2 TEMMUZ SORU(N)LARI: ASLA, UNUTMAYIN/ UNUTTURMAYIN![*]

“Bilgelik herşeyin ‘bir’
olduğunu kabul etmektir.”[1]
Hızla sıralıyorum:
i) Öğrencisinin sorusu üzerine derste Darwin’i anlatan 14 yıllık öğretmene “Müfredat dışına çıkıp çocukların kafasını karıştırdı” diye ceza verildiği; Milli Eğitim Bakanlığı’nın bir genelge yayımlayarak, tüm okullara Kutlu Doğum Haftası’nda uygulanması için çeşitli etkinlikler önerildiği; Diyanet İşleri Başkanı Mehmet Görmez’in, “İmam hatip liseleri, devletle milleti buluşturan, milleti millet yapan değerleri ayakta tutan önemli bir müessesedir,” dediği bir coğrafyada 2 Temmuz 1993’ün alevleri size ne anlatır?
* * * * *
ii) Bu alevlerle yakılanlar, yok edilmek istenenler veya Anadolu tarihinin lanetlisi ilan edilenler; Ebu Suud’un fetvalarıyla, Yavuz Selim’in kılıçtan geçirdiği 40 bini aşkın Alevi’nin acıları; Kuyucu Murat Paşa zulmü; “Dönen dönsün ben dönmem yolumdan” diye haykıran Pir Sultan’ın teslim alınamayan ısrarından haberdar mısınız?
* * * * *
iii) Egemen Osmanlı gericiliği ile takipçilerinin “Zındık ve mülhid” olarak tanımladığı Aleviliğin temelini oluşturan “Enel Hak” düşüncesinin Heraklitos’tan gelen bir felsefenin dışavurumu olduğunu biliyor musunuz?
* * * * *
iv) “Büyük insanlar yetiştirdiği”ni söylerken Ebussuud Efendi’yi öven AKP’nin başı Tayyip Erdoğan’ın, Çorum konuşmasındaki mugalâtalarıyla Alevilerin gözlerinin içine baka baka hakaret ettiğinden haberdar mısınız?
Ebussuud Efendi, II. Süleyman ve oğlu II. Selim dönemlerinde 1545-1574 yılları arasında -ölünceye kadar- Şeyhülislâmlık yapıp, İslâm Fıkıhının Osmanlı Kanunlarına uyarlanmasında önemli rol oynayan[2]ve de şunları diyen zattır:
“Mes’ele: Kızılbaş tâifesinin şer’an katli helâl olup, katleden gâzi ve Kızılbaş tâifesinin ellerinde maktul olanlar şehid olurlar mı?
Elcevap: “Kızılbaşların ceman katli helaldir (onları katlederken ölmek) gazâ-i ekber ve şehâdet-i azîmedir”
Mes’ele: Kızılbaşların katli, İslâm Sultanına (Osmanlı Padişahına) düşmanlık besledikleri için mi şarttır, yoksa başka sebepleri de var mıdır?
Elcevap: Bunlar hem Sultan’a isyan ederler, hem de kâfirdirler…
Mes’ele: Kızılbaşların Şahının Resul-u Ekrem’in soyundan olduğu söyleniyor. Bu durumda, Kızılbaşların öldürülmelerinin helal olduğundan biraz tereddüt duyulamaz mı?
Elcevap: Hâşâ, en küçük tereddüt duyulmaz…
“Bu tâifenin katli sair kefere katlinden ehemdir”(bu topluluğun öldürülmesi, diğer kâfirlerin öldürülmesinden daha önemlidir).”
Evet, evet bunlar dendi; hatırlıyor musunuz?
* * * * *
v) Sonra Maraş katliamı, Çorum katliamı, Malatya katliamı ve (iki kez) Sivas katliamı…
1993 Sivas katliamı, yakın tarihimizin gördüğü katliamların en çarpıcı ve en düşündürücü olanlarından birisi, hatta belki de birincisi…
2 Temmuz 1993’te, bir gün boyunca TV kameralarının önünde bir toplu cinayet ve yakma olayı gerçekleşti ve devlet bu saldırıyı sadece seyretti. Hatta yalnızca seyredilmekle kalınmadı, canilerin sırtları sıvazlandı. Bu konuda çok şey söylenmiş olsa da, hâlâ aydınlatılması ve analiz edilmesi gereken birçok nokta var…
“Devlet bu katliamı neden seyretti” sorusuna kimileri, nedendir bilinmez hâlâ yanıt arıyor…
* * * * *
vi) “Göz göre göre bir katliam”dı Rengin Arslan’ın ifadesiyle 2 Temmuz 1993 Sivas’ı…
Nasıl unutursunuz?
