HEDEF(DEKI) SURIYE

“Eğer her şeyin kötü olacağını
söylemeyi sürdürürseniz,
bir kahin olma şansınız artar.”[1]
Herkesin bilgisi dahilinde ve malumu: Suriye, emperyalizmin hedef tahtasında…
  Görmeyen, bilmeyen yok bunu; devasa bir alt üst oluş dalgası Ortadoğu’yu sarıp/ sarmalarken…
“AKTÜEL DURUM” VEYA N’OLUYOR?
Fehim Taştekin’in ifadesiyle, “üzerinden gölge savaşı” sürdürülen Suriye’de, “Halkın meşru talepleri üzerinden kartlar açılmış” durumda…
Suriye, bölgesel bir savaşın odağı sanki.
“Büyük Oyun”un tüm aktörlerini içeren odaktaki kapışma, ilk adımda Suriye’deki statükonun bozulmasına yönelik…
Suriye’de statükonun bozulması, bölgesel etkilere yol açacak, örneğin dört ülkeye yayılmış “Kürdistan”ı ve Ortadoğu’daki Şii Hilali’ni de içeren bir alanı doğrudan etkileyecek önemde…
Kolay mı?
Suriye’nin İsrail’le savaş hâli, Hizbullah’ı desteklemesi, Hamas lideri Halid Meşal’e kapısını açması, Filistin ile doğrudan ilişkileri ve Lübnan siyasetindeki oyun kurucu ya da bozucu rolü bir kalemde “es” geçilemez…
Ayrıca Suriye’nin Sünni Arap âlemiyle gerilimli geçmişi, İran ve Rusya ile ittifak ilişkisi bu coğrafyayı apayrı bir yere oturtur.
Emperyalizmin, Ortadoğu’da Saddam’dan Kaddafi’ye uzanan “törpüleme” harekâtı, aynı zamanda bir kuşatma ve “yeni dizayn” özelliği de taşıyordu ki, bu güzergâhta sıra Suriye’ye ge(tiri)ldi…
Suriye hükümetinin, ülkenin kuzeybatısında İdlib’e bağlı Cizrüş-Şuğur kasabasında 120 güvenlik görevlisinin “silahlı çeteler”ce öldürüldüğünü açıklaması, barışçıl protesto gösterileri olarak başlayan hareketin ülkenin en azından bazı kesimlerinde silahlı isyana dönüşmeye başladığının işareti olarak görülüyorken; “Mevcut sahne korkunç. Suriye en tehlikeli ve zor labirentlere doğru sürükleniyor. Ülkedeki rejim, bir nevi ‘Rus ruleti’ oynamakta ısrarlı,”[2] diyor Emin Kamuriye…
Suriye’nin çok parçalı yapısının ve orduda komuta kademesinde kopuş olmamasının, bu yöndeki tespitleri güçlendirdiği vurgusuyla Faik Bulut’un, “Rejim düşebilir, ama iç savaşla düşer,” tespitinin altını çizdiği koordinatlarda Fehim Taştekin de ekliyor: “Libya’da Kaddafi’nin gömülmesinin ardından Suriye’ye müdahale daha görünür hâle geldi.”
Ancak belirtmeden geçmeyelim: “Libya senaryosu zor…
Libya senaryosunun Suriye’de sahnelenemeyecek olmasına yol açan etkenlerin başında, coğrafi koşulları geliyor.[3]
Suriye, Libya’dan farklı olarak, dağlık bir coğrafyaya sahip. Sivil nüfus, bu dağların arasına ve kenarlarına yerleşik. Havadan bombalamak olanaklı ama, tali hasarın çok yüksek olması kaçınılmaz. Libya nüfusu 6.6 milyondu, Suriye’de 22 milyon insan yaşıyor. Suriye ordusu, Libya ordusundan sekiz kat daha büyük, iki kat daha fazla uçağı, dokuz kat daha fazla tankı var…
İkincisi, Suriye’de muhalefetin, toplumun en fazla yüzde 40’ını etkilediği düşünülüyor. Robert Fisk, halkın büyük bir kısmının iç savaştan korktuğunu, Esad’ı desteklemek için, kendiliklerinden, yüz binlerle olmak üzere sokaklara çıkabildiklerini aktarıyor.[4]
‘The Time’dan Tony Karon, ‘Muhalefetin karşısındaki tatsız gerçek şu ki, Suriye toplumunun büyük bir kesimi, Sünni-İslâmcı akımların önderliğindeki bir isyandan, rejimden korktuklarından daha çok korkuyor’ diyor.
