“ÖZGÜR VE YARATICI”: BOTERO[*]


“Kişisel serüvenleri olmayanlar,
başkalarınınkiyle yaşarlar…”[1]
Elbette bilmek, insanın en ağır yüküdür; ancak yapmak ve yaratmak da öyle…
İnsan olmak; yaratmak ve mücadele etmekle; yani böylesi bir “yüke” talip olan serüvenle mümkündür…
Abartılı ya da “tombul” figürleriyle müsemma Fernando Botero Angulo da, sözünü ettiğim serüvenin yolcularından…
Politikada olduğu gibi sanatta da pozisyon almanın önemli olduğunu söyleyen Botero’nun, “Şişman güzeldir” şiarıyla ürettiği yapıtlarında dans eden mutlu şişmanlar da vardır, Ebu Garib’in acı çekenleri de…
Kanımca Onu önemli kılan özellik de budur; yani bütün bir hayatı kucaklama çabası…
* * * * *
Aslı sorulursa, alışılagelmiş estetik ve güzellik anlayışını kökünden sarsan Botero’nun eserleri biz(ler)e, Ernestro Che Guevara’nın, “Bir şey yapmak için onu sevmelisiniz. Bir şeyi sevmek için ona delice inanmalısınız,” sözlerini anımsatır…
Örneğin “Botero ‘şişman insan ressamı’na indirgenmeyecek kadar da zengin bir sanatçı: Abartı ve fantastik olana eğilimli Latin Amerika kültürü kökeni ile Avrupa kültürünü birleştirerek resimlerine karakteristik bir özellik katan 1932 Kolombiya doğumlu sanatçı, sanat tarihinin ustalarına ‘parodi’ler, ölüdoğa tabloları, zengin renk kullanımı ve özellikle son dönemlerde Ebu Garib Hapishanesi’ndeki işkence sahneleri ve Kolombiya’daki askerî darbe gibi siyasi olayları resmettiği tablolarıyla çağın en ilginç isimlerinden biri…
Yapıtlarında Latin Amerika köklerinden ve Latin insanlarını tuvallerine aktarmaktan hiç vazgeçmiyor. Büyük ustalardan, yaşayışlarından ve yapıtlarından etkilense de kendi tarzını baskın bir biçimde ortaya koyan sanatçı, tanıyanlar tarafından da tevazu sahibi olarak nitelendiriliyor. Peki nedir bu ‘Botero tarzı?’, ‘Hacimlerin Efendisi’ olarak tanımlanan Botero, estetik ve güzelliğin hacimle de mümkün olabildiğini gösteriyor bizlere.
Özellikle kadınların sadece incecik oldukları zaman seksi ya da güzel olmadıklarını, hacimli-tombul insanların da sınır tanımayacağını gözler önüne seriyor. ‘XIV. yüzyılda İtalyan sanatçılar başlatmıştı hacim temasını ele almayı ama XX. yüzyılda hep göz ardı edildi, yok oldu. Renkler, kompozisyon elbette ki önemli, bence hacim de bir o kadar gerekli. Abartılı olabilir yaptıklarım ama canlılık unsurunu böyle veriyorum. Figür çizmek istemiyorum, sadece hacim vermek istiyorum,’ sözleriyle de tarzını açıklıyor Botero…
Hacim denilince sadece insanlar gelmesin akıllara; Botero bu formu, canlı cansız tüm figürlerinde kullanıyor.”[2]
* * * * *
1944 yılından beri resim yapan Botero, 19 Ağustos 1932 Antioquia doğumlu.
Gençlik yıllarında boğa güreşçisi olmak istiyor ve doğduğu şehir Medellin’de bir matador kursuna gidiyor. Ama 300 kiloluk bir boğa kendisine çarpınca bu sevdadan vazgeçiyor, ressamlığa ve heykelciliğe soyunuyor. Ve bir boğa güreşçisini resmederek, ilk yağlı boya çalışmasını gerçekleştiriyor.
Şişman ve yuvarlak hatlar çizmesi ile ünlü olan ressamın yine aynı formatta heykelleri de bulunuyor.
Bugün 78 yaşında ve hâlâ üretmeye devam ediyor.