Sivas Cankırımı veya Madımak Olayı; sadece 33 Alevi yazar, ozan ve aydının yakılarak katledilmesi değil; insan(lık)a karşı işlenmiş bir suçtu!
vii) Evet Ankara 1 No’lu DGM tarafından 28 Kasım 1997’de açıklanan kararla, 33 sanık Türk Ceza Yasası’nın 146/1. maddesine göre idama ve 14 sanık 15 yıla kadar değişen hapis cezasına mahkûm edildi.
Yargıtay 9. Ceza Dairesi 24 Aralık 1998’de hapis cezalarını onadı, 33 idam cezasını ise usul noksanlıkları nedeniyle bozdu.
Şubat 1999’da usul eksikliklerinin giderilmesi için başlayan yargılama sonucunda 16 Haziran 2000’de 33 sanık Devlet Güvenlik Mahkemesi’nce yeniden idam cezasına çarptırıldı. 2002 yılında idam cezasının yürürlükten kaldırılmasıyla idam cezası hükümlülerinin cezaları müebbet ağır hapis cezasına çevrildi.
Vs., vs…
Ancak olup-bitmeyen bununla sınırlı mıydı? Sınırlandırılabilir miydi?
Bu utanç verici insan(lık) suçunun organizatörleri ve göz yuman devlet yetkilileri asla hesap vermemişlerdir.
Bu da her gün yeniden yakılıp, yeniden öldürülmemizden başka anlam taşımamaktadır.
* * * * *
viii) 2 Temmuz 1993’de insanlar Madımak’ta yakılırken; devlet ve hükümet sözcülerinin açıklamalarını anımsıyor musunuz?
Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel, “Devlet güçleriyle halk karşı karşıya getirilmemelidir. Ona gayret ediliyor…”
Başbakan Tansu Çiller, “Devlet oradadır. Sayın İçişleri Bakanı oradadır. Güvenlik güçleri oradadır. Otelin etrafını saran vatandaşlarımıza hiçbir şekilde zarar gelmemiştir. Onlardan ölen ve yaralanan da yoktur. Dolayısıyla olay, bir otelin yakılması ve içinde olan vatandaşlarımızın ölmesi ile ortaya çıkmıştır…”
Başbakan Yardımcısı Erdal İnönü, “Güvenlik güçlerimiz, vatandaşlarımızın zarar görmemesine dikkat ederek olayları kontrol etmeye çalışmışlardır. Olaylar sırasında, güvenlik güçlerinin özverisi sayesinde itfaiyeye yol açılmış ve vatandaşlarımızın daha fazla zarar görmemesi sağlanmıştır…”
İçişleri Bakanı Mehmet Gazioğlu, “Olaylar, Aziz Nesin’in, halkın inançlarına karşı bilinen tahkir ve tahrik edici konuşması ve Türk halkını aşağılayıcı deyimleri yüzünden başlamıştır. Yangın, önceden planlanmış bir olay değil, topluluk psikolojisi ile ortaya çıkmıştır. Aziz Nesin hakkında soruşturma başlatılmıştır…”
Anavatan Partisi Genel Başkanı Mesut Yılmaz, “Bu olayda devletin valisinin hatası olup olmadığı araştırılmalıdır. Devletin valisi, yüzde 99’u Müslüman olan Türkiye’de, halkımızın dini duygularını rencide eden, dini değerlerle alay eden bir konuşmacıya karşı tepkisiz kalmışsa, milletin o valiye güvenmesini bekleyemezsiniz. Fikir özgürlüğüne bizden daha saygılı bir zümre görmüyorum. Ama fikir özgürlüğünün, halkımızın mukaddes değerleri için kullanılmasına hiçbir şekilde kayıtsız kalamayız…”
Refah Partisi Genel Başkanı Necmettin Erbakan, “Buraya belirli kişiler gönderilmiş; Milletin inancını, dinini tezyif eden (küçülten) sözler sarf edilmiştir. Bunlar suç işlemiştir, ama devletin valisi bunlara ev sahipliği yapmış, teşvik edici konuşmalarda bulunmuştur. Sivas halkı, dini tezyif olayı karşısında çok doğal olarak reaksiyon göstermiştir. Bu tepki, medeni ölçüler içinde olmuştur…”