Üçüncüsü, daha çok diplomatik: BM’den, Libya’ya müdahale etmeye olanak sağlayan karara benzer bir karar çıkartmak Rusya, Çin yüzünden olanaksız. Dahası, Zogby araştırma grubunun bulguları bölgede Sünni Arap nüfus içinde Esad’ı destekleyen kimse kalmadığını, ancak büyük çoğunluğun, Suriye’ye bölge dışından, Batı’dan yapılacak bir müdahaleye kesinlikle karşı olduklarını gösteriyor.[5] Bu nedenlerden dolayı, ‘The Jerusalem Post’tan Bloomfield, BM dışında, uluslararası ve bölge ülkelerinden oluşan bir ‘Suriye Dostları’ grubu kurulmasını öneriyor.[6]
Haaretz’in bir yorumunda bu soruya oldukça mantıklı bir cevap veriliyordu: ‘NATO ve Arap Birliği, BM, Suriye’de Devlet Başkanı Beşar Esad’ı doğrudan hedef alamaz. Çünkü İran ve Hizbullah onun yanında, Rusya ve Çin de diplomatik olarak destekliyor’. Ancak ‘Ha’aretz’e göre ‘Esad’ın zayıf bir noktası var, düşmanları da hançeri oradan batırmayı planlıyorlar. Esad’ın kaderi Türkiye Başbakanı Tayyip Erdoğan’ın elinde.[7] ‘Ha’aretz, ‘… ‘Özgür Suriye Ordusu’ denen şey Esad rejimini tehdit edemez, ama Türkiye’nin desteğiyle giderek büyüyor’ diyor.”[8]
“Aktüel durum”da olanlar için “Türkiye’nin desteği” vurgusuna dikkat edin…
Nihayet Robert Fisk’in, “Mezhep savaşına doğru”[9] vurgusuyla tarif ettiği Devlet Başkanı Esad, ‘The Sunday Telegraph’a mülakatında Batı’yı ülkesine müdahale etmemesi yönünde uyarırken, “Suriye, şimdi bu bölgenin merkezidir. Fay hattıdır ve eğer yerle oynarsanız, bir depremi tetiklersiniz. İkinci bir Afganistan mı, ya da onlarca Afganistan’ı mı görmek istiyorsunuz” uyarısını dillendirdi…
Tam da bu kesitte devreye Arap Birliği’nin “Barış Planı” devreye sokulurken; Şam yönetimi Arap Birliği’nin barış planı çerçevesinde gözlemcilerin ülkeye girişine izin verilmesini de içeren protokolü uzun süren tartışmaların sonunda kabul etti.
Ancak bu ve benzerleri bir “kısa süreli ateşkes”ti; savaş ise kesintisiz sürüyordu…
SORU(N) NE?
“Neden Suriye bir soru(n)dur?” denecek olursa, “Henry Kissinger bir keresinde şöyle demişti: “Şam, hem modern Arap milliyetçiliğinin hem de kendi hayal kırıklıklarından kaçışın kaynağıdır. Suriye tarihinde felaketler ve başarılar birbirini izler’…”[10]
Problem budur ve bundandır!
Ayrıca da “Suriye’de muhalefetin, meşru demokratik talepleri ile başlayan süreç, iktidarın Nusayri azınlığın elinden alınıp İhvanı Müslimin eksenindeki Selefi Sünnilere verilmesi hedefine kilitlenmiş durumda”dır!
Yaser El Zeatire’nin ifadesiyle, “Suriye krizinin sahası giderek daha fazla ülkeyi kapsayacak,”[11]kapasitededir…
Bu durumu “Esad’ın Sonu Kaddafi’ye Benzer mi?” sorusu eşliğinde Patrick Cockburn şöyle betimliyordu: “Suriye hükümeti, bugüne dek hiç olmadığı kadar tecrit edilmiş gibi görünüyor. Ülkeye en son darbeyse 13 Kasım 2011’de Ürdün Kralı Abdullah’tan geldi. Abdullah, Suriye Devlet Başkanı Esad’a iktidarı bırakmasını söyleyen ilk Arap muktediri oldu.
Kral Abdullah’ın açıksözlülüğü, Suriye’nin komşularının Esad rejiminin ayakta kalabileceğine inanmadığının ilk işareti. Suriye’nin üyeliğinin Arap Birliği tarafından askıya alınması da Esad’ın pek az müttefiki kaldığını göstermişti zaten. (…)
Kaddafi gibi Esad’ın akıbeti de pek hayırlı görünmüyor. Bir yıl önce Türkiye ile iyi ilişkileri vardı, fakat bugün gelinen noktada açık bir husumet söz konusu. Irak ise Arap Birliği’ndeki oylamada çekimser kaldı, fakat kaygıları kısmen Irak içindeki mezhep temelli güç mücadelesinden kaynaklanıyor. Şam’da iktidarı isyancı bir Sünni rejimi alırsa, bu Irak’taki kuşatılmış Sünni azınlığı iktidardaki Şii-Kürt hükümetiyle rekabette güçlendirecek.
Esad’ın iktidarı bırakması, İran’a da ciddi bir darbe olacak. Zira Suriye, uzun zamandır İran’ın Arap dünyasındaki hayati bir müttefiki; Tahran’ın bölgesel güç olmasını ve Lübnan’daki Hizbullah’a yaptığı yardımların ulaşmasını sağlıyor. Fakat Tahran, bütün yumurtalarını aynı sepete koymaktan kesinlikle hoşlanmaz ve en azından görünüşte kendisiyle Esad arasına belli bir mesafe koymayı ihmal etmiyor.”[12]
EMPERYALİST MÜDAHALE
Emperyalist müdahaleye Suriye’nin konumu da önemli bir “gerekçe” teşkil ederken; bugün insan hakları ihlâli gerekçesiyle Batı’nın hedefi durumunda olan Suriye, düne kadar Fransa’nın, Almanya’nın güçlü ticari ortağıydı…
BM Genel Sekreteri Ban Ki-mun Suriye’de şiddet olaylarının sürmesinden “derin endişe” duyduğunu belirtirken; ABD Dışişleri Bakanlığı da Esad üzerindeki baskıyı arttırmak istediklerini açıklamakla yetinmedi.
ABD Dışişleri Bakanı Hillary Clinton da, Esad’ın vazgeçilmez olmadığını söyledi.
Bu açıklamanın ardından da “Suriye’de iç savaş çıkabileceği uyarısında bulundu Clinton… Suriye’ye Türkiye ve Arap Birliği’nin öncülüğünde baskı yapılmasını istedi…”[13]
Şam yönetiminin 4 Kasım 2011 günü duyurduğu silah taşıyan, satan ve dağıtan kişiler için af kararına, Washington’dan güven duymuyoruz mesajı gelirken; ABD, muhaliflere “Silahlarınızı bırakmayın” çağrısında bulundu.
ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Victoria Nuland, Suriye’deki bu kişilerin güvenliğinden kaygı duyduklarını söyleyerek “şu anda kimseye, rejim yetkililerine teslim olma tavsiyesinde bulunmadığını” belirtti.
