Hepimiz Doğan Özgüden’leyiz, Doğan Özgüden’iz!

 “Çölü güzel yapan şey, bir yerlerde su saklıyor olmasıdır.”(Saint Antoine de Exupery)
Ragıp Zarakolu’nun ‘Yeter Artık!’ başlıklı yazısından öğrendiğimde hırsla ürperdim: “Şimdi de Doğan Abi ha…” diye!
Ragıp yazısında diyordu ki, “MHP’yi bile “light” bulan ve parti içinde darbe yapmaya çalışan, ama bunda başarısız olan, militarist dayanakları da olan mahut çevre yeni linç hedefi olarak, Türkiye sol basınının duayeni ve efsane isimlerinden Doğan Özgüden’i seçti.
Ve bu çevre engizisyon yargıcı kesilerek Türkiye Gazeteciler Cemiyeti’ni sıkıştırma cüretini bile gösterdi. Sözde gazeteci geçinen birileri, hem sorgucu, hem savcı hem de hâkim kesildiler.
Bazı avukatlardan, bazı hukuk insanlarından gelen talepler “emir” kabul edildiğine göre, bunda pek şaşacak bir şey olmamalı.
Avrupa Parlamentosu çatısı altında yapılan ‘Dersim 1938 Paneli,’ militarizmin ve yardakçılarının yeniden savaş tamtamlarını çalmalarına neden oldu.
* * * * *
Şimdi de Doğan Abi…
Adalet Bakanı’nın “devletime katil dedirtmem!”, Savunma Bakanı’nın “temizleyip yollamasak da, başımıza belâ mı etseydik?” dediği bir coğrafyada yaşıyoruz…
Şaka değil! TBMM’de DTP’li Hasip Kaplan’la tartışırken AKP’li Abdulkadir Akgül’ün, “Devletime ve milletime karşı geleni vurmaktan hoşlanacağım… Vurmayalım mı? Büyük çoğunluk benim gibi düşünüyor,” diyebildiği bir coğrafyadır sözünü ettiğimiz!
“Ne mi oluyor?” Çok basit!
‘Fransa İnsan ve Yurttaş Hakları Bildirisi’nin, “Hakların güvence altına alınmadığı kuvvetler ayrılığının yapılmadığı bir toplumda anayasa yoktur”; veya Thomas Jeferson’un, “Yasama, yürütme ve yargı güçlerinin aynı ellerde toplanması kesinlikle despotik bir devleti ifade eder,” diye itiraz ettikleri bir kâbusla yüz yüzeyiz…
* * * * *
Burası 301’ler Türkiye’si!
Engin Çeber’in, Çağdaş Gemlik’in, Baran Tursun’un, Festus Okey’in, Ahbarik Hrant’ın katledildiği; polislerinin batıdaki western filmlerindeki kovboylardan daha hızlı silah çektiği bir coğrafya…
“Hayır” diyenlerin, “itiraz” edenlerin linçten imhaya kadar uzanan tehditlerle açıkça hedef gösterildiği; bunun da “olağan” olduğu bir cinnet!
Ve olup-bit(mey)enin başını bir bütün olarak devlet ve onun ideolojik aygıtlarından apoletli medyanın çektiği bu topraklarda; ‘Yeniçağ Gazetesi’nden ötekilere, apoletli medya deyip geçmeyin, o tetikçidir; sevgili Hrant’ın katlinde bunun böyle olduğunu görüp, yaşamadık mı?
“Cuntacıları, insanlığa karşı suç işlemiş generalleri eleştirmek”in “suç” ilan edildiği saçmalığın orta yerinde sınır ve kural tanımayan ceberrutluklarıyla onların amacı bizleri susturmak!
Her totaliter rejimde olduğu gibi… Devletin özelliği muhaliflere tahammülsüzlüktür! “1915’ini, 1938’ini, 1971’ini, 1 Mayıs 1977’sini, 1980’ini konuşturmamak ve resmi ideolojinin labirentlerinde yok etmektir…
Hayır, yağma yok; her şey konuşulacak, bedelini ödeyerek Doğan Özgüden, İsmail Beşikçi, Fikret Başkaya, Haluk Gerger gibi konuşacağız!
* * * * *
“Bilmeyenler” için: Yaşar Kemal ve Fethi Naci ile birlikte ‘Ant’ dergisinin ve yayınlarının kurucusu Doğan Özgüden sosyalist basınının önde gelen isimlerinden birisidir.
1967’den sonra sosyalist haftalık dergi ‘Ant’ı ve Ant Yayınları’nı kurarak 1971’de sıkıyönetim tarafından kapatılıncaya kadar yönettiler.
Yazdıkları ve yayınladıkları yazılardan dolayı haklarında 50’den fazla dava açıldı. 300 yılı aşkın hapis cezası talebiyle yargılandılar. Ömür boyu hapislik tehdidi nedeniyle 1971 faşist askeri darbesinden sonra Türkiye’den ayrıldılar.
