ADALET(SİZLİK) VE ÖLÜM(SÜZLÜK)


“Kıyamet’i bekleme.
Kıyamet her gün her yerde!”[1]
Egemen(ler)in, “adalet(sizlik)” dediği şey; ezilenler için daima sistematik bir zulümden başka bir anlam ifade etmemiştir; etmeyecektir de…
Eğer iflah olmaz bir liberal değilseniz; bunu görmek, anlamak için kahin olmanıza gerek yoktur; tarih bunun kanıtlarıyla doludur; özgürlük için köleliğe başkaldıran Spartaküs’ün çarmıha gerilmesi; ya da Prometehus’un ateşi insan(lar) için Olimpus Dağı’ndan çaldığı için Zeus tarafından “cezalandırılması”; veya 19 Aralık vahşeti gibi…
Öteki(leştirilen)ler, mağdurlar, mazlumlar için egemen(ler)in “adalet(sizlik)” dediği şey; kan, ateş, göz yaşı, ölümdür; yani egemen terördür; çünkü egemenler teröristtir!
* * * * *
Tarihten tanık olmuşsunuzdur; egemenler, tarihin birçok döneminde insanlar asılsız suçlamalarla karşılaşmış, haksızlıklara uğrayarak hapislere atılmış, canlarından olmuşlardır. Bu uygulamalar genel olarak “Cadı Avı” diye adlandırılır.
“Cadı Avı”, egemenin egemenliğini üretip, kendisine muhalif olanı yok ederek, iktidarını pekiştirdiği bir “raison d’etat/ hikmet-i hükümet”tir!
Bu nedenler egemenin “adalet(sizlik)”i de “hukuk(suzluk)”u da, işaret ettiğim “raison d’etat/ hikmet-i hükümet”in “Cadı Avı”na mündemiçtir!
* * * * *
Hayır; sakın ola Hereodot’un, “Hukuk her şeyin kralıdır” ya da William Watson’un, “Bırakın adalet yerini bulsun, isterse kıyamet kopsun,” sözlerini ciddiye almayın!
Egemenin “sömürü düzen(sizlik)i, adaletsizlik olmadan sürdürülemez; bu bağlamda egemen adalet(sizlik)in yasaları bile onun adaletsizliğini gölgeleyemez; tıpkı Bernard Shaw’ın, “İnsanın kaplan öldürmesine spor, kaplanın insan öldürmesine canavarlık diyoruz. Suç ile adalet arasındaki ayrım da bundan başka bir şey değildir,” betimlemesindeki üzere…
Evet onların “adalet” dediği şey erdemden, insan olma onurundan, bilgi ve aklın yoksun bir düzenbazlıktır!
Çünkü kapitalist devlet, V. İ. Lenin’in de işaret ettiği üzere, “Toplumun kendi kendisiyle çözülmez bir ilişkiye girdiğinin itirafıdır…
“Nerede sınıflar arası çelişkilerin uzlaşması nesnel olarak mümkün değilse, devlet orada ortaya çıkar…
“Devlet, sınıf çelişkilerinin uzlaşmaz olması olgusunun ürünü ve belirtisidir…
“Devlet, sınıf karşıtlıklarını frenleme gereksiniminden doğduğuna, ama aynı zamanda, bu sınıfların çatışması ortasında doğduğuna göre, kural olarak en güçlü sınıfın, ekonomik bakımdan egemen olan ve bunun sayesinde siyasal bakımdan da egemen sınıf durumuna gelen ve böylece ezilen sınıfı boyunduruk altında tutmak ve sömürmek için yeni araçlar kazanan sınıfın devletidir…
“Modern temsili devlette, ücretli emeğin sermaye tarafından sömürülmesinin aletidir…
“Devlet…: Sürekli ordu ve polis devlet iktidarının başlıca güç aletleridir. Zaten başka türlüsü ne olabilirdi?”[2]
Devletin kimin olduğunu asla unutmadan; sadece 19 Aralık’ı ve sonrasını hatırlamak bile, burjuva devletin “adalet(sizlik)”inin su götürmez kanıtıdır!
* * * * *
Burada yeri gelmişken; altını çizerek belirtmem gerek: her adaletsizlik ona karşı direnerek, başeğmeyenlere ölümsüzlüğü armağan eder… Yani adaletsizliğin olduğu yerde; ona başkaldıranların ölümsüzlüğü söz konusudur!
Ölüm karşısında hayattan yana olmak, durmak ısrarıyla insanlaşır insan…
Bu nedenledir ki Elias Canetti, sanki ölümü hiç yakıştıramaz insanlara; işbu nedenle, “Uzun bir hayat yeteri kadar iyi olmayabilir; ama iyi bir hayat yeteri kadar uzundur,” der Benjamin Franklin…
Nihayet şu müthiş saptamasını dillendirir Albert Camus, “Ölüm bir istatistik ve devlet işi oldu mu, dünya işleri artık iyi gitmiyor demektir,”; coğrafyamızdaki zulme gönderme yaparcasına…
19 Aralık (ve benzeri katliamlar) egemenler için sadece “bir devlet işi”dir; bu nedenledir ki, egemenlerin ölümsüzleşenler karşısında işleri iyi gitmemektedir…
* * * * *
Biliyorum; “sivil toplum”cu liberaller ile ‘Taraf’çılar “ölümsüzlük” saptamamdan pek hoşnut olmayacaklar; hatta belki de yazdıklarımı “ölümü kutsamak”la yargılanmaya kalkışacaklar!