Bunlarla birlikte ABD’li Cumhuriyetçi Senatör John McCain, ‘Dünya Ekonomik Forumu’ndaki konuşmasında, “Libya’daki operasyonlar artık bitti. Şimdi artık NATO, Suriye’ye nasıl bir askeri operasyon yapacağı üzerinde düşünebilir,” diye haykırdı;
Suriye’deki gelişmeler karşısında BM’nin sessiz kalışını “inanılmaz” bulduğunu söyleyen Fransa Dışişleri Bakanı Alan Juppe, Suriye’de “insani yardım koridoru” oluşturulması önerisinde bulundu. Ayrıca Juppe, muhalif ‘Suriye Ulusal Konseyi’ Başkanı Burhan Galyun ile 23 Kasım 2011’deki görüşmesinde, Suriye’nin kuzeyinde bir tampon bölge oluşturulmasını öngören askeri müdahale seçeneğinin masada olmadığını, ancak sivilleri korumak amacıyla, insani yardım amaçlı güvenli bir bölge oluşturulması konusunda, BM, Avrupa Birliği ve Arap Birliği tarafından çalışmalar yapılması gerektiğini söyledi.
Nihayet Arap güçlerinin Suriye’ye gönderilmesi gerektiği çıkışı Katar Emiri Şeyh Hamad bin Halife el Tani’den geldi… Amerikan CBS televizyonuna 13 Ocak 2012’de yaptığı açıklamada Suriye’deki ölümleri durdurmak amacıyla bu ülkeye askeri birliklerin gönderilmesi önerisinde bulundu. Suriye’ye yönelik Arap ülkelerinin müdahalesinden yana olup olmadığı sorusuna ise “Bazı askerler gidip ölümleri durdurmalı” yanıtını verdi.
Özetle Suriye’ye emperyalist müdahalenin hergün yeniden güncellendiği gidişatta Demokrat Parti üyesi Dennis Kucinich, Cumhuriyet’in Libya ve Suriye ile ilgili sorularını yanıtlarken, “NATO hukuka ve egemen ülkelerin haklarına saygı gösteren bir kuruluş değil. Kendi amaçlarımız için başka ülkelerin iç işlerine karışmamalıyız,” derken; Sami Kohen gibiler, “Görünüşe göre, Esad rejimi “sonun başlangıcı” aşamasına giriyor.” “Esad Libya’da Kaddafi rejiminin başına gelenleri gördükten sonra herhâlde geceleri rahat uyuyamıyordur,” diyerek müdahalenin çığırtkanlığına soyunmuş gibidirler…
Tam da bu noktada satılık kalemleri, borazanları, işbirlikçileriyle emperyalistler, silahlarını “demokrasi” ve “özgürlük” adına kullandıkları yalanının itirazsız kabul edilmesini istiyor ve dünyanın bakir alanlarına yönelik harekâtlarına her türlü hile ve demogoji ile meşruluk kazandırmaya çalışıyor.
Saldırganlığa meşru kılıflar bulunması, müdahalelerin olmazsa olmaz olduğuna dair çanakçıların tüm dünyada söz sahibi yapılarak önlerinin açılması, bu “özgürlük” müdahalelerinin en önemli ayağını oluşturuyor.
Yarattıkları diktatörlükleri zulmüne kol kanat gerenler, artık onlara ihtiyaç kalmadığında senaryo gereği aşağıdan yükselen ve önü alınamayan tepkilere destek mesajları ile kendilerini kurtarıcı olarak sunarak hem yeni kurulacak sistemin aktörü, hem de değişimin ve demokrasinin bekçisi rolünü en iyi biçimde üstleniyorlar.
Orta Doğu ve Kuzey Afrika’da yaşananlara bakıldığında, emperyalistlerin denetiminde olan ülke yönetimlerine farklı bir müdahale, denetiminde olmayanlara ise başka bir müdahale biçimini uygun gördükleri anlaşılıyor.
Sömürge yönetimler zora ihtiyaç kalmadan elden geçirilerek yenilenirken, sömürge olmayan ülkelere ise zor anında uygulanarak teslim olma ve tüm zenginliklerini emperyalist tekellere bırakma dayatılıyor.
Nihai kertede Suriye’de yapılmak istenen tümüyle budur…
Tıpkı 24 Aralık 2011’de Suriye’ye giderek incelemelerde bulunan DİSK Örgütlenme Daire Başkanı Ali Rıza Küçükosmanoğlu’nun, mevcut yönetime tepkilerin bulunduğu vurgusuyla, “Ancak bu tepki gösterenler, emperyalist komplonun, saldırının farkındalar” derken; “ABD ve İsrail merkezli manipülasyon”a dikkat çekip eklediği üzere: “Emperyalist komplo devrede!”
DEVLET TERÖRÜ
‘The Sunday Times’a demecinde, Suriye’deki sorunun muhaliflerin bastırılmasıyla çözüleceğini söyleyen Esad, “Ülkemi korumak için gerekirse yabancı güçlerle savaşacağım” diyerek ekliyor: “Rejim karşıtı militanlar her gün Suriyelileri katlediyorlar. Şiddet olaylarının büyük bir kısmının sorumluluğunu taşıyan militanların bastırılması gerek.
İnkâra gerek yok; gerekçesi ne olursa olsun, Suriye’deki ciddi bir devlet terörü söz konusu!