Büyük Birlik Partisi Genel Başkanı Muhsin Yazıcıoğlu, “Türkiye’de ve yurtdışında, sözleriyle büyük tepkilere yol açan Aziz Nesin’i Sivas gibi hassas bir ilimize getirerek zehrini kusmasına sebep olanlar, olayların birinci derecede sorumlusudur. Halkımız kışkırtılmıştır, tahrik edilmiştir. Olayların baş sorumlusu, görevini kötüye kullanan, tahrik unsurlarına yardımcı olan kültür müdürü ve validir, Kültür Bakanlığı’dır. 35 vatandaşımızın hayatını kaybetmesinin birinci derecede sorumlusu olarak Aziz Nesin hakkında soruşturma açılmalı, iç ve dış bağlantıları araştırılarak kamuoyu aydınlatılmalıdır. Nesin’in TCK’nin 149/1 No’lu maddesine göre hakkında kanuni işlem yapılmalıdır…”
* * * * *
ix) Gelelim bugün Ergenekon’a, darbeye, teröre karşı “demokrasi havariliği” yapanların dediklerine…
Mazlum-Der, “ “Aziz Nesin’in aylardır süregelen konuşmaları, ‘Şeytan Ayetleri’ ve gazetesinin yayın politikası, halkta birikime neden olmuştur. Bu tahrikler sonucunda, cuma namazından sonra başlayan eylemler, aslında planlı olmayan ve halkın organize edilmemiş genel bir tepkisidir…”[3]
Nazlı Ilıcak, “Olayın abartılarak Batı basınına yansıtılacağından eminiz. Sivas’taki katliamın münferit ve kendine özgü şartlar içinde geliştiği unutularak, köktendinci akımlarda bir tırmanış olarak gösterilmesi de mümkündür…”[4]
Metin Toker, “Sivas’ta halk, ‘Din elden gidiyor’ diye ayaklanmamıştır. Türkiye’de dinin bir yere gittiği yok ki. Gündemde kalmak için çırpınan, gazetesini okuyan olmadığından orada burada şova girişen, Salman Rüşdi’nin bile ‘hırsızlama yayın yapmak’la suçladığı bir eskimiş şöhret var…”
Oktay Ekşi, “Halkta bir ‘hazırlanmışlık’ olmasa, Aziz Nesin’in Pir Sultan Abdal Şenlikleri’nde söylediği birkaç münasebetsiz cümle, bu kadar tepkiye yol açmazdı. Nihayet ‘beyin damarlarının kireçlendiği’ izlenimini veren, öte yandan da bir ‘hırs-ı piri’ ile yanıp tutuşan birinin hezeyanları olarak değerlendirilir biterdi…”
Ertuğrul Özkök, “Aziz Nesin’in hassasiyet yaratan, tahriklere varan sözleri, karşı tahrikle birleşiyor ve hepimizi ciddi şekilde endişelendiren bu sonuç ortaya çıkıyor. ‘Şeytan Ayetleri’nin basılması, dinle ilgili sözler, televizyonlarda Alevilerle ilgili ifadeler ve daha başka örnekler yan yana dizildiğinde, patlamaya hazır bir doku ortaya çıkıyor…”
Emin Çölaşan, “Bu kitabın (Şeytan Ayetleri) yayımlanmasını istemezdim. Aziz Nesin son zamanlarda, ‘Türk milleti aptaldır… Ben dinsizim, Allahsızım’ gibi laflar etti. Şu hoşgörüsüz ortamda bunları söylemesi bence yanlıştı…”
Cengiz Çandar, “İnançlara dil uzatan ve bu ülkede kan dökülmesinin provokasyonunu yapan gazete ve başyazarı Aziz Nesin’in benzer olaylara çanak tutmasına seyirci mi kalınacak, yoksa bu konuda yeni yasal düzenlemeler düşünülecek mi?”[5]
Yalçın Özer, “Komedi yazarı Aziz Nesin, en rahat uykusunu uyumuş olmalıdır. Nihayet arzuları gerçekleşmiş, 35 kişinin ölümüyle amaçlanan büyük bir olay çıkarmayı başarmıştır…”
