermeni soykırımı gerçeğinin dillendirilmesini…
Hayır; Hrant’ı sadece bir “demokrat” olarak sunamazsınız…
Hrant; Ermenidir; sosyalisttir… Aslında aslî özellikleri de bunlardır; n’olur Hrant’tan söz ederken; Ermeni sosyalisti Hrant’ı Hrant olmaktan çıkarmayın…
DİYORDU Kİ…
24 Şubat 2005’te ‘Biraz Dertleşsek mi?’ diye başlık attığı yazısında şöyle demişti:
“Dört bin yıllık geçmişi olan üretken bir halktan, bugün 50-60 bin kişilik cemaate indirilmiş ‘Türkiye Ermeni toplumu’nun bir ferdiyim…
Muhtemelen içinizde beni Ermeni milliyetçisi olarak görenler de vardır.
Ama ne olur lütfen hâlden anlayın..”
Yine 1 Kasım 2004 tarihli yazısının başlığını da ‘Ruh Hâlimdir’ de ise şunlara dikkat çekmişti:
“Türkiyeliyim… Ermeniyim… İliklerime kadar da Anadoluluyum. (…)
Benim tek isteğim, canım Türkiyeli arkadaşlarımla, ortak geçmişimi alabildiğine ve etraflıca ve de o tarihten hiç de husumet çıkarmamacasına özgürce konuşabilmek…
Yukarıdaki satırlar.. bendenizin ruh hâlidir. Arz ederim.”
Nihayet 12 Ocak 2007’ tarihli ‘Agos’ta ‘Niçin Hedef Seçildim?’ başlıklı yazısıyla da sonucu biz(ler)e haber verir gibiydi:
“Ama ayrımcılığa uğramanın tecrübeleriyle pişmiş biri olarak ussal refleksimin şu soruyu sormaktan da hiç geri durmadığını itiraf etmeliyim: ‘Benim Ermeni olmamın bu sonuçta bir rolü oldu mu?’
Bu soruya karşılık, bildiklerimi ve sezdiklerimi yan yana getirdiğimde verebileceğim bir cevap var elbet. Özeti de şu: Birileri karar verdi ve ‘Bu Hrant Dink artık çok olmaya başladı… Ona haddini bildirmek gerek’ diyerek harekete geçti. Kabul ediyorum, kendimi ve Ermeni kimliğimi çok merkeze alan bir iddia bu. Abarttığım öne sürülebilir. Ne var ki benim ruhsal algılamam bu…
Elimdeki veriler ve yaşadıklarım bana bu iddiam dışında bir seçenek bırakmıyor. İyisi mi şimdi bana düşen tüm yaşadıklarımı ve sezgilerimi sizlere aktarmak. Sonrası sizin bileceğiniz…”[3]
Nihayet “Reuters ajansına verdiği bir röportajda, gazeteci ‘soykırım mı değil mi’ biçiminde kendisini sıkıştırdığı için ‘evet soykırımdır’, demişti.[4] Bu nedenle hakkında dava açıldı. Açılacak davada nasıl bir savunma yapacaktı? Ocak 4 ve 5’inde bu konuyu birkaç sefer kendisi açtı. Savunması konusunda konuştu. ‘Ben davayı tam bir tarih kürsüsüne çevirmek istiyorum. Taner, lütfen hazırlan ve beraber hazırlanalım. Düşündüğüm, şu: ‘evet, soykırımdır’ diyeceğim ve madde madde dizerek savunma yapacağım. Soykırımdır, çünkü, soykırımdır çünkü…. öyle bir savunma yapacağım ki burada tarihi yargıladıklarını kendilerine göstereceğim.’