Hem de “Suriye’de ülkenin en önemli liman kenti Lazkiye’ye denizden ateş açıldı: 23 ölü”[14] haberindeki üzere…
Hem de Berza Şimşek’in naklettiği üzere: “Muhammed Abasid protestoların başladığı Dera kentinden. Takma isim kullanıyor. Evli ve çocukları var. Soğukkanlı, kendinden emin. Özgürlük ve şu an sahip olmadıkları diğer temel haklar için mücadele verdiklerini söylüyor. İlk başta sadece göstericilerden birisiymiş. Olaylar geliştikçe daha çok görev üstlenmeye başlamış. Şimdi Dera ve çevresindeki köylerdeki protestoları koordine etmekten sorumlu. Bazı muhaliflerin görevi fotoğraf ve video çekmek… Her insan hakkı ihlâlini tarihleriyle; fotoğrafla, mümkünse de videoyla belgelemeye çalıştıklarını anlatıyor. Böylece, bu kişileri ileride mahkeme karşısına çıkarabilmeyi umuyorlar.
Ona yakalandığı takdirde hangi risklerle karşı karşıya olduğunu soruyorum.
‘Sadece kendi hayatım için değil, çocuklarımın hayatı için de endişeleniyorum. Genelde, güvenlik güçleri intikam olarak muhaliflerin çocuklarını öldürüyor. El Cezire televizyonunda yayımlanan fotoğraf ve videolarla kimlikleri tespit edilenler tutuklandı, öldürüldüler ama cesetlerinin bile nerede olduğunu bilmiyoruz. Toplu mezarlar bulduk.’
Abasid, ellerindeki fotoğraf, görüntü ve verileri intikam saldırılarından korunmak için medyayla şu an paylaşmadıklarını anlatıyor: ‘Bir kadının yerlerde sürüklendiğini gösteren bir fotoğraf vardı. Fotoğraf elden ele dolaştı ve El Cezire’de yayımlandıktan sonra güvenlik güçleri gelip o fotoğrafı çekeni bulana kadar bütün mahalleyi sorguladı. Sonra fotoğrafı çekeni işkenceyle kör ettiler.’
Abasid’in sadece yakın akrabalarından 22 kişi ölmüş. 12’si kuzeniymiş. Ölenlerin arasında, ikinci kattaki evinin camından cep telefonuyla fotoğraf çekerken keskin nişancılar tarafından öldürülen 20 yaşında genç bir kadın da varmış. Başka bir kuzeni, gözleri önünde kafasından vurulmuş.
‘Güvenlik güçleri ev ev dolaştı, 15 yaşından büyükleri stadyuma topladı ve 2 gün boyunca toplu işkenceden geçirdi.’ Elektroşoka uğramış, dayak yemiş, ellerinden bağlanarak asılmışlar.”[15]
Bu madalyonun bir yüzü, öteki de şu: Humus başta olmak üzere ülkenin çeşitli kentlerinde meydana gelen olaylarda çok sayıda kişi hayatını kaybederken, Esad’ın basın danışmanı, Türkiye’yi “Suriye’deki şiddeti kışkırtmaması” konusunda uyardı!
REFORM(LAR)
Suriye’de, kabul edilmesi mümkün olmayan (Lazkiye gibi) devlet terörü eşliğinde devreye sokulan ve Robert Fisk’in, “Öldürülen on binlerce Suriyelinin ardından, halkın ‘ulusal diyalog’ kisvesi altında yapılacak sohbetlerle yatışacağı düşüncesi, tam bir küstahlık,”[16] biçiminde yorumladığı reform(lar), geleceği müphem bir alandır.
Her ne kadar reform(lar) ile Esad’ın kuzeni işadamı Mahluf ticari faaliyetlerden çekilmiş olsa da; bürokratik deformasyona mündemiç kimi soru(n)lar yerli yerinde durmaktadır…
Tıpkı kapsamlı af açıklamalarından bir sonuç alınmadığı gibi…
Özetle Suriye’de reform(lar) önü tıkalı bir açmazla yüzyüzedir…
“MUHALEFET”
Cengiz Çandar’ın, “Kahraman bir halk, kendini yalnız bırakılmış hissederek, sonuna kadar direnmeye kararlı gözüküyor,” diye göklere çıkardığı Suriye “muhalefet”i hakkında ‘El Vatan’da yayımlanan bir habere göre,İsrail Kalkınmadan Sorumlu Bakan Yardımcısı Eyüp Kara, Suriyeli muhaliflerin İsrail hükümetinden destek istediklerini” söyledi.
Muhalefet deyince hemen Şam Deklarasyonu’nun mimarlarından solcu Michel Kilo ve eski vekil Riyad Seyf, saf değiştirmişler arasında eski Devlet Başkan Yardımcısı Abdulhalim Haddam, 1982’deki Hama katliamının sorumlusu Rıfat Esad ve oğlu Ribal, İslâmi kanatta Ali Bayanuni, Riyad Şakfa ve Muhammed Tayfur gibi Müslüman Kardeşler’den isimler akla geliyor.
Bunların dışında insan hakları örgütü, dernek, girişim ya da forum şeklinde örgütlenerek faaliyet yürüten düzinelerce figür ve Kürt gruplar var. Ve tabii meydanların nabzını Facebook, Twitter ve YouTube gibi iletişim araçlarıyla Paris, Berlin, Londra, Riyad ya da Beyrut’tan tutmaya çalışan e-eylemciler…
Böylesi bir karmaşa içinde muhalefetin ABD’deki önde gelen seslerinden ‘Suriye Reform Partisi’nin kurucularından Ferid Kadri, “Şam’da ‘ya iktidar ya ölüm’ cephesi var” derken; Suriye’deki Müslüman Kardeşler de sokaklardaydı…
Sokaklardaki “muhalif” gücün, yani Suriye’deki Müslüman Kardeşler’in liderliğini yapan Ali Beyanuni’nin verdiği mesajlar, “değişimin” nasıl okunduğunu görmek açısından önemli. Baas’ın ayakta kalmasını sağlayan uluslararası güçlere ve Suriyeli elitlere sitem eden Beyanuni şöyle diyor:
“Suriye’deki elitler, Baas’la devam etmek veya toplumdaki İslâmî eğilimi kabul etmek arasında tercih yapmalı.”