Sebahattin Önkibar, “Sivas olaylarının müsebbibi, Pir Sultan Abdal’ı anma adı altında tahrik kıtalarının bölgeye gelmesine izin veren yetkililer ile mukaddes kitabımıza dil uzatan yazar Aziz Nesin’dir. Yaptığı iş, fikirlerini açıklamak değil, tahrike vesile olacak bir şekilde kutsal değerlerimize taarruzdur…”[6]
Engin Ardıç, “Aziz Nesin adlı kart budala! Eski TKP’lileri Mao’cularla birleştirerek çıkardığın o paçavra gazete, üstelik yalan yazan, devrimci geçinen gazeteyle ne yapmak istiyorsun? Ölmek istiyorsan, git bir köşede yalnız öl. Başkalarının da başını belaya sokma!”[7]
Tayyar Şafak, “Bu memleketin yüzde 99’u Müslüman. Tamam mı? Kendi inançsızlığına saygı isteyeceksin, ama yaşadığın toplumun inançlarına hiç mi hiç saygı göstermeyeceksin. Tamam olmayan yanı, önce burası… Buna, ‘Müslüman mahallesinde salyangoz satmak’ derler Adam sattırmıyor, zorla mı?”
Altemur Kılıç, “Aziz Nesin gittikçe sapıtıp, milletimize hakaretten sonra bir de ‘Şeytan Ayetleri’ni vesile ederek güya laikliği ve fikir hürriyetini denemek adına Peygamber Efendimiz’e, Kuranıkerim’e saldırdıkça, ‘Biri çıkıp bu adamı vuracak, bazı malum çevreler de onu basın ve fikir şehidi ilan edecekler, ona yanarım’ demişimdir. Sivas’taki acı olayların asıl tahrikçisi o olduğu hâlde, şimdi ‘mağdur kahraman’ olursa gene yanarım!”
Prof. Dr. Ayhan Songar, “Ömründe işi gücü bir milletin dinine, imanına, haysiyet ve şerefine küfretmek olan bir adamın salına salına ortalıkta gezip insanları böylesine tahrik etmesine dünyanın hiçbir yerinde izin verilemez. (…) Pir Sultan Abdal, muannit (inatçı) bir Türk ve Osmanlı düşmanı. Onu kalkıyor ‘Halk ozanı’, ‘mutasavvıf şair’ diye gösterip, adına şenlikler düzenliyoruz. Sonra, her yanı ile ne olduğu belli Aziz Nesin’i getirip orada konuşturuyoruz…”
Emin Pazarcı, “Milletin değerlerine bu kadar sövülünce olacağı bu. Toplumun tepkisi, inançların büyüklüğüyle orantılı oluyor. (…) Kim ne derse desin, bu 36 ölümlü olayların bir tek sorumlusu var, o da Aziz Nesin…”
Başbakan Erdoğan’ın dünürü Sadık Albayrak, “Böyle giderse, bunlar Sivaslıyı on mislisi ile İstanbul’da karşılarında göreceklerdir. Bu Allahsız ve dinsiz kişiler, böyle giderse Hz. Ali’nin Zülfikar’ını (keskin kılıcını) karşılarında bulacaklardır…”[8]
Abdurrahman Dilipak, “İnsanların öldürülmesini onaylamak mümkün değil. Ancak, bu olayları hazırlayan sebepleri ve şartları da göz önünde bulundurmak gerekir. Aziz Nesin’in Müslümanlara yönelik sözlerini kabul etmek mümkün değil…”[9]
Mehmet Barlas,“Nasırı acımadığı zaman Allah’ın adını ağızlarına almayanlar, sırf entelektüel gösteri yapmak uğruna bir dinbilimci kesilip saçma sapan ve hiçbir bilimsel dayanağı olmayan gevezelikleri ‘laiklik adına’ seslendiriyor. Nüfusunun yüzde 99’u Müslüman olan bir ülkede, ‘İslâm tehlikesi’ gibi bir sloganın laiklik kavramına verebileceği zararlar hiç hesap edilmiyor…”[10]