Eğer öldürülmeseydi, ‘Evet, 1915 bir soykırımdır ve bunu söylemek de bir suç teşkil etmez’, diyecekti. O, bu savunmasını yapamadı. Hrant’ı yargılayamayanlar, Arat Dink ve Sarkis Seropyan’ı yargıladılar ve soykırım kelimesini kullanmaktan dolayı mahkûm ettiler…”[5]
Burada durup, altını çizerek belirtmem gerek, Hrant’a sahip çıkanlar, uğrunda ölümü kucakladığı Ermeni soykırımı gerçeğine sırt dönemezler, dönmemeliler…
SOYKIRIMA, RESMİ İDEOLOJİYE ONAY MI RED Mİ?
O hâlde açık açık belirtelim; eğer Türker Alkan gibi, “1915 olayları çok tartışıldı ve tartışılmalı da. Fakat bu tartışma nedeniyle Türk mahkemeleri tarafından mahkûm edilmiş bir kimse anımsamıyorum. Ama ‘soykırım olmadı’ dediği için İsviçre mahkemelerinde yargılanan ve mahkûm olan Türkler oldu!”[6]diyorsanız; kendinize hangi sıfatı layık görürseniz görün; egemen ırkçığın bir parçasısınız demektir!
Bilmiyor olamazsınız; “es” geçemezsiniz!
Hrant’ı yargılayamayanlar, Arat Dink ve Sarkis Seropyan’ı yargıladılar ve soykırım kelimesini kullanmaktan dolayı mahkûm ettiler. Arat Dink ve Sarkis Seropyan ve avukatları, verilen cezanın aslında Hrant’a verildiğini düşünüyorlar…
Haksız da değiller!
Kimse inkâra kalkışmasın!
“Resmî ideoloji Türk halkı tarafından içselleştirilmiş, ırkçılık ve milliyetçilik sıradanlaşmış.
Kendilerini entelektüel olarak tanımlayanlar dahi korku sarmalından kurtulamamışlar.
Edward Said diyor ki; ‘entelektüel kolay kolay hükümetlerin veya büyük şirketlerin adamı yapılamayan, devamlı unutulan ya da sümenaltı edilen insanları ve meseleleri temsil etmek için varolandır.’
Evet, Türkiye’de elbirliği ile Ermeni ulusuna yönelik soykırım ‘sümenaltı’ edilmiştir.
Bunda herkesin payı vardır. Ve herkes suçludur.
Açıkça soykırım demeyenlere, hâlâ ikilem içinde kalanlara, susanlara, korkanlara, İttihat ve Terakki Partisi’nin 1915 başlarında düzenlenen gizli oturumunda parti üyesi Doktor Nâzım’ın sözlerini hatırlatmak istiyorum:
‘Ermeniler ölümcül bir yaraya benzer. Bu yara önceden zararsız zannedilir. Fakat zamanında bir doktor muamelesi görmezse muhakkak öldürür. Hemen harekete geçmek gerekir. Eğer 1909’daki gibi yaparsak yarardan çok zarar görürüz. Bizim temizlemeye karar verdiğimiz diğer kesimleri, Arapları ve Kürtleri uyandırır ve tehlike bir yerine üçe katlanır… …Eğer bu temizlik harekâtı ve genel ve nihai olmazsa, yarardan çok zararı dokunur. Ermeni halkını topraklarımızdan kökten temizlemeliyiz. Bir kişi bile kurtulmamalı ve Ermeni ismi unutulmalıdır… Bu defaki işlem, kökten temizleme işlemi olacaktır. Ve Ermenilerden bir kişi bile sağ kurtulmaması koşuluyla soykırım mutlaka gereklidir…’[7]
Evet, Doktor Nâzım’ın söyledikleri uygulanmıştır.
Peki bugün bu anlayış değişmiş midir? Ne yazık ki bu soruya verilecek cevap koskoca bir hayır’dır.