Laikliğe bakışı şöyle Beyanuni’nin: “İslâm devleti, sivil devlettir. Biz, dini devletten ayırmıyoruz. Zaten Suriye’de bu mümkün değil.”
Özetle “Din adamları, halkın karşısında değil yanında olmalı. Biz, Doğu’nun veya Batı’nın demokrasisini değil; özgür, İslâmî demokrasi istiyoruz,” diyor Beyanuni…[17]
Parantez açıp, eklemek gerek: ‘Nahda Network’ tarafından düzenlenen ve “Arap Baharı” sürecinin yaşandığı ülkelerin aktivistlerini bir araya getiren toplantının Suriyeli konuklarından Ömer el Mukdat, Müslüman Kardeşler örgütünün Türkiye tarafından kurulduğunu ileri sürerek, “Müslüman Kardeşler, Erdoğan ile Davutoğlu’nun çocuklarıdır,” derken; söz konusu toplantıda Robert Fisk ile Suriyeli bir muhalif arasında tartışma çıktı.
Fisk’in, “Suriye’de sadece muhalifler değil askerler de ölüyor” sözleri salonda bulunan ‘Suriye Ulusal Konseyi’ üyesi Ömer el Muktad’ın, “Yalan söylüyorsun” diyen tahammülsüz tepkisine yol açtı!
Ancak gerçek tam da böyleydi…
Örneğin çeşitli kaynaklara göre Fransa ordusu muhalifleri Türkiye’de eğitirken; Suriye’de saf değiştiren muhalif askerlerin kurduğu ‘Özgür Suriye Ordusu’nun Türkiye’ye sığınan komutanı Albay Riyad El Esad, yabancı güçlerin Suriye rejimi için “stratejik olan bazı hedeflere” hava saldırısı düzenlemesini istedi.
Bilmiyor olamazsınız: Albay Riyad El- Esad, Antakya’da bir kamptan Suriye rejimine karşı silahlı mücadeleye soyunan ‘Özgür Suriye Ordusu’nu yönetip, “Suriye içinde 22 birlik ve 15 bin askerimiz var” iddiasını dillendiren bir zat…
Ayrıca Ordudan ayrılan muhalifler Türkiye’nin desteğinden memnunken; Esad da ekliyor: “İçerde halka ateş açmak istemeyen subaylar var. En azından onlar için tampon bölge olsun”!
Bu destek ile firar ederek muhalefete katılan askerler başkent Şam yakınlarındaki önemli bir askeri üsse saldırdılar. Şam yakınlarındaki Harasta bölgesinde bulunan Hava Kuvvetleri İstihbarat binasının 15 Kasım 2011’deki saldırıda kısmen hasar gördüğü açıklandı.
Konuyla ilgili olarak ‘Suriye Ulusal Konseyi’, daha önce Türkiye’de bulunduğunu bildirdiği ‘Özgür Suriye Ordusu’komutanı Riyad Esad’ın Suriye’ye döndüğünü ve operasyonları yönettiğini de duyurdu.
BBC’nin Türkiye muhabiri Jonathan Head de konuyla ilgili haberinde, Riyad Esad’ın Suriye’ye dönüşüyle birlikte, hükümet kuvvetlerine karşı saldırıların arttığının altını çizdi.
KÜRTLERİN KONUMU
20 milyonluk Suriye nüfusunun yüzde 8 veya 10’nun yani 1.6-2 milyonunun Kürt olduğu sanıldığı coğrafyada Kürtlerin mücadelesi ve konumu müthiş önem arz ederken; Temo suikastı provokasyonların önünü açıp, Kürtleri öfkelendirirken Suriye’yi daha karıştırmıştır.
Bilindiği gibi Suriye’deki Kürtlerin temsilcileri, ülkede demokrasiyi yerleştirmek için Esad’a karşı başlatılan ayaklanmaları desteklediklerini belirttiler.
Ardında da Esad rejimi karşıtlığının yanı sıra Kürt gruplara eleştirileriyle de tanınan muhalif lider El Temo öldürüldü.
‘Kürt Geleceği Partisi’nin lideri 7 Ekim 2011’de Kamışlı’da uğradığı suikast sonucu yaşamını yitirirken Şam’da da muhalif kanattan eski bir milletvekili saldırıda yaralandı. Rejim karşıtlarının oluşturduğu Suriye Ulusal Konseyi, muhalif liderlere kendinizi koruyun çağrısı yaptı.
Rejiminde üstlenmediği Temo cinayeti ardından Murat Karayılan, Suriye ve Batı Kürdistan’daki gelişmeler konusunda Kürt muhalefetinin dikkatli olması, bölgeyi yeni bir sürecin beklediğini ve Kürtler için tarihi fırsatların ortaya çıktığını belirterek, “Kürtler kendisini bütün olasılıklara hazır hâle getirmeli. Öz savunmalarını geliştirmeli” çağrısı yaptı.
Suriye’deki Kürt muhalefetine “Hata yapmamaya özen gösterin” çağrısı yapan Karayılan “Kürt muhalefeti hata yapmamaya çok özen göstermeli. Kürt parti ve gruplar dış güçlere kendisini kullandırmamalı” dedi. [18]
Emperyalist müdahale ve bürokratik deformasyon ile yozlaşmaya karşı taleplerin yığınları sokaklara döktüğü Suriye’de mevcut rejimin maruz kaldığı basınca karşın güçlü faktörlerle payandalandığı da bir “sır” değildir…
FAKTÖR 1: RUSYA
Bu faktörlerin ilki Rusya’dır!