Ama nafile; Kemal Burkay’ın, “Ben kimin ağlamasını istedim ki/ Yok ki benim kurşunlarım/ Dikenli tellerim, taş duvarlarım yok ki/ Bir türkü söylerim güneş vardır içinde/ Alınteri, Toprak ve hayat/ Beni elleriniz ilgilendirirdi/ Gözleriniz, o hilesiz ve dost/ Öyleyse nedir bu prangalar,” diye haykıran “Prangalar” dizelerindeki gibi düşünen/ duyan birisi olarak “Anan öle ölüm” diyen kararlılığın “ölümsüzlük”üne inanırım; 19 Aralık’ta bizi (geride koyup) gidenleri (ve benzerlerini) aşkı ve hayatı savunan çocuksu cüretleriyle hep “ölümsüzler” diye nitelerim…
Egemen terör karşısında eğilip, bükülmeyen Onlar ölümsüzdür!
Tıpkı W. Goethe’nin dediği gibi, “Ölümsüzlük herkesin harcı değildir.”
Çünkü halkın davası için sonsuz yaşamaya karar verenler ancak ölümden korkmayan ölümsüzlerdir.
Onlar için “ölüm” denen şey; olsa olsa, arkalarında bıraktıkları mücadelenin saflarında/ sevdalarında/ kavgalarında sürgit yaşayan ölümsüzlüktür…
Onlar eşitlik, adalet, özgürlük herkesin olsun diye düştükleri yolda ölümden korkmadıkları için hayata bu denli bağlandılar.
John Luckey Mc. Creery, tam da bunun için “Ölüm yoktur! Yıldızlar başka kıyılarda doğmak için batarlar,” derken; ekler Tacitus da, “Şerefli bir ölüm, şerefsiz bir ömürden daha iyidir,” diye…
Kaldı ki hayat, tüm seçimlerinizin toplamı; ya da kimileri için ölümsüzlüğümüzün çocuksu cüreti; niçin nasıl ve yaşandığımız değil midir?
Tam da bunlar için 19 Aralık’ta bizleri bırakıp gidenleri anlatırcasına haykırır Thomas Mann, “Bir insanın ölümü, kendinden çok, geride kalanların sorunudur”; Johann Wolfgang von Goethe, “Ölüm, sonsuzluğun zamanla kaynaşmasıdır; iyi bir insanın ölümünde, zamanın içinden bakarak sonsuzluğu görebilirsiniz; Victor Hugo, “Ölmek bir şey değil; korku verici olan, yaşamıyor olmak,” diye…
Ölümü ancak uğrunda yaşamı savunmak için ölmeye değer bir şeyi olmayanlar “büyütür”ler!
* * * * *
Diyeceklerimi toparlamalıyım:
Tarih yalnızca kahramanların öyküsü değildir. Çoğu zaman zalimlik, adaletsizlik, basiretsizliğin ve kaçışların öyküsüdür tarih.
Bu öyküde canavarlar, kötülükler ve ihanetler de vardır.
19 Aralık özelinde de bunun böyle olduğunu gördük!
Yaşananlar “Bana bir kahraman gösterin, size bir tragedya yazayım,” diyen F. Scott Fitzgerald’ın işaret ettiği gibiydi…
Devrimci düşlerinin peşinde sonsuzluğa koşan Onlar için önemli olan şeyler hâlâ önemini koruyorken; önemsizleşenler, Onları görmezden gelip, savundukları gerçeklere sırt dönen aymazlardır!
* * * * *
Platon’un, “Erdem, iyiyi elde etmek gücüdür,” diye betimlediği yenilmezlikle kuşanmış Onlar;bir şeyi layıkıyla yapabilmenin, her şeyden önce devrimci irade ve cesaret muhtaç olduğunu; doğru olan şeyi gördüğü hâlde yapmamanın da kaçkınlık olduğunu; hayatın, insanın cesareti oranında daralıp, genişlediğini; kıyıyı gözden kaybetmeye cesaret edemeyenlerin Okyanusu keşfedemeyeceğini; ve nihayet insana özgü irade ve cesaretin modasının hiç geçmediğini, geçmeyeceğini kanıtladılar!
Kolay mı? Eğer insan gibi insan olmak bir sanatsa; eğer insan tükenmezse; W. Goethe’nin dediği gibi, “İnsan özgür olmak için kendine hâkim olmayı bilmelidir.”
Evet; Onlar insan olmanın (ve kalmanın) ölümsüz abideleridirler; bundan kimsenin kuşkusu olmasın…
“Ölüm korkusuyla yaşamak, boyun eğmek, teslim olmak ölümden daha korkunçtur,” Onlar, dünyayı değiştirmek için mücadele edenler açısından her şeyin ölçüsüdürler…
İşte tam da bu nedenle günümüzde hayatın “nesnesi” değil “öznesi” olabilmek için Onlardan öğrenmeye muhtacız…
Çünkü “Her büyük şey, farkına vardığımız an bizi eğitir”![3]
* * * * *
“Son söz” daha söylenmemiş de olsa, sözümü Pablo Neruda’nın dizeleriyle noktalıyorum… şimdilik:
“Kavgada kazanılan adalet gününde
Sizler sessizlik içinde düşmüş kardeşler
Bu ulu günde
Ulu kavgada beraber olacağız…”
Bundan kuşkum yok; sizin de olmasın; en çok da zalimlerin “O birgün de Onlarla olacağımızdan asla ve kat’a şüphesi olmasın!
22 Kasım 2010 14:10:01, Ankara.
N O T L A R
[*] Tavır, No:103, Aralık 2010…
[1] Albert Camus.
[2] V. İ. Lenin, Devlet ve İhtilal, 8. Baskı, çev: Kenan Somer, Bilim ve Sosyalizm Yay., 1994, s.14-15-20.
[3] W. Goethe, Goethe Der ki, çev: Gürsel Aytaç, Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları: 534, 2’inci baskı, 1986, s.341.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s