Hrant Dink’in katledilmesinin ardından kamuoyunda ‘Ozan Arif’ diye bilenen Arif Şirin ve Türkücü İsmail Türüt, ırkçı duygularını kâğıda dökerek Hrant’ın katili Ogun Samast’a övgüler düzen bir şarkı yaptılar. İnsan Hakları Derneği’nin yaptığı suç duyurusu üzerine bu iki faşist hakkında dava açıldı. Ancak, Dink’in katledilmesini kınayanlara ceza veren hâkimler, onlar hakkında beraat kararı verdiler. Ve katliamı savunan şarkıda suç unsuru görmediler…
Şimdi sormak gerekiyor. Hrant Dink’in katili kim?”[8]
KATİL “KİM” Mİ? BİLMİYOR OLAMAZSINIZ!
Hepimiz, herkes anımsıyor, biliyor…
Hrant Dink’in katil zanlısı Ogün Samast’ın 3.5 saatlik sorgu kaydı TRT Haber’deki Büyük Takip Programı’nda yayımlandı. “Ermeni soykırımı” ile ilgili sorular sorulan Samast’ın konudan habersiz olduğunu iddia etmesi dikkat çekerken, sorgu sırasında Samast’ın bir gazete alarak okuduğu ve haberlere güldüğü görülüyor.
Tepe kamerası ile yapılan sorguda Samast’ın sürekli avukatına baktığı, çay molası, sigara molası ve yemek molası verdiği ve sorgu sırasında zaman zaman gülüşmeler olduğu görülüyor…
Samast, yakalanacağını bildiği ve teslim olacağı için silahı herhangi bir yere atmadığını da söylüyor. “Jandarmalar hepsi zaten tanıyor beni. Çok severler beni, zaten teslim olacaktım” ifadelerini kullanan Samast, “Neden seni seviyorlar” sorusuna ise “Mahalleye geliyorlardı. Oturuyorduk muhabbet ediyorduk” karşılığını veriyor…
“Devletini seven falan o anlamda mı” sorusuna da “Evet” diyen Samast, yanında sürekli olarak Türk bayrağı olduğunu da savunuyor…
Tüm bunlar “Katil kim”in yanıtları değil mi?
Ayrıca “Katil kim?”konusunda İsmet Berkan, “Aradan geçen bunca zamana rağmen davası hâlâ bitmedi. Hrant Dink’i kimin öldürdüğünü biliyoruz.
O katilin eline silahı kimin verdiğini biliyoruz. Ele silah vereni kimin azmettirdiğini biliyoruz.
Zaten mahkemede de onlar yargılanıyor. Peki daha sonrası,”[9] sorularının altını çizerken; ÖDP lideri Alper Taş da, “Dink bir devlet politikası olarak öldürüldü,” diyor!
SORUMLU DEVLETTİR!
Sorumlu -dolaylı falan değil!- doğrudan, düpedüz devlettir…
Örneğin, “Hrant için devlete karşı devlet gerek” vurgusuyla ekliyor Cengiz Çandar, “Bugüne dek ortaya dökülüp saçılan bütün bulgular, Hrant’ın çok ‘derindeki devlet’ falan değil, devletin kendisi tarafından, adeta bilinçli bir ‘ihmal’ yoluyla, devletin güvenlik kurumlarının içinden üreyen bir mekanizma sonucu şimdi sanık konumundaki tetikçiler aracılığıyla öldürüldüğünü ortaya koyuyor. Sanık, ‘derin devlet’ten ziyade, hayli ‘yüzeydeki’ devlettir.”
Kanıt mı? Çok, hem de gereğinden fazla…
Skandallarla gündeme gelen Hrant Dink cinayeti soruşturmasında “Bu kadarına pes” dedirten bir olay da, Hrant Dink cinayetinde ihmalleri oldukları Başbakanlık Teftiş Kurulu raporunda açıkça belirtilmesine rağmen yargı önüne çıkartılamayan polislerden bazılarının, haklarında “Dink cinayetinde sorumlulukları var” şeklinde rapor düzenleyen Mülkiye müfettişinden şikâyetçi olunmasıdır!
Suç duyurusu üzerine müfettiş hakkında İçişleri Bakanlığı tarafından ön inceleme yapıldığı ve müfettişin yargılanmaktan bir Danıştay kararı sayesinde kurtulduğu öğrenildi…
Ne alâ değil mi?!