Öncelikle görülmesi gerek: “Rusya için Suriye, Ortadoğu siyasetine dahil olmanın yolu.” [19]
Bu bağlamda Suriye, Rusya için önemli ve bunun için de: BM Güvenlik Konseyi’nin dönem başkanı Rusya’nın BM Daimi Temsilcisi Büyükelçi Vitali Çurkin, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’ne Suriye’de bütün tarafların şiddete son vermesi çağrısı yapıp; tasarının yaptırım içermediğini ifade ederken; Batılı ülkelerin Suriye’ye yönelik daha önce hazırladığı tasarılar, Rusya ve Çin tarafından veto edilmişti.
İş bununla da sınırlı değil elbet…
Ayrıca da Suriye’de askeri müdahaleye şiddetle karşı çıkan Rusya üç savaş gemisini bu ülkenin karasularına gönderdi. Gemilerin Tartus’a ulaştığını açıklayan Şam yönetimi, “Rus donanması Suriye sularında koruma amaçlı devriye gezecek” açıklaması yaptı. Gemilerde, uzman istihbarat birimlerinin ve çok gelişmiş elektronik haberleşme ve dinleme ekipmanlarının bulunduğu kaydedildi.
Tüm bunlarla birlikte Rusya, Suriye’nin ültimatomlarla tehdit edilmesine son verilmesini istedi. Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, Batı’nın Suriye’ye yönelik silah ambargosuna karşı çıkarak buna yönelik çağrıların dürüst olmadığını belirterek ekledi: “Biz bunun Libya’da nasıl işlediğini gördük. Libya ordusuna silah ambargosu uygulanırken muhalefete silah verildi, Fransa ve Katar gibi ülkeler utanmaksızın bunu kamuoyu önünde açıkça ifade etti”!
Nihayet Suriye Dışişleri Bakanı Velid Muallim, Rusya’nın müttefiki Suriye’ye dış müdahaleyi kabul etmeyeceğini de belirterek, “Rusya’yla ilişkilerimizin kökleri çok derinlerde. Rusya, Suriye’ye yabancı müdahalesini kabul edemez. Bu bir kırmızıçizgidir,” dedi!
FAKTÖR 2: İRAN (VE DE HİZBULLAH)
Söz konusu faktörlerin ikincisi de, boylu boyunca İran’dır (ve de Hizbullah)!
Öncelikle şu çok net: “Güçsüz Suriye güçsüz İran demek”![20]
‘The Wall Street Journal’ın haberine göre, İran’ın, İsrail savaş uçaklarını izlemesi amacıyla gelişmiş radar verdiği Suriye konusunda İran’ın Meclis Milli Güvenlik Dış Politika Komisyonu Başkanı Alaaddin Burucerdi, Türkiye’nin Suriye politikasını eleştirip, Esad yönetiminin görevden uzaklaştırılması durumunda “El Kaide gibi radikal İslâmcı grupların bölgede hâkim olacağı ve bunun daha büyük tehlike oluşturacağı” uyarısında bulunurken; “Devrim Muhafızları’nın yayın organından Ankara’ya uyarı: Tahran’ın tercihi Esad’dan yana olur…
Suriye olayları karşısında Ankara ile ihtilaf içinde olan Tahran, Türkiye ve Suriye arasında bir tercihte kalırsa kesinlikle Esad’ı destekleyecek.”[21]
Ve Hizbullah…
“Hizbullah lideri Hasan Nasrallah’a göre Suriye’de yaşananlar devrim değil, Amerikan planı doğrultusunda bu ülkeyi devletçiklere bölmenin öncülleri. Esad içeride ve dışarıda büyük bir öfkeyle mücadele etmesine rağmen, kendisine açık destek veriyor.”[22]
Bu konuda Hizbullah’a yakın kaynaklar, Batı’nın Suriye Devlet Başkanı Esad’ı devirmek için baskısını arttırması hâlinde “Hizbullah’ın arkasına yaslanıp izlemeyeceğini” ve Suriye’yi rahatlatmak için İsrail’e saldırabileceği belirtiliyorlar.
T.“C” İLE SURİYE İLİŞKİLERİ
T.“C” ile Suriye ilişkileri konusunda Simon Tisdall, “Türkiye, şimdi ve gelecekte Suriye’de kilit role sahip,”[23]saptamasının altını çiziyorken; Suriye’deki Müslüman Kardeşler’in sürgündeki lideri Muhammed Şükfa, “Halkımız komşumuz Türkiye’den gelecek bir müdahaleyi kabul edecektir. Batı yerine Ankara’yı tercih ederiz” diyor.
Yani Müslüman Kardeşler’in Suriye ayağının sürgündeki lideri Muhammed Riyad Şükfa, Türkiye’nin “müdahale etmesine” yeşil ışık yakarak ekliyor: “Eğer amaç insanları korumaksa, Suriye halkı Batı yerine Türkiye’den gelecek bir müdahaleyi kabul edecektir.”
Tam da bu koordinatlarda Ahmet Uysal, “Türkiye ve dünya, Suriye rejiminin ıslah/reform edilmesini altı yedi aydır beklemektedir. Ama artık umutlar tükenmiştir,” derken; Ömer Şahin de ekliyor: “Türkiye, Esad’ı iktidarı bırakmaya çağırıyor.”
İyi de T.“C”ye bu yetkiyi kim mi veriyor?
Gayet açık ABD emperyalizmi!