Fehmi Koru, “Aziz Nesin ve yandaşları, muhtemelen geçmişte de benzeri senaryolarda rol almışlardı, ama ilk defa ellerindeki kanla yakalandılar. Sivas’ta hayatlarını kaybeden 35 kişiyle çok sayıda yaralı, onların tahriklerinin kurbanıdırlar. Psikolojide şartlı refleks’, fizikte etki-tepki yasası’ olarak bilinen evrensel kural, şaşmaz hassasiyetiyle kendini gösterdi ve mozayiği çatlatan bu olaylar meydana geldi. Tahrik ortada olduğu için sorumluları da belli. (…) Bu iş, komik hikâyeler yazmaya benzemez. Aziz Nesin ve yandaşlarının kimin namına hareket ettikleri mutlaka ortaya çıkarılmalıdır…”[11]
Hekimoğlu İsmail, “Sivas olayı yok. Alevi-Sünni meselesi de yok. Sadece ve sadece Aziz Nesin olayı var. Rus Ateist Cemiyeti’nin mensubu gibi Sivas’ta konuşan Aziz Nesin ve onu davet edenler, bu olayın mesulüdür…” “Müslüman öylesine mahkûm edilmiş ki, savunma hakkı bile yok. Neticede Aziz Nesin haklı; dinini, imanını koruyanlar haksız… Buna da demokrasi, inanç özgürlüğü, hukukun üstünlüğü vs. diyorlar…”
Hak-İş Yönetim Kurulu açıklaması, “İl, tahriklere çok müsait bir yöremiz. Aziz Nesin’in yaptığı tahrikkâr konuşmasını nefretle kınıyoruz. Yüzde 99’u Müslüman olan bir toplumun moral değerleriyle oynamak, ateşle oynamaktır. Toplumun duygularıyla oynayarak dinci, şeriatçı’ diye insanları tasnif etmek kışkırtıcılıktır. Aziz Nesin’in tutumunu yadırgıyoruz. Şunu sormak istiyoruz: Aziz Nesin bu tutumuyla kimin hesabına çalışıyor?”[12]
Prof. Dr. Mahir Kaynak, “Sivas olayları sonrasında Müslümanların sabırlı olması gerekiyor. Müslümanlar bu oyuna alet olmamalı. Müslümanları anlıyorum, büyük tahriklere maruzdurlar, ama şereflerini koruyacakken ülkelerini kaybederler. Onlara büyük sabırlar diliyorum…”[13]
‘Zaman’ gazetesi “Başyazı”sında, “Aziz Nesin gibi tahrikçilere fırsat vermemelidir. Alevi-Sünni kargaşası, Cumhuriyet neslinin acı mahsulüdür. Ateist keşişlerin sahneye koyup tezgâhladığı bir dizi anarşik senaryolardır…”[14]
Doç. Dr. Mustafa Çağırıcı, “Sivas’a davet edilen ateist Aziz Nesin’in, halkın inanç ve değerlerine sadistçe saldıracağını aptallar bile kestirebilirdi. Ama onu davet edenler ya bunu kestiremeyecek kadar basiretsizdi ya Sivas halkının onurunu, değerlerine bağlılığını ve tepki gücünü bilemeyecek kadar insanlara yabancı ve cahildi, yahut da bunların olacağını bile bile, belli bir amaçla o kişiyi Sivas’ta konuşturmuşlardır. Her üç duruma göre, onlar da olayın müsebbipleridir…”
Süleyman Ünal, “İslâm dini kesinlikle laiklikle bağdaşmayan, çatışmaya düşen bir dindir. Bir Müslümanın laik olması olanaksızdır. Müslüman ise laik değildir, laikse Müslüman değildir…”[15]
Evet onların tümü Sivas’ta suçüstü yakalandılar…
“Tarihe yazılan kara bir leke” olarak anılmayı sonuna kadar hak eden katliamı asla unutmayın, unutturmayın…
* * * * *
x) “Türkiye’de Alevilerin sorunları vardır ama bir ‘Alevi sorunu’ yoktur,”[16]diyen Hikmet Bila benzerlerine inat, Alevilerin kolektif soru(n)ları olduğunu unutmayın/ unutturmayın…
Örneğin yakın tarihteki 3-4 Eylül 1978 Sivas’ının… 1978 Maraş Katliamı’nın… 1980 Çorum Kırımı’nın… 2 Temmuz 1993 Sivas Madımak’ının… 1995 Gazi Mahallesi Katliamı’nın bu soru(n)larla bağıntılı olduğunu “es” geçmeyin!