Bu kadar değil!
İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nın Dink’in katledilmesinde Milli İstihbarat Teşkilâtı mensuplarının ihmali olup olmadığını soruşturmak için istediği izin talebine Recep Tayyip Erdoğan olumsuz yanıt verdi. Başbakanlık’tan Savcılığa gönderilen cevap yazısında, en düşüğü Operasyon Başkanı seviyesinde olan MİT mensuplarının soruşturulmasına izin verilmedi…
Vb’leri, vd’leri…
YANITSIZ SORU(N)LAR
Ahbarik Dink’in katli konusunda sorulan tüm soru(n)lar yanıtsızdır!
Hilal Köse’nin ifadesiyle, “Hrant’ın arkadaşları sorular sordular ancak devletten tek bir cevap bile alamadılar,” yani devlet Hrant’a sağır, dilsiz ve kördür; üç maymunu oynamaktadır!
Örneğin Hrant Dink’in öldürülmesiyle ilgili ‘Bilgi Edinme Kanunu’nu kullanarak cinayetle ilgili Cumhurbaşkanlığı, Başbakanlık, Dışişleri, İçişleri ve Adalet bakanlıklarına “sorular” gönderen ‘Hrant’ın Arkadaşları’ istedikleri yanıtı alamadı!
 Durum tamı tamına bu ve böyleyken; bunların da bir artısı var!
Hrant Dink’in arkadaşları” tarafından sorulan sorulara verdikleri yanıtlar çerçevesinde tavırları gündeme getirilerek eleştirilen Cumhurbaşkanlığı ve Başbakanlık’la birlikte Adalet Bakanlığı’nın Teftiş Kurulu raporunda da “Hrant Dink suçsuzdur” açıklamasının suç sayıldığı ortaya çıktı…
Adalet Bakanlığı müfettişleri, Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Ömer Faruk Eminağaoğlu’nun, Dink’in sözlerini, “düşünce özgürlüğü” olarak gören ve yargılanmasına karşı çıkan açıklamalarını, “Toplumda yargıya güveni sarsacak nitelikte beyan” olarak değerlendirdi!
YAPILAN ŞEY: PERDELEME/ KARARTMA!
Emniyet Genel Müdür Yardımcısı iken son yılların en büyük uyuşturucu operasyonu kapsamında tutuklanan Emin Arslan, Hrant Dink cinayetini aydınlatmaya çalıştığı için bunların başına geldiğini öne sürerken; Yıldırım Türker haykırıyor:
“Hrant’ın katli, basit bir cinayet olarak tarihe yazılsın, tarihin üçüncü sayfasına atılsın diyedir bütün gayretleri.
Hrant’ın katilleri hâlâ aramızda.
Evet, onlara hâlâ dokunulamıyor. Devlet, hâlâ onların devleti…”
Aynı şekilde Dink’in avukatı Fethiye Çetin, üçüncü yılındaki davayı, “Bugüne kadar izlenen yöntemle bu cinayet aydınlatılamaz. Bu cinayet üç beş gencin işi değil. Cinayetin gerçek faillerinin ortaya çıkarılması yönünde kayda değer bir gelişme olmadı. Başladığımız yerdeyiz” diye değerlendirdiği raporda (Deniz Tuna ile) şunların altını çiziyorlar:
“Gelişmeler ışığında; açıkça ve net olarak varılan sonuç şudur: Bugüne kadar izlenen yöntemle bu cinayet aydınlatılamaz.”
Evet ortada devletin perdeleme/ karartma operasyonu vardır…
AİHM MESELESİ…
Bunun böyle olduğuna ilişkin önemli bir veri de Hasan Cemal’e, “Dışişleri Bakanlığı’ndan devlet adına bir savunma gidiyor AİHM’e. Utanç verici bir savunma. Rezalet! Devlet, bunca yaşanandan sonra daha hâlâ Hrant Dink’i suçlayabildiği için öyle… Ne acı, ne yazık,”[10] dedirten AİHM’deki T.“C” tavrıdır!