“Kolombiya dışında bir yerde doğsaydım, böyle hayat dolu resimler yapamazdım… Bence resim sanatında özgür, düşsel, yenilikçi parametrelerin geçerli olduğu bir şeyler yaratmak önemli. Mesele, klasik kurallara uygun düşen türden bir güzellik yaratmak değil. Amaç, yapıtların insanları şaşırttığı, insanlarda şaşkınlık uyandırdığı bir aşamaya varmak olmalı. Önemli olan, bütün o coşkunluk ve çarpıtmaların ortasında, dinginlik ve dengeyi dile getiren bir şeyler bulmak” diyen ve “Kendini bile şişman çizen”[3] O, “Curcunanın içinde, ‘güzeli’ görüyor.”[4]
* * * * *
Botero’nun sanatı, sanatın tarihinden çeşitli referansları açık bir dille kullanarak köklerine bağlılığı ortaya koyar.
Botero’yu ünlü bir ressam yapan, daha çok sanat tarihinin içinden seçtiği, ünlü sanatçıların başyapıtlarını kendi üslubuyla ele aldığı resimler.
Bunlar arasında Leonardo da Vinci’nin ‘Mona Lisa’sı, Manet’nin ‘Kırda Öğle Yemeği’, Edgar Degas’nın ‘Balerinler’i, Jan Van Eyck’ın ‘Arnolfini’nin Düğünü’, Velasquez’in ‘Nedimeler’i yer alıyor.
Etine dolgun, tırnakları kırmızı ojeli, 1950’lerden kalma burjuva kadınlarını, İspanyol Çingenelerini, boğa güreşçilerini, çamaşır yıkayıp kedi seven sıradan ev kadınlarını resmeden Botero, son çalışmalarında çizgisinin dışına çıktı ve kendisini derinden etkilediğini söylediği Ebu Garib işkencelerini resmetti.
Ebu Garib resimlerini için Botero, gördüğü fotoğraflardan sonra öyle sarsılmış ki, “O hâldeyken başka bir şeyin resmini yapamazdım,” diyor.
Botero’nun bu örnek tavrı, hepimize bir kez daha “İnsanlar geçmişte olanlardan kendilerini suçlu değil, sorumlu hissetmeli. Tarih yalnızca zaferlerden ibaret değil. Bu, bütün toplumlar için geçerli. Hepimizin tarihinde karanlık sayfalar var. Bunları soğukkanlı bir biçimde ele almak herkesi ileri götürür,” diyen Günter Grass’ın vurgusunu anımsatıyor…
Yapıtlarında figürlü kompozisyonları kullanmasının yanı sıra natürmortlar da yapar. Ayrıca siyasi ve politik konularda da söyleyecekleri vardır sanatçının.
Botero’nun sanatında Latin Amerika folkloru da önemli bir yer kaplar.
Yerel unsurlar mümkün olduğunca yer bulur resimlerinde. Konu olarak bakılacak olursa; sokaklar, evler, yaşantılar ve dans bu konular arasında önde gelir.
Avrupa’da gördüğü sanat eğitiminden sonra resimleri Velazquez, Ingres, Delacroix, Courbet gibi isimlerden etkilenir. Rönesans’da bu etkide önemli bir yer kaplar.
Heykelleri genellikle büyük boyutludur. Kullandığı malzeme ise çoğu zaman mermerken bazen bronzu da kullanır. Dünyanın önemli şehirlerinde ve önemli meydanlarda heykelleri bulunmaktadır. Bunlardan bazıları Champs Elysées’te (Paris), Palazzo Pitti’nin önünde (Floransa), Park Avenue (New York)’dedir.