Nasıl görmezden gelirsiniz? Bu mümkün mü?
Devlet Aleviliği hep bir tehdit olarak gördü!
“Bilimden gidilmeyen yolun sonu karanlıktır”; “72 millete bir nazarla bakmayan/ Kırk yıl müderris olsa hakikâtte asidir,” vurgusuyla; “eline beline diline hâkim olmayı” temel düstur edinen Alevilik “Sevgi ve hoşgörü sahibi olmayı… İncinse de incitmemeyi… Düşmanının dahi insan olduğunu unutmamayı… Vefa, sevgi ve sadakati…” savunan felsefesiyle, “Okunacak en büyük kitap insandır,” derken; 2500 yıl önce yaşayan Protagoras’ın, “Her şeyin ölçüsü insandır,” sözüyle paralellik arzeder…
İnsanı daima merkezine alan Alevilik deyince, ister istemez geçmişin gerçekleri yani Torlak Kemal, (1420), Şeyh Bedrettin (1421), Karabıyıkoğlu Hasan (1511), Baba Nurali (1512), Bozoğlu Şeyh Celal (1519), Baba Zünnun (1527), Kalender (1527) ya da 1420’den 1527’ye uzanan Anadolu ayaklanmaları anımsanmalıdır…
Özellikle de Pir Sultan Abdal… Geçerken anımsatalım: Onun, “Gelin canlar bir olalım/ Yezid’e kılıç çalalım/ Hüseyin’in öcün alalım/ Tevekkeltü Taalallah” dizeleri tahrif edilip “Gelin canlar bir olalım/ Zalime kılıç çalalım/ Mazlumun hakkın alalım/ Tevekkeltü taalallah” olarak söylenir oldu.
Pir Sultan, Hüseyin ile Yezid’in kendisinden 10 asır önce yaşadığını bilmez değildi. Ozanın dizelerindeki Hüseyin, mazlumluğun, Yezid ise zalimliğin sembolü olarak kullanılmıştır.
Özetle başkaldırı geleneğini bağrında taşıyan Alevilik, devlet tarafından hep bir tehdit olarak görüldü!
“Nasıl” mı?
Haziran 1980’de Genelkurmay Başkanı Orgeneral Kenan Evren imzalı “iç tehditlere” ilişkin bir gizli belgede bakın neler yazıyordu: “Kapalı bir topluluk durumu arz eden Aleviler toplu bulundukları bölgelerde dış güçlerin de kışkırtmaları ile siyasal etkinlik sağlamak üzere faaliyette bulunmakta, kendilerinden olmayan memur, görevli ve vatandaşları bölge dışına itmeye gayret göstermekte, Kürtçülük faaliyeti ile uğraşanlarla işbirliği yapmaktadır”![17]
* * * * *
xi) Bu nedenle yoğun baskı ve asimilasyona maruz kalan Aleviler, katmerli bir eşitsizliğin de öznesi oldular…
Diyanet İşleri Başkanlığı Yardımcısı Profesör Dr. İzzet Er, “Cem evlerinin camilerle mübadil (eş değer) olmadığını, bu nedenle ibadethane sayılamayacağı”nı söylerken; Pir Sultan Abdal Kültür Derneği’nin zorunlu din dersinin kaldırılmasına yönelik eylemleri üzerine, Bakan Faruk Çelik, “Niye kalksın din dersi? Bu yaklaşımı doğru bulmuyoruz!” diye ekledi…
Örneğin Cem Vakfı Başkanı İzzettin Doğan, “Toplumda Aleviler kamudan tasfiye ediliyor,” vurgusuyla “Bir tane Alevi kökenli vali, emniyet müdürü ve müsteşar yok” derken; Aleviler sadece devlet eliyle değil, ayrıca toplumsal boyutlu bir ayrımcılığa da maruz bırakılıyor…
Alevilere yönelik, ötekileştirici önyargılar, ayrımcılık, hiçbir zaman eksik olmadı. Alevilere “hoşgörü” alt başlığında “ikinci sınıf yurttaş” statüsü dayatıldı.