T.C Dışişleri AİHM’deki “Hrant Dink Davası Savunması”nda, “Hrant Dink öldürüldüğüne göre 301’den aldığı cezanın mağduru olmamıştır. Yani, mağdur olmadığına göre bizim suçlanmamız gerekmez,”[11]derken; AİHM’deki dava dosyasına giren T.“C” hükümetinin savunması -özetle- şöyledir:
“Hrant Dink hakkında Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun da onayladığı 301. madde mahkûmiyetine ilişkin dava, öldürüldüğü için düştü, cezan kesinleşmedi. Bu yüzden Dink’in başvuru hakkı yok. Dink Ailesi de 301. madde mahkûmiyetinden doğrudan zarar görmediği, ‘mağdur’ sayılamaz. AİHM, daha önce Almanya’da bir Nazi örgütü liderine nasyonal sosyalizmi savunan yazısı için verilen cezayı yerinde buldu. Demokratik bir toplumda bu tür yazılar (Dink’in mahkûmiyetine neden olan yazısı) halkı tahrik etmek suçunu oluşturacak ve kamu düzenini bozacaktır. Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi’nin ‘nefret söyleminin engellenmesine’ ilişkin tavsiye kararı bulunmaktadır. Dink’in yazısı da ‘nefret söylemi’dir. Davanın Dink Ailesi’nin kökeniyle hiçbir ilgisi bulunmamaktadır.”
İstanbul Büyükşehir Belediyesi’in 8 Şubat 2010 tarihli oturumunda AKP’li üyelerinin oylarıyla Hrant Dink’in adının, Şişli’deki Ergenekon Caddesi’ne verilmesiyle ilgili gündem önerisinin red ettiren zihniyetin yani AKP’nin de Hrant’ın hesabı sormayacağı, soramayacağı herkesin bilgisi dahilindedir!
Kaldı ki, kullanılan “tetikçi’den bile hesap sormanın şaibeli olduğu bir “sır” değilken; Rakel Dink haykırıyor: “Adalete prangalar vurulmuş. Hâkimler uyguluyor”!
Evet tablo bu!
HRANT’I YAŞATMAK!
Bu tabloda Hrant’ı yaşatmak, egemenlere bir kez daha katlettirmemek gerekiyor; bu “olmazsa olmaz”ımız olmalıdır!
Herkes, Hrant’a “Çutağım/ Kemanım” diye seslenen Rakel Dink’in, “Kanını gördüm kaldırımın üstünde. Sonra hep üzüldüm, niye uzanıp oraya, yanına yatmadım diye. Sonra hep üzüldüm… Çıkarken Agos’tan, baktım orayı sabunla suyla yıkıyorlar. Temizlemeye çalışıyorlar. Sanki temizlenirmiş gibi. Suyla sabunla temizlenir mi dökülmüş kan?” sorusunu belleklerine nakşetmelidir!
Herkes, “Biz bu ülkede yüzde 20’ydik, bugün binde bir bile değiliz. 100 yıl önce avdık, şimdi yem olmuşuz…” “[Devlet] bizimle dalga geçiliyor…” diye haykıran Hrant’ın oğlu Arat Dink’in çığlığını duymalıdır!
Hrant’la, insanlığımızla, vicdanımız ve adaletle yani bizi insan kılan her şeyimizle, hepimizle alay ediyor egemenler…
Egemenler tarafından hedefe konan, katledilen; cinayet öncesi ve sonrasında da resmî savunmayla suçlu ilan edilen Hrant: “Suçlu” bulunan bir maktuldür…
Buna izin vermemeliz!