Bu konuda “AKP rejiminin Suriye’ye karşı tutumunun ABD güdümlü olduğu çok açık… Bunu 16 Kasım tarihli ‘The New York Times’tan okuyabilirsiniz. Şöyle yazıldı: “Arap Baharı Türk dış politikası için fırsatlar da sunuyor. Halk ayaklanmalarının başlamasından bu yana Obama yönetiminin Türk yetkililerle üst düzey temasları, Türkiye’nin Ortadoğu’nun geleceğinde büyük menfaatleri olacağı anlayışını ve ABD’nin hızla değişen Türk çıkarlarını daha geniş Doğu Akdeniz stratejisine dahil etmesi gerektiğini net bir şekilde ortaya koyuyor. Ortadoğu’daki Amerika sonrası ortaya çıkan düzende, bölgedeki hızlı değişimin ışığında tutarlı ve incelikli siyasi bir yaklaşımı benimsemiş Türkiye, ABD’nin etkili bir müttefiki olacak.” Her şey açık ifade edilmemiş mi?”
Öte yandan ‘The Guardian’ da, Türkiye’nin Suriye’nin geleceğindeki rolünün önemli olacağını yazarken; CIA-Pentagon bağlantılı Amerikan Düşünce Kuruluşu ‘Stratfor’, “Suriye’nin işgalini” ele aldığı çalışmada “Özgür Suriye Ordusu’nun Türkiye’de eğitildiğinin işaretlerini görüyoruz” değerlendirmesini yaptı.
Scott Stewart tarafından 15 Aralık 2011’de yayımlanan çalışmada Suriye’de hükümetin olayları bastıramadığı ve muhalefetin de yabancı işgali olmadan rejimi devirme konusunda çıkmaza girdiği savunuluyor!
Tam da bu tabloda “Türkiye üzerinden para ve silah geliyor,” diyen Humus Valisi Gassan Abdülal, silahlı eylemcilere kaçakçılar aracılığıyla yardım gönderildiğini, ellerinde belgeler olduğunu açıklıyor!
Ayrıca Halep Valisi Ali Ahmet Mansura, 120 polisin öldürüldüğü olaylarda kullanılan silahların Türkiye’nin de aralarında bulunduğu ülkelerden sokulduğunu söyledi.
Suriye resmi haber ajansı ‘Sana’ da, “Türkiye sınırından ülkeye sızmak isteyen iki kişinin öldürüldüğünü” duyurdu. ‘Sana’nın haberinde, İdlib’teki güçlerin 13 Aralık 2011’de sınırdan sızmaya çalışan silahlı 15 kişiyle çatıştığı ve girişlerini engellediği belirtildi. Olayda 2 kişinin öldürüldüğü, yaralananların olduğu ifade edildi.
AFP ajansının haberinde, Suriye’nin 6 Aralık 2011’de de Türkiye sınırından yaklaşık 35 kişilik bir grup tarafından sızma girişimi olduğu ve yine çatışma yaşandığına yönelik açıklamaları hatırlatıldı.
Nihayet İsrail istihbaratına yakınlığıyla bilinen ‘Debkafile’, Başbakan Erdoğan’ın Şam yönetimi ile ilişkilerin kesilmesi için emir verdiğini, Suriye muhalefetinin Türkiye’de toplanmasına da yeşil ışık yaktığını açıklarken; Cengiz Çandar da ekliyordu: “Türkiye, bir anlamda, uluslararası profilini Suriye üzerinden çiziyor ve Suriye’nin kaderi böylece Türkiye ile buluşuyor.”
Burası çok önemlidir! Çünkü, sınır boyunca Suriye’yi tahrik etmek ve “Esad’ı sanki Osmanlı döneminde bir eyalet valisiymiş gibi azarlamakla”[24] malûl T.“C” artık, Fehim Taştekin’in ifadesiyle, “ABD adına bölgesel güç”tür; taşerondur!
Bu nedenle ‘The New York Times’, Esad sonrası döneme Washington yönetiminin Türkiye ile işbirliği hâlinde hazırlandığını yazdı.
ABD Dışişleri Bakanlığı’nın Suriye konusundaki kıdemli diplomatlarından Frederic Hof da, Esad’ın Türkiye’ye “inanılmaz boyutta” ulusal güvenlik tehdidi oluşturduğu vurgusuyla, “Bize göre Esad rejimi yürüyen ölüye eşdeğer. Rejimin ne kadar zamanının kaldığını kestirebilmek çok çok zor… Ne kadar uzun sürerse, Suriye ve bölge için o kadar kötü olur… Türkiye kademeli olarak ancak geri dönülemez biçimde, Esad’ın çözümün parçası olmadığı sonucuna vardı,” derken; Beyaz Saray Ulusal Güvenlik Konseyi Sözcüsü Tommy Vietor, “Türk hükümetini, Suriye rejimine karşı ekonomik yaptırımlar ve diğer tedbirleri içeren açıklamasından dolayı kutluyoruz” dedi.
Nihayet ‘The Guardian’ın köşe yazarı Jonathan Steele, Suriye’ye soğuk savaş dönemini anımsatan bir yabancı askeri müdahalenin başladığını belirttiği yorumunda “Şimdi Honduras yerine, sözde Suriye Özgür Ordusu’nun organize olduğu güvenli bölge olan Türkiye’yi koyun” derken; NATO uçaklarının Suriye sınırına yakın İskenderun’a Libyalı gönüllüleri taşıdığını ifade etti.
OLASILIK(LAR) YA DA ALTERNATİF (VAR MI?)