Alevilere yönelik ayrımcılık toplumsal hayatın her alanında sürerken; AKP’nin “Açılım(sızlık)ı”da “olağan”ın bir parçasıdır.
Alevi Bektaşi Federasyonu Genel Başkan Yardımcısı Ali Kenanoğlu’nun “Brezilya dizisi”ne benzettiği “AKP’nin Çalıştayları”nın amacı, Alevi itirazını düzen içine çekerek, asimile edip, Sünnileştirmektir…
Öte yandan Devlet Bakanı Faruk Çelik, Madımak’ın yeni bir konseptle yeniden düzenleneceği vurgusuyla “Madımak müze olmayacak,” mesajı verirken; referandumda “Hayır diyenler darbecidir” yönündeki sözleriyle ilgili yapılan suç duyurusu üzerine hakkında dava açılan Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, avukatı aracılığıyla mahkemeye gönderdiği savunmasında bir skandala imza attı. Davanın neden kabul edilmemesi gerektiğini anlatmaya çalışan Erdoğan, Zaman gazetesindeki bir bulmacada “Ehlisünnet dışı sapık bir mezhep” şeklindeki soruya “Alevi” yanıtının verildiğini, buna karşı bir yurttaşın kişilik haklarının ihlâl edildiği gerekçesiyle dava açtığını ancak bunu mahkemenin reddettiğini örnek göstermesi de AKP zihniyeti açısından neyin ne olduğunu göstermektedir…
Bunu daha fazla tarife gerek var mı?!
* * * * *
xii) Diyeceklerimiz şöyle noktalayayım:
Hacı Bektaş Veli, “Görerek duyarak tanımak, anlamak ve doğru bilgiye ulaşmak için gerçekçi olmak gerektiğini; ilimden gidilmeyen yolun sonu karanlıktır” diyerek bilgiyi bilim yolu ile değerlendirip doğru düşünmede ve karar vermede kullanmak gerektiğini belirtirken; öncelikle Alevilerin AB’nin, CHP bezirgânlarının,[18]Kemalistlerin illüzyonlarından bağımsızlaşmalıdır.
Esat Korkmaz’ın şu önemli uyarısını unutmadan:
“Kendini barış, demokrasi ve insan haklarıyla sınırlayan bir sivil toplum hareketiyle ya da bununla özdeş duruma düşmüş bir Alevi-Bektaşi hareketiyle burjuva demokrasisinin bugünkü sorunlarını aşmak mümkün değildir…”[19]
18 Haziran 2011 09:54, Ankara.
N O T L A R
[*] Kaldıraç, No: 123, Temmuz 2011…
[1]Herakleitos.
[2]Fetvalar Latin Harfleriyle ilk kez 1972’de “Şeyhülislâm Ebussuud Efendi Fetvaları…” olarak Ertuğrul Düzdağ tarafından yayınlanmış, 1983, 1998’de tekrar basılmıştır.
[3]Mazlum-Der, 3 Temmuz 1993.
[4]Nazlı Ilıcak, Tercüman, 4 Temmuz 1993.
[5]Cengiz Çandar, Sabah, 4 Temmuz 1993.
[6]Sebahattin Önkibar, Türkiye, 4 Temmuz 1993.
[7]Engin Ardıç, İnterstar televizyonundaki yorumundan, 4 Temmuz 1993.
[8]Sadık Albayrak (Başbakan Erdoğan’ın dünürü), Milli Gazete, 6 Temmuz 1993.
[9]Abdurrahman Dilipak, Milliyet, 6 Temmuz 1993.