Bunu nasıl yapabileceğimizi yine ve bir kez daha Ahbarik Hrant’tan öğrenebiliriz…
Kolay mı? “Düşünen ve yapan bir insan”dı Hrant…
Onu anlatırken “Hrant insanı severdi. Derin bakardı insana. Anlamak üzere bakmaktı bu,” derdi Hülya Demir…
“… ‘Khent’, Hrant’a çok uygun bir isim. O doludizgin yaşanan yaşam mücadelesi içinde, yoksulluk ve yoksunlukta geçen çocukluğundan itibaren, ortaokul yıllarından itibaren ekmek parası peşinde koşan bir insan. Ve o doludizginlik içinde delifişek bir delikanlı çıkmış ortaya. Zaten Hrant isminden de anlaşılacağı gibi coşkulu bir ateş o. ‘Deli’, ‘delioğlan’, ‘delifişek’ anlamında bir sözcük Khent,”[12]vurgusuyla “Bana onu anlat deseler” diyerek ekliyordu Tûba Çandar da: “Arkadaşımın adı Hrant’tı. Bana onu anlat, deseler; has adamdı, derim. Asil ruhtu, sıkı dosttu. Cesur yürekti, deli fişekti. Koruyandı, kollayandı. Candı… Tarifi çoktu onun, kimselere benzemezdi, derim. Canına kıydılar arkadaşımın. Gazetesinin önünde vurdular onu. Arkadan vurdular hem de, üç kurşunla… O gün ben de vuruldum. Yaşarken değdiği, koca kollarıyla sarıp sarmaladığı, dokunup şifalandırdığı herkes vuruldu. Hepimiz vurulduk. Ama Hrant öldü; biz kaldık. Ve gördük. Kaldırımda yüzükoyun yatan Hrant’ı gördük. Üzerini örtmeye çalıştıkları beyaz kağıdı da, altı delik ayakkabılarını da… Hepsini gördük…”[13]
Hrant’a dair bir tanımlama da oğlu Arat’tan ve şöyle: “Babamın bir deli yönü vardı. Öfke, cesaret ya da coşku. Herkeste olan duyguların aşırısı vardı onda. Ancak bir delinin yapacağı şeyleri yapardı bazen. Babam haksızlığa gelemez, susmayı sindiremezdi. Öfkesini bastırmaz, haklı olduğuna inanırsa taviz vermezdi. Evde olduğu gibi dışarıda da böyleydi bu. Zaten böyle bir ayrım yapmayacak kadar da doğaldı. Çabuk parlar, çabuk sönerdi. Ama o parladığı an, bunun sonucunu düşünmeden hareket edebilirdi. En büyük zaafı bu tür delilikleriydi (…) Hani insanlık tarihi düşünenler ve yapanlar olmak üzere iki tür insanın tarihidir ya, babamda beni şaşırtan şey, bu ikisini aynı bünyede barıştırabilmesiydi. İnsanın eylemesine engel olan bir farkındalığa sahip olabilmesine rağmen eylem üretebilmesiydi…”[14]
Evet Ali Bulunmaz’ın, “Paylaşımcılık duygusu Hrant’ı kaçınılmaz biçimde sol ve sosyalizmle tanıştırıyor. TİKKO günleri, aynı zamana rastlayan aşk,”[15] vurgusuyla betimlenmesi mümkün olan “Khent” Hrant’ın, “Ağıt toplumuyuz biz, acıyı kazanç bellemişiz. Siz ölüm ilanımı veredurun, bu da benim yaşadığımın ilanıdır,” haykırışı kulaklara küpe edilmelidir…
Bu haykırış; “Ji jîyanê netirsin. Jiyîn wisa xweş e ku dema we bi xwe karekî baş u rast kiribe,”[16]dercesine aşk, hayat ve kardeşlik için bir mücadele çağrısıdır!