Pepe Escobar, “Suriye rejimi devrilmeyecek”[25] derken; “Suriye krizi, 2012 boyunca sürebilecek bir çıkmaz evresine girdi. Dışarıdan baskılar ve içeriden meydan okumalar, ulaşabilecekleri tavana dayandı. Rejim bir süre daha kalabilir,” vurgusuyla Yezid Sayigh de “olasılık(lar)”a ilişkin olarak ekliyor:
“Suriye, iki senaryoyla karşı karşıya: Egemen Alevi toplumu içindeki unsurlar -muhtemelen ‘geleneksel’ dini liderlik ve muhtemelen Esad ailesiyle kabilesinin çekirdeğinden olmayan askeri komutanlar- kronik askeri çatışma ya da iç savaş hâlinde kaybeden taraf olacakları sonucuna varıp, hâlâ lehte şartlar ve korumalar elde edebilecek gücü varken müzakereye oturması için Esad’a baskı yapabilir…
Fakat bu gerçekleşmezse ya da başarısız olursa, rejimin etrafında kazılan çukur giderek derinleşir, bardağı taşıran son noktaya gelinir, rejimin devlet aygıtı üzerindeki erkinin çökmeye başlaması da ordudan kitlesel firarları tetikler ve büyük şehirlerdeki nüfus, rejimin yanıt veremediği ya da karşı saldırıya geçemediğine tanık olur. Fakat bunun için 2012’nin epey ötesine geçmemiz gerekebilir.”[26]
Abdulbari Atwan, “İnkâr, inat ve kan akıtma hâlinin sürmesi, bu kimselerin işini kolaylaştırıyor. Suriye krizinden çıkış yolu siyasi çözümdür. Çünkü bunun alternatifi, rejim, muhalefet ve nihayetinde en büyük kurban olacak Suriye halkı için bir felakettir,”[27] derken; bunların ötesinde bir alternatif (var) mi?
‘Suriye Halk Kurtuluş ve Değişim Cephesi’nden Dr. Ali Haydar ile Şeref Abaza, bunun mümkün olduğunu şöyle formüle ediyorlar: “Suriye solu halk hareketinin yanında, emperyalizmin karşısında”![28]
Olabilir mi?
“Gerçek bilgelik kaygı ile düşünmektir, her talihsizliği hesap etmek; ama bir kere eyleme geçtikten sonra cesur olmaktır,” diyen Heredot’u ve La Rochefoucauld’un, “Kesê ketibe nav xetereyê, dizane ku wêrekî çi ye/ Tehlikeye düşen, cesaretin ne olduğunu bilir,” uyarısını anımsarsak; neden olmasın?!
24 Ocak 2012 14:01:43, Ankara.
N O T L A R
[*] Kaldıraç, No:129, Şubat 2012…
[1] Isaac Bashevis Singer.
[2] Emin Kamuriye, “Suriye Rejimi Rus Ruleti Oynuyor”, Nehar, 15 Kasım 2011.
[3] Roff & Momani, Globe&Mail, 25 Ekim 2011.
[4] Robert Fisk, The Independent, 27 Ekim 2011.
[5] The National, 30 Ekim 2011.
[6] The Jerusalem Post, 26 Ekim 2011.
[7] Ha’aretz, 30 Ekim 2011
[8] Ergin Yıldızoğlu, “Suriye, Libya Değilse… “, Cumhuriyet, 2 Kasım 2011, s.4.
[9] Robert Fisk, “Suriye’de Mezhep Savaşına Doğru”, The Independent, 27 Ekim 2011.
[10] “Suriye’de Baskı”, Jerusalem Post, İsrail, 8 Ağustos 2011.
[11] Yaser El Zeatire, “Suriye Krizinin Sahası Giderek Daha Fazla Ülkeyi Kapsayacak”, Düstur, 1 Aralık 2011.
[12] Patrick Cockburn, “Esad’ın Sonu Kaddafi’ye Benzer mi?”, The Independent, 15 Kasım 2011.
[13] Hikmet Çetinkaya, “Suriye Hedef Tahtası…”, Cumhuriyet, 23 Kasım 2011, s.5.
[14] “Bu Kez Gemiler Vurdu”, Cumhuriyet, 15 Ağustos 2011, s.11.
[15] Berza Şimşek, “Toplu İşkence Gördük”, Cumhuriyet, 2 Temmuz 2011, s.10.
[16] Robert Fisk, “İsyana Şaşmamalı!”, The Independent, 21 Haziran 2011.
[17] Ali Beyanuni, aktaran: Abdülhamit Bilici, “İhvan Nasıl Bir Suriye İstiyor?”, Zaman, 4 Ekim 2011, s.16.
[18] “Karayılan’dan Suriye’deki Kürt Muhalefetine Önemli Mesajlar”, ANF, 20 Kasım 2011.
[19] Koray Çalışkan, “Suriye’de Olanların Kısa Özeti, Yakın Geleceği”, Radikal, 24 Haziran 2011, s.18.
[20] Mustafa K. Erdemol, “Güçsüz Suriye Güçsüz İran Demek”, Cumhuriyet, 31 Ağustos 2011, s.7.
[21] “Tahran’ın Tercihi Esad’dan Yana Olur”, Sobhe Sadegh,18 Temmuz 2011.
[22] Seyid Ahmed Hıdır, “Nasrallah’tan Suudilere Tehdit”, Arap, 3 Haziran 2011.
[23] Simon Tisdall, “Türkiye, Şimdi ve Gelecekte Suriye’de Kilit Role Sahip”, The Guardian, 16 Kasım 2011.)
[24] Remzi Barud, “… ‘Sıfır Sorun’ Sizlere Ömür”, Counterpunc, 25-27 Kasım 2011.
[25] Pepe Escobar, “Suriye Rejimi Neden Devrilmeyecek?”, Asia Times, 13 Ağustos 2011.
[26] Yezid Sayigh, “Suriye’deki Bekleme Oyunu”, Radikal, 13 Ocak 2012, s.18.
[27] Abdulbari Atwan, “Esad’dan Tehditlerle Dolu Bir Konuşma”, Kuds ül Arabi, 11 Ocak 2012.
[28] Ali Haydar, “Suriye Solu Halk Hareketinin Yanında, Emperyalizmin Karşısında”, Sendika.Org, 23 Eylül 2011.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s