1971 yılında askeri cunta tarafından kapatılan sosyalist Ant Dergisi’nin hâlen siyasal sürgünde Info-Türk’ü yöneten iki kurucusu/ yöneticisi Doğan Özgüden ile İnci Tuğsavul’a göre, “Sınıfsal tutumu yanında Ant’ı farklı kılan, onun ‘Kemalizm’e ve militarizme karşı, Türkiye halklarının hak eşitliği için, enternasyonalist dayanışma için verdiği mücadeleydi…”
Türkiye İşçi Partisi (TİP)’in her iki dönemde en aktif yöneticilerinden. 1971 ve 1980 darbelerinin “Kara Kitap”larını yayınlayandır. Belçika’da Info-Türk’ün kurucuları Doğan Özgüden ve İnci Tuğsavul 40 yılı aşkın bir süredir birlikte çalışıyor ve mücadele ediyorlar.
Avrupa Barış Meclisi (ABM) kurucusu ve sözcülerinden olan, gerçekleri savunmayı görev bilen gazetecilerin duayeni, Belçika Gazeteciler Cemiyeti, Belçika İnsan Hakları Derneği, Brüksel Kültürler Arası Etkinlikler Merkezi (CBAI) ile Irkçılık ve Yabancı Düşmanlığı ile Mücadele Hareketi (MRAX) yöneticisi olan Doğan Özgüden’e karşı kirli ve tehlikeli bir linç kampanyası yürütülmekteyken; bugün de hala “Memleketimizde militarizmin egemenliği maalesef hala sürüyor,” diyen onlar, hepimiz için önemli bir örnek oluşturmaktadırlar..
* * * * *
Avrupa Barış Meclisi’nin, hakkında “Özgüden’e linç kampanyasını kınıyoruz, kaygılıyız!” dediği Doğan Özgüden’in bugün topraklarımızdaki tüm devrimciler üzerinde hakkı ve emeği vardır!
Ayrıca Erol Özkoray’ın, “Doğan ve İnci, uzakta da olsak hep sizinle birlikteyiz. Mücadeleniz bizim mücadelemiz,” Ragıp Zarakolu’nun, “Türkiye solu yedirtmez onu size. Onları hiç bir zaman yalnız bırakmayan bu cesur aydınları, insan hakları savunucularını,” dediği Doğan Özgüden’in benim üzerimde de ödenmesi mümkün olmayan hakkı vardır…
Carlos Marighella, Douglas Bravo vd’leri onları ve ötekileri hep ‘Ant’la tanımıştım; bugün de hala savunduğum “Ortadoğu Devrimci Çemberi”ni ilk kez yine ‘Ant’tan okumuştum…
Tam da bunun için 26 Kasım 2008 tarihli e-postada dedim ki:
“Sevgili Doğan Özgüden Abi,
Biraz evvel Ragıp’ın yazısından, size yönelen “malum” meseleden haberdar oldum…
Ant Yayınlarını (ve dergisini) okumuş, çeşitli tarihlerde sorunları Info-Türk’ün sayfalarında dillendirilmiş birisi olarak daima yanınızda ve sizinle olduğumu bir yere kaydedin lütfen.
Bu sadece “kuru” bir dayanışma değil; çağırdığınız her zaman, her yerde yanınızda olmak konusunda verilmiş bir sözdür… Selam, sevgi ve saygıyla…”
* * * * *
Doğan Özgüden tehdit altında: “Neredesiniz” mi? “Faşist, ‘faşisttir’; gerici ‘gericidir’; asla değişmez; ‘değişmişse de ‘faşist’, ‘gerici’ olmaz…” bilinciyle burada, Doğan’ın yanındayız!
Hem de Thedor Adorno’nun, “Özgürlük hiçbir zaman verili değildir, her zaman tehdit altındadır. Mutlak belirlilik, her defasında da özgürlük yoksunluğudur,” diye betimlediği karanlıkların ortasında; Paul Eluard’ın, ‘Asıl Adalet’ dizelerindeki çocuksu içtenlikle:
“İnsanlarda tek sıcak kanun,
üzümden şarap yapmaları,
kömürden ateş yapmaları,
öpücüklerden insan yapmalarıdır.
İnsanlarda tek zorlu kanun,
tekmil harplere, sefaletlere rağmen
kendilerini ayakta tutmaları,
ölüme rağmen yaşamalarıdır.
İnsanlarda tek güzel kanun
suyu ışık yapmaları,
hayali gerçek yapmaları,
düşmanı kardeş yapmalarıdır.
Hep var olan kanunlardır bunlar
bir çocukcağızın ta yüreğinden başlar
yayılır, genişler, uzar, gider,
ta akla kadar.”
28 Kasım 2008 12:14:50, Ankara.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s