O hâlde şimdi umut ve ısrarla Paul Eluard’ın dizelerini terenüm edelim; (Gabriel) Peri isminin yanına Hrant Dink’i ekleyerek:
“İnsanı yaşatan kelimeler vardır/ Hani yunmuş arınmış sözler/ Sıcaklık diyelim güven diyelim/ Mesela aşk adalet hürriyet kelimesi/ Çocuk kelimesi insanlık kelimesi gibi/ Ve bazı çiçeklerin ülkelerin ismi/ Mesela yiğit kardeşlik arkadaşlık/ Çalışma kelimesi gibi/ Sonra bazı kadınların dostların ismi/ Bizim Peri [ve de Hrant Dink-b.n.]de onların arasında…”
Özetle John A. Simone’un, “Kötü bir durumdaysanız, merak etmeyin geçer. İyi bir durumdaysanız, merak etmeyin geçer,” sözünü anımsayarak; ütopyaları yeniden gün yüzüne çıkarmanın, onları gerçekleşebilir hayaller olarak çizmenin tam zamanı. Gittikçe kararan ve kendi ellerimizle berbat ettiğimiz dünyayı ışıkla, güneşle, aşkla, harfle, kelimeyle, cümleyle yeniden kurmanın tam zamanıdır…
Nihayet karanlıkların şiddeti üstümüze üstümüze gelse de, isyan ve direnişten vazgeçilmemişse; F. Engels’in, “Mücadeleciliğin ve devrimciliğin kalbi çeliktendir; Acıyabilir ama asla affetmez!” uyarısı unutulmamışsa umut tükenmez…
Ahbarik Hrant bunun kanıtıdır!
8 Ocak 2011 15:25:30, Ankara.
N O T L A R
[1] 15 Ocak 2011 tarihinde SBF-DER’in Ankara’da düzenlediği “Hrant Dink Anması”nda yapılan konuşma… Esmer, No:70, Nisan 2011…
[2] Friedrich Nietzsche.
[3] Hrant Dink, Bu Köşedeki Adam, Uluslararası Hrant Dink Vakfı Yay., Eylül 2009.
“Siz buna soykırım deyin…” gibi bir derdim asla yok! Aslında bu tip dayatmaların Türk toplumunda çok yanlış olduğuna inanıyorum. Bu toplum idrak etmeli, tartışmalı ve öğrenmeli.” (2 Ekim 2006’da Akşam gazetesi ile yaptığı söyleşi: http://www.aksam.com.tr/haber.asp?a=65239,12)
[5] Taner Akçam, “Hrant’la En Son Konuştuklarımız”, Gelawej, 17 Ocak 2010.
[6] Türker Alkan, “İşe Yaramayan Bir Özür”, Radikal, 10 Nisan 2010, s.19.
[7] Recep Maraşlı, 1915 Soykırımı.
[8] Eren Keskin, “24 Nisan 1915’ten, 19 Ocak 2007’ye…”, Günlük, 19 Ocak 2010, s.10.
[9] İsmet Berkan, “Hrant’ın Katlinden Ders Çıkaramamak”, Radikal, 19 Ocak 2010, s.3.
[10] Hasan Cemal, “Hrant Dink Ailesine Özür Borcu!”, Milliyet, 22 Ağustos 2010, s.19.
[11] Aktaran: “AİHM Dink Dâvâsı’nda Savunma Yerine Saldırı”, Kızılcık, No:39, Yaz 2010, s.30.
[12] Kaya Genç, “Hrant: Hepimize Dokunan O Gizemli Adam”, Radikal Kitap, Yıl:9, No:496, 17 Eylül 2010, s.20-22.
[13] Karin Karakaşlı, “Hrant’a Hayat Armağanı”, Radikal İki, 19 Eylül 2010, s.9.
[14] Tûba Çandar, Hrant, Everest Yay., 2010.
[15] Ali Bulunmaz, “… ‘Suçlu’ Bulunan Maktul”, Cumhuriyet Kitap, No:1077, 7 Ekim 2010, s.4-5.
[16] “Yaşamdan korkmayın. İyi ve doğru bir şey yaptığınız zaman yaşam öyle güzel ki.” (F. Dostoyevski.)
Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s