[10]Mehmet Barlas, Sabah, 15 Temmuz 1993.
[11]Fehmi Koru, Zaman, 4 Temmuz 1993.
[12]Hak-İş Yönetim Kurulu açıklamasından, Zaman, 4 Temmuz 1993.
[13]Mahir Kaynak, Zaman, 4 Temmuz 1993.
[14]Zaman, 5 Temmuz 1993.
[15]Süleyman Ünal, Zaman, 9 Temmuz 1993.
[16]Hikmet Bila, “… ‘Alevi Sorunu’ Yoktur”, Cumhuriyet, 5 Aralık 2008, s.3.
[17]“Alevilerin tarihinden (11) 12 Eylül öncesi Genelkurmay ve Aleviler”, Radikal, 20 Kasım 2008, s.4.
[18]Bir zamanlar Ali Balkız, Alevi Bektaşi Federasyonu’nun Genel Başkanı’yken çeşitli akademisyenlerin (Ahmet İnsel, Mithat Sancar, Fuat Keyman, Erol Katırcıoğlu…) ve Ufuk Uras arkadaşımızın yer aldığı bir çalışma grubu, 10 Aralık Hareketi (Burhan Şenatalar, İbrahim Kaboğlu, DİSK Genel Başkanı Süleyman Çelebi) ve SHP ile (adı daha sonra EDEP) bir parti oluşum sürecine girip, “Ne AKP’ye, ne CHP’ye, ne MHP’ye, ne de DTP’ye; hepsine. Çünkü biz düzene alternatif olacağız. Bunun için yeni bir sol söylem, sosyal demokrat yeni bir heyecan, yeni bir dil, yeni kadro,” vurgusuyla DAHA SONRA MİLLETVEKİLİ ADAYLIĞINA BAŞVURUDUĞU (VE REDDEDİLDİĞİ) CHP hakkında şunları demişti:
“Baykal olmadığında dahi CHP’deki o zihniyet orada yaşamaya devam eder. O yüzden zaten diyoruz ki, yeni bir parti şart…
CHP bu kez baltayı taşa vurdu. Dersim, Alevilerin bu kadar peşin CHP’ye teslim olup olmayacaklarını belirleyen bir milat olacak…
Dersim olayı sayesinde CHP’nin bir yönü daha artık çok iyi bilinir hâle geldi: CHP geçmişteki ‘Türk ve Sünni’ tipolojisi yaratma amacını hâlâ sürdürüyor. Zaten parti programlarında, seçim çalışmalarında böyle olduğu görülüyordu, ama bu şimdi tamamen ortaya çıktı…
Aleviler hep varolduğunu sandıkları, ama aslında hiç varolmamış olan ‘laikliği’ korumak adına CHP’ye oy verirler. Oysa Atatürk’ün kurduğu köy enstitülerini ne hazindir ki CHP kaldırdı. İmam hatip okullarının en çok açıldığı yıllar koalisyonda Ecevit’in olduğu yıllardır… Arif Sağ CHP’den seçilmedi mi? Alevi kimliğiyle Arif Sağ siyaset yapabildi mi? (…)
Bir düşü kırdı Kemal Kılıçdaroğlu. Sadece Aleviler için değil sol, sosyal demokrat, bütün seçmenlerde büyük bir sempati yaratmış, ender bir portreydi. Ama sözünün arkasında durmadığı anda diğer herhangi bir politikacının konumuna düştü. Güzel bir portre orada dururken, kendisi yaptı demeyeyim, ama gitti cahilin teki üzerine bir çizik attı, bir karakalem çizdi.” (“Yeni Sol Partiye Alevi Desteği – ABF Gn.Bşk. Ali Balkız’ın Açıklaması”, Milliyet, 30 Kasım 2009… http://www.milliyet.com.tr/Yazar.aspx?aType=YazarDetay&ArticleID=1167795&b=Aleviler%20yeni%20solun%20pesinde&KategoriID=4&ver=30)
[19]Esat Korkmaz, “Alevi Bektaşi Hareketinin Toplumsal Siyasal Yazgısı”, Kızılcık, No:36, Bahar 2009, s.24.


Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s