Özetle “Botero’nun yapıtları, gizemli, tedirgin edici bir yön barındırır içlerinde; bu resimleri bir gerilim atmosferi kuşatır. Kendilerine özgü bir biçimde, tatlı, incelikli bir alay ortaya koyar, meraklı bakışı ele geçirirler. Sanatçının dünyasının derinlerine inildiğinde -dünyadan söz etmek durumundayız, çünkü sanatçının bakışı, yaşamı bütün nüanslarıyla kucaklayarak, yalnızca yapıtlarındaki kişileri değil, hayvanları, ölüdoğayı, manzarayı da biraraya getirir ve tek bir birleştirici görü içinde dönüştürür-, başlangıçta büyük bir etkisi olan karikatür öğesi, sanatçının yapıtına ilişkin son derece sınırlayıcı ve kısmi bir yorum anahtarı sunduğu için kendiliğinden yok olur.”[5]
Bunlarla birlikte Botero’ya yönelik en büyük eleştiri, genelde hep güzel olanı, iyi olanı resmettiği. “Hoş olanı resmediyorsun, fuhuş yaptığını söylüyorlar. Kötü olanı resmediyorsun, bu sefer de abartıya kaçtığını iddia ediyorlar” diyerek savunuyor kendini ve ekliyor: “Sanat tarihine baktığınızda, büyük sanatçılar hep güzel olanı çizmişlerdir!”
* * * * *
Nihayetinde Bacon’un, “Sanat, doğaya eklenmiş insandır” ve Albert Camus’nün, “Sanat hem bir coşma, hem bir yadsıma işidir,” sözlerini bir kez daha doğrulayan sanatıyla Fernando Botero hakkında diyeceklerimizi, Ondan altı çizilmesi gereken satırlara bırakalım:
“Sanatçının bir derdi olmalı…”
“Bence, resim sanatında özgür, düşsel, yenilikçi parametrelerin geçerli olduğu bir şeyler yaratmak önemli. Mesele, klasik kurallara uygun düşen türden bir güzellik yaratmak değil. Amaç, yapıtların insanları şaşırttığı, insanlarda şaşkınlık uyandırdığı bir aşamaya varmak olmalı. Önemli olan, bütün o coşkunluk ve çarpıtmaların ortasında, dinginlik ve dengeyi dile getiren bir şeyler bulmaktır…”
“Bir ressamın resim yapmasının tek nedeni kendi dünyasını yaratmaktır. Gerçeklik zaten orada duruyor – onun resmini yapmanın bir gereği yok. Buna paralel bir şeyin, zihinsel bir gerçekliğin resmini yapmanız gerekir. Şiir, müzik ve edebiyat gibi, sanatçının kafasında var olan ve insanların tadına varabileceği bir şey…”
“Sanatçı, kökenlerinden asla kopmamalı…”
“Yöresellik, bir sanatçı için en önemli unsurlardan biridir. Hatta buna biraz da farklı kültürleri eklemesi, onu daha da egzotik kılar…”
“Şişman insanlar resmediyorum, çünkü yuvarlak hatlar ve hacim, insanı ve doğayı, yaşama sevincini yansıtıyor… Kendimi bildim bileli insanları, hayvanları hacimli çiziyorum. Her sanatçının tarzı vardır, bu da benim tarzım…”
“O figürler insanlara abartılı gelebilir ama aslında onlarda ‘irilik’ değil ‘orantısızlık’ var. Hacim vurgusu onlara canlılık, gerçeklik katıyor. Ayrıca sonuç olarak da, bu unsurların sanatseverin dikkatini çekmesi, onu daha sıra dışı ve dikkatli bir gözleme yöneltiyor. Bence her sanatçının, her sanat eserinin bir derdi olmalı, kendi adına konuşmalı. Bazen, dünyanın en güzel müzelerinde şahane resimler görüyorsunuz, sizi içine çekiyor, mükemmel bir görselliği var ama size hiçbir şey diyemiyor…”
12 Mayıs 2010 12:29:47, Ankara.
N O T L A R
[*] Güney , No:53, Temmuz-Ağustos-Eylül 2010…
[1] Miguel Angel Asturias.
[2] Ceren Akardaş, “Estetiğe Hacim Katan Kolombiyalı”, Radikal, 4 Mayıs 2010, s.21.
[3] Deniz İnceoğlu, “Kendini Bile Şişman Çiziyor”, Hürriyet, 4 Mayıs 2010, s.7.
[4] Elif Türkölmez, “Şişkolara Yer Var!”, Radikal Cumartesi, 1 Mayıs 2010, s.5.
[5] Erkan Doğanay, “Botero’nun Ölçülü İronisi”, Taraf, 6 Mayıs 2010, s.15.